(!Kısa hikaye!) O YAŞASIN DİYE Bugün hava oldukça nemliydi. Sıcak rüzgarın ve bunaltıcı havanın etkisiyle alnımda oluşan teri sildim ve Minho’ya döndüm. Elindeki yelpazeyle serinlemeye çalışıyordu. Sahi onu nereden bulmuştu? Zira bu yağmalanmış eczanenin içinde birkaç antioksidan ilaç dışında hiçbir…devamı(!Kısa hikaye!)
O YAŞASIN DİYE
Bugün hava oldukça nemliydi. Sıcak rüzgarın ve bunaltıcı havanın etkisiyle alnımda oluşan teri sildim ve Minho’ya döndüm. Elindeki yelpazeyle serinlemeye çalışıyordu. Sahi onu nereden bulmuştu? Zira bu yağmalanmış eczanenin içinde birkaç antioksidan ilaç dışında hiçbir şey bulunmuyordu. Bir an olsun içerledim.Böyle bir kıyametin ortasında bile onun gibi rahat olabilmeyi diledim. Sahi ne zamandır bu kabusun içindeydik? Salgın başlayalı sekiz yıl mı olmuştu? Susuzluktan aklım başımda değildi ve bunun için daha fazla kafa yormak istemedim. Farkında olmadan Minho’ya çok uzun süre bakmış olacağım ki elindeki yelpazeyi bırakıp bana seslendi
“Yaran nasıl?”
Ah doğruya eczaneye gelme amacımız buydu. Uyluğumdan yaralanmıştım.
“Pansuman için malzeme bulamadım”dedim.
Kaşlarını hafif bir şekilde çattı.Oturduğu yerden doğruldu ve yavaşça yanıma doğru yürüdü.Gözleriyle yaramın üzerini süzüyordu.Bana gösterdiği ilgi bir anda içimi ürpertti.Onun bana gittikçe yakınlaşan bedenini geriye doğru ittim ve yaramı elimle kapattım
“Ben iyiyim”dedim titrek bir sesle.
Hemen ardından ceketimin kolunu yırtıp yaramın etrafını sardım.Bir süre enfeksiyon kapmaması için bu yeterli olmalıydı.Gerçi bunun pek de bir önemi yoktu.
…
Erzağımız da tıpkı bizim gibi tükenmişti;iki gündür doğru düzgün uyuyamamıştık bile.Bu durumda eczaneden ayrılıp yemek aramak bizi zombiler için açık bir hedef haline getirirdi.
“Bugünlük burada kalmaya ne dersin?Kapıyı kontrol ettim, güvenli gibi”dedi Minho.Onunla aynı fikirde olduğumu biliyordu .Peki neden soruyordu?
“Başka bir seçeneğimiz var mı ki?”dedim, alaycı bir tavırla. Ama içten içe çok korkuyordum.Ya fark ettiyse?
Minho bir şey söylemek üzere gibiydi ama yutkunarak gülümsemekle yetindi.
Ardından çantalarımızdan örtü ve yastıkları çıkardı.
…
Yanımda uyuyan Minho’nun yakışıklı yüzüne baktım. Yaşadığımız onca şeye rağmen, beni hâlâ neden yanında tuttuğunu anlayamıyordum. Doğuştan topaldım ve onsuz hayatta kalabilecek kadar güçlü bile değildim. Salgının ilk günü yollarımız kesişmeseydi, muhtemelen çoktan ölmüş olurdum.
Tek başına olsa daha iyi olurdu. Ben, yanında olmak yerine ona yük oluyordum. Üstelik uyluğumdaki yara da cabasıydı…
Düşüncelerimi toparlamalı ve her şey için çok geç olmadan önce buradan ayrılmalıydım.
Yattığım yerden kalkmaya yeltendiğimde bir el omzumu sıkıca kavradı.Nefesini ensemde hissedebiliyordum.
”Nereye gidiyorsun?”dedi Minho .
“…”
“Sana nereye gittiğini sordum.”
O an dürüst olmaya karar verdim.Sonuçta kaybedecek bir şeyim yoktu.
“Enfekte oldum.”dedim
“Ama aradan yarım gün geçmesine rağmen bir zombiye dönüşmedin,öyle değil mi?”dedi Minho
O biliyordu. En başından beri.
“Virüsün enfekte süresi kişiden kişiye göre farklılık gösteriyor.Bunu sen de çok iyi biliyorsun.Eğer şimdi gitmezsem seni tehlikeye atmaktan başka bir şey yapmamış olacağım”dedim.
Minho beni bir hışımla yere ittirdi ve bunu yaparken başımın arkası yere çarpmasın diye eliyle korudu .
Bana sinirli gözler ile bakıyordu.
Şaşkınlığımı belli etmeden onunla son bir kez konuşmayı denedim.”Şuan ne yaptığının bilincinde değilsin .Uykusuzluk seni yıpratmış olmalı.Yoksa zombiye dönüşecek birisini niye yanında tutmak isteyesin?”
Beni sıkıca tutmaya devam etti.Sanki en ufak bir gevşemede elinden kayıp gideceğimden korkuyor gibiydi.
Niye böyle davranıyordu?
Gözlerimi kaçırdım,yoksa o…
Aniden yüzümde bir ıslaklık hissettim.Minho’nun göz pınarlarından dökülen yaşlar yanağımı ıslatıyordu.Donup kaldım.Vücudum titremeye başladı.Sakin kalmalıydım ama bedenim beni dinlemiyordu.
“Seni bırakmayacağım…bırakamam.Diğerleri ile aynı sonu paylaşamazsın…buna izin vermeyeceğim”dedi Minho, çatlak bir ses tonuyla.Diğerleri ha?Şimdi onun niye böyle davrandığını anlayabiliyordum “Jeongin,Seungmin,Yongbok, Jisung,Hyunjin,Changbin…”diye mırıldandım.Bunlar ölen yoldaşlarımızın isimleriydi.Sonumun onlar gibi olmasını istemiyordu.
“Beni bırakmasanda er ya da geç zombiye dönüşeceğim”dedim, o beni tutmaya devam ederken. Tek eliyle bileklerimi başımın üstünde sabitlemişti, diğer eliyle de yüzüme döktüğü yaşları siliyordu.Eli yanağımdan boynuma doğru kaydı.Bu beni gıdıkladı ve irkildim.
“Ne yapıyorsun!?”dedim
Ama beni duymamış gibi davrandı.Avucunun içinde oluşan ter, nasırlı parmaklarından boynuma döküldü. Dokunuşları, sanki kırılmamdan korkuyormuşçasına narindi.Onu itmeye çalıştım ama çabam nafileydi.O çok güçlüydü.
…
Yüzünü usulca yakınlaştırdı.Nefes alıp verişi her saniye daha da hızlanıyordu.Dudaklarını araladı ve gözlerimin içine baktı.Sanki izin istiyormuş gibiydi.Başımı yana çevirdim.Ona bu izni veremezdim.Buradan bir an önce çıkmam gerekiyordu.Topal olan ayağımla ona vurmayı denedim.Hareketimi hızlıca sol baldırıyla engelledi ve iki bacağımıda -hareket edemeyeceğim şekilde-sıkıca kendine kenetledi.Ardından yanağıma hafif bir buse kondurdu.Tepki vermedim ”Burada benimle beraber mi ölmek istiyorsun?”dedim
“Evet”dedi hiç tereddüt etmeden.
“Peki öyleyse”dedim ve dudaklarına yapıştım.Bileklerimi sıkıca tutan eli zamansız öpücüğümle birlikte gevşedi.Bu benim için bir fırsattı.Dirseğimle kafasına sert bir darbe indirdiğim gibi doğrulup kapıya doğru koşmaya başladım.(Tabi biri topal diğeri yaralı iki bacakla ne kadar hızlı koşabilirsem!)Neyseki eczanenin tek bir giriş çıkış noktası vardı.Kendimi dışarı attım ve ardından kapıyı hızla kilitledim. Anahtarı ilaç dolabının üstünde bulup, sonradan lazım olur diye cebime attığımda, işlerin buraya varacağını hayal bile edemezdim . Her şeyi onun yaşaması için yapmıştım. Peki neden cam kapının önünde durmuş, sanki hatalı benmişim gibi bana bakıyordu?
&Bu içeriğin tamamen eğlence kaynaklı olduğunu belirtmek isterim.(ben bir yazar değilim ve bu benim ilk kısa hikaye denemem)Yine de umarım hikayemi beğenirsiniz🙏
&Hikayenin devamını beğeni sayısına veya talebinize göre yapabilirim💐
-Ruby Baker