Boş boş yürüdüm tüm hayatım boyunca. Bir şair olduğumu bilmeden. Ne zamandır şiirim, kendi dilim, içimde bir sırdı! --- Yine bir filmde kendimi izlediğim bir pencere açtım, nedense bu sıralar çoğu sohbet, çoğu şiir, çoğu sinema hep kendimi gösteren bir…devamıBoş boş yürüdüm tüm hayatım boyunca. Bir şair olduğumu bilmeden. Ne zamandır şiirim, kendi dilim, içimde bir sırdı!
---
Yine bir filmde kendimi izlediğim bir pencere açtım, nedense bu sıralar çoğu sohbet, çoğu şiir, çoğu sinema hep kendimi gösteren bir ayna gibi... Bu durumu seviyorum, çünkü kendimi anlamak duygularımı ifade etmeme yardımcı oluyor. Duyguların arasında onları doğru ifade edemezsem boğulacağımı düşünüyorum. Kendimi anlamama faydalı olan her şey kocaman bir yerde kaybolmuş gibi hissettirmiyor, daha çok durduğum yeri bildiriyor, olduğum yeri anlamama yardımcı oluyor. Bu ise kendimi kendime yabancı gibi hissettiğim durumdan çıkarıyor. Bazen kendimizi anlamak, başka hayatları anlamak, onların yaşamlarıyla hemhal olmak, yargılamadan dinlemek ile mümkün oluyor. Nasıl mı? Kalbimiz niçin var?
Hani bazen aslında basit bir sorun vardır onu anlamak için sadece biraz geniş bakmamız gerekir ya, sanat işte bu faydayı veriyor insana. Şiirler, sinemalar, kâmil sohbetler, resimler ve diğerleri... Daha kolay kendimizi ve hayatı anlamamız için açılan bir pencere... Ben kendime başka bir pencereden baktım. :) İki karakterin ikisi gibi yaşadığım bir benliğin içinden mesela. Biraz Elling ve Kjell Bjarne ve diğerleri, hepsi sanki bir başka şartlar altındaki benliğim gibi. :)
Hayatı akışında yaşamanın verdiği duruluk, dansın insan üzerindeki ehemmiyeti, dünyada olan politik sorunlara ve savaşlara yaşamın içinden "ölüm"den bir misal, yine dünyadaki sosyal sorunlara ve topluma "elalem" başlıklı sert ve rahatsız edici tenkit, başarılı bir anlatı, eğlenceli dinamik müzikler, tadında…devamıHayatı akışında yaşamanın verdiği duruluk, dansın insan üzerindeki ehemmiyeti, dünyada olan politik sorunlara ve savaşlara yaşamın içinden "ölüm"den bir misal, yine dünyadaki sosyal sorunlara ve topluma "elalem" başlıklı sert ve rahatsız edici tenkit, başarılı bir anlatı, eğlenceli dinamik müzikler, tadında mizahlı diyaloglar, açık ve uyarıcı metafor, izledikten sonra bazı sahneleri unutturmayacak sanat ve akılda kalıcı kareler ile sinema severlerin dikkatini çeken yapıt.
-Bir şey dışında her şeyin var... Çılgınlığın! Bir erkek, ara sıra uçuk kaçık şeyler yapmalı, yoksa..
-Yoksa ne?
-İplerinden kurtulup özgür olamaz.
Dans esnasında söylendi:
-Hey patron, bundan daha muhteşem bir çöküş görmüş müydün?
Gördün mü? Sende gülebiliyormuşsun demek ki! :D
Ama kafanı parayla meşgul edersen zaten onu harcayacak kadar hayatta kalamazsın. (Bisiklet üstündeyken söylenmiştir.) Not: Bu sözün bisikletten ziyade yaşamla alakası vardır. :) Burada parayı düşünüyorsanız harcayacak kadar hayatta kalamazsınız.
Nefesim kesildi, bu bambaşkaydı! Bana demişlerdi ki; kaleminden kan akmadan şair olamazsın; baterine kan sıçramadan baterist olamazsın. Bu minvalde bir hayalin ya da bir ilginin gergin, psikolojik, (kariyer ve psikoloji) olarak düşmeli kalkmalı bir olgunun başarılı sineması. Tadında ve seyir…devamıNefesim kesildi, bu bambaşkaydı! Bana demişlerdi ki; kaleminden kan akmadan şair olamazsın; baterine kan sıçramadan baterist olamazsın. Bu minvalde bir hayalin ya da bir ilginin gergin, psikolojik, (kariyer ve psikoloji) olarak düşmeli kalkmalı bir olgunun başarılı sineması.
Tadında ve seyir zevki yüksek, duygu ağırlıklı müzikal drama. Saplantılı iki karakterin (oyunculukları ve oyunculara atfedilen senaryo) uyumluluğu ile bu filmi unutulmazlarıma ekledim.
Bir jazz seven ve dinleyen hatta kasetleriyle ayrıca mest olduğum bir müzik türü olması hasebiyle, uzun bir zaman sonra bir eseri "fevkalade" diye kısa bir şekilde ifade edeceğim. Bir zamanlar takıntı ettiğim yazı işlerinde ki o hırsın kurgusal yapıtı olduğu için de ayrı bir yere sahip benim için. Tabi hayatımla ilişkilendirmeye gerek yok, arkanıza yaslanın ve seyrin keyfine varın. "Güzel film. :)"
Eminim bu filmden dolayı jazz dinleyen kitle artmıştır.
Aslında nasıl yazacağımı bilmiyorum, hangi üslup hangi ifade kullanılır hiçbir fikrim yok. Şu üç filmi tek bir yazıyla anlatmak istiyorum, tam orta yerinden konuşur gibi ortanca filmi etiketledim. -Arkadaşımın Evi Nerede? -Ve Yaşam Sürüyor -Zeytin Ağaçları Altında Sinemaya bakış açımı…devamıAslında nasıl yazacağımı bilmiyorum, hangi üslup hangi ifade kullanılır hiçbir fikrim yok. Şu üç filmi tek bir yazıyla anlatmak istiyorum, tam orta yerinden konuşur gibi ortanca filmi etiketledim.
-Arkadaşımın Evi Nerede?
-Ve Yaşam Sürüyor
-Zeytin Ağaçları Altında
Sinemaya bakış açımı değiştirdi, gerçeğin gözlerde okunmasına şahit olarak bitirdim, hatta gözleri seyretmekten çoğu kez filmi izleyemedim.
Çocuk saflığını çocuğun gözünden izlerken kendi çocukluğumu izler gibi oldum. O tekrar eden sözleri duymayışları ve her duymadıklarında daha da konuşmak istemeyişi, o yalnız kalışa şahit oldum.
Yaşam devam ediyor demek dile kolaydır, ama bu filmde bunu diyenler, yaşamın o tarafında yaşarken diyor. Yaşamın o yoksul, garip, ıssız tarafındayken diyor. Oyuncular gerçek hayatın izlerini taşıyor. İşte bu yüzden filme bakış açımı tamamen değiştirdi bu film. Acıyı yaşayanların hislerini görüyoruz. Bu bizi derinlere taşıyor.
Sevgisini öyle güzel dillendiriyor ki, okumuşluğun değil samimiyetin üslubuyla süslüyor. Film akışı öyle içine sürüklüyor ki, orada sevdiği olmadan hayat hiçbir şey taşımıyor. Sadece sevdiği varsa yaşamak isteğine kapılıyor. Hatta o varken yaşamı düşünmeye başlıyor, o varken çalışmak istiyor, o varken yeşeren çiçekleri görüyor, o varken hayal kuruyor, zaten buna kendi hayatlarımızda da şahit oluyoruz; biri varsa biri oluyoruz. Oyuncu sevdiğiyle konuşmak için repliği yanlış söyledikçe yönetmen sakin kalıyor ya, işte orası işte orası insan yanımız. :)
Yönetmen Köker üçlemesini kabul etmiyor diye biliyorum. Ama Köker üçlemesi olarak bilinen bir seri olduğu için bu başlığı kullanarak yazıyorum. En çok etkisi altında kaldığım üçleme serisi oldu, en kısa zamanda tekrar izlemek istiyorum.
---
Sanat demek mutlu ve güzel şeylerin seni etkilemesi demektir. Sanat insanları gençleştirir, onları ihtiyar yapmaz. Evet, hayatta kalmaya devam etmekte bir sanattır. Sanırım her şeyin en yüce sanatı budur, sizce de öyle değil mi? İnsanların çoğu gerçliğin değerini bilmiyor. Yaşlanıncaya kadar öyle. Bundan zevk almayı bilmiyorlar. Ve ölüm gelinceye kadar da, yaşamın değerini bilmiyorlar.
Hiç gerek yok daha fazlasına Zamanı tutmaya Fezaya uçmaya Geride kaldı o günler... Madrigal - Seni Dert Etmeler (Sanki bu dizi için bir eser) --- Filmin sonundaki şiir: Bu odayı ve müziği biz istemedik davet edildik sadece. Bu yüzden, madem…devamıHiç gerek yok daha fazlasına
Zamanı tutmaya
Fezaya uçmaya
Geride kaldı o günler...
Madrigal - Seni Dert Etmeler
(Sanki bu dizi için bir eser)
---
Filmin sonundaki şiir:
Bu odayı ve müziği biz istemedik
davet edildik sadece.
Bu yüzden,
madem karanlık etrafımızda
dönelim yüzümüzü ışığa.
Bolluğa minnettar olmak için
katlanalım zorluklara.
Keyfin tadına varabilmemiz adına
acı verilmiş bize.
Ölümü reddetmemiz için
hayat verilliş bize.
Bu odayı ve müziği biz istemedik,
fakat madem buradayız
dans edelim gitsin.
Deke Simmons.
--
Bu diziyi yapılan bir editten dolayı izledim. Dizideki gibi aslında benzer duygular, başka bir evrende tanıştığım birinin olduğu inancinda bitirdim. En sonunda şefkatli bir teslimiyet ile bana verilmiş... Neyse başka şeyler... :)
Tarkovski'yi Tarkovski yapan filmlerden değildir ama Tarkovkski'yi Tarkovski yapan hayattan izler taşır. Şiirsel anlatımının yanında babası olan Arseni Tarkovski'nin şiirleriyle sinemasını zenginleştirmeyi başarmıştır. Filmi anlam çıkarmak için izlemeyi filmin yarısında bıraktım. Tam o zamandan sonra anlaşılır oldu. Tarkovski'nin hayatından izler…devamıTarkovski'yi Tarkovski yapan filmlerden değildir ama Tarkovkski'yi Tarkovski yapan hayattan izler taşır. Şiirsel anlatımının yanında babası olan Arseni Tarkovski'nin şiirleriyle sinemasını zenginleştirmeyi başarmıştır. Filmi anlam çıkarmak için izlemeyi filmin yarısında bıraktım. Tam o zamandan sonra anlaşılır oldu. Tarkovski'nin hayatından izler taşıdığı için sadece sanki... hani... çocukluk fotoğraflarımıza bakarız ya, sırayla dizilmemiştir, birisi üç yaşında yüzümüze yoğurt bulaşan fotoğrafken diğeri bir yaşındaki anne kucağındaki fotoğrafımızdır. Bizde yirmialtı yaşımızdaki zamandan oraya gider geliriz, işte bu şekilde izlemeye başladığımda filmin kabuğunda içine girdim. Aslında çocuklukta hatırlayabildiği bazı hatıraları zamana bağlı kalmadan gösterdiğini farkettiğimde yönetmenin gördüğü yerden görmeye başladım. Zaman içinde tekrar izlersem başka şeyler görebileceğim bir filmdir. Ve şu şiir okunduğunda Tarkovskiler (Andrei ve Arseni) ile ortak bir yaramız olduğunu hissettim:
İnsanın bedeni tıpki yalnızlık gibi
Kulakları ve gözleri kocaman bulutlar çizer
Artsız arasız ruhumuz ve derinin üstünde
Eldiven gibi giyilmiş yara yara üstüne
Engellerin arasından gökyüzüne yükselir.
Buzdan iradenin ve kuş kanatlarının üstünde
Ve kendi ormanlarının canlı hapishanesinde
Parmaklıkların arasından işitir,
Yedi denizin kükreyen ve parıltılı boru sesini
...
Tarkovski'nin izlenilmesi gereken ilk filmi değildir. Aksi halde yönetmen hakkında kötü bir izlenim uyandırabilir.
Spoiler içeriyor
Sürrealist konusunda başarılı bir yapıt olduğu aşikar, verdiği gizem duygusunu sonuna kadar sürdürebilecek dinamiği fevkalade, oyunculuk muazzam, izleyiciye düşünmesi için zaman ayırma mümkünatı yerinde, diyaloglar doyurucu, hiciv isabetli. Ama; Ben bu filmde bunları değil, insanın canına kast edebilecek alışkanlıkların çıkmazını…devamıSürrealist konusunda başarılı bir yapıt olduğu aşikar, verdiği gizem duygusunu sonuna kadar sürdürebilecek dinamiği fevkalade, oyunculuk muazzam, izleyiciye düşünmesi için zaman ayırma mümkünatı yerinde, diyaloglar doyurucu, hiciv isabetli. Ama;
Ben bu filmde bunları değil, insanın canına kast edebilecek alışkanlıkların çıkmazını gördüm. İlk hicivde sosyete ve şaşaalı oda hayranlığı ile kişinin bunlardan vazgeçemediğini gördüm. Bir ayının bir koyuna dahi zarar vermediğini; insanın insana zarar verdiğini gördüm. Bu kadar küçük odada (dünyada) insan hala birbirinine kumpas kurabiliyor, ölmesini isteyebiliyor, şehvetine karşı koyamıyor... Sadece herkesin gerçekten çıkmak istediğinde, beraber olduklarında, birbirlerine destek olduklarında çıkabilecekleri bir oda. Metafor olarak görüyorum şahsen. İkinci hiciv ise bu sefer kilisede geçiyor, nedense savaşla bitiyor.İlk hicivde burjuvazi yaşam cinayetle sona erecek iken satranç benzetmesi yapılıyor; bildiğimiz hayatı ezbere yaşamak kolaydır, siz olanı tekrar edersiniz, anlık yaşayamazsınız eleştirisini gördüm, çok etkilendim, siz bu ezber hayatı yaşayınız, yerlerinize, satranç karelerine dönünüz der gibi eleştiri vardı. İkinci hiciv ise barış diye toplandığınız kilisede içinizde savaş var dedi sanki. Tabi sosyalist bir konu olduğu için sanırım üzerinde çok durmadı, şahsen üzerinde durmaması da gerekiyordu. İlk eleştiride olanları kilisede hayalgücümüzle görmemiz önemliydi. Dışarı çıkabilmek için birlikte inanmamız gerekiyor, gerçek inanç...? Bu eleştirici insan kendi içine yapacağı için filmde görmek yetmezdi zaten.
Sinemaları kendi bakış açımla görmeyi ve yorumlamayı seviyorum. Burada burjuvazi yaşamı eleştirdiğini görebiliriz. Zamanla kabalaşan insanlar, su konusunda bencillik, kimsenin neredeyse konuşacak bir şeyi olmaması sadece eğlence beraberliği falan, bu liste uzar.
Ayrıca son derece başarılı şekilde insanın derisinin altında sakladığını gösterdiği için kült bir film olur kendisi. Bir Bunuel başyapıtı olarak geçer. Bu yönden izlenmesi sinema severler için önemlidir.
Dediğim gibi, bunların dışında şeyleri görmeyi ve düşünmeyi seviyorum. Bazen alışkanlıklardan çıkamayışı resmettim, bazen dayanışmayı izlenimledim. Bir de şöyle bir eleştiri yapmalıyım diyolaglar sanki fazla komplike olmuş. Bir odadan ayrılamayışın sadece hissel konuşmaları, çıldırışı var. Rasyonel ifade çok az, insanı ideal olarak doyurabilecek bir felsefesi olmasını isterdim. Sadece smokin giymiş eğlenen insanların hiç hayat tecrübesi olmadığını göstermişte olabilir ama o noktada kalan bir insan hiç mi yerli yerinde konuşma yapamaz. Bilemedim doğrusu. Ama o konuşmaları zihnimde kendim ile yaparak sanatsal olarak doydum diyebilirim :) Ama diyalogları yeterli ama sadece eksik. :) İşte size eksik yeterli bir ifade... :)
Muazzam bir karakter oyunculukları, fevkalade ışık, renk, mekan tercihi, yerinde kullanılan kamera açıları, gerçekliğin yankısına uygun senaryo ustalığı, yönetmenin gözden asla kaçmayacak karaktere rol giydirme becerisi ve her zaman olabilecek dahası ile bu film, sanatsal dinamiği ile tekrar izlemem gereken…devamıMuazzam bir karakter oyunculukları, fevkalade ışık, renk, mekan tercihi, yerinde kullanılan kamera açıları, gerçekliğin yankısına uygun senaryo ustalığı, yönetmenin gözden asla kaçmayacak karaktere rol giydirme becerisi ve her zaman olabilecek dahası ile bu film, sanatsal dinamiği ile tekrar izlemem gereken filmlerde yerini almıştır.
Amelie, korkunu ve çekinmeni anlıyoruz, aile öneminden haberdarız, yetersiz hissettirmenin götüreceği kıytı köşeleri görüyoruz; çevredeki insanların tutarsız davranışları yüzünden iradeyi tutamayışımız da aşikar ama sonuç olarak bahaneleri ezmek gerekiyor daha kabaca bahaneleri önemsememek... Daha kibarca söylersem bahaneleri elalemle beraber...!!! Bu elalem kim? ("..." da demek istediğim ikisini beraber Death Valley'de öğle saatlerinde, dibi tutmuş altı çatlak kulpu kırık kazana atıp, en kuru köknar ağaçlarıyla yanan ateşte kaynatıp, tungstenden yapılan kürekle saatlerce karıştırıp kazanla beraber erimeleri izlemek gerek.)
Dominant baskılar ve gösterilmeyen sevgilerin doğurduğu bir çocuk Amelie ve bir gösteri hazırlamış sevgisini zamanla göstererek, ve yola açılmış bir kutu geçmişin hatıralarını başkasına hatırlatmasıyla. İçindeki coşkuyla ve tutkuyla güç aldığı, bir ressamın zarif bilekleriyle bir portresinden aynasına yansıdığı, enginarın kalbiyle kalbinin attığı, yırtık fotoğrafların merakıyla doğan ve bir başkasının ortak yoluna açıldığı bir gösteri hazırlamış, renkli ve kendi gibi bilinmesi biraz zahmetli ama eğlenceli bir yol. Amelie'ya gösterilmeyen sevgiye ithafen zamanla yeşeren keyifli yardımseverlik öyküsü gibi :) Sonsa sevilmek mi var dersin?
Mevzu bazen "güzel haberler okuyup, hayat güzel" diyebilmekte.