Spoiler içeriyor
Bu diziyi neden daha önce fark etmedim diye kendime kızıyordum ama meğer bir ara izleyip sıkıcı bulduğum için bıraktığımı hayal meyal hatırladım. Ve şimdi tekrar şans verip izledim; kendisi en sevdiğim gençlik dizileri arasına adını altın harflerle yazdırmış oldu. Ben…devamıBu diziyi neden daha önce fark etmedim diye kendime kızıyordum ama meğer bir ara izleyip sıkıcı bulduğum için bıraktığımı hayal meyal hatırladım. Ve şimdi tekrar şans verip izledim; kendisi en sevdiğim gençlik dizileri arasına adını altın harflerle yazdırmış oldu. Ben böyle hikayesi belli bir kasabada geçen, insanı büyük şehirlerin kalabalığından ve kaosundan uzaklaştıran dizileri çok seviyorum. Eğer diziyi henüz izlemediyseniz hepinize kesinlikle öneririm arkadaşlar. Ama izlerken biraz sabırlı olun; hani ilk 2-3 bölümü beğenmediniz diyelim, yine de devam edin çünkü sonrasında kesinlikle seveceksiniz.
Karakter Derinliği ve Gelişimi
Dizideki karakterlerin gelişimini, derinliğini ve bize anlatmak istediklerini çok seveceksiniz. Her karakterin kendine has ayrı özellikleri var ve hepsi başından sonuna kadar muazzam bir gelişim gösteriyor. Üstelik bu gelişim hep iyiye doğru oluyor. Elbette hatalar yapıyorlar ama buradaki insanlar hatalarını fark edip düzeltmeyi biliyor.
Benim bu dizideki açık ara en sevdiğim karakter, karşılaştığı tüm zorluklara tek başına direnen, hepsini kendi gücüyle aşan, kendine güvenen, hem çok güçlü hem de bir o kadar kırılgan olan neşeli, akıllı ve güzel Brooke Davis oldu. ✨Bu karakteri gerçekten her haliyle çok sevdim. Gençlik yıllarında yaptığı hataları da, yaş aldığı dönemeçlerde kendini geliştirmesini de hayranlıkla izledim.
Brooke, ailesinden hiçbir zaman gerçek bir sevgi ve ilgi görmeden büyüdü; buna rağmen etrafına sevgi saçmaktan asla vazgeçmedi. Yaşadığı o kadar kalp kırıklığına, en yakınları tarafından uğradığı ihanetlere (özellikle Lucas ve Peyton ikilisinin arkasından çevirdiği işlere) ve haksızlıklara rağmen, her zaman arkadaşlarının sığınağı oldu. Kendisi ağlarken bile sevdiklerinin elinden tutup onları ayağa kaldıran, herkesi bir arada tutan o muazzam toparlayıcı gücü ve affediciliği çok etkileyiciydi. Kalbi bu kadar çok kırılıp da sevmekten ve güvenmekten vazgeçmeyen çok az karakter vardır.
Üstelik sadece ikili ilişkilerinde değil, hayatın her alanında bir savaşçıydı. Kendi markası olan "Clothes Over Bros" tasarımcılığına ta lise sıralarında, 3. sezonda başladı ve genç yaşta dev bir moda imparatorluğu kurarak başarısını kanıtladı. En büyük arzusu olan annelik yolunda verdiği mücadeleler, evlatlık edindiği çocuklara ve koruyucu annelik yaptığı dönemde o küçücük bebeklere gösterdiği o devasa, karşılıksız sevgi onun kalbinin ne kadar büyük olduğunu bir kez daha gösterdi. İçindeki o neşeli, ele avuca sığmaz genç kızı hiç kaybetmeden; ayakları yere sağlam basan, olgun, şefkatli ve gururlu bir kadına dönüştü. Kesinlikle dizinin taşıyıcı sütunu ve benim favorim Brooke! Onun haricinde Nathan karakterini çok seviyorum, Haley karakterini çok seviyorum.
Bazı yorumlarda "6. sezondan sonra hep Brooke üzerinden gidilmiş, resmen onu ana karakter yapmışlar" gibi son derece sığ ve saçma yorumlar gördüm. Bu yorumları yapanlar hem dizinin matematiğini hem de Brooke Davis gerçeğini tamamen kaçırıyorlar.
Öncelikle, Brooke 6. sezondan sonra aniden ana karakter falan olmadı; o zaten en başından beri bu dizinin gizli lideri ve en parlak yıldızıydı. Evet, kağıt üstünde dizi ilk başladığında Lucas ve Nathan rekabeti ile Peyton üzerine kuruluydu. Hatta Brooke karakteri ilk bölümlerde yoktu bile, kadroya sonradan yan karakter mantığıyla girdi. Fakat Sophia Bush öyle devasa bir enerji ve ekran kimyası koydu ki ortaya, senaristler mecburen hikayeyi onun üzerine genişletmek zorunda kaldılar. Lise yıllarındaki o meşhur aşk üçgeninin merkezinde de Brooke vardı, okul başkanlığı yarışlarında da, ponpon kız kaptanlığında da... Yani biz onu zaten en başından beri dolu dolu, bir başrol gibi izliyorduk.
1. sezondan sonra algının tamamen Brooke'a kaymasının sebebi onun daha önce önemsiz olması değil, dizideki dengelerin değişmesiydi. 6. sezonun sonunda dizinin resmi başrolleri olan Lucas ve Peyton (Chad Michael Murray ve Hilarie Burton) diziden ayrıldı. Başroller hikayeden çıkınca, senaristlerin elinde diziyi sırtlayabilecek, seyircinin bağ kurduğu kim kaldı? Tabii ki muazzam bir karakter gelişimi tamamlamış olan Brooke Davis ve dizinin en sağlam çifti olan Nathan ile Haley.
Nathan ve Haley zaten evli, oturmuş ve stabil bir çift olduğu için; dizinin ihtiyacı olan o büyük dramalar, kariyer mücadeleleri, yeni aşklar ve arayışlar bekar ve dinamik olan Brooke'un üzerine yüklendi. Yani bu durum bir "saçmalık" değil, dizinin hayatta kalması için yapılmış en doğru hamleydi. Brooke hiçbir zaman spot ışıklarını zorla üzerine çekmedi; aksine, diğer başroller diziyi bırakıp gittiğinde, Brooke Davis o devasa kalbi ve güçlü duruşuyla One Tree Hill'i iptal edilmekten kurtardı ve final sezonuna kadar sırtında taşıdı. O yüzden buna "Brooke üzerinden gidildi" denmez; "Brooke Davis dizinin kurtarıcı sütunu oldu ve senaristler dizinin gerçek starının kim olduğunu resmi olarak da kabul etmek zorunda kaldılar" denir.
Brooke & Lucas vs. Peyton & Lucas Çıkmazı🫣
Çift olarak baktığımda ise senaristin o tüm dengesiz hamlelerine rağmen Brooke ve Lucas (Brucas) çiftini çok seviyordum. Bana göre onların arasında çok özel ve organik bir bağ vardı. Evet, dizi bize her ne kadar Lucas'ın Peyton ile olan bağını "kader" gibi göstermeye çalışsa da, Lucas'ın Brooke'un doğum gününde Peyton ile yakınlaşması (veya akılların kayması) tam bir fiyaskoydu. Böyle bakınca durum gerçekten berbat görünüyor ve sanki Brooke'u hiç sevmemiş gibi duruyor. Ama bence senaristlerin bunu yazarken ya kafası karışıktı ya da arka planda farklı dinamikler işliyordu.
Sonuçta Brooke ve Lucas diye bir gerçek vardı; Lucas’ın Brooke’a sürekli mektuplar yazdığı, onun için okul dolabını özel olarak süslediği günleri unutamayız. Sevmeyen bir insan bunları yapmazdı. Aynı zamanda Peyton’ın "Hayallerini gerçekleştirdiğinde yanında kimin olmasını istersin?" sorusuna duraksamadan "Brooke" cevabını veren bir Lucas vardı. Tabii her ne kadar bu soruya verilen cevaplar sonradan değişse ve Peyton dense de, bu dönüşüm bana hiçbir zaman pek inandırıcı gelmedi. Ben Lucas ve Brooke kimyasını çok beğeniyordum. Tabii işin izleyici kısmına baktığımızda genel olarak Lucas ve Peyton çifti desteklenmiş; belki de yapımcılar fanların bu yoğun isteğini kıramadı ve diğer çifti yürütemediler, kim bilir?
Peyton ve Lucas çifti bana hep çok gelgitli geldi. Birbirlerinden ayrı düştüklerinde aslında birbirlerini öyle deliler gibi özlemiyorlardı; hatta ikisi de farklı zamanlarda başkalarına aşık olduklarını söylüyorlardı ve biz bunu ekranda gerçekten görüyorduk. Sonuçta Lucas neredeyse başka bir kadınla evleniyordu, karşısındaki kişi "evet" dese evlenecekti. Bu kadar çok seven bir insan nasıl bu raddeye gelebilir? O yüzden aralarındaki o "büyük aşk" bana pek geçmiyor. Yine de 5. ve 6. sezonlara baktığımızda bir tık daha iyilerdi diyebilirim. Peyton’ın en sonunda Lucas'ı ne olursa olsun bırakmaması, aşkını ilan etmesi ve onu bir şekilde kazanmaya çalışması güzel detaylardı. Neyse, sonuçta onlar mutlu oldu ama yine de Lucas ve Brooke çifti benim içimde hep bir ukte olarak kalacak. Onları yan yana daha fazla izlemek isterdim. Çünkü Brooke’un o bitmek bilmeyen enerjisi ve neşesi, Lucas’ı da enerjik ve canlı bir hale getiriyordu. Birbirlerine zıt karakterlerdi belki ama Brooke onu gerçekten iyi bir noktaya taşıyor, bir şekilde mutlu ediyordu.
Lucas’ın yanındaki Peyton karakteri ise bana biraz fazla sıkıcı ve depresif geliyor. Yani sürekli bir sorunu, bitmeyen bir melankolisi var. Tamam, yaşadığı sorunlar gerçekten büyük olabilir ama dizideki diğer karakterlerin de hayatı toz pembe değil. O yüzden ben Peyton’ın sahnelerinin çoğunu atlayarak, sadece Brooke’u izlemek için izledim diyebilirim.
Dizinin Güvenli Limanı: Naley (Nathan & Haley)❤️
Ve tabii ki dizinin kalbi olan, benim için de yeri bambaşka olan Nathan ve Haley (Naley) çiftine ayrıca değinmek istiyorum. Gençlik dizilerinde görmeye hiç alışık olmadığımız cinsten, fırtınalara rağmen kopmayan, başından sonuna kadar birlikte büyüyen muazzam bir aşk hikayesi onlarınki. Karakter gelişimlerinin mükemmel şekilde ilerlemesi harikuladaydı. Sadece tek bir sezon hariç: Haley’nin müzik turnesine çıktığı sezon... O dönem gerçekten çok bencilce bir davranıştı ve Nathan’ı derinden yaralamıştı. Ama en azından o sancılı sezonda bile Nathan’ın aşkı için nasıl çabaladığını, ne olursa olsun pes etmediğini ve gururunu bir kenara bırakıp ne kadar çok sevdiğini izleme şansımız oldu. Nathan'ın o dönem yaşadığı hayal kırıklığına rağmen Haley'e olan bağlılığı, aşkının ne kadar olgun olduğunu kanıtlar nitelikteydi. Sonrasında Haley’nin hatasını anlayıp evine, onun yanına dönüşünü izlemek de bir o kadar güzeldi.
Nathan Scott karakterine ise burada ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Dizinin başında ne kadar kibirli, bencil ve etrafına zarar veren züppe bir lise sporcusuyken; Haley’nin hayatına girmesiyle adeta küllerinden yeniden doğdu. Haley onun içindeki o kırılgan, sevilmeyi bekleyen iyi kalpli çocuğu gördü ve Nathan da bu aşka layık olabilmek için kelimenin tam anlamıyla bir kahramana dönüştü. Yaşadığı ağır sakatlıklara, hayatın getirdiği tüm trajedilere ve babasının yarattığı o karanlık geçmişe rağmen asla yıkılmadı. Dizinin sonunda o bencil çocuktan; sadık, düşünceli, karısını el üstünde tutan sevgi dolu bir eş ve çocukları için her şeyi yapabilecek mükemmel bir aile babası çıkardı.
Onlar birbirlerinin sadece sevgilisi değil; en zor anlarında sığındıkları güvenli limanları, birbirlerini iyileştiren doktorları oldular. Lise sıralarında ders çalışırken başlayan o masum hikayeyi, evlilikle ve çocuklarıyla taçlandırıp dizinin en sarsılmaz kalesi haline getirdiler. Bu çifti ve özellikle Nathan'ın o hayran olunası dönüşümünü izlemek gerçekten çok büyük bir keyifti. Onları çok seviyorum!❤️
(Biraz uzun yazdım çünkü diziyi unutmak istemiyorum ufak notlarla rafımda kalsın ara sıra okurum🫠)