Biz onlara benzemeyiz! Peki neden? Çünkü... Çünkü sen varsın benim yanımda ve ben varım senin yanında, bu yüzden işte... -John Steinbeck, Of Mice and Men-
Demek istediğim, "Seninle bir daha asla konuşmayacağım." derken insanın aklına o öğleden sonra gezegeninin istilaya uğrayacağı gelmiyor. -Jay Kristoff, Amie Kauffman; Illuminae-
Din ile siyaset aynı araba gittiğinde, sürücüler karşılarında hiçbir şeyin duramayacağını sanır. Dümdüz gider, hızlandıkça hızlanırlar. Engelleri tamamen göz ardı eder, körlemesine gidenlerin uçurumu çok heç farkedeceğini unuturlar. -Frank Herbert, Dune-
Açıkçası böyle bir kitabın eleştirisini yazmak kendime saygısızlıkmış gibi geliyor. Ama çok fazla film izleyen biri değilim ve her gün bir dizi/kitap bitirmek mümkün değil tabii ki. Ve güzel içeriği olan eserleri en küçük güzel ayrıntısını kaçırmadan yorumlamak isterim. Okuyacağım…devamıAçıkçası böyle bir kitabın eleştirisini yazmak kendime saygısızlıkmış gibi geliyor. Ama çok fazla film izleyen biri değilim ve her gün bir dizi/kitap bitirmek mümkün değil tabii ki. Ve güzel içeriği olan eserleri en küçük güzel ayrıntısını kaçırmadan yorumlamak isterim. Okuyacağım ve izleyeceğim şeyleri olabildiğince yüksek bir seviyede tutmaya çalışıyorum çünkü belli bir yerden sonra edindiğin tecrübeler sonrası başkaları için güzel sayılabilecek şeyler bile sana çok kötü gelebiliyor. Bu seriyi okuduğumda 12-13 yaşlarındaydım. Açlık Oyunları serisinin ilk 3 kitabını beş günde bitirdiğim haftadan sonra zaten sevdiğim kitaplara iyice bağlanmıştım. Ben, beni tetikleyen o seri dolayısıyla daha çok bilimkurgu - fantastik türü kitaplar okuyordum. Çoğu zaman olduğu gibi yaz tatiline gittiğimde zamanımın çoğunu, diğerleriyle olan yaş ve cinsiyet farkından da kaynaklanan, en yakın kuzenimle geçiriyordum. İkimizin de kitaplara bağlandığı o sene kuzenim, çevresinden de kaynaklı o çok popüler olan aşk kitaplarını okuyordu. Ve onu okumaya iten kitap "Kötü Çocuk" olmuştu. Birbirimizle kitaplarımızı paylaşmaya başladığımız o tatilde ben ona sonrasında daha çok seveceği bilimkurgu - fantasik türünü tanıtırken o da bana benim çerez olarak tercih edeceğim aşk türünü tanıtmıştı. O zamanlar onun favorisi olan bu seriyi onun sayesinde ben de okumuştum. Başından beri çok ısınamadığım bu seriyi - tecrübesizliğimden ve söyleyeceğim herhangi bir olumsuz şeyin okuyan diğerlerinden alacağı tepkiden dolayı - kendimi biraz da olsun sevdiğime inandırmıştım. Şu anda düşünüyorum da böyle bir kitabı kardeşimin o yaşta okumasını istemezdim. Ülkemizdeki büyük eksilerden biri kitaplara yaş sınırı getirilmemesi galiba. Bu kitap sadece çıktığı dönemde ilklerden olduğu için o kadar popülerdi. Hiç bir edebi değeri olmayan bi şey. Elbette eleştiri yazıyorum. Hakaret etmemeliyim ve olabildiğince kibar olmaya çalışıyorum ve yazdıklarım kesinlikle hakaret olarak algılanmamalı ama ben bu "ŞEYE" kitap denilmesine karşıyım. Kağıt, para ve zaman israfından başka hiçbir şey değil! Burada Büşra Abla'ya da lafım yok diğer kitaplarını okumadım ve tanımadığım bir insan hakkında yorum yapamam. Konu tamamen seriyle ilgili. Bu seri eğer sadece dijital ortamda kalmış, kağıda dökülmemiş oldaydı sadece saygı duyardım. Ama böyle bir şeyi sanki çok büyük bir edebi değeri varmış gibi kağıda dökmek, çok mükemmelmiş gibi laf söylettirmemek körlükten başka bir şey değildir. Her söylenene inanan; bu popüler, bu ünlü diye her yaptığına kananların körlüğü. Lütfen okumayın, okutturmayın.
Çocukluğumda iki defa izlediğim bir film. Yaşımın küçük olmasından da dolayı çok etkilenmiştim. İlk izlediğimde çok beğenip ismini unutmuştum. Sonrasında bir televizyon kanalında denk gelip biraz da ağlayarak izlemiştim. Aradan geçen yılların etkisiyle tekrar unuttuğum bu filmi bu öğlen Raf'ın…devamıÇocukluğumda iki defa izlediğim bir film. Yaşımın küçük olmasından da dolayı çok etkilenmiştim. İlk izlediğimde çok beğenip ismini unutmuştum. Sonrasında bir televizyon kanalında denk gelip biraz da ağlayarak izlemiştim. Aradan geçen yılların etkisiyle tekrar unuttuğum bu filmi bu öğlen Raf'ın İnstagram hesabında gezerken bir post aracılığıyla tekrar bulmuş oldum. Arada aklıma gelen ama ismini doğru hatırlayamamam sonucu kenarda köşede kalan bu filmi bugün tekrar izledim. Elbette hatırladığım kadar etkileyici değildi. Aradan geçen yaklaşık 10 yılın verdiği tecrübe, yaşanmışlık; o çocuğun hassaslığından da bir o kadar alıp götürmüş. Dolayısıyla hayallerimdeki etkiyi yaratmadı. Buna rağmen oldukça güzel bir film. Güzel bir arkadaşlığı anlatan bu film yediden yetmişe herkese hitap ediyor. Beni en etkileyen kısım ise filmin müziği "Carrying You" oldu. Filmin zihnimin derinlerinde tozlandığı yıllarda farkında olmadan rast geldiğim bu müzik çok nadiren karşılaştığım bir şekilde ilk seferde kendini sevdirdi bana. Ben şarkıları da insanlar gibi görürüm. Nasıl ki; tanımadığım, birlikte zaman geçirmediğim, yabancı olduğum insanlar için "Ben onu çok seviyorum. ", "Ben ondan hiç hoşlanmadım." ve benzeri kesin ve içten yorumlar yapamazsam şarkılar için de bu geçerlidir. İlk defa dinlediğim bir şarkıya karşı kesin bir tutm sergileyemem. Bu yüzden sevebileceğimi düşündüğüm şarkıları indirip onlara biraz alıştıktan sonra haklarında karar veririm. "Carrying You" da ise çoğunun aksine bir tanıdıklık vardı. Uzun zaman önce farkında olmadan indirip dinlemişim pek çok kez. Filmde de duyunca içinde bir yerlere dokundu tabii ki. Beklediklerimi bulamamış olmam dolayısıyla biraz hayal kırıklığına uğrasam da çok güzel, istediğimiz kişileri yanımıza alıp rahatlıka izleyebileceğimiz bir filmdi özetle. Kesinlikle tavsiye ederim. İyi geceler.