ALTINI ÇİZDİKLERİM ✍️ •Kim sahip olduğu en önemli şeyi, sevgiyi feda eder ki? Kim hayallerini, onları yok edebileceklerin ellerine teslim eder ki. •Mantık yenik düştüğünde, boyun eğmekten ve âşık olduğumu kabullenmekten başka çarem kalmamıştı. •Çok sevdiğimiz birini yitirdiğimiz zaman duyduğumuz…devamıALTINI ÇİZDİKLERİM ✍️
•Kim sahip olduğu en önemli şeyi, sevgiyi feda eder ki? Kim hayallerini, onları yok edebileceklerin ellerine teslim eder ki.
•Mantık yenik düştüğünde, boyun eğmekten ve âşık olduğumu kabullenmekten başka çarem kalmamıştı.
•Çok sevdiğimiz birini yitirdiğimiz zaman duyduğumuz derin acının biricik avuntusu, en iyisinin bu olduğunu umut etmek belki de.
•Onun ölüm arayışı, belki de deniz kazasına uğrayan birinin bir ada aramasına benziyordu.
•Hayatımızdaki en önemli şeylerin bir anda yok olup gittiğini görmenin acısından kaçımız kurtulacağız? Yalnızca bizim için çok önemli olan insanlardan değil, düşüncelerimiz ve düşlerimizden de söz ediyorum. Bir gün, bir hafta, birkaç yıl daha dayanabiliriz ama eninde sonunda yitirmeye yazgılıyız. Bedenimiz sağ kalır ama ruhumuz er geç ölümcül darbeyi yer. En kusursuz cinayet budur; yaşama sevincimizi kimlerin öldürdüğünü, bunu hangi güdüyle yaptıklarını, suçluların nerede bulunacağını bilemeyiz.
•Kuşkuluyum, çünkü onlar da -mutsuz, kibirli, düşkün ve güçlü olanlar- kendi yarattıkları gerçekliğin kurbanıdırlar.
•Yine biliyorum ki, geceleri bir başka yanım, şimdi önümde duran sigara paketi ve cin kadehi kadar gerçek şeylerle bağlantı halinde boşlukta geziniyor olacak.
•Ya bu dünyada yaşamaya yeniden ayak uyduracağım ya da çıldırmayı göze alacağım.
•Özgürlüğün özlemini çekecekleri yerde, kendilerine bir çoban arayanlara acımak gerekir!
•İster insan olsun, ister Tanrı, sevgiye tümüyle teslim olmak, kendi rahatımız ve karar verme yeteneğimiz de dahil, her şeyden vazgeçmek demektir. Sözcüğün en derin anlamında sevmek demektir bu.
•Bu dünyada hiç kimse güvende değil.
•Hayatın içimde büyüdüğünü hissetmezsem, dışımdaki hayatı hiçbir zaman kabullenemeyeceğim.
•Müzik yalnızca bizi rahatlatan ya da alıp götüren bir şey değil, bundan öte bir şey, bir ideoloji. Bir insanın ne tür müzik dinlediğine bak, nasıl biri olduğunu anlarsın.
•Ağızlar açılmıyorsa, söylenecek önemli bir şey var demektir.
•Ben de, ne yapayım, yalnızlığımi kabullenmeyi tercih ediyorum. Şimdi yalnızlığımdan kaçmaya kalkarsam, bir daha asla birlikte olacak birini bulamam. Yalnızlığımla savaşacağıma onu kabullenirsem durum değişir belki. Yalnızlık, ne kadar bastırmaya çalışırsak o kadar güçleniyor, ama yok sayarsak gücünü yitiriyor, bunu fark ettim.
•Her birimizin içinde bilinmeyen, gizli bir cevher vardır; bu cevher, ortaya çıktığında, mucizeler yaratabilir.
•Aslında, insanlar ruhlarının söylemeye çalıştığını bedenleriyle dile getirebildikleri sürece kökeninin hiçbir önemi yok.
•Öğretmen bir şeyler öğreten biri değil, öğrencinin zaten bildiği şeyi keşfedebilmesi için ona esin veren kişidir.
•Bir şey yaparken kendimi eksiksiz hissediyorum, ama insanın günün yirmi dört saati bir şey yapması mümkün değil. Durduğum zaman, bir şeyin eksik olduğunu hissediyorum. Bana hep yerinde duramayan biri olduğumu söylemişsinizdir , ama ne yapayım, elimde değil. Sakin sakin oturup televizyon seyretmeyi ben de isterdim ama yapamıyorum. Beynimi durduramıyorum.
•Öldüğüm zaman beni ayakta gömün, çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti.
•Bütün fırtınalar gelir geçer. Ne kadar şiddetliyse o kadar kısa sürer.
•Mutluluğun aşk olduğunu söylüyorlar. Oysa aşk mutluluk getirmez, hiçbir zaman da getirmemiştir. Tam tersine, sürekli bir kaygı durumudur aşk, bir savaş meydanıdır; kendi kendimize sürekli olarak acaba doğru mu yapıyorum diye sorduğumuz uykusuz gecelerdir. Gerçek aşk, vecd ile istiraptan oluşur.
•Hayatımın büyük bir bölümünü mutluluğu arayarak geçirdim, oysa şimdi zevkin peşindeyim. Zevk sevişmeye benzer, başlar ve biter. Haz almak istiyorum. Hoşnut olmak istiyorum ama mutluluk başka. Artık o tuzağa düşmüyorum.
•Birtakım insanlarla bir aradayken o önemli soruyu sorarak onları kışkırtmak istiyorum: “Mutlu musunuz?” Hepsi de, “Evet, mutluyum," diyor.
O zaman şunu soruyorum: “Ama daha fazlasını istemiyor musunuz? Daha ileri gitmek istemiyor musunuz?" Hepsi de, “Elbette," diye yanıt veriyorlar.
O zaman da, “Demek mutlu değilsiniz," deyiveriyorum.
•Aşkın usul usul, yok edici bir biçimde büyümekte olduğunu nereden bilebilirdim ki?
•Hem öğrenmek nedir ki. Bir sürü bilgi edinmek mi, yoksa hayatını değiştirmek mi?
•"Kitaplarım olmadan kendimi çıplak hissederim."
"Çıplak mı, yoksa cahil mi?”
“Kültürsüz demek daha doğru belki de."
"Demek ki, senin kültürün yüreğinde değil, kütüphanende."
•Sadece onun yanında olmak bile beni var etmeye yetiyordu sanki.
•Her şeyi yapabiliyorsam, doğru yaptığımı da biliyorsam, nasıl oluyor da şu kadarcık sevilmiyorum, azıcık hayranlık uyandırmıyorum?
•Sevgi ne arzudur, ne bilgi, ne de hayranlık. Bir meydan okumadır, görünmez bir ateştir.
•Her şeyde Sevgi vardır. Sevgi istenemez, çünkü başlı başına bir amaçtır. Sevgi ihanet edemez, çünkü sahip olmayla hiçbir ilgisi yoktur. Sevgi hapsedilemez, çünkü bir ırmaktır Sevgi, taşar, sel olur. Onu hapsetmeye kalkan, onu besleyen pinarın önünü keser; bir yere kapatılan su ise durgunlaşır , bozulur ve kokar.
•Daha önce kapıların kapalı olmasının tek nedeni, o kapıları bir tek benim açabileceğimin farkına varmamış olmamdı.
•Aşkın gücü asla tükenmez; her şeyden ve kendini çok çeşitli biçimlerde gösterir