Andrei Tarkovsky'i anmadan, ona bir selam durmadan geçmek olmazdı, diye düşünüyorum. Tarkovsky'nin kanserin son aşamalarında, ölümün soğuk yüzünü hissetmesine çok az kala çektiği bu filmi, oğluna "umut ve inançla" ithaf ettiğini belirtmeden geçmeyelim. Bu film; bir nevi Tarkovksy'nin vasiyeti, kendi…devamıAndrei Tarkovsky'i anmadan, ona bir selam durmadan geçmek olmazdı, diye düşünüyorum.
Tarkovsky'nin kanserin son aşamalarında, ölümün soğuk yüzünü hissetmesine çok az kala çektiği bu filmi, oğluna "umut ve inançla" ithaf ettiğini belirtmeden geçmeyelim.
Bu film; bir nevi Tarkovksy'nin vasiyeti, kendi sanatını selamlamasıdır. Geçmiş eserlerinden motifler, dokunuşlar, metaforlar yer yer serpilmiştir filme.
"The Sacrifice" karakteristik Tarkovsky filmlerinden biraz daha uzak kalan yapısıyla değerlendirilir sinema çevrelerince. Bergmanvari bir stilin ve dokunuşların çok rahat hissedildiği filmde, Bergman'ın görüntü yönetmeni Sven Nykvist ile çalışılmasının bunda büyük payı olduğunu düşünüyorum. Tabii ki bu durum, filmin sinematografisini kaliteli bir hale getirmiş çünkü Nykvist'in nasıl bir ışık-gölge kullanıcısı olduğunu Bergman sanatına yakın herkes az çok bilir.
Peki, sinemanın "Şiir Kameralı Adamı" Offret'te hangi konuyu işlemiştir? Filmin konusunu nedir? Hemen aktaralım:
Profesör Alexander eşi Adelaide ile birlikte, daha nişanlılık yıllarında gelip yerleştikleri gölün hemen kıyısındaki güzel bir evde oturmaktadır. Profesörün doğum gününü kutlamak üzere toplanan ailesi tam sofraya oturmak üzereyken televizyonda konuşma yapan başbakan bir nükleer savaşın başladığını duyurur. Yayın aniden kesilir ve gerçekten mi yoksa profesörün bilinçaltında mı geliştiği kestirilemeyen bu olayın ilk belirtisi olarak alçaktan geçen, sesten hızlı uçakların gürültüsüyle birlikte bir endişe başlar. Profesör, tüm dünyanın ve sevdiklerinin kurtulması için kendini kurban etmesinin gerekliliğine inanır ve bu görevini yerine getirmek üzere harekete geçer.
Tarkosvky'nin nidası ile bitirelim yazımızı:
"insan hep başkalarına karşı savundu kendini.
başka insanlara, doğaya karşı.
durmadan doğaya karşı güç kullandı.
sonuç: güce, şiddete, korkuya ve bağımlılığa
dayanan bir uygarlıktan başka bir şey değil.
"teknik ilerleme" dediğimiz şeyin...
bize getirdiği tek şey konfor oldu.
bir tür hayat standardı.
ve bir de gücü korumak için gereken
şiddet araçları. vahşiler gibiyiz!
mikroskobu, cop gibi kullanıyoruz.
hayır, yanlış.
vahşiler maneviyata daha çok önem veriyor!
hayat standardına gelince,
bir zamanlar bilge bir kişi...
gerekli olmayan şey günahtır demişti.
ve eğer bu doğruysa...
uygarlığımız baştan aşağıya
günah üzerine kurulmuş demektir.
korkunç bir uyumsuzluk edindik.
maddi ve manevi...
gelişmemiz arasında
bir dengesizlik söz konusu.
kültürümüz bozuk.
yani uygarlığımız.
temelde bir bozukluk var, oğlum .. "