Filmin biyografik bir film olduğunu sonuna gelince öğrendim. Film aşk olmadan dram konusunu işlediği için kaliteli ve iyi bir film olduğunu gösteriyor. Polanski yine kaliteli bir film yapmış.
Spoiler içeriyor
Kitabı yeni bitirdim ve şunu söylemeliyim ki kitap her ne kadar özellikle öğrenciler adına yazılmış olsada yetişkin bir bireyinde okuyabileceği bir kitap. Dili zor sanmıştım, gayet akıcı ama bölüm bölüm olduğu ve bazı yerlerde tekrara düştüğü için entelektüel birikimi fazla…devamıKitabı yeni bitirdim ve şunu söylemeliyim ki kitap her ne kadar özellikle öğrenciler adına yazılmış olsada yetişkin bir bireyinde okuyabileceği bir kitap. Dili zor sanmıştım, gayet akıcı ama bölüm bölüm olduğu ve bazı yerlerde tekrara düştüğü için entelektüel birikimi fazla olan ve okumayı seven daha çok sever gibi bir vibe aldım. Kitapta özellikle irade eğitiminde en büyük engel olarak şehvetli düşüncelerden(gündüz düşleri) ve tembellikten yakınılıyor. Bu en büyük engeller karşısında mutlak bir zafer elde etmenin imkansız ama deneyerek direnç göstermenin de bir başarı olduğu söyleniyor.
Kitaptan çok faydalandım ama bana çok kelime de kattı. Buna mukabil şu pasajı buraya atmamda bir sakınca görmüyorum kapanış babında:
Öte yandan gelişimimiz yeniliklere olan ilgisini kaybetmeye başlayıp da hayatın zorlukları gücümüzün sınırlarını bize öğrettiğinde ve sadece şimdi değil, gelecekte monoton göründüğünden hayat gidişini daha da hızlandırır ve geçmiş bir düşe dönüşür ve şimdiki zaman bir yanılsamadan ibaret hale gelir. Tembellik ya da toplumsal yahut iş hayatının zorunluluklarından nasıl üstesinden geleceğini bilmeyenler için bu yanılsama onlara çaresizlik dolu bir his verir. Koşarak kaçan ve iradelerine karşı gelen mahkumlar gibi zincirlerini yanlarında taşırlar. (yanılsamasız bir hayat geçirmemiz dileğiyle)
(kitabın özetini de atabilirdim her zaman yaptığım gibi alıntılarla ama özet yerine bu sözler kitaba olan ilginizi daha da cezbeder diye düşündüm. Gerçekten altı çizilebilecek, çoğu sayfasından neredeyse ayrı ayrı bir ders çıkarılabilecek bir yapıt. Özellikle tefekkür ve eylem hakkında yazdığı yerde güzeldi. Genç yaşta bu kitabı okuyabilirseniz hayatınızı düzene sokmanız daha olası ama dediğim gibi her yaştan insan okuyabilir ve ders çıkarabilir. Ayrıca Cenil Meriç'in etkilendiği kitap bu değil Ethem'in yazdığı terbiye-i iradedir.)
Arkadaşlar günümüzde yapay zeka popüler ancak ileride de cyborgların varlığı veya var olup yaygınlaşabileceği yadsınamaz. Peki size bir soru sizce ne kadar süre içinde cyborglar hayatımıza girecek? Cahtgpt buna 2084 demiş sanırsam. Ama bence daha kısa bi sürede gerçekleşir. Yaygınlaşmasını…devamıArkadaşlar günümüzde yapay zeka popüler ancak ileride de cyborgların varlığı veya var olup yaygınlaşabileceği yadsınamaz. Peki size bir soru sizce ne kadar süre içinde cyborglar hayatımıza girecek? Cahtgpt buna 2084 demiş sanırsam. Ama bence daha kısa bi sürede gerçekleşir. Yaygınlaşmasını bilemem ama. Kansere çare bulunmasına da 2031 demiş sanırsam.
Uyarı! Arkadaşlar bir öneri yapacağım ama koyu ateist, inançsız olanların dikkat etmemesini öneririm. Bu öneriyi yapma amacım sizinde aynı hataya düşmemeniz. Yani bir çıkar gözetiyor, size bi çıkar yol sunuyorum. Arkadaşlar bugün dini kanal veya hoca önerisi yapayım diyorum(din felsefesi…devamıUyarı! Arkadaşlar bir öneri yapacağım ama koyu ateist, inançsız olanların dikkat etmemesini öneririm. Bu öneriyi yapma amacım sizinde aynı hataya düşmemeniz. Yani bir çıkar gözetiyor, size bi çıkar yol sunuyorum. Arkadaşlar bugün dini kanal veya hoca önerisi yapayım diyorum(din felsefesi yapanlar bu kategori dışında). Ve yapmadan önce bir ön bilgilendirme yapmak istiyorum. Bir hocaya bakarken üslubunu başta dikkate alırsınız herhalde, yani önem arz eder. Ama bundan öte o hocanın ya da kendini hoca-öğretmen diye tanıtanların- ne anlattığı, içerikleri yani niteliğidir önemli olan. Öncelikle binlerce saatinizi verdiyseniz bir hocaya o hocanın niteliğini anlatmaya çalıştığı şeyleri ve nereden konuştuğunu yani kaynağını bir gözden geçirin derim. Hatta yıllarını verenlere geçmiş olsun diyebilirim. Ben kendimden örnek verecek olursam; hep Cübbeli Ahmet Hoca'yı dinlerdim bir zamanlar ama şükür olsun, bereket versin ki 1000'lerce saati bulmadı izlemelerim. Popüler bilinen kanalları sayacak olursam: Nureddin Yıldız, Cübbeli Ahmet, Kerem Önder bu tiplemeleri izlemeyin demiyorum ama ne anlattığına bi bakın sonra kararınızı verin.(bu arada bu tip hocaların hiçbirini dinle(ye)miyorum) Zira aksi taktirde yıllar boyu beyniniz yıkanabilir. Gelelim diğer namı diğer modern hocalara(çoğunluğun dediği modern hocalara) . Bu hocalarsa çok açık ve bilgilendirici konuşur ve genellikle Kutsal kitap kaynaklı konuşur. Bu hocalarda-özellikle bilinenleri- Mehmet Okuyan, Mustafa İslamoğlu'dur. Mustafa Öztürk'de vardır ama o biraz daha spesifik konuşabilir ama bence sohbeti hoş. Sürekli bir hocada bağlı kalmaksa sizin bileceğiniz iş. Tavsiyem hem kitapları karıştırmanızz, hem de hocaları. Dediğim gibi ateist veya bir inancı olmayan veya başka din mensubu olan bu gönderiyi görmezden gelebilir.
(birdiğer başka hocalar: Cemil Kılıç, İhsan Eliaçık, aklıma geldikçe burayı güncellerim en büyük hoccayı unutmuluz gaw Yaşar Nuri.. Artık hoca falan dinlemiyorum level atladım sanırım Bilimveyarailisagaci ve Nursel Durabay Hanımın blogunu takip ediyorum bu arada namaz 3 vakittir)
İncelenen kitap: Türkiye'de Okuma Alışkanlığı Yazarın adı: Ferhat Özen Yayının adı: T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (kitabı ekletmek için istekte bulunmuştum ancak askıya alınmıştı. Ben de buradan paylaşayım dedim.) Öncelikle kitap müko. Üzerinde ilköğretimden başlamak üzere(9yaş ve üstü)lise…devamıİncelenen kitap: Türkiye'de Okuma Alışkanlığı
Yazarın adı: Ferhat Özen
Yayının adı: T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları
(kitabı ekletmek için istekte bulunmuştum ancak askıya alınmıştı. Ben de buradan paylaşayım dedim.)
Öncelikle kitap müko. Üzerinde ilköğretimden başlamak üzere(9yaş ve üstü)lise sona kadar yaş gruplarına önerilen kitap listeleri var. Sonra sinema ve televizyonun kitabın yerini alamayacağı söyleniyor. O pasaj çok güzeldi. Ki bencede öyle sinema hiçbir zaman kitabın yerini tutmaz alamaz.
Eğitilmiş nüfus arttıkça "okuyan" nüfus azalıyor.
Demek ki eğitim sistemi sorunlu.
Devlet kitaba yasakçı hatta dönem dönem düşmanca yaklaşıyor.
Aileler "ders dışı kitap" okumayı engelliyor.
Televizyonlar da tam bir aptal kutusu gibi, "yarışmacılara" anasının adını soruyor.
Okuyanlar okuduklarını paylaşamıyor, giderek yalnızlaşıyor.
Christopher Morley(1890-1917)şöyle yazar: Bir insana kitap sattığınız zaman, ona yalnızca, kağıt, mürekkep, zamk ve cilt satmış olmazsınız, o insana yeni bir hayat satmış olursunuz.
"Kitaplar, ömür boyu yanı başımda elimin altındadır. Yaşlılığımda ve yalnızlığımda avuturlar beni. Sıkıntılı bir avareliğin baskısından kurtarır, hoşlanmadığım kişilerin havasından dilediğim zaman ayırıverirler beni. Fazla ağır basmadıkları, gücümü aşmakdıkları zaman acımı törpülerler. Rahatımı kaçıran bir saplantılı başımdan atmak için kitaplara başvurmaktan iyisi yoktur; hemen beni kendilerine çeker, içimdekinden uzaklaştırılan... İnsan hayatı denen bu yolculukta benim bulduğum en iyi nevale kitapları ve ondan yoksun anlayışta insanlara çok acırım. "
Montaigne
Edebiyat derslerinin amacı kronolojik sırayı ezberlemek midir, yoksa edebiyat zevki aşılayarak bilgilendirmek midir?
Canım Kitap
Suat Kemal Yetkin, "Canım Kitap" adlı denemesinde, "Niçin Okumalıyız?" sorusuna yanıt arıyor:
Nedir insanların kitaplara olan bu düşkünlüğü? Kitaplar, hele romanlar, şiir kitapları, neden insanların hayatında bu derece büyük bir yer alıyor? Bence bunu cevaplandırmak için, "İnsan niçin okur?" sorusunu ilkin cevaplamak gerekir. İnsanlar toplu olarak yaşadıkları halde, gene de yaratıkların en yalnızlarıdır. Sıkıntımızı unutmak, donuk hayatımıza biraz renk, biraz ışık vermek, daracık dünyamızda bulamadığımız şeyleri yaşamak için tek çaremiz; kitaplara sarılmaktır. Bırakınız ıssız bir adaya gitmeyi, herhangi bir yolculuğa çıkarken bile hangi okur yazar yanına bir roman, bir iki şiir kitabı almayı düşünmez! Yolculukta, çoğu zaman olduğu gibi çevremize bakıp kalmaktan yanımıza aldığımız kitapları okuyamazsak bile, onları gene de elimiz altında bulundurmak isteriz. Çünkü onların can yoldaşı olduğunu biliriz.
Düşünmeden öğrenmek yararsız, öğrenmeden düşünmek tehlikelidir.
Konfüçyüs
Okuma onun için "hobby" olmaktan çıkmış, hayatın bir nimeti olmuştur. Kitapları elinin altındaki en yakın dostlardır. Onun kitaptan duyduğu tadı belki bir müzik parçası çalanın, açık havada bir gezi yapanın ya da bahçeyi seyre dalanın zevkine benzetebiliriz. Bu anlamda bir okuma iki insan ruhunun en yakın teması demektir. Okuyucu "güzel"in yetiştirici etkisi altında, dünya üzerine bilgisini arttırmak ve derinleştirmek amacıyla yanar. Fikirlerinde yanılmadığını görür. Çevresindeki insanlarda bulamadığı anlayış, olgunluk ve avunmayı kitaplarda bulur. Kendini tartar. Kişiliğini ve kaderini tanır.
Okuma alışkanlığını sürdüren gençler gözlemci, araştırıcı, eleştirici bir kafaya sahip olur. Böyle kafalardan ilerde yalnız yazınsal alanlarda değil meslek dallarında da kitap yazan insanlar ortaya çıkar.
Kütüphane Biliminin Beş Yasası
1- Kitaplar okumak içindir.
2- Her okuyucuya göre bir kitap vardır.
3- Her kitaba göre bir okuyucu vardır.
4- Okuyucunun zamanını boşa harcamamak gerekir.
5- Kütüphane gelişen bir organizmadır.
S. R. Ranganathan
(Ray Bradburry) Bu kitabın yazılışından 40 yıl sonra 1993'te yazdığı önsözde, kitapların kibrit veya ateş olmadan da yakılabileceğini söyler ve bunu şöyle açıklar:
"... Çünkü, eğer dünya kitap okumayanlarla, öğrenmeyenlerle, bilgisizlerle dolmaya başlarsa, kitapları yakmak zorunda kalmazsınız, değil mi? Eğer dünyanın geniş ekranı basketbolla ve futbolla dolar ve MTV içinde boğulursa, gazyağını ateşleme veya okuyucu avlamak için Beatty'lere gerek kalmaz. Eğer ön bilgiler okul odalarının çatlakları ve vantilatörleri arasında eriyip yok olursa, bir süre sonra bunları kim bilir veya umursar? "
(Kemal Tahir) " Bir toplum için en büyük facia okuma yazma bilmeyenlerin yüzde çokluğu değil, okuma yazma bilenlerin okuldan çıktıktan sonra artık kitap okumamalarından meydana gelen gizli kara cahilliktir. "
Şunu da paylaşmasam olmaz/
Dünyanınen iyi on romanı:
Savaş ve Barış(Lev Tolstoy),
Goriot Baba(Honore de Balzac,
Tom Jones(Henry Fielding),
Aşk ve Gurur(Jane Austen,
Kızılla Kara(Stendhal),
Rüzgârlı Bayır(Emily Bronte),
Madame Bovary(Gustave Flaubert),
David Copperfield(Charles Dickens),
Karamazov Karseşler(Fyodor Dostoyevski),
Moby Dick(Herman Melville)
Avrupa kıtası geneli ve Japonya gibi ülkeler senede ortalama 10-15 kitap okurken bu oran(veya buna yakın bi orandı emin değilim) günümüzde Türkiye'de 5 kişiye 1 kitap olarak çıkıyor. İçler acısı durum, Türkiyem.
Yabancı gelişmiş ülkelere oranla basılan kitap sayısı adedi de bir hayli düşük.
(bu arada kitabın içinde sonda önerilen ilköğretim 3-4'den başlamak üzere önerilen kitapları eğer ilerde bir çocuğum olursa ona alıp okutabilirim
bu arada bi bilgi paylaşayım alonun Graham Bell'in sevgilisinden geldiğini öğrenmem şoku)
Klasik denebilecek bir kitaptır. İtfaiyecilerin yangın söndürmek için değilde kitap yakmak için mesleklerini icra ettiği distopik bir evrende geçer kitap. Ya hiç düşünemeseydik ne olurdu? Bunu irdeler kitap. Bunu da kütüphanede okumuştum. Şiddetle ve dahi zorla da olsa okutturulmasını tavsiye…devamıKlasik denebilecek bir kitaptır. İtfaiyecilerin yangın söndürmek için değilde kitap yakmak için mesleklerini icra ettiği distopik bir evrende geçer kitap. Ya hiç düşünemeseydik ne olurdu? Bunu irdeler kitap. Bunu da kütüphanede okumuştum. Şiddetle ve dahi zorla da olsa okutturulmasını tavsiye ederim.
Bu diziyi yanılmıyorsam hafızam beni yanıltmıyorsa 1,5 aydan daha kısa bir sürede izlemiştim. İzlediğim en iyi Türk dizisi diyebilirim, ilk üçüme rahat girer. Kıvancın oyunculuğunun zirveye çıktığı dizidir.
Arkadaşlar imkânınız olsaydı ne yapmak isterdiniz? Ben bir kitabı orijinalinden okumak için o dili öğrenmek isterdim. Atıyorum örneğin Fransızca'yı öğrenmek isterdim. Ama malum kitap fiyatları o yüzden yine E-kitaptan devam ederdim. Yalnız tek bir dil değil en az 5-6 dil…devamıArkadaşlar imkânınız olsaydı ne yapmak isterdiniz? Ben bir kitabı orijinalinden okumak için o dili öğrenmek isterdim. Atıyorum örneğin Fransızca'yı öğrenmek isterdim. Ama malum kitap fiyatları o yüzden yine E-kitaptan devam ederdim. Yalnız tek bir dil değil en az 5-6 dil öğrenmek isterdim.
Arkadaşlar ben Ebu Cehil'in de Franklin D. Roosevelt'in de şayet öyle bir yer varsa aynı cehenneme gideceğini düşünmüyorum. Yani farklı azaplar içinde olacaklarını düşünüyorum. Çünkü adalet bunu gerektirir. Bu örneği Yahudi veya inançsız olan herhangi bir kişi olarak değiştiredebilirsiniz. Cehennem…devamıArkadaşlar ben Ebu Cehil'in de Franklin D. Roosevelt'in de şayet öyle bir yer varsa aynı cehenneme gideceğini düşünmüyorum. Yani farklı azaplar içinde olacaklarını düşünüyorum. Çünkü adalet bunu gerektirir. Bu örneği Yahudi veya inançsız olan herhangi bir kişi olarak değiştiredebilirsiniz. Cehennem sözcüğü İbranice "Gehinnom" yani Hinnom Vadisi denilen kelimeden türemiştir. Ayrıca Eski Ahit'te de geçer. Mecazi, soyut bir anlamıda sıkıntı veren yer manasına gelir. Buradan hareketle kendi dünyasında zevkle yaşayıp ileride yapacaklarını planlayan, düşünen insan cenneti yaşarken; sürekli üzgün, ne yapacağını bilemeyen karakteri pesimist, hiç zaman geçiremeyen sürekli sıkıntılı tabiatta olan bir insansa cehennemi yaşar.
Cehennemin kutsal metinlerde de hem soyut, hem somut manada anlatıldığı; anlatılanları şahıs somut olarakda, soyut olarakda yorumlayabileceği aşikârdır. Son kitap olan Kur'an-ı Kerim'i ele alırsaksa da durum aynıdır. Söz konusu ayette "derilerini yeni derilerle değiştiririz" der. Bunu direk ateşli bir meydanda yanarak acı çekme olarak yorumlasak da, ne var ki bereket versin ki bir metafor olarak görme ihtimalimizde vardır. Yani acıdan ne anladığınıza, acı tanımınıza göre şekillenebilen bir durum var. Zira sözde sonsuz merhametli bir Tanrı'ya (Kur'an tabanlı) her iki uç noktanında (cehennem-cennet) İslam toplumlarının genelinde hatalı yorumlandığı kanaatindeyim.(yine adalet sıfatına yakışmayan bir durum var) Ama yozlaşmış, piçleşmiş bir toplumdan da farklı bir davranış beklememek gerek.
Arkadaşlar bir simülasyonda yaşıyor olabilir miyiz? Şimdi düşününce koca evrenin bilgisayar kodları gibi 1 ve 0 lardan oluştuğunu varsayabiliyorum en azından. Tıpkı "The Matrix"'teki gibi. Herkesin bildiği şu meşhur çift yarık deneyini ele alalım mesela. Yarığa baktığınızda her şey gözlemciler…devamıArkadaşlar bir simülasyonda yaşıyor olabilir miyiz? Şimdi düşününce koca evrenin bilgisayar kodları gibi 1 ve 0 lardan oluştuğunu varsayabiliyorum en azından. Tıpkı "The Matrix"'teki gibi. Herkesin bildiği şu meşhur çift yarık deneyini ele alalım mesela. Yarığa baktığınızda her şey gözlemciler tarafından normal şekilde ilerliyor. 1. delik, 2. delik derken gözlemciler ara veriyor. Buraya kadar her şey normal. Ama ara verdikten sonra geldiklerinde deliklerin yansımalarının dışında da başka bir çok yerde dalgalar oluşuyor. İşte bu gerçekten ilginç! (ilk başta parçacıklar atılıyor sonrasında dalga boyu deneye konu oluyor.) Sonrasındaysa daha spesifik denebilecek sonuca götürebilecek bir deney yapılıyor. Bu deneydeyse yine parçacıklar kullanılıyor ama bu sefer parçacıklar delikten geçip tam duvara değecekken bir gözlemci devreye giriyor ve sıkı durun sonuç; salisesinde elektronlar parçacık halinden madde haline dönüyor. Hala bu olay bilim camiasında açıklığa kavuşmuş değil ve bir çözüm bulanaysa Nobel Ödülü verilecek. Bu da acaba biz evreni gözlemlediğimizde mi var olduklarını; gözlemlemediğimizde var ol(a)madıkları sorusunu akla getiriyor. Simüle edilmiş bir evrende miyiz? Evren ışık hızından hızlı genişliyor. Bizim gibi varlıklarında uzay-zamanda maksimum ulaşabildiği hız ışık hızı. Kuantum dolanıklıkta da sınırsız bir veri akışı var her şey bir anda gerçekleşiyor. Aynı anda. Bu da bizim simülasyonda yaşadığımızın gerçekliği olabilir. Tıpkı bilgisayar kodlarındaki 1 ve 0 lar gibi.
"Kolay olacağını söylememiştim Neo! Sadece gerçek olacak demiştim."
(bu arada simülasyon teorisinin kökenine inmek için bkz: Mağara Alegorisi)