“Bana sunulan hiçbir dünyada yaşamadım. Ne ailemin, ne savaşın, ne de politikanın dünyasında.” “Ben oldum olası taşkın, abartılı biri oldum zaten, çünkü tek başıma, bana uyan bir iklim yaratmaya çalışıyordum.”
“Deliliğini anlıyorum, öyleyse neden kaçıyor benden ? Ben kendimi ona bu kadar yakın hissederken, o neden hissetmiyor; aramızdaki benzerliği, deliliklerimizdeki benzeşmeyi neden göremiyor? Ben imkansız olanı istiyorum, durmaksızın uçmak istiyorum, sıradan yaşamı çiğneyip aşkın bütün tehlikelerine koşuyorum, o ise savaşın…devamı“Deliliğini anlıyorum, öyleyse neden kaçıyor benden ? Ben kendimi ona bu kadar yakın hissederken, o neden hissetmiyor; aramızdaki benzerliği, deliliklerimizdeki benzeşmeyi neden göremiyor? Ben imkansız olanı istiyorum, durmaksızın uçmak istiyorum, sıradan yaşamı çiğneyip aşkın bütün tehlikelerine koşuyorum, o ise savaşın tehlikelerine doğru koşuyor. Kaçıyor; savaş onun için yaşamdan daha az korkutucu...”
“Hayallerin, fantezilerin tozundan kurtulmam için beni silkelediler, dövdüler. Ama gariptir, babam beni dövdükçe bu toz artıyor, üstelik daha kalın tabakalar halinde birikiyordu; bildiğimiz, gündelik gri ya da kahverengi tozlardan değildi, maceraperestlerin bildiği şu altın tozu, piritti”
Hani bazı suçlular, 'İstediğim şeye sahip olabilmenin tek yolu onu çalmaktı.’ der ya, benim de içimden sık sık şöyle demek geçiyor: 'İstediğim şeye sahip olmanın başka yolunu bulamadım; yalanlar dışında.’
“I did not know that my bones, those solids, those pieces of sculpture would not splinter. I did not know the woman I would be nor that blood would bloom in me each month like an exotic flower, nor that…devamı“I did not know that my bones, those solids, those pieces of sculpture would not splinter.
I did not know the woman I would be nor that blood would bloom in me each month like an exotic flower, nor that children, two monuments, would break from between my legs two cramped girls breathing carelessly, each asleep in her tiny beauty.I did not know that my life, in the end, would run over my mother’s like a truck and all that would remain from the year I was six was a small hole in my heart,a deaf spot,
so
that
I
might
hear
the
unsaid
more clearly…”
“ve ta o zamandan beri bekledi kalbimizde, yük dolabımızda, ve şimdi görüyorum ki yıllar boyu onu saklamışız, eski intiharları ve senin ölüm haberinle şimdi korkunç bir tat alıyorum, tuz gibi tıpkı (Ve ben, ben de. Ve şimdi, Sylvia, sen Yine…devamı“ve ta o zamandan beri bekledi
kalbimizde, yük dolabımızda,
ve şimdi görüyorum ki yıllar boyu
onu saklamışız, eski intiharları
ve senin ölüm haberinle şimdi
korkunç bir tat alıyorum, tuz gibi tıpkı
(Ve ben, ben de. Ve şimdi, Sylvia, sen Yine ölümle yine, erkeğimizle eve doğru yol alan ölümle.)
Ve ben kollarımı o taş mekâna uzatmış halde diyorum ki yalnızca
senin ölümün nedir ki eski bir aidiyetten başka,
şiirlerinin birinden düşen bir köstebekten başka?”
Anne Sexton, Sylvia Plath için
“Geçen ay mıydı, geçen sene mi bir ambulans, intiharı çığıran sirenleriyle Nani! Nani! Nani! - trafik ışıkları boyunca tüm yolda, cenaze arabası gibi sürmüştü - bir öğle ıslığı gibi ısrarcı yaşama tutunmakta.”
“Kaçacak başka bir yerim olmadığından geri döndüm hastalıklı duyular sahnesine, dün, gece yarısı döndüm vardım boğuk haziran gecesine, bagajsız ve savunmasız, teslim ederek arabamın anahtarını ve paramı, bir çocuk, oyuncağını nasıl tutarsa öyle tutarak elimde bir paket Salem sigarasını. Yeni…devamı“Kaçacak başka bir yerim olmadığından
geri döndüm hastalıklı duyular sahnesine,
dün, gece yarısı döndüm
vardım boğuk haziran gecesine,
bagajsız ve savunmasız,
teslim ederek arabamın anahtarını ve paramı,
bir çocuk, oyuncağını nasıl tutarsa
öyle tutarak elimde bir paket Salem sigarasını.
Yeni gelenler yerini imzalayıp
kendimi yatırdım
çünkü burası bir akıl hastanesi,
çocuk oyuncağı değil.”