Sanctuary - Sığınak Renecca gerçekten ne şeytan çıktın be! Saf Hal’ımız gitti aşık oldu bir de üstüne Ceo yaptı kadını. Haha 😂 Gerilim mi desem bir gizemi var desem bilemiyorum ama bir bildiğim varsa temelde şu söz dikkatimi çekti. Kimseyi…devamıSanctuary - Sığınak
Renecca gerçekten ne şeytan çıktın be! Saf Hal’ımız gitti aşık oldu bir de üstüne Ceo yaptı kadını. Haha 😂
Gerilim mi desem bir gizemi var desem bilemiyorum ama bir bildiğim varsa temelde şu söz dikkatimi çekti. Kimseyi örnek almamamız gerektiğini ve kendimiz olmamız gerektiğini doğru ifade ediyordu. Sonu da alında buydu komiklik yapmazsam. Mutlu olduğumuz her şeyi yapmamız gerekiyor. Birşey daha akşam izlerseniz iyi olabilir, erotik sahneleri bol. Bu arada Margaret Qualley ve Christopher Abbott karakterini güzel canlandırmıştı. Margaret Qualley efsanesin be!
Gece Yolculuğu Ömer Kavur’un eşsiz yeteneğini icra ettiği ve çok sevilen Gece Yolculuğu filmini izledim. Bir- iki filminde aynı mekan aralıklarına denk gelmekle birlikte Ömer Kavur’un sinematografisini daha iyi anladım. Ömer Kavur aslında insanların sığınma ve içten anlatımını çok iyi…devamıGece Yolculuğu
Ömer Kavur’un eşsiz yeteneğini icra ettiği ve çok sevilen Gece Yolculuğu filmini izledim. Bir- iki filminde aynı mekan aralıklarına denk gelmekle birlikte Ömer Kavur’un sinematografisini daha iyi anladım. Ömer Kavur aslında insanların sığınma ve içten anlatımını çok iyi ifade edebilmekte ve göstermekte bu sayede filmler akıcı oluyor.
61 yaşında hayatını kaybetmesine üzülsemde genç yaşında böyle güzel Türk filmlerine imza attığı ve bakış açımızı tazelediği için gerçekten ona teşekkür ediyorum. Film iki karakterimizin Ayvalık üstünden Muğla’ya doğru akan bir film çekme mekanlarını gezmesini gösterse de Kavur aslında bir karakterin düşüncelerine de değinmişti. Sinema kavramına ve gösterim tarzına da güzel bakış açısı kazandırmıştır. Eski Muğla ve Ayvalık yaşantısını görmekte açıkçası güzeldi.
Bir başka filmi olan Anayurt Oteli’nin baş karakterine girişini gösterdiklerini söyleyenlere de bir şey diyemeyeceğim en kısa zamanda izledikten sonra açıklık getirebilirim. Altın Portakal Festivali’nde 5 ödül alan ve Cannes’de gösterilen film, Aytaç Arman ve Macit Koper oyunculukları ile de güzel bir film olmuştu. Derinlemesine düşüncelerini izlediğim Ali’nin her sahnesini severek izledim. 3. filmim olan Ömer Kavur’un umarım diğer filmlerini de en kısa zamanda izlerim. Keyifli izlemeler.
Never Let Me Go - Beni Asla Bırakma Nereye nasıl gidersek gidelim buna “klonlanmak”da dahil aşk ve sevgi duygusu bizi yalnız bırakmıyor. Özgür ve mutluluk kelimelerinin içinden çıkan ve bence duygulu muyuz veya duygusuz muyuz? sorusuna iyi bir yanıtla sanatı…devamıNever Let Me Go - Beni Asla Bırakma
Nereye nasıl gidersek gidelim buna “klonlanmak”da dahil aşk ve sevgi duygusu bizi yalnız bırakmıyor. Özgür ve mutluluk kelimelerinin içinden çıkan ve bence duygulu muyuz veya duygusuz muyuz? sorusuna iyi bir yanıtla sanatı kullanmalarını çok ince buldum. Yönetmen Mark Romanek'in sinematografisini de özenli çizgidiğini gördüm ve inandığım şeyin filmin sonuna kadar akması olarak gözlemledim.
Carey Mulligan, Kathy H. ile bence bana güzel bir iki saat yaşattı. Kendini bulma konusunda ve sevdiği Tommy ile olan bağında bence oyunculuğunu ve sanatını çok iyi konuşturmuştu. Tommy ise Andrew Garfield'ı canlandırıyordu. Andrew Garfield bence gözden uzakta olan karakterini ve yaşattığı hayal kırıklığını çok iyi canlandırmıştı. Keira Knightley ise Ruth'u canlandırmıştı. Yer yer neden bunu yaptın demelerim bitmese de ve kinim çoğalsa da onun yaptıklarını da anlamak mümkündü.
Nasıl olursak olalım kim, neden, nerede ve nasıl cümlerimizin her zaman devam edeceğine arkadaşlığın, sevdiğinin ve en önemlisi saygının önemli olduğunu gösteren film, arkadaşlığında bence büyük bir simgesini açmıştı. Çünkü bir spoiler ile söylemek gerekirse ”Keşke her şeye sizinle göğüs gelebilseydim” lafından anlayabilirsiniz. Uyarlama eseri ile Beni Asla Unutma filmi bence bizlere söyleniyordu. Ben unutmayacağım, sizde unutmayın. Keyifli izlemeler.
Asteroid City - Asteroit Şehir Wes Anderson bir gün geçirmek istedim ve bu son çıkardığı Asteroid City filmine göz attım. Bu sene aşırı çok beklediğim filmleri bir türlü sevemiyorum. Wes Anderson’ın hemen hemen her filmini severek izlemiş ve hayran kalmışlığım…devamıAsteroid City - Asteroit Şehir
Wes Anderson bir gün geçirmek istedim ve bu son çıkardığı Asteroid City filmine göz attım. Bu sene aşırı çok beklediğim filmleri bir türlü sevemiyorum. Wes Anderson’ın hemen hemen her filmini severek izlemiş ve hayran kalmışlığım çok vardır ama bu film benim anlatamayacağım kadar sıkıcı ve bunaltıcıydı.
Belki anlamak için daha üst seviyede bir sanat eseri filmler izlemem lazım gibi geliyor ama inanın izlediğim filmlerin çoğundan daha mükemmeliyetçiydi. Wes Anderson’ı tanıyanlar bilir her filminde sabit oyuncularını toplar bu filmde de onları görmek mümkündü. Scarlett Johansson, Tom Hanks, Adrien Brody ve sayamadığım bir sürü performanslarını sevdiğim oyuncular vardı. Filmin içinde film çekilir konusu temelinde ilerleyen film Wes Anderson’ın renk paletleri ile uyuşmasını planlanmış iken tutmaması beni üzdü açıkçası.
Gerçekten her karakterinde özenle ve dikkatle izlemek istesemde bir yerde filmden çıkıyor başka şeylere odaklanıyordum. Oyuncuların karakterlerine saygım sonsuzdu ama nedense onlarda bir şeyler ya kaçırmış yada yönetmenin vermiş olduğu dar alanları kullanmaktan yorduğun düşmüşler gibiydi. Gerçekten bu film için beklentilerim tavan olsada benim açımdan filmi izlemek gerçekten sıkıcı ve yorucu geçti. Umarım sizlerin düşüncesi değişiktir. Şimdilik kaçıyorum. Keyifli izlemeler.
Selvi Boylum Al Yazmalım Selvi Boylum Al Yazmalım, küçükken denk gelip izlemişliğim vardır herkes gibi ama şimdi arşivime eklemek için bir daha izledim. Asya’yı, İlyası daha iyi anladım. Aşk, sevgi ve sevilmek. Tüm kavramların dışında Sevgi neydi? sorusuna büyük bir…devamıSelvi Boylum Al Yazmalım
Selvi Boylum Al Yazmalım, küçükken denk gelip izlemişliğim vardır herkes gibi ama şimdi arşivime eklemek için bir daha izledim. Asya’yı, İlyası daha iyi anladım. Aşk, sevgi ve sevilmek. Tüm kavramların dışında Sevgi neydi? sorusuna büyük bir cevap niteliğinde bu film. 1977 yılına ait Kadir İnanır ile Türkan Şoray’ın en çok sevilen filmi. Atıf Yılmaz’ın şahane sinematografisi ile harika bir 1,5'luk saatlik akıcı bir iz bırakıyor.
İlyas İstanbul’dan, Asya yok olmuş bir köyden geliyor. Aşk bu hani her dakikasına aşık olduğunu hissedersin. Türkan Şoray yine akıllıca köyümüz dediğimiz kendi yöresini çok iyi canlandırıyordu. Kadir İnanır’ın o efsane doğallık delikanlı tavrı ise banbaşka bir evrene götüyordu. Aşık olmak ne demek, nasıl olur? tüm sorulara cevap alıyorsunuz. Yönetmen Atıf Yılmaz sinematografisini harika kullanmıştı. Ahmet Mekin’inde oyunculuğu ile birlikte efsane saatleri bitirmek hiç istemedim.
Altın Portakal Ödüllü olan bu film, Asya’nın doğru kararı ile verdi çocuğu ve kendi için olan tüm şeyleri daha iyi anladım. Anne olmak buydu aslında kendinden önce çocuğunu düşünmek. Sevgi buydu, emekti.! Emeksiz bir aşk olmazdı. Tüm filmlerde gördüğümüz sevgi ve gerçek aşkı yaşayanların emeklerini gördük bu filmde. İlyas emek verememişti. Sevgi emekti ve biz bu zamanda emekten çok kaçıyoruz ve kaçırmamak lazım. Keyifli izlemeler.
Spoiler Alert Uzun zamandır beklediğim film olan Spoiler Alert filmini en sonunda izledim. Filmi aşırı derecede merak ediyordum. Jim Parsons olunca için işinde beklemek zor oluyordu. Filmin süresi bence anlattığı konusu bakımından tam yerindeydi. Yönetmen Michael Showalter güzel bir sinematografisi…devamıSpoiler Alert
Uzun zamandır beklediğim film olan Spoiler Alert filmini en sonunda izledim. Filmi aşırı derecede merak ediyordum. Jim Parsons olunca için işinde beklemek zor oluyordu. Filmin süresi bence anlattığı konusu bakımından tam yerindeydi. Yönetmen Michael Showalter güzel bir sinematografisi ile anlatmıştı filmi. İçinde bulunan ana temel konusuda bence tam yerinde verilmişti.
Jim Parsons'ın içinde bulunduğu her filmini sevmişimdir. Kuir yapım olunca daha dikkatli izledim. Aslında içinde geçirdiği ana temel özelliklerini oyuncular çok iyi vermişti. Jim Parsons ve Ben Aldridge çok iyi yakışmıştı. Duygu bakımından tam yerinde bir aşk hayatını anlatmışlardı. 14 yılbaşı ağacını derinlemesine yıllar içinde göstermeleri de çok hoştu. Sanki filmin bir TV showuna benmesini göstermişlerdi.
Sonsuz aşk ve aşkın temeliydi film. Sevdiğimiz karakterlerle yaşlanmamızı en çok anlatılan temel idi. Unutmamak ve onları yaşatmak gerektiğini ve alt metnini veren film, yeni bir maceraya çıkmıştı da. Duygusal olarak gözlerimin dolduğu ve sıkılmadan izlediğim film bence şu düşünceyi de değiştiriyordu. Ölüm korkusu, yaşamak ve anı korumak gerektiğini de. Bence izlemenin tam zamanı. Kesinlikle vakit kaybı değil. Keyifli izlemeler.
Güneşin Oğlu Türk filmlerinde en çok merak ettiğim Güneşin Oğlu filmini vakit bulmuşken izledim. Hem kara mizah anlayışını hem de konusunun temelinde olan ölümü çok iyi değerlendirmişlerdi. Yönetmen Onur Ünlü ve oyuncular, konusu ve kara mizah anlatımı ile bence ölümü,…devamıGüneşin Oğlu
Türk filmlerinde en çok merak ettiğim Güneşin Oğlu filmini vakit bulmuşken izledim. Hem kara mizah anlayışını hem de konusunun temelinde olan ölümü çok iyi değerlendirmişlerdi. Yönetmen Onur Ünlü ve oyuncular, konusu ve kara mizah anlatımı ile bence ölümü, kibirliliği ve benzeri bir sürü şeyi, her bir sanat şiirini eşsiz değerlendirmişti.
Oyunculardan en sevdiğim Özgü Namal benim gönlüme taht kurmuşken yanlarında bulunan usta oyunculardan Haluk Bilginer, Köksal Engür, Hümeyra, Bülent Emin Yazar, Ahmet Kural, Serkan Keskin, Tansu Biçer karkaterlerini de bana çok güzel sevdirdiler. İlerleyen dakikalarda hiç bu kadar gülmediğim türk filmlerinden oldu. İstanbul’un 2008 yılına ait görsellerini göstermeleri ayrı bir mutluluk uyandırdı. Özgür ve mutluluk kelimelerinden daha çok içinde bulunan ve bence hepimizin düşünmesi gereken ölümü ve kibirliliği harika anlatmışlardı.
Haluk Bilginer’in şiir okumalarına ve ses tonlamasına Kış Uykusu’ndan alışkın olduğumdan bu filmde de tüylerim diken diken oldu. Sonunda her bir detayı ve ayrıntıyı cevaplayan film, son sahnesinde ki şaşkınlık uyandıran bölümü ile de bence çoğu Türk filminden farklıydı. Görüntü Yönetmeni Aras Demiray ile Sanat Yönetmeni Çağlar Narler’in dizayn ettiği bu filmi bence benim gibi çok bekletmeden izleyin. Her hayat eşsizdir ve bunu izlemek bana ve size düşer. :) Keyifli izlemeler.
Chevalier - Şövalye Besteci Joseph Bolonge’nin hayatını konu alan kitabından derleme olan bu filmi çok uzun zamandır bekliyordum. Filmin içinde geçen opera, keman orkestrasına bayıllarak katıldım. Fransa devriminden hemen önce geçtiği içinde aşırı bir dikkatle izledim. Filmin her detayına baktığımda…devamıChevalier - Şövalye
Besteci Joseph Bolonge’nin hayatını konu alan kitabından derleme olan bu filmi çok uzun zamandır bekliyordum. Filmin içinde geçen opera, keman orkestrasına bayıllarak katıldım. Fransa devriminden hemen önce geçtiği içinde aşırı bir dikkatle izledim. Filmin her detayına baktığımda devrimci olan Joseph’in daha fazla özel yaşamına girilmesini isteyebilirdim. Bunun dışında Kelvin Harrison Jr. efsane canlandırmıştı Joseph’i.
Oyunculardan Samara Weaving, Lucy Boynton, Marton Csokas güzel canlandırmıştı ama devrim Fransa devrimi olunca daha detaylı bir Sefiller orkestrası bekledim. İzlenebilir akıcı ve oyuncuların performansları güzeldi. 🎻
Not: Besteci Joseph Bolonge Dünya’daki tek siyahi besteci olarak tarihe geçmiş birisidir.
Barbara Yönetmen Christian Petzold'un unutulmaz 70 filmi arasına giren Phoenix filmini ve geçmiş dönemde Undine filmini izlemiş birisi olarak bu filminide aşırı sevdiğimi söylemek isterim. Zaman zaman yönetmenin bazı durumlarını anlamakta güçlük çeken izleyicilerede yönetmenin bir kaç filmini izlemelerini önermek…devamıBarbara
Yönetmen Christian Petzold'un unutulmaz 70 filmi arasına giren Phoenix filmini ve geçmiş dönemde Undine filmini izlemiş birisi olarak bu filminide aşırı sevdiğimi söylemek isterim. Zaman zaman yönetmenin bazı durumlarını anlamakta güçlük çeken izleyicilerede yönetmenin bir kaç filmini izlemelerini önermek isterim beni anlayacaklar. Bununla beraber 3. filmim olan Christian Petzold’un film anlayışını yeni keşfettim.
Film aslında 80’lerin Doğu Almanya’sının baskılı döneminde geçiyor. Doktor olan Barbara da beni hiç yalnız bırakmıyor. Barbara'nın film ilerledikçe gitme arzusu ve isteğinin yerini bir anda sevgi alıyor. Bazen düşüncelerimle durduğum film, alt metninde kararlarımızın, düşüncelerimizin ve fikirlerimizin değişkenliğini çok güzel anlatıyordu. Tár filmi ile sevdiğim Nina Hoss, yine yeniden dönem filmlerinde beğendiğim bir tarzı kullanıyordu. Doktorlukla, kendi hayatını çok iyi çizen Barbara’yı da güzel bir şekilde anlatıyordu.
Yönetmenin vazgeçemediği oyucularından Ronald Zehrfeld’i de bu filmde görüyoruz. Ronald Zehrfeld’in performansını da beğendim ama uzun uzun bakıldığında az senaryosu ve sahnesi olması bence film için yetersizdi. Berlin Film Festivali’nde 2 ödül alan filmi bekletmeden izlemek lazım. Doğal bütünlüğü, korkuları, düşünceleri ve Barbara’nın piyano çalmasını unutmayacağım. Şimdiden bu eşsiz filmi izlemeniz dileğiyle. Keyifli izlemeler.
Blue Jean Bu film için bastırılmış her bir duygunun yüz üstüne çıkması ve anlatılması diyebilirim. 1980’li yıllar LGBTQ+ bireyler için en zor zamanlardan birisiydi. Kaderlerini, saklandıkları duygunun ortaya çıkarımını, toplumda ki önyargıyı kırabilme hedefini ve bunları başarabilmelerini izledim diyebilirim. Yönetmenin…devamıBlue Jean
Bu film için bastırılmış her bir duygunun yüz üstüne çıkması ve anlatılması diyebilirim. 1980’li yıllar LGBTQ+ bireyler için en zor zamanlardan birisiydi. Kaderlerini, saklandıkları duygunun ortaya çıkarımını, toplumda ki önyargıyı kırabilme hedefini ve bunları başarabilmelerini izledim diyebilirim. Yönetmenin çok fazla beklediğim filmini de bu aylarda izlemek beni aşırı mutlu etti.
Blue Jean’in yaşadıklarına ve gördüklerine değinilen her bir detaysa aslında bireylerin ve çocukların kendilerini bulmada en çok yaşacağı toplumsal baskıyıda çok iyi gösteriyordu. Kendini bulmadan daha çok toplumda yer edinebilmeyi gösteren bu filmde, Jean’i Rosy McEwen efsane güzelliği ile canlandırması çok hoştu. Kırılgan ve tedirgin Jean yapısını çok iyi biliyor ve ona göre hareketini canlandırmayı başarıyordu ve bence filme sadelik ve güzellik de katmayı böylelikle başarmıştı.
Yönetmen Georgia Oakley, sinematografik olarakta bizleri güzel bir 80’ler İngilteresine götürüyordu hoştu. Karakterin en ilginci de Lucy Halliday karakteriydi. Jean’la Lois bence okul hayatında ki kırgınlıkları, çocukların bireylerle neden ve nasıl dalga konusu olduğunu, ilişkilerde LGBTQ+ bireylerin nelerde hassas olduklarını güzel değiniyordu. Sonunu daha çok sevdiğim filmin en derin konusuda özgür bireylerin yetişmesi gerektiğine ve kimseye baskı yapılmaması gerektiğine değiniyordu. Daha fazla tutmadan festivaller de kaçırdığım ve bence sağlam alt metni olan bu filmi sizlere öneriyorum. Keyifli izlemeler.