Öncelikle Demir, Burcu'yu görür görmez bir takım yakıştırmalar yaptı, sonra tekrar karşılaştı, öptü, sonra da aşık oldu. "Yanıyorum, tutuşuyorum." dedi, sevişti, aşık oldu. Bu mu yani? Bakireliğini bozdu diye erkeklik gururlarıma girdi falan. Kadının masumluğunu vurgulama düşüncesi içinde bakire yakıştırmaları,…devamıÖncelikle Demir, Burcu'yu görür görmez bir takım yakıştırmalar yaptı, sonra tekrar karşılaştı, öptü, sonra da aşık oldu. "Yanıyorum, tutuşuyorum." dedi, sevişti, aşık oldu. Bu mu yani? Bakireliğini bozdu diye erkeklik gururlarıma girdi falan. Kadının masumluğunu vurgulama düşüncesi içinde bakire yakıştırmaları, kızaran yanaklar, makyaja ihtiyacın yok belirtmeleri.
Türk yazarlar aşk kitabı yazarken bir insanın aşık olduğunu çoğu zaman bu şekilde yansıtıyor. Bütün kitap boyunca erkek karakter "öyle yapacaksın, böyle duracaksın" söylemlerinde bulundu. Tüm kitap bundan ibaretti, şaka yapmıyorum. Tartışma ortasında kadına zarar vermek, hırpalamak isteyen Demir Aras, konuşmayı doğru düzgün beceremeden Burcu'yu öpüyor. Ve neymiş? Aşkmış. Aşıkmış. Aşık olmak bu mu, sevgi bu mu?
"Öldürürüm seni benim gibi delice arzulayanı." Gerçekten mi? Kadınlara eşya gibi davranan da kendini erkek sanıyor, aşık sanıyor. Bu kitapları okuyan gençler de özeniyor böyle olaylara. Yazık sahiden.
Diline gelecek olursak, inanılmaz samimiyetsiz ve klişe bir dil, anlamsız tepkiler ve konuşmalardan ibaret bir kitap. Karakterlerde gerçeğe dair hiçbir şey yok.
Hem kadını, hem erkeği bu derece küçülten kitaplar okumaktan sıkıldım doğruyu söylemek gerekirse.
Zweig, insanların yoğun duygularla boğuştuğu taraflarını çok iyi incelemiş, ölümüne bakılırsa kendi de bizzat yoğun duygular içinde savrulup durmuş bir yazar bana göre. Şimdiye kadar okuduğum Zweig karakterlerinin hepsi bazı kötü duyguların kurbanı olmuş, bazı duyguları o kadar aşırı hissetmişler…devamıZweig, insanların yoğun duygularla boğuştuğu taraflarını çok iyi incelemiş, ölümüne bakılırsa kendi de bizzat yoğun duygular içinde savrulup durmuş bir yazar bana göre.
Şimdiye kadar okuduğum Zweig karakterlerinin hepsi bazı kötü duyguların kurbanı olmuş, bazı duyguları o kadar aşırı hissetmişler ki artık içinde bulundukları deri bile o hislerden oluşur olmuş ve bu duyguların hayatlarını ele geçirmesine izin vermiş karakterler.
Benim ilgimi çeken tarafı da bu psikolojik boyutun kısacık bir öykü içinde anlatılmasındaki ustalık. Okudukça yazarın yazım tarzına, analizlerine ve belki de kendi zihnine daha da alışmış bir şekilde buluyorum kendimi. O an Zweig ne hissettirmek istemişse onu hissediyorum. Sahiden çarpıcı bir yazar.
Bu tarz kitapların hızlı okunması gerekiyor, özellikleri bu yani. Sayfaları da az ama sürekli sıkıldığımı hissettim, tempo hep düşüktü. Aşktan çok da tutku vardı. Kötünün iyisi.
Yazardan ya da belki de Skye'dan kaynaklı bir türlü ısınamadım. Carmen bile ondan daha ilgi çekici bir karakter olarak kendini okuttu. Kitap baştan aşağı "düşün, bul, ara, gör, seç" kelimeleri ile dolu ve tüm o gizemli kelimeler beklentiyi yükseltmişken sonrasında…devamıYazardan ya da belki de Skye'dan kaynaklı bir türlü ısınamadım. Carmen bile ondan daha ilgi çekici bir karakter olarak kendini okuttu. Kitap baştan aşağı "düşün, bul, ara, gör, seç" kelimeleri ile dolu ve tüm o gizemli kelimeler beklentiyi yükseltmişken sonrasında klişe olarak bitmesi beni hayal kırıklığına uğrattı.
Kesinlikle ilk kitaptan daha iyiydi. Sonu yüreğimi burktu. Yazarın dili bana çok durgun geliyor orası ayrı. Doğa tasvirlerini ilk kitapta çokça görmüştük. Bu kitapta bari karakterler üzerinde durulsun diye düşündüm ama o da olmadı.
Öncelikle şunu söylemeliyim ki ortalarında çok sıkıldım. Kitap biraz akıcı olmaya başlayınca bir bakmışım merak ede ede sona gelmişim. Ada'da olan detaylar yerine biraz daha karakterlere odaklanılsaydı daha da güzel olurdu bana göre. Charley ve Thad çiftini sevdim. Sonu ise…devamıÖncelikle şunu söylemeliyim ki ortalarında çok sıkıldım. Kitap biraz akıcı olmaya başlayınca bir bakmışım merak ede ede sona gelmişim. Ada'da olan detaylar yerine biraz daha karakterlere odaklanılsaydı daha da güzel olurdu bana göre. Charley ve Thad çiftini sevdim. Sonu ise tahmin ettiğim gibi oldu.