Sa-yo-na-ra Ağlamadım ama feci şekilde midem bulanıyor ve gözlerim yanıyor. Ciddi anlamda üzüldüm galiba. Kirpiklerim de dökülmeye başladı. Niye bu kadar etkilendim bilmiyorum. Çok kapsamlı bir şekilde her türlü konuyu ele almışlardı. Beğendim
Filmin rafta olmadığını bildirdikten birkaç saat sonra eklediler. Geri bildirimlere bu kadar hızlı dönmelerine değinmeden yorum yapmaya geçemedim :) Belgesel niteliğinde çok hoş bir yapım. LGBTQ ailelerin çocuklarıyla ilk tanışmalarını anlatıyor denilebilir. Doğduklarında nasıllardı, nasıl büyüdüler, kabullenene kadarki reddetme süreçleri,…devamıFilmin rafta olmadığını bildirdikten birkaç saat sonra eklediler. Geri bildirimlere bu kadar hızlı dönmelerine değinmeden yorum yapmaya geçemedim :)
Belgesel niteliğinde çok hoş bir yapım. LGBTQ ailelerin çocuklarıyla ilk tanışmalarını anlatıyor denilebilir. Doğduklarında nasıllardı, nasıl büyüdüler, kabullenene kadarki reddetme süreçleri, kabullenme, sevgi, umut her şey vardı içinde. Ailelerin bu konuda bilgisiz olmasından dolayı hissettikleri acı çok belliydi. Neredeyse tüm anne babalar "biz bilmiyorduk, görmemiştik ki hiç, hastalık zannettik, düzeltilmesini istedik, birileri bize anlatana kadar asıl hatanın toplumun düşünce biçimi olduğunu bilmiyorduk" diye düşünüyorlardı. Gerçekten etkileyiciydi.
Türk yapımı olduğundan bizim toplumumuzun kültürel \dini fikirlerini de yansıtmışlardı. Farklı pencerelerden bakabilmeyi öğrenmek adına izleyin, izlettirin...
Spoiler içeriyor
Sonunda beee. Gerilimli bir film diyebiliriz. Jeffrey Dahmer'in hayatını (gençlik yıllarını) anlatıyor. Biliyorsunuz ki Dahmer 17 tane genci öldüren, etlerini yiyen hafiften kafası gidik bir abimiz. İşte bu katile dönüşme süreci gösteriliyor filmde. En çok dikkat çeken de sağlıksız ebeveynlerinin…devamıSonunda beee. Gerilimli bir film diyebiliriz. Jeffrey Dahmer'in hayatını (gençlik yıllarını) anlatıyor. Biliyorsunuz ki Dahmer 17 tane genci öldüren, etlerini yiyen hafiften kafası gidik bir abimiz. İşte bu katile dönüşme süreci gösteriliyor filmde. En çok dikkat çeken de sağlıksız ebeveynlerinin Dahmer'i nasıl etkilediği. Bir çocuğun psikolojisini basit bir ebeveyn çatışmasının nasıl etkilediğine dikkat çekmişler. Gelelim benim sevdiğim "sonunda beeee" dediğim kısma;
*** S P O İ L E R ***
Dahmer abimizin lise arkadaşı olan siyah dalgalı saçlı beyefendimiz eve dönerken yolda Dahmer'i görüyor (filmin son sahnelerinden birisi) Dahmerin tırnaklarındaki kanı farkedip soruyor ve dahmer boya diye geçiştiriyor. Ama siyah saçlı beyefendimiz yer mi lan bunu. Abimiz ressam olmak istiyor adam borun bokun resmini çiziyor kanla boyayı mı ayıramayacak? Dahmer'in ısrarlarıyla bir bira içmeye eve giriyor. Dahmer arkasından sessiz sakin eve girince abimiz hemen bu işteki bokluğu çakıyor ve eve gitmeliyim annem yemek için gitmezsem beni öldürür diyerek neredeyse koşarak arabaya biniyor. Yani Dahmer'in kurbanı olmaktan böyle kurtuluyor. Peki nasıl oluyor bu iş? Çünkü bu film katilin orjinal hikayesini anlatmayı amaçlıyor. Yani korku filmlerinde neredeyse katilin boynuna atkı diye doladığı bağırsakları farketmeyip evdeki ceset kokusundan bile kıllanmadan gardını indiren malları bu filmde görmüyoruz gerçek bir hikaye olduğu için. Benim en sevdiğim kısım bu sahne oldu kısaca. Yine de konser çıkışında otostop çeken zavallı sarışın kekim (adı steve idi galiba) bu kaderden kaçamıyor :(
Sürükleyici değil ama izlenebilir. Düşünmeye teşvik eden bol bol diyalog var. Benim asıl amacım final sahnesindeki karışıklığa bir son vermek. Buradan sonrasını izlemeyenler okumasın çnk spoilerin babasını vereceğim :D ~SPOILER~ Bazıları kız halüsinasyon gördü ve intihar etti demiş. Hem de…devamıSürükleyici değil ama izlenebilir. Düşünmeye teşvik eden bol bol diyalog var. Benim asıl amacım final sahnesindeki karışıklığa bir son vermek. Buradan sonrasını izlemeyenler okumasın çnk spoilerin babasını vereceğim :D
~SPOILER~
Bazıları kız halüsinasyon gördü ve intihar etti demiş. Hem de camdan atlayarak :D Arkadaşlar Zack abimizin tırpanıyla zor kırdığı parmaklıklar sizce Ray ablamızın incecik vücudunu fırlatmasıyla kırılabilir mi? Ya da Zack'ın verdiği ufacık bıçakla? Zack kesinlikle geldi. Bazıları da hapishaneden nasıl kaçtı demişler. Olm animede adam Tanrı fantezisinden katliam düzeni kuruyor, yetimhanede çocukları öldürüp diğerlerine gömdürüyorlar. Tüm bunların olduğu yerde Zack'in kaçması mı mantık hatası :D Tek merak ettiğim şey şu; acaba Zack Ray'i gerçekten öldürdü mü yoksa birlikte intihar mı ettiler?
Ek bilgi: Pencerenin önünde kan Zack'in bacağındaki kesikten akıyor bence. Sahneye zoom yaparsanız farkediyorsunuz kesildiğini.
Finali olabildiğine açık bırakılmıştı, can sıkıcıydı ama kötü demek de haksızlık olur. Boş zamanınız varsa izleyebilirsiniz.
Ben bu film hakkında gönderi attığımı hatırlıyordum ama atmamışım (ailesini unutan insandan beklenecek şeyler bunlar jwnskqns) Filmin konusundan giriş yapalım. Tahmin ettiğiniz gibi film iki erkeğin aşkını konu alıyor gibi gözükse de aslında azınlıkta olan insanların ne tür basmakalıplarla başa…devamıBen bu film hakkında gönderi attığımı hatırlıyordum ama atmamışım (ailesini unutan insandan beklenecek şeyler bunlar jwnskqns) Filmin konusundan giriş yapalım. Tahmin ettiğiniz gibi film iki erkeğin aşkını konu alıyor gibi gözükse de aslında azınlıkta olan insanların ne tür basmakalıplarla başa çıktığını gösteriyor. Gürcü dansını yaparken bile yeterince erkeksi değil, hareketlerin yumuşak diyerek esas oğlanı dışlayadursunlar araya amerikan dizilerinde okula nakil gelen öğrenci misali yeni bir oğlan damlayıveriyor. Bizimki bir bakıyor yeni oğlan feci dans ediyor. Ben bunu geçerim diyor ve ölümüne çalışıyor. Ama bu zavallı yavrucağın gudubet komşusuyla işe yaramaz anası ve bir zamanlar dansçı olan ama şimdi açlıktan ağızları kokan babaannesi ve babası var. Bir de film boyunca illallah edeceğiniz ama son sahnede gözyaşlarınızı akıtacak bir abisi var. Sevgilisi olan hanım kızımız birşeyleri hafiften çakıyor tabii bizim esas oğlandaki değişimlerden. İşte tüm bu imtihanın içinde zavallı esas oğlanımız geleceğini nasıl kurdu, kendini nasıl keşfetti onu izliyoruz...
100ü geçkin eleştiriye bir tane de ben eklemeyeceğim tabii ki :D Sadece 5 Kasım olduğundan hala izlemeyenler varsa hatırlatmak, izlemeyi erteleyenlere izlemenin tam vakti olduğunu söylemek için atıyorum bu gönderiyi.
Danimarkalı Kızı izlerken bile böylesine ağlamamıştım. Şüphesiz içinde zerre kadar insanlık barındıran herkese gözyaşı döktürmüştür. Ama din ya da kültür yüzünden elinden bir şey gelmeyen konularda ayrımcılığa maruz kalan insanlar için daha bir anlamlı. Filmde iplerimi kopartan 3 sahne oldu.…devamıDanimarkalı Kızı izlerken bile böylesine ağlamamıştım. Şüphesiz içinde zerre kadar insanlık barındıran herkese gözyaşı döktürmüştür. Ama din ya da kültür yüzünden elinden bir şey gelmeyen konularda ayrımcılığa maruz kalan insanlar için daha bir anlamlı.
Filmde iplerimi kopartan 3 sahne oldu. 1. Sahne spoiler sayılır izlemediyseniz 2. Sahneyi okumaya geçin.
~Spoiler~
1.) Bobby'nin intihar ederken tüm acılarını hatırlaması ve hepsinin içinden annesinin "benim öyle bir oğlum yok" dediği zamanı hatırlayınca kendini boşluğa bırakması beni tam anlamıyla yıktı. Benzer bir olayı yaşamıştım ve dışarıdaki milyonlarca insanın hakaretleri gram etkilemezken anneden gelen bir sözün yıkıcılığı ancak bu kadar iyi anlatılabilirdi
~Spoiler Bitti~
2.) Tam olarak şu repliğin geçtiği sahne idi:
Evinizde ya da ibadethanelerde "amin" demeden önce düşünün ve hatırlayın, bir çocuk sizi dinliyor.
Başından beri ailenin sana da aşıladığı nefretle büyümek ve büyüdükçe ailenin kin kustuğu o insanlardan biri olduğunun farkına varmak... Kimden nefret edeceğini, kimi suçlayacağını bulamamak...
3.)Çocuğun günlüğünde yazan bir cümleydi. Barbekü yaptıkları güne yazmıştı.
"Annem bu gün bana gülümsedi, bir anlığına beni yine eskiden olduğu gibi sevdiğini hissettim"
Sofrada herhangi bir aile sohbetinin içinde insanların sayenizde kahkalar atması ama sizin yüzünüzdeki buruk tebessümle hepsinin kahkalarını aklınıza kazırken asla aralarına kabul edilemeyeceğinizi farketmeniz... Kim olduğunuzu bilseler sizden nefret edecek insanları aileniz olarak sevmeyi bırakamamak...
Bu gönderim çok uzun oldu galiba. Başrolle kendimi ister istemez bağdaştırdım. Her söylediği kelime adeta benim o gün sofrada haykırarak duyuramadığım cümleleri oluşturuyordu. Sonuna kadar okuyan arkadaşlara teşekkür ederim. İzleyin izlettirin. Yanınıza peçete alacaksanız kesinlikle kağıt havlu şeklinde alın yoksa her türlü zarara uğrarsınız.
İstismar edilen çocuklar Göz ardı edilemeyecek kanıtlar Dinine bağlı bir hıristiyan ve hafifletilen cezası Yatılı bir okul Üzeri örtülen dava Tanıdık geldi mi yazdıklarım? Malum vakıftaki malum olay geldi hepimizin aklına büyük ihtimalle. Filmin konusu çok benzer. Ne yazık ki…devamıİstismar edilen çocuklar
Göz ardı edilemeyecek kanıtlar
Dinine bağlı bir hıristiyan ve hafifletilen cezası
Yatılı bir okul
Üzeri örtülen dava
Tanıdık geldi mi yazdıklarım? Malum vakıftaki malum olay geldi hepimizin aklına büyük ihtimalle. Filmin konusu çok benzer. Ne yazık ki dünyadaki tüm sömürüler benzer şeyler üzerinden yapılıyor zaten. Yine de göz göre göre bu sömürüye kananlara da diyecek tek kelime yok. Filmin konusuna gelirsek (gerçek bir hikayeyi anlatıyor) İşitme engelli çocukların istismara uğramaları ve çocukların yanında durmak isteyen sanat öğretmeniyle insan hakları koruyucusu kadının hikayesini anlatıyor film. Herkes aman mesleğime zarar gelmesin, aman evliliğim bozulmasın, aman kendi yediğim haltlar ortaya çıkmasın diye susuyor. Kanser hastası kızının tedavisine para bulmaya çalışan baba ise geri adım atmıyor.
Filmde en sevdiğim repliklerden birisini buraya bırakıyorum:
"Mücadele etmemizin sebebi dünyayı değiştirmek için değil, dünyanın bizi değiştirmesine izin vermemek için."
Dünyada onurunu ve karakterini kaybedenlerin azalması dileğiyle keyifli seyirler dilerim.
Doğum günümde hediye olarak gelen bir kitaptı. Stefan Zweig sevdiğimden mutlaka okumayı düşündüğüm ama erteleyip durduğum bir eserdi. Ana karakterin kendini ilk defa bir yere ait hissetmesi, çevresini gözlemlemekten ziyade anlaması ve aktarması fevkaladeydi. Kitapta en çok etkilendiğim yer doğru-yanlış…devamıDoğum günümde hediye olarak gelen bir kitaptı. Stefan Zweig sevdiğimden mutlaka okumayı düşündüğüm ama erteleyip durduğum bir eserdi. Ana karakterin kendini ilk defa bir yere ait hissetmesi, çevresini gözlemlemekten ziyade anlaması ve aktarması fevkaladeydi. Kitapta en çok etkilendiğim yer doğru-yanlış çatışmasıyla ahlak anlayışı oldu diyebilirim. Bir kitapta ancak bu denli farklı pencerelerden bakılabilir diye düşünüyorum.
Karakterin yaşama isteğini edindikten 4 ay sonra ölmesi ise manidardı.(spoiler sayılmaz kitabın başı zaten 4 ay önce ölen subayın defteri diye geçiyor)
Diyalogları, manzaraları, her şeyiyle dopdolu bir filmdi. Tabloda sayfa 28 ayrıntısı görünce ağlayacaktım ki sondaki piyano sahnesinde olan mimikler boğazımı düğümledi. Gözyaşı dökemeden acı çektim. Yavaş tempoda sade senaryosuyla tam bir gece filmi. İzleyin, izlettirin.