Ben mi onu bitirdim, o mu beni bitirdi? Son zamanlarda okuduğum en iyi fantastik seriydi. 15-16 yaşlarında eline kitap aldığı zaman heyecanlanan o gencin hevesini bu yaşımda tekrar hissettim.
Doktorla görüşene kadar bekleme alanında uzağa dalarsın, o sırada hayatın bir saniyede nasıl tepetaklak olabiliyor anlarsın ve hayatının doktorlar, reçeteler, randevular, sıralar, eczaneler, pahalı ilaçlar, bekleme salonları, koşuşturmaca, içinde ne yazdığını asla anlamadığın ama bir süre sonra sana tanıdık gelmeye…devamıDoktorla görüşene kadar bekleme alanında uzağa dalarsın, o sırada hayatın bir saniyede nasıl tepetaklak olabiliyor anlarsın ve hayatının doktorlar, reçeteler, randevular, sıralar, eczaneler, pahalı ilaçlar, bekleme salonları, koşuşturmaca, içinde ne yazdığını asla anlamadığın ama bir süre sonra sana tanıdık gelmeye başlayan çıktı kağıtları, mikrop dolu hastane odaları, serum kokuları, damar yolu açan hemşireler, yüzüne bakmayan sekreterler, bekleme kuyruklarını, kavga edecek yer arayan güvenlikçiler ve korku dolu, stresli insanlar içinde geçeceği o uzun dönem gözünün önünde canlanırken her şeyin ne kadar belirsiz olduğunu düşünürken biri ortamı yumuşatmak için anlamsız bir şey söyler ve o lafın anlamsızlığını komik bulup kalbin acıyarak gülümsersin ya, bu filmi izlerken de aynı şekilde gülümsedim.
The ballad of never after'dan sonra çok sarsıntılı bir düşüş yaşadım bu kitapta. Caraval serisinin final kitabı gibi, bu serinin son kitabı da iyi yazılmamış ne yazık ki. Stephanie Garber insanı nasıl heyecanlandıracağını bildiği gibi nasıl hayal kırıklığına uğratacağını da…devamıThe ballad of never after'dan sonra çok sarsıntılı bir düşüş yaşadım bu kitapta. Caraval serisinin final kitabı gibi, bu serinin son kitabı da iyi yazılmamış ne yazık ki. Stephanie Garber insanı nasıl heyecanlandıracağını bildiği gibi nasıl hayal kırıklığına uğratacağını da biliyor.
1sene süren beklemenin ardından böyle baştan savma, hiçbir sorunun cevabını vermeyen, ilk iki kitaptaki sihir, macera hissine çok uzak kalmış daha çok Jacks ve Eva'nın ilişkisine odaklı yazılmış bir fanfiction gibiydi.
Havada kalan bir hikâye örgüsü var, sanki ilk iki kitabı tamamlayan bir kitap değil de kendi başına buyruk, onlardan ayrı yazılmış, son dakikaya yetiştirilmiş bir senaryo okudum. Karakterler çok içi boş yazılmış, diyaloglar desen birbirinin tekrarı gibi.
The ballad of never after okurken hissettiğim heyecanın çeyreğini hissedemedim. Roman Empire'ım dediğim seriye roman Empire'ın çöküşü gibi bir finalle veda ediyorum. Eva ve Jacks'i seviyordum, böyle bir kitabı hak etmediler. Ahaha.
Kedicikler belgeselini izledikten sonra ilaç gibi geldi. Yavaş ilerleyen ama o ağırlıkta, sessizlikte çok şey anlatan filmleri seviyorsanız tavsiye ederim. Görsel açıdan da bayağı iyiydi.
Komadayken başucumda Polanski'yi görsem ben de çığlık atardım ne yalan söyleyeyim. Isabelle Adjani'yi kadroda görünce mutlu olmuştum ama uzun süre yer almamış maalesef. Karakterine de öylesine konmuş bir figüran muamelesi yapılmış resmen. Başrolü ona verseler filmi nasıl şaha kaldırırdı görürdünüz.…devamıKomadayken başucumda Polanski'yi görsem ben de çığlık atardım ne yalan söyleyeyim.
Isabelle Adjani'yi kadroda görünce mutlu olmuştum ama uzun süre yer almamış maalesef. Karakterine de öylesine konmuş bir figüran muamelesi yapılmış resmen. Başrolü ona verseler filmi nasıl şaha kaldırırdı görürdünüz.
Diğer iki filmde daha çok gerilim hissettim, hatta bu filmde hissettiğim tek gerilim Polanski'nin suratına bakarken yaşadığım mide bulantısıydı. Paranoya hâlinin verdiği tedirginlik hiç geçmedi bana bir seyirci olarak ki psikolojik gerilim filmlerinde karakterler ile bağ kurmam çok kolay oluyor genelde.
Orta Doğu'da yaşayan bir kadının günlük hayatını anlatıyor. Gerçi bu evrensel bir deneyim. Annihilation'ı da beğenmiş olmama rağmen yönetmenin en iyi filminin bu olduğunu düşünüyorum.
Spoiler içeriyor
Uzun süre Fatih Altaylı'ya maruz kalmak insana neler yaptırıyor bu filmde onun etkilerini çok iyi anlatmışlar(!) Senaryo kötü diyaloglar ondan da kötü. Kadın karakter erkek karaktere bir köpeğe komut verir gibi sürekli "Yapma, otur, bırak, dokunma, bana bak, dur, haydi,…devamıUzun süre Fatih Altaylı'ya maruz kalmak insana neler yaptırıyor bu filmde onun etkilerini çok iyi anlatmışlar(!)
Senaryo kötü diyaloglar ondan da kötü. Kadın karakter erkek karaktere bir köpeğe komut verir gibi sürekli "Yapma, otur, bırak, dokunma, bana bak, dur, haydi, gel." diyor. Üzerine " Yapcam, aricam, edicem, napcaz, netcez." gibi tek kelimeli yüklemler ile tüm filmi götürüyor. Erkek karakterin tek özelliği de saplantılı, özgüvensiz bir ezik olmasından dolayı kafasını s*kmeye takmış olması, s*k sözünden başka kelime bilmiyor olması.
Film boyunca aynı kelimeleri tekrarlayıp durdular papağan gibi. Kim bu şekilde konuşuyor günlük hayatta Allah aşkına? "Doğru söyle Ecem. Gel buraya Ecem. Temizle Ecem. O muydu Ecem? S*ktiğim yeri sil Ecem." Bu doğallıktan uzak diyalogları Tarantino görse kalp krizi geçirir adam.
İki oyuncu da kendilerine düşen görevi iyi bir şekilde yapmış. Özellikle kadın karakter aşırı kötü yazılmış, kötü yazılmış bir karakteri canlandırırken tüm ciddiyetini koruyan Ece Çeşmioğlu'nu tebrik etmek lazım.
"Her yeri kan yaptı kim temizleyecek oraları, bir de elinde gezdiriyor akılsız gibi meyve bıçağı ile kestiği kolu damlaları pat pat zemine damlarken. Suyu da ziyan ettiniz zaten." diye diye izledim filmi çünkü ortada senaryo olmayınca bu tarz salaklıklara odaklanıyorsun ister istemez.
Neyse ki Selahattin Paşalı hayatınızda görebileceğiniz en hot Rahmi. If so evil why so hot? Hangimiz terli ve üzeri kanla kaplı, yakışıklı, nefes nefese kalmış, atleti tişörtünden fırlamış bir katilin bizi duvara yaslayıp "Beni seviyor musun?" demesinin hayallerini kurmadık ki? (Hiçbirimiz.)
Son olarak polislerin beceriksizliğine değinmesi hoşuma gitti, en gerçekçi kısım bu yönüydü.
Göğsümün ortasına TAAK diye bir tahta çakıldı. Kendisini doğururken ölen annesinden sonra babası ve kardeşiyle kalan Lars, kardeşinin de babasının da kendisini terk etmesi üzerine ihmâl edilen, yalnız başına acı çekerek büyümek zorunda kalan her çocuk gibi, psikolojik sorunlar yaşayan…devamıGöğsümün ortasına TAAK diye bir tahta çakıldı.
Kendisini doğururken ölen annesinden sonra babası ve kardeşiyle kalan Lars, kardeşinin de babasının da kendisini terk etmesi üzerine ihmâl edilen, yalnız başına acı çekerek büyümek zorunda kalan her çocuk gibi, psikolojik sorunlar yaşayan bir yetişkin oluveriyor.
Bianca üzerinden kendisinden bahsettiği terapi sahnelerinde ağladım ve kasabanın, kendi ailesinin, özellikle abisinin eşi olan Karin'in kendisine bir ucube gibi değil de bir insan gibi davranması beni mahvetti. Psikolojik rahatsızlığı olan insanlara nasıl davranıldığını bilince pek de gerçekçi gelmiyor bu tablo, belki de bu yüzden mahvetmiştir.
"Hayatım nereye gidiyor, dünya nereye gidiyor, ülke nereye gidiyor, ben kimim, ne yapıyorum, neden yapıyorum, nereye kadar devam edecek?" diye diye düşünerek bu filme kadar ulaştım. Karıncalı bir ekrana bakarak, peşimden kimseyi sürüklemeden çekip gitme düşüncesi bana yabancı değil. Filmin…devamı"Hayatım nereye gidiyor, dünya nereye gidiyor, ülke nereye gidiyor, ben kimim, ne yapıyorum, neden yapıyorum, nereye kadar devam edecek?" diye diye düşünerek bu filme kadar ulaştım.
Karıncalı bir ekrana bakarak, peşimden kimseyi sürüklemeden çekip gitme düşüncesi bana yabancı değil. Filmin ağır işlemesi, sıkıcı olması, akmaması, bunaltması, "hiçbir şey olmuyor ama bir gerginlik de var." dedirtmesi sizin için çok büyük anlamlar taşıyabilir ya da artık anlam taşıması anlamsız gelebilir bu noktada.
"I believe that looking at the life we have lived straight in the eye makes any notion of the end easy to accept."
PS: Konusunu okumadan izleyin.