“Ataerkil yasayı belirlenimci bir ilahi irade olarak değil, kendine karşı başkaldırıların temelini hazırlayan sürekli gaf yapan bir sakar olarak görmeliyiz..”
Daha iyi versiyonun gerçekten daha iyi mi? Ya da daha iyin daha mutlu mu gerçekten? Dünyayı derin bir kendinlik hissiyle fark edip yine de bunu süslü cümlelere taşımamayı ne zaman tercih edeceksin? İfade’nin prangan olduğunu ne zaman fark edeceksin? İçindekilere…devamıDaha iyi versiyonun gerçekten daha iyi mi?
Ya da daha iyin daha mutlu mu gerçekten?
Dünyayı derin bir kendinlik hissiyle fark edip yine de bunu süslü cümlelere taşımamayı ne zaman tercih edeceksin?
İfade’nin prangan olduğunu ne zaman fark edeceksin?
İçindekilere (çocuk,ergen ya da yetişkin sen’ler) daha kısa izah getirdikçe özgün ama aynı zamanda mahrem bir hayat tarzını iyice kavrayacaksın.
Basit’i seç ki portakal kabuğunu koklayabil, duvarın tırtıklı dokusunu yumruk yaptığın elinin parmak boğumlarında hissedebil, kafanı yataktan sarkıtıp ters bir seyre dalabil odanı…
Boş zaman’da hissedebilirsin anca; hissettiklerini üretmesi ise çok daha sonra.
Üretme aşamasında yeni bir şey hissetmezsin asla.
Eve dair imgelemleri not aldım bugün defterimin kenarına.
Ayaklarını peteğe dayayarak yere uzanmak mesela.
Not alırken kalemimin bitmesi üzerine listede kendine yer bulan biten ve yaladığımızda yazması ümit edilen kalemler.
Yazıp yazmayacağındaki o belirsizliğe bile tahammül edemeden hemen kalemi deneyişimiz.
Emareleri her yerde görüldüğü üzere sabırsızım, sabırsızız, sabırsızlar.
Kibrit yaktıktan sonra elini yakmamak için yaşadığın küçük telaş gibi değil ama.
O küçük telaşlar seni canlı kılanlardan anlasana.
Heyecanla konuşurken dilini ısırdığında dünyaya kızma, sızan kanı yudumla.
İmgelemlere devam etmek gerekirse yemek pişen tencerenin buharına yüzünü yaklaştırmadaki açlığa ihtiyacımız gelir sonra.
İhtiyacımız var o açlığa.
Duyuya olan açlığa.
Duyumsamaya vaktin kaldı mı?
Tanıdık ışık oyunları, tanıdık tazyikli musluklar listeyi devam ettirirken tanıdığı anmanın rahatlatıcılığına dikkat çekiyorum.
Hayat belirtisi agresif bulaşık sesleri bile içkin bu tanıdıklığa.
Eskisi kadar umursanmasa da nerde olduğu ezberde olan lekeler ve çatlaklar da.
Ev’den gitmeden önceki sen’in var olduğunun kanıtı olan 15 yaşının asılı posterleri de.
Kırık ve kaybolmaya meyliyle can sıkan kumanda da.
Halının üstüne düşen sigara külünün minik daire izi de.
Hepsinde kusurlusundan sen ve kusurlusundan hayat var.
Ev’i daha iyisi olmak için bırakmadın ama.
Yeterince iyi olduğunu öğrenmek için bıraktın ardında.
Artık daha az ağlıyorsun günlüğünün başında.
Daha azı ve daha kusurlusu daha mutluymuş aslında.
Yine de özlüyorsun hasta olduğun tanıdık odaları, yatak başlarını.
Geri istediğinden değil, o sen’in bugünkü sen’e hizmet edişini anlayışından.
Terk edişteki şifalanma adlı son yazın olsun bu.
Sen yaşamaya başla.
“Depending on who you ask, The Double Life of Véronique is about either the mysterious relationship between two early-to-mid-20s women with an investment in music, or about how one woman in her 20s makes sense of a spontaneous sense of…devamı“Depending on who you ask, The Double Life of Véronique is about either the mysterious relationship between two early-to-mid-20s women with an investment in music, or about how one woman in her 20s makes sense of a spontaneous sense of loss. It depends on how you understand the logic of the double on film.”
“Both women share the same superstition of rubbing their gold rings on their lower eyelids to prevent styes. Tremendous form in repetition with these character traits.”
Şahsi yorumuma gelirsek insanın anlamsız ruh sıkışmaları, sancımaları için aslında bir ruh ikizinin olduğunu ve onun anlamlı acısına ortak olduğunu düşünmesi şifalı olabilir.
Renkler, dokular çok güzeldi.
Bir şeyleri tıpkı bizim gibi hisseden ve algılayan birinin var olduğu hayaline nasıl da ihtiyacımız var.
Quotes: *Henry: [to his own bloody face as reflected in the bathroom mirror] Nothing but the dripping sink. Empty bottle. Euphoria. Youth fenced in, stabbed and shaved. Taut words propped up to die * ”Some people never go crazy. What…devamıQuotes:
*Henry: [to his own bloody face as reflected in the bathroom mirror] Nothing but the dripping sink. Empty bottle. Euphoria. Youth fenced in, stabbed and shaved. Taut words propped up to die
* ”Some people never go crazy. What truly horrible lives they must lead.”
* Henry: This is a world where everybody's gotta do something. Y'know, somebody laid down this rule that everybody's gotta do something, they gotta be something. You know, a dentist, a glider pilot, a narc, a janitor, a preacher, all that.
Sometimes I just get tired of thinking of all the things that I don't wanna do. All the things that I don't wanna be. Places I don't wanna go, like India, like getting my teeth cleaned. Save the whale, all that, I don't understand that.
Jim: You're not supposed to think about it. I think the whole trick is, not to think about it.
* “And as my hands drop the last desperate pen, in some cheap room, they will find me there and never know my name, my meaning, nor the treasure of my escape.”
“felaket zamanlarında trajediyi kendi çıkarı doğrultusunda kullanıyorlar. gücü elinde bulunduranlar güçlerini korumak istiyor, altın çekmecelerini kaybetmelerine neden olabilecek her şeyin ne kadar yanlış olduğunu haykırıyorlar. ben apolitik biriyim, ama bu gericilerin fırlattığı falsolu toplar karşısında kafam bozulup oyuna girersem şaşmayın.”
demek istediğim, bir suikast krizinde insanlık karşıtı, gerici güçler, önyargılarını güçlendirip barın son lanet taburesinden Özgürlüğü devirmek için her tür kırılmayı bahane sayarlar. insanlıkla ilgilenip faal olmak gerektiğini söyleyerek kutsallaşmak istemiyorum Camus'nün yaptığı gibi (denemelerini okuyun) çünkü insanlığın bü- yük…devamıdemek istediğim, bir suikast krizinde insanlık karşıtı, gerici güçler, önyargılarını güçlendirip barın son lanet taburesinden Özgürlüğü devirmek için her tür kırılmayı bahane sayarlar. insanlıkla ilgilenip faal olmak gerektiğini söyleyerek kutsallaşmak istemiyorum Camus'nün yaptığı gibi (denemelerini okuyun) çünkü insanlığın bü- yük bir bölümü midemi bulandırır. bir şeyleri kurtaracaksak bu ancak mutluluk, gerçek ve akış kavramlarına yepyeni bir yaklaşımla mümkün olabilir; titreşimsel algılama ile. henüz katledilmemiş çocuklar için geçerli bu, ama onlar da katledilecek, bire yirmi beş bahse girerim, çünkü hiç bir yeni kavrama müsade edilmeyecek -güç çetesi için fazlası ile yıkıcı olabilir, hayır, Camus değilim ben, ama, canlarım, teneke kafalıların trajediyi bu kadar küçümsemeleri beni rahatsız ediyor.
Pis Moruğun Notları
kaçıngan bağlanma stili daha iyi somutlanamazdı. konfor alanını; istediğine emin olduğun aşk için bile terk etmek oldukça zordur. ucube başrolümüzü “this is so me!” mentalindeki ergenler gibi izledim. yavaş olmasına rağmen çok tanıdık. tanıdık olmasıyla yakaladı muhtemelen beni. “biliyor musun,…devamıkaçıngan bağlanma stili daha iyi somutlanamazdı.
konfor alanını; istediğine emin olduğun aşk için bile terk etmek oldukça zordur.
ucube başrolümüzü “this is so me!” mentalindeki ergenler gibi izledim.
yavaş olmasına rağmen çok tanıdık.
tanıdık olmasıyla yakaladı muhtemelen beni.
“biliyor musun, bazen ölmeyi düşünüyorum” diyebilmeli insan sevdiği birine.
biliyor musun bazen ölmeyi düşünüyorum.
diyebileceğin biri var mı?
düşündüğün şeyi bilmelerine izin verecek misin?
o savunmasız tarafını ifşa edecek misin?
ana fikri derimleştirecek iki alıntı bırakıyorum Brene Brown’dan.
“You either walk inside your story and own it, or you stand outside your story and hustle for your worthiness. The irony is that we disown our difficult stories to appear more whole or more acceptable. But our wholeness, even our wholeheartedness actually depends on the integration of all of our experiences, including the falls"
“Vulnerability is not winning or losing; it's having the courage to show up and be seen when we have no control over the outcome.
Vulnerability is not weakness; it's our greatest measure of courage."
Brene Brown
Yalnızlık Sirki *Bütün kinlerimiz, kendimizin altında kalmış ve ona kavuşamamış olmamızdan gelir. Bu yaptıklarından dolayı ötekiler’i hiçbir zaman affetmeyiz. *Kendini çekilmez kılmayı bilmeyen kimse yalnızlığına göz kulak olamaz. *Ötekilerden uzaklaşmanın en iyi yolu, onları yenilgilerimizden zevk almaya davet etmektir; sonra,…devamıYalnızlık Sirki
*Bütün kinlerimiz, kendimizin altında kalmış ve ona kavuşamamış olmamızdan gelir. Bu yaptıklarından dolayı ötekiler’i hiçbir zaman affetmeyiz.
*Kendini çekilmez kılmayı bilmeyen kimse yalnızlığına göz kulak olamaz.
*Ötekilerden uzaklaşmanın en iyi yolu, onları yenilgilerimizden zevk almaya davet etmektir; sonra, ömrümüzün kalan kısmında onlardan nefret edeceğimizden emin olabiliriz.
*Ciddi bir öğretimin en güzel yerinde, bir gün öleceğimi keşfettim…
bununla tevazuum sarsıntıya uğradı.
Artık öğrenecek hiçbir şeyimin kalmadığına kanaat getirerek, dünyayı böylesine dikkat çekici bir keşiften haberdar etmek için okulu bıraktım.
*Ancak bir kader sahibi olma mecburiyetinden kaçıldığı zaman günlerde bir tat bulunur.
*Utangaçlık, bir savunma tepkisi olmasından da fazla, anlaşılmamışların megalomanisi tarafından sürekli mükemmelleştirilen bir teknik’tir.
*Tanrı’dan kurtulup kendi içine düşmek niye? Leşi leşle ikame etmek niye?
*Tâli nedenlere eksiksiz bir dikkat göstermeden ne eylem, ne başarı olur.
Hayat bir haşere uğraşısıdır.
*Bana hiç aldanmamış olma kuruntusunu veren, hiçbir şeyi aynı anda nefret etmeden sevmiş olmamamdır.
*Bir tek iyimserler intihar eder; artık iyimser olamayan iyimserler… Diğerlerinin, hiçbir yaşama nedenleri olmadığına göre, niçin bir ölme nedenleri olsun ki?
*Uyku tutmayan gecelere karşı elinde yalnızca sınırlı bir stoku olan imansızın vay haline!
*Hakaretlerin yararlılığını ya da feleğin sillelerinin cazibesini, Stoacılığın buyruklarıyla görecek değiliz. Duyarsızlığı konu alan elkitapları fazla makûldürler. Peki ya herkes kendi berduşluk tecrübesini yapsaydı! Sırtına paçavraları geçirmek, bir yol ağzına dikilmek, geçenlere el açmak, hoşgörülerine maruz kalmak veya sadakalarına teşekkür etmek- ne disiplin ama! Ya da sokağa çıkmak, tanımadığınız kimselere küfür etmek, onlardan şamar yemek…
Uzun süre mahkemelere gidip geldim; yalnızca, sabıkalıları, yasalar karşısındaki üstünlüklerini, düşkünlükteki telaşlarını seyreylemek için… Yine de sokak orospularıyla, o kadınların ceza mahkemesindeki serbestlikleriyle mukayese edildiklerinde acınacak durumdadırlar. Kayıtsızlığın böylesi şaşırtıcıdır; hiç öz saygısı yoktur; hakaretler onların canını hiç acıtmaz; hiçbir sıfat onları yaralamaz.
Kinizmleri, dürüstlüklerinin biçimidir. Muhteşem bir çirkinlikteki on yedilik bir kız, artık kaldırımlara musallat olmayacağı sözünü koparmaya çalışan yargıcı şöyle cevaplar: “Size bunun için söz veremem, Yargıç Bey.”
Kendi gücümüzü ancak aşağılanma durumunda ölçebiliriz. Yaşadığımız utançların tesellisini bulmak için, kendi kendimizi utançlara çarptırmamız, bir yandan herkesin bizi tükürükleriyle şereflendirmesini beklerken, aynaya tükürmemiz gerekirdi.
Tanrı bizi seçkin bir sondan korusun!
*Her yerde olma avantajının sefasını süren, Tanrı değil Acı’dır.