Bitirdim geldim ve 3. Kitaba geçmek için cidden zamana ihtiyacım var. O kadar ama o kadar fazla ayrıntı var ki bazen gerçekten gerek var mıydı bunu almana diyorum kendi kendime ama yine de kısa süreli bir pişmanlık oluyor bu. Hikayeyi…devamıBitirdim geldim ve 3. Kitaba geçmek için cidden zamana ihtiyacım var. O kadar ama o kadar fazla ayrıntı var ki bazen gerçekten gerek var mıydı bunu almana diyorum kendi kendime ama yine de kısa süreli bir pişmanlık oluyor bu. Hikayeyi masum masum okuyup hayran kaldıktan sonra insanların bulduğu çelişkileri görünce kendimi aptal gibi hissetsem de vazgeçemiyorum olasılıkları okumaktan. Şimdiye kadar sadece 2 basım hatası vardı ve sayfa renkleri göz yormuyor. Sherlock Holmes 'un gerçek olduğunu öylesine kabul ettirdi ki kitaptaki incelemeler ve dipnotlar yazarın adını unuttum neredeyse.
Gözüme çarpan çok hoş birşey oldu ve kitapta değinilmesine de inanılmaz sevindim. Arthur Conan Doyle'un Sherlock esintilerini heryerde görmek mümkün. Benim ilk dikkatimi çeken Hekimoğlu -hatta senaryoyu yazana ayıp olmasın Dr. House diyeyim- dizisindeki ana karakter tiplemesinin Sherlock'a böylesine benzemesi. Bunun çok daha sağlam örnekleri kitapta mevcuttu ama gerçekten minnacık dipnotlar arasında 1000 sayfa karıştırmak istemiyorum :D
- Sert bir eleştiridir. Rahatsız olacaklar okumasın - Okul yönetiminin ailemi zorla arayıp adımı yazdırdığı yarışmada verilen ilk kitap... Yarışma gereği 8 defa falan okudum ve düşündüklerimi yazsam yeni bir kitap olur sanırım. Kısaca beğenmedim. Hep söyledim yine söyleyeceğim, bir…devamı- Sert bir eleştiridir. Rahatsız olacaklar okumasın -
Okul yönetiminin ailemi zorla arayıp adımı yazdırdığı yarışmada verilen ilk kitap... Yarışma gereği 8 defa falan okudum ve düşündüklerimi yazsam yeni bir kitap olur sanırım. Kısaca beğenmedim. Hep söyledim yine söyleyeceğim, bir insanlık suçunu desteklemediği sürece hiçbir fikri aşağılayarak kendinizinkini yüceltemezsiniz. Sezai bey bunu o kadar çok ama o kadar çok yapmıştı ki ben bu kitapla ilgili deneme falan yazamam dedim. 6 yıllık yazarlık hayatımda ilk defa bir yarışmadan kendi hür irademle geri çekildim.
Özellikle kadınlarla ilgili değindiği noktalar beni delirtti diyebilirim. Kadın çalışmasın. Niye çalışmasın sizin gibilere muhtaç kalmak ve boyun eğmek için mi? Eğer ataerkilliği reddetmem batı özentiliği oluyorsa evet BATI ÖZENTISIYIM hem de ölene kadar.
Diğer bir nokta dinsizlik. İnançsız bir insan olarak okurken sinirden gözlerim doldu diyebilirim. Toplumda ne ahlaksızlık varsa dinsizlikten geliyormuşmuş, bunu açıklamaya bile tenezzül etmeyeceğim. Biraz olsun öz saygısı olan her insan toplumdaki ahlaksızlığın kimlerden geldiğini biliyordur. Gönül isterdi ki kitabı direkt kütüphaneye vermeyeyim de altını çizdiğim alıntıları tek tek yazayım insanlar da görsün. Maalesef kitaplığımda daha fazla durması istemediğimden ilk fırsatta kütüphaneye verdim.
Kısacası sırf bir tanrıya inanmıyor diye toplumdaki tecavüzcü, hırsız, pedofili, uyuşturucu taciri gibi tüm etiketleri bir insanın üstüne yapıştırmak ve buna öncülük etmek suçtur.
Kendi görüşlerinizi yüceltmek uğruna ne kadar pislik varsa üstüne attığınız diğer insanların hayatı cehennem denilen yerden daha beter. Kimse sizin maneviyatınızı tatmin etmek için yaydığınız ayrımcı görüşleriniz yüzünden saklanarak yaşamak zorunda kalmayacak.
Ahlaksızlık ne dine ne ırka ne de cinsiyete bağlıdır, karakter meselesidir. Bu yaşına kadar böylesine ilgi görmüş bir yazarın bu kadar temel birşeyi biliyor olmasını beklerdim.
Ama tek bir cümleyi Sezai Bey'e sormak isterdim:
" İnançsızlar ahlaksızdır dolayısıyla toplum düzenini bozar genellemenizi bilimsel bir bilgi olarak kabul etmem ve ayrımcılık olarak görmemem için bana bunun toplumdaki tüm inançsızları kapsadığını delilleriyle kanıtlayabilir misiniz?"
Müslümanlar terörist, yahudiler hastalıklı, inançsızlar ahlaksız, siyahiler suç makinesi... Dünyada yeterince genelleme var ve şimdiye kadar bir tanesi bile bir masumun canını yakmamış değil. İstisnalar kaideyi bozmaz mantığı adaletin olduğu medeni bir toplumda kullanılamaz, kullanılmamalıdır.
Çok hoş bir yapımdı. 2 karakter tek mekan ancak bu kadar sürükleyici olabilirdi. Diyaloglar adeta hipnotize etti beni. Her ne kadar filmin ilk yarattığı inançsızların intihara meyilli insanlar olduğu algısı beni huzursuz etse de sonradan verilmek istenilen mesajın bu olmadığını…devamıÇok hoş bir yapımdı. 2 karakter tek mekan ancak bu kadar sürükleyici olabilirdi. Diyaloglar adeta hipnotize etti beni. Her ne kadar filmin ilk yarattığı inançsızların intihara meyilli insanlar olduğu algısı beni huzursuz etse de sonradan verilmek istenilen mesajın bu olmadığını farkettim. Profesörün intihar sebepleri inançlıların sahip olabileceği türden birşey değildi. Profesör koskoca bir hiçti, birçoğumuzun yıllar sonra olacağı gibi. İlk defa sevindim; korkabiliyordum, inatçı olabiliyordum, tiksinebiliyordum... Profesörün bunlardan hiçbirisine sahip olmaması ve son sahnede nadiren hıncını dışa vurabildiğini söylemesi tüm bunlar için mutlu olmam gerektiğini hissettirdi. Bir gün geriye sadece hiçlik kalacak ve belki ölmek istemeyeceğim. Ölüm bile sadece hiçliği barındırdığı için şuursuzca bir arzu olacak. Erken ölmediğim için pişman bile olamayacak kadar boş olacağım belki. O zamana kadar kendi duygularımla doyasıya yaşamalıyım dedim filmi bitirince.
Sanatı tam bu yüzden seviyorum. Profesör karakterini kim yarattı bilmiyorum ancak dünyanın bir yerinde benimle aynı şeyleri düşünen, hisseden insanlar olması ve en azından anlaşılabilmek çok değerli. Oyunculuklar mükemmel, müzikler kusursuz ve çok incelikle düzenlenmişler. Gerekli diyalogların arkasına konulan sesler kesinlikle apayrı bir hava katmış. İzlemezseniz kaybedeceğiniz en az bir şey olduğundan eminim.
İşleyişi biraz karmaşık olsa da sonlara doğru kesinlikle senaryo kafanıza oturacaktır. Olayları kavramaya çalışmak kritik diyalogları kaçırmak demek ki maalesef ben bu hataya düştüm. Büyük ihtimalle 2. defa izleyerek kafamda iyice toparlamaya çalışacağım. Filmini mi izlesem animesini ki izlesem diye…devamıİşleyişi biraz karmaşık olsa da sonlara doğru kesinlikle senaryo kafanıza oturacaktır. Olayları kavramaya çalışmak kritik diyalogları kaçırmak demek ki maalesef ben bu hataya düştüm. Büyük ihtimalle 2. defa izleyerek kafamda iyice toparlamaya çalışacağım. Filmini mi izlesem animesini ki izlesem diye düşünen arkadaşlar için: Çizimleri kusursuz, geçişler kusursuz, 1995 yılında olabilecek en kusursuz şey. Böyle bir animede felsefe de beklemiyordum yalan olmasın şaşırttı biraz. Son olarak da depresif bir havası ve bunaltıcı diyalogları yok. Herşey tadında bırakılmış.
Sıkıldım sıkıldım ileri sarmaktan parmağım tutuldu. İlk 1 saat öyle yada böyle idare ettim ama sonraları 5er 10ar sarıverdim dayanamayıp. Klişe senaryo duygusal değil ama manzaralar falan güzeldi. Ciddi anlamda izleyecek birşey bulamıyorsanız ama samimi bile olmadığınız insanlarla saçma sapan…devamıSıkıldım sıkıldım ileri sarmaktan parmağım tutuldu. İlk 1 saat öyle yada böyle idare ettim ama sonraları 5er 10ar sarıverdim dayanamayıp. Klişe senaryo duygusal değil ama manzaralar falan güzeldi. Ciddi anlamda izleyecek birşey bulamıyorsanız ama samimi bile olmadığınız insanlarla saçma sapan bir film gecesi yapacaksanız doğru film. Büyük ihtimalle film açıkken uyumak yada telefona bakmak kimse tarafından garipsenmeyecek. Ortamda ses falan olur hem binde bir gelen aksiyon sahnesi de kafanızı ekrana çevirir.
SPOILER
Neyse ki senaryo en olası klişilerden birisini es geçti. Kadın hamile kalsaydı adam bebeklerini kurtarmak için uğraşsaydı falan yeter ulan devamını hayal ederek bile bulurum deyip kapatırdım. Yine orjinal olmasa da finalinde de çabalamışlar be abi diyerek bitirene kadar izledim.
Spoiler içeriyor
Ruhsal yorgunluğumdan mıdır, yaş gereği tam sindiremememden midir bilmiyorum ama sonunu beğenmedim. Olayları kastetmiyorum, anlatılış biçimi, karakterlerdeki duygu yoğunluğunun hissedilememesi (belki Zweig bunu özellikle yapmıştır ama ilk defa algılayamadım nedenini) benim dikkatimi çekti. Onca yıldan ve onca şeyden sonra içlerinde…devamıRuhsal yorgunluğumdan mıdır, yaş gereği tam sindiremememden midir bilmiyorum ama sonunu beğenmedim. Olayları kastetmiyorum, anlatılış biçimi, karakterlerdeki duygu yoğunluğunun hissedilememesi (belki Zweig bunu özellikle yapmıştır ama ilk defa algılayamadım nedenini) benim dikkatimi çekti. Onca yıldan ve onca şeyden sonra içlerinde hala bir kıvılcım varken yüz yüze gelen insanlar nasıl olur da bu kadar kontrollü ve tahmin edilebilir olurlar? Bunun dışında sonunun açık bırakıldığı fikrine katılmıyorum. Tam kıvamında minik bir soru işaretiyle bitti, her kitapta olduğu gibi. Son kısımda yazarın savaşı unutmaması ve okuyucuya gerçeği tekrar hatırlatması çok hoşuma gitti; savaş başlamasaydı iki aşık hiçbir şüpheye düşmeden ve yeni hayatlar kurmadan birbirlerine kavuşacaklardı. Onca duygu karmaşası, acı ve tereddüt savaş yüzündendi. Bir tarafta savaş isteyen insanlar; büyük ihtimalle sevdiklerini kaybetmenin intikamı için, bir tarafta savaşa anlam veremeyip içi ürperenler; sevdiklerine kavuşamadıkları için.
Spoiler içeriyor
Ulan dedim depresifken izleyip nanayı yemeyeyim ama bi hoşuma gitmedi de değil bu fikir oturdum izledim. Beklentilerim baya yüksekti çünkü filmi daha önce hiç araştırmamıştım. Yer yer güldüğüm bir yapım oldu. Hele heykeli falan öpmesine koptum. Türkiyeye gelsin de bi…devamıUlan dedim depresifken izleyip nanayı yemeyeyim ama bi hoşuma gitmedi de değil bu fikir oturdum izledim. Beklentilerim baya yüksekti çünkü filmi daha önce hiç araştırmamıştım. Yer yer güldüğüm bir yapım oldu. Hele heykeli falan öpmesine koptum. Türkiyeye gelsin de bi heykel öpsün bakalım ağzını bulabiliyor mu :D Filmde hak verdiğim ve aklımda kalan tek replik hassas insanların bu dünyaya dayanamayacağı. Dominik gerçekten çok hassastı. Büyük bir tepki almamıştı insanlar sadece komiklik olsun diye yapıyorlardı. Ha bu yaptıklarını doğru çıkarır mı? Asla. Demek istediğim başa çıkılamayacak şeyler değildi. Okul değiştirirdi en olmadı babasını kullanarak bambaşka bir ülkede bitirirdi okulu. Birkaç kendini bilmezin okul dedikodu sitesine yüklediği şey olayı nerelere getirdi. Bu yüzden şahsi fikrim Dominiki okuldaki aptal söylentiler falan yıkmadı, onu yıkan şey yanlış dönemde intiharı ballandıra ballandıra anlatan salak sanal arkadaşıydı. Belki yüz kat fazlasına maruz kalmışımdır ama neyseki çevremde Sylwia gibileri olmadığından olay sırasında intihar hiç aklıma gelmemişti. Sanıyorum ki Dominik ne kadar hassas olursa olsun psikiyatriyle ve ailesinin bilinçlenmesiyle düzelecekti. Dominik'in tek kaybı o lanet oyunu keşfetmesiydi. Arkadaşlarınızı iyi seçin derim giderim.
İzlemezseniz birşey kaybetmezsiniz şahsen ben duyguyu yakalayamadım ve görüntülü konuşmaları gerçeklik katan tek şeydi. Dominik'in son sahne fena çekilmemişti ama kızınki fenaydı beğenmedim. 5/10
Spoiler içeriyor
Yavaş la gaç kere ölüyon Kıyafetlere bayılmaktan filmi izleyemeyecektim desem yalan olur senaryosu zor takip edilen yapımlardan değil rahat rahat izleyebilirsiniz. Dekorlar falan baya iyiydi de suya indiği paraşüt sahnesi... Tükürüp yapıştırsaydınız daha az belli olurdu be abi, son sahne…devamıYavaş la gaç kere ölüyon
Kıyafetlere bayılmaktan filmi izleyemeyecektim desem yalan olur senaryosu zor takip edilen yapımlardan değil rahat rahat izleyebilirsiniz. Dekorlar falan baya iyiydi de suya indiği paraşüt sahnesi... Tükürüp yapıştırsaydınız daha az belli olurdu be abi, son sahne zaten 2 3 gece daha uyuma düzeltirdin sanıyorum ki. Koskoca filmde o sahne gözüme ok gibi saplandı
2 saat 24 dakikalık versiyonunu izledim. Yönetmenin sonradan sahneler eklediği halini yani. Birkaç yerde sıkılıyor gibi olsam da sürükleyiciydi. 20 dakikalık dizi bölümlerini izleyemeyen biri için 2 saat 20 dakika izlemek bence büyük başarı :) Birkaç damla yaş süzüldü ama…devamı2 saat 24 dakikalık versiyonunu izledim. Yönetmenin sonradan sahneler eklediği halini yani. Birkaç yerde sıkılıyor gibi olsam da sürükleyiciydi. 20 dakikalık dizi bölümlerini izleyemeyen biri için 2 saat 20 dakika izlemek bence büyük başarı :) Birkaç damla yaş süzüldü ama ağlatmadı da hüngür hüngür. Boş vaktiniz varsa izleyin klasik aşk filmlerinden diyebiliriz. Oyunculuklara laf yok kesinlikle türk versiyonuna bin basar. Türk versiyonunu da sakın izleyim demeyin gözleriniz ve zihniniz kan ağlar benden söylemesi.
Son sezon asla kalitesiz değildi ve yaratıcıydı da ama yine de sebebini bilmediğim bir şekilde içimde olmasaydı da olurmuş hissi oluşturdu. İzlerken keyif aldım, çok sıradışı bir senaryosu yoktu ve genele hitap edeceğini düşünüyorum. OVAları bititmedim ama izlemeyi de düşünmüyorum…devamıSon sezon asla kalitesiz değildi ve yaratıcıydı da ama yine de sebebini bilmediğim bir şekilde içimde olmasaydı da olurmuş hissi oluşturdu. İzlerken keyif aldım, çok sıradışı bir senaryosu yoktu ve genele hitap edeceğini düşünüyorum. OVAları bititmedim ama izlemeyi de düşünmüyorum doğrusu. Aşağıda hikayenin finali olarak kabul ettiğim 1. Sezon son bölümünü anlattım.
*** SPOİLER *** SPOİLER *** SPOİLER *** SPOİLER ***
Benim için hikaye Sebastian Ciel'in ruhunu almak için şeytan adasına götürdüğünde bitti. Anlaşma orada gerçekleşti ve Sebastian hayatına devam etti. Ciel asla şeytana dönüşmedi ve Sebastian da sonsuza kadar onun kahyası olarak kalmadı.