İlk 20 dakikasında ortalama bir film izleyeceğim sanırım diyordum ama beni yanılttı. Çok daha fazlasını buldum ve kendimi yer yer ağlarken buldum. Ölüm ve yas teması çok güzel işlenmiş. Güldürdüğü kısımlar da vardı. Kadrosu da iyi. Daha ne olsun.
Gergin başladı, paranormal activity tadında ilerledi ve sonlara doğru gülünç bir hâl aldığı için rahat rahat izledim. Ses efekti ile u za mani muk deyince seyirciyi korkuturuz kafası 2006'da kalmamış mıydı?
Hiç bu kadar sade bir anlatımın sıradan bir yaşamın beni böylesine duygulandıracağını tahmin edemezdim. Allegoriler, "dürüst" yazıldığı iddia edilen pazarlama taktikleri ile çok satmış kitaplar okudum. Böylesi bir gerçekçiliği böyle bir samimiyeti hiçbirinde bulamadım. Bu sene okuduğum en iyi kitaplardan…devamıHiç bu kadar sade bir anlatımın sıradan bir yaşamın beni böylesine duygulandıracağını tahmin edemezdim.
Allegoriler, "dürüst" yazıldığı iddia edilen pazarlama taktikleri ile çok satmış kitaplar okudum. Böylesi bir gerçekçiliği böyle bir samimiyeti hiçbirinde bulamadım. Bu sene okuduğum en iyi kitaplardan biri oldu.
Yazarın okuyucuya güvenen yazımı, hiçbir karakterin mükemmel olmayışı ve aslında ortada hiçbir "dramatik" eylem olmadan bu kadar akıcı bir eser çıkmış olması yazarın ne kadar güçlü bir kalemi olduğunu gösteriyor.
Stoner'ın pasifliği seçiyor olmasına kızdım, Edith'in o kontrolcü değişken ruh hâline kızdım. Grace'e odaklanacak olsaydık çocuğunu ihmal etmiş ayyaş okuyacaktık ve ona da kızacaktım. Herkes çok yorgun, insan olmak çok yorucu ve bu kitap da bunu çok iyi aktarmış o yüzden karamsar geldi. Bir kere bile ihmâl lafı kullanılmamış ama kuşaktan kuşağa geçen aile travmalarını üstü kapalı bir biçimde o kadar iyi anlatmış ki edebiyat bu işte be. Son sayfasını bitirince bakışların bir noktaya dalıp gittiğinde, kilitlendiğinde anlıyorsun bunu. Edebiyat bu ve bunun için var. Harikaydı.
Milenyum kuşağının çocukluk travması olan Kaşağı'ya nasıl yorum yapılmamış? Benim okuduğum baskının içinde 5 öykü vardı. En sevdiğim de Milli Edebiyat Dönemi'nin sadeleştirilmiş Türkçe'si ile o zamanlar işgal altında olan vatanımızın içinde bulunduğu durumu, atmosferi çok iyi yansıtan Primo Türk…devamıMilenyum kuşağının çocukluk travması olan Kaşağı'ya nasıl yorum yapılmamış?
Benim okuduğum baskının içinde 5 öykü vardı. En sevdiğim de Milli Edebiyat Dönemi'nin sadeleştirilmiş Türkçe'si ile o zamanlar işgal altında olan vatanımızın içinde bulunduğu durumu, atmosferi çok iyi yansıtan Primo Türk Çocuğu adlı öykü oldu. Diğer hikâyelere çok ısınamadım. Döneme uygun olarak, malum, yoğun bir Türkçülük teması ile çok basit bir anlatımla yazılmış ve işgal altındaki Türkiye ile günümüz Türkiye'si arasında benzerlikler bulabilirsiniz. :)
Kitaplarını okurken sıkılmıştım çok daha genç yaşta okumama rağmen, yıllar sonra dizisini izlerken de ayrı bir derecede sıkıldım. The summer I turned pretty tuttuğu için aynı formüllerle, aynı tonlama ile, aynı diyalogları konuşan Amerikan ergenleri Türkiye'de yaşayan bir kadın olarak…devamıKitaplarını okurken sıkılmıştım çok daha genç yaşta okumama rağmen, yıllar sonra dizisini izlerken de ayrı bir derecede sıkıldım. The summer I turned pretty tuttuğu için aynı formüllerle, aynı tonlama ile, aynı diyalogları konuşan Amerikan ergenleri Türkiye'de yaşayan bir kadın olarak izleyemiyorum. Hiçbir duygu geçmiyor, kafa dağıtmaya da yaramıyor bana göre.
Daha 20 dakika olmuştu izleyeli ama 40 kere gözlerimi devirdim. Hedef kitlesi ergenler ya da hâlâ öğrenci olan kitle (ya da direkt genç kızlar) olan işler hiçbir şekilde zevk vermiyor bana. O yüzden izleyenlere keyifler diliyor ve rotamı değiştirip başka yörüngelere gidiyorum.
Diyalogların hızından ve herkesin bağırarak aynı anda konuşmasından dolayı kendimi bir hız trenine binmişim gibi hissettim. İnince hissedilen sersemliği de film bitince hissettim. Stresli bir zamanınızda izlemeyin her ne kadar komedi filmi gibi tanıtılmış olsa da aksiyon filmi gibiydi tempo…devamıDiyalogların hızından ve herkesin bağırarak aynı anda konuşmasından dolayı kendimi bir hız trenine binmişim gibi hissettim. İnince hissedilen sersemliği de film bitince hissettim. Stresli bir zamanınızda izlemeyin her ne kadar komedi filmi gibi tanıtılmış olsa da aksiyon filmi gibiydi tempo bakımından.
Kâbus gibi bir filmdi. Daha teatral bir Haneke izliyormuş gibi hissettim. Kamera açıları bir filmde ne kadar etkili kullanılabilirse o kadar etkili kullanılmış. Üstelik Karel'in kameraya attığı bakışları hâlâ üzerimde hissediyorum. Bir şaheser.
Gecenin üçünde, karanlık ve sessiz bir ortamda ve özellikle yalnız izleyin. Ben böyle yaptım ve tüylerim diken diken hâlâ. Özellikle filmin sonunda gözlerim bana oyun mu oynuyor yoksa Alma'nın yüz hatları Johan'a benzemeye mi başladı, gözlerimi dinlendirmem mi lazım yoksa…devamıGecenin üçünde, karanlık ve sessiz bir ortamda ve özellikle yalnız izleyin. Ben böyle yaptım ve tüylerim diken diken hâlâ.
Özellikle filmin sonunda gözlerim bana oyun mu oynuyor yoksa Alma'nın yüz hatları Johan'a benzemeye mi başladı, gözlerimi dinlendirmem mi lazım yoksa bu çok ama çok zekice bir ışık oyunu mu diye bir öyle bir böyle düşündüm durdum. Yemek yedikleri sahneyi soluk almadan izledim.
American Beauty filmini sevenlerin bunu da seveceğini düşünüyorum. Amerikan banliyö hayatı ve ailelerine dair eleştiriler ile mizah harmanlanmış ve The kids aren't alright.
Benim için üçlemenin açık ara değilse de kıl payı farkla en iyi filmi oldu. İzlemesi çok keyifliydi, iki buçuk saat neredeyse ama gözümü kırpmadan izledim, bazıları uzun bulabilir. Konunun merkezindeki cinayetin gizemi de, oyunculuklar da, esprileri de tam dozundaydı ama…devamıBenim için üçlemenin açık ara değilse de kıl payı farkla en iyi filmi oldu. İzlemesi çok keyifliydi, iki buçuk saat neredeyse ama gözümü kırpmadan izledim, bazıları uzun bulabilir.
Konunun merkezindeki cinayetin gizemi de, oyunculuklar da, esprileri de tam dozundaydı ama gözümde asıl parlayan nokta, senaryonun din ve inanç konuları ile daha derinlikli, basit bir "katil kim?" filminden bambaşka bir boyuta taşınması oldu. Kitap okur gibi izledim.