"sende jinefili dedikleri şey var. kadın bedenini öyle erotikleştiriyorsun ki onu üzerine geçirmek, onun içinde olmak istiyorsun. bu bir kimlik değil, cinselleştirme aslında." ‘“kadın sevme” ile ilgili görünse de aslında değildir. anomalidir. mesela heteroseksüel bir erkek düşünelim. bu erkek kadınlara…devamı"sende jinefili dedikleri şey var. kadın bedenini öyle erotikleştiriyorsun ki onu üzerine geçirmek, onun içinde olmak istiyorsun. bu bir kimlik değil, cinselleştirme aslında."
‘“kadın sevme” ile ilgili görünse de aslında değildir. anomalidir. mesela heteroseksüel bir erkek düşünelim. bu erkek kadınlara olduğu kadar femboylara, travestilere falan da ilgi duyuyorsa bu erkek bir jinefildir. onun için önemli olan kadınlık ideasıdır.’ (@bachophile)
Dedektif - “Kilise bana ne mi hissettiriyor? Mimarisi ilgimi çekiyor. İhtişamı,gizemi ve amaçlanan duygusal etkiyi hissediyorum. Sanki biri bana inanmadığım bir öyküyü haykırıyormuş gibi. Bir çocuk masalının boş vaadi üzerine kurulmuş. Kötü niyetle, kadın düşmanlığıyla, homofobiyle ve meşrulaştırılmış sayısız şiddet…devamıDedektif - “Kilise bana ne mi hissettiriyor? Mimarisi ilgimi çekiyor. İhtişamı,gizemi ve amaçlanan duygusal etkiyi hissediyorum. Sanki biri bana inanmadığım bir öyküyü haykırıyormuş gibi. Bir çocuk masalının boş vaadi üzerine kurulmuş. Kötü niyetle, kadın düşmanlığıyla, homofobiyle ve meşrulaştırılmış sayısız şiddet ve zulüm eylemiyle dolu, bir yandan da hala kendi utanç verici eylemlerini gizliyor. Tekmeler savuran huysuz bir katır gibi onu parçalamak, o kaypak inanç balonunu patlatmak ve boğulmadan yutabileceğim bir hakikate ulaşmak istiyorum… Çatı kirişi detayları çok hoş gerçi.”
Rahip - “Doğru, bu hikaye anlatımı. Sanırım soru şu; Bu hikayeler bizi bir yalana mı inandırıyor? Yoksa içimizde tamamen gerçek olan bir şeyle bağ mı kuruyor? Öyle bir şey ki ancak hikayelerle anlatabiliyoruz.”
Dedektif - “Pes. Peder.”
Freud’un her canlının hayat amacının ölüm olduğunu yazdığı bilinir. Bazıları buna “Thanatos” der. Ölüm dürtüsü. Kendini tok etme arzusu. Freud’a göre hepimizin içinde var. Tehlikeyi davet etme, kendimizi riskli durumlara sokma ihtiyacı. Bazen bir fısıltı. Bazen haykırış. Görünmez bir akıntı.…devamıFreud’un her canlının hayat amacının ölüm olduğunu yazdığı bilinir. Bazıları buna “Thanatos” der. Ölüm dürtüsü. Kendini tok etme arzusu. Freud’a göre hepimizin içinde var. Tehlikeyi davet etme, kendimizi riskli durumlara sokma ihtiyacı. Bazen bir fısıltı. Bazen haykırış. Görünmez bir akıntı. Kontrolümüz dışında bir güç. Meslektaşları Freud’un teorisini pek ciddiye almadı. Sonuçta herhangi bir canlı neden kendi ölümünü istesin ki? Ama Freud’un teorisi muhaliflerinden dayanıklı çıktı. Çünkü o dürtüyü hissetmeyen yoktur. Bir içkiye daha tamam deriz. Kibrit çakıp parmağımızı alevden geçiririz. Uçuruma yaklaşırız. Kadere meydan okuruz. Canlı olduğumuzu kanıtlamak için ölümle flört ederiz. Ya duramazsak? O zaman yaktığımız ufak ateş bütün evi yakıp kül edebilir. Biz hala içindeyken.
Peki kana susamışlık güvenli biçimde dışa yöneltilmiş aynı ölüm dürtüsü değil de nedir? Hepimiz canavarları çekici buluruz. Taş atacak kadar cesur olursak Golgat’ı öldürebileceğimiz hayali bizi büyüler. Kahramanı, kurtarıcıyı oynarız. Yiğit ve doğrucu kişiyi. Peşimizdeki canavarları avlamaya çalışırız. Bizi koruyacak şeyin şiddet eylemimiz olduğuna inanırız. Ama nihayetinde öyle midir? Golyat mağlup olunca, ejderha katledilince, içten içe biliriz ki asıl tehdit içimizdedir. Asla yok olmaz. Serbest kalmak için can atar. İşin gerçeği, aramızda kötü indanlar olması işimize gelir. Çünkü onlar olmazsa kendimizle yüzleşmemiz gerekir.
“Yazamıyorum. Ya eksik kalıyor demek istediğim ya fazla söylüyorum can sıkıcı oluyor. Kararında yazamıyorum. Kararı ne bilmiyorum. Yanlış ifade etmekten doğruyu unutuyorum. Kendime dışarıdan bakamıyorum. Eleştirel bir gözüm yok. Berbat yazdığımı anlamak için birinin bana berbat yazıyorsun demesi gerekiyor. Bunu…devamı“Yazamıyorum. Ya eksik kalıyor demek istediğim ya fazla söylüyorum can sıkıcı oluyor. Kararında yazamıyorum. Kararı ne bilmiyorum. Yanlış ifade etmekten doğruyu unutuyorum. Kendime dışarıdan bakamıyorum. Eleştirel bir gözüm yok. Berbat yazdığımı anlamak için birinin bana berbat yazıyorsun demesi gerekiyor. Bunu dediğinde yazdığımın gerçekten berbat olduğunu anlıyorum. O kadar açık ki iğrenç olduğu, yazarken nasıl olup da kusmadığıma hayret ediyorum. İçimde bir öfke yükseliyor. Her şeyi benden daha iyi bilen insanlar sarıyor etrafımı. Bu kadar insan ne zaman ne zaman bu kadar okudu? Ne zaman bu kadar şey yaşadı? Ben o arada ne yaptım? Kötü yazarım korkusuyla hiç mi yazmadım?”
-Hikayemde sorun çıktı. Kendimi köşeye sıkıştırdım. Tıkanırsın ya hani +Bilmiyorum. Açıklasana. -Sen hiç yazarken tıkanmaz mısın? +Açıkçası benim duramama sorunum var, ki o da her zaman iyi olmuyor. Bu arada tıkanmak asıl sorundan ziyade bir semptomdur. Fazla düşünüyorsun herhalde. -Düşünmek…devamı-Hikayemde sorun çıktı. Kendimi köşeye sıkıştırdım. Tıkanırsın ya hani
+Bilmiyorum. Açıklasana.
-Sen hiç yazarken tıkanmaz mısın?
+Açıkçası benim duramama sorunum var, ki o da her zaman iyi olmuyor. Bu arada tıkanmak asıl sorundan ziyade bir semptomdur. Fazla düşünüyorsun herhalde.
-Düşünmek kötü bir şey mi ki?
+”Fazla düşünmek” dedim, o da zaten tipik sahtekarlık sendromu belirtisi. “Olamaz. Ya en mükemmel kelimeyi seçmeyip sahtekar olduğumu anlarlarsa?” Bu arada yargılamıyorum tabi ki. Herkeste var, özel değilsin yani. Yani bu kadar titiz olmana da gerek yok.