Filmin bir kere girişi sıkıntılı. Direkt dank diye dalıyor konuya. Kendinizi filme adapte edemiyorsunuz. Gelişme ve sonuç arasında da büyük kopukluklar var. Müzikler hiç olmamış, epik yapmaya çalışmışlar ama komik kaçmış. Kameramanın garip çekimleri ve ağır çekim sahneler hiç uymamış.…devamıFilmin bir kere girişi sıkıntılı. Direkt dank diye dalıyor konuya. Kendinizi filme adapte edemiyorsunuz. Gelişme ve sonuç arasında da büyük kopukluklar var. Müzikler hiç olmamış, epik yapmaya çalışmışlar ama komik kaçmış. Kameramanın garip çekimleri ve ağır çekim sahneler hiç uymamış. Senaryo ne anlatıyor belli değil. Oyunculuklar fena değil. Efektler sırıtmıyor. Özetle ruslar bu filme para harcamışlar ama hiç özenmemişler. Çok durağan ve sıkıcıydı. Ne anlattığı da belli değildi.
Özellikle Pearl Harbor baskınını ve orada yaşanan duyguları, yaşanan şoku çok iyi yansıttığını düşündüğüm bir savaş filmi. Puanının neden bu kadar düşük olduğuna şaşırdım. Evet biraz ABD propagandası, evet biraz savaşın arka perdesine sığ yaklaşılmış fakat her filmin de her…devamıÖzellikle Pearl Harbor baskınını ve orada yaşanan duyguları, yaşanan şoku çok iyi yansıttığını düşündüğüm bir savaş filmi. Puanının neden bu kadar düşük olduğuna şaşırdım. Evet biraz ABD propagandası, evet biraz savaşın arka perdesine sığ yaklaşılmış fakat her filmin de her konuya derinden ve dramatik, duygusal açıdan yaklaşması gerekmiyor. O anda yaşanan aksiyonu ve şoku da birilerinin yansıtması lazım. Açıkçası The Thin Red Line ’dan sonra ilaç gibi geldi. 8/10
Film 2. Dünya Savaşı’nın pasifikte geçen ABD - Japonya cephesini anlatıyor. Çatışma sahnesi 1-2 tane var. Filmin süresine kıyasla oldukça az kalıyor. Güzel sözler, duygusal anlar var fakat filmin geneli doldurma boş sahnelerden oluşuyor. Bir askerin karısı ile olan anılarına…devamıFilm 2. Dünya Savaşı’nın pasifikte geçen ABD - Japonya cephesini anlatıyor. Çatışma sahnesi 1-2 tane var. Filmin süresine kıyasla oldukça az kalıyor. Güzel sözler, duygusal anlar var fakat filmin geneli doldurma boş sahnelerden oluşuyor. Bir askerin karısı ile olan anılarına oldukça fazla flashback yapılmış ki o kadının da filmin sonunda askeri aldattığını ve bir de pişkin pişkin hala duygusal konuştuğunu görüyoruz, komikti. Dolayısıyla ben filmi pek beğenmedim. 7/10 veriyorum.
Evet dünyanın en tatlı kötü karakterinin dizisine sonunda başladık bakalım… Tom Hiddleston’ı tekrar izlemek harika. Marvel Cinematic Universe’e 2 senedir uzak kaldıktan sonra önce WandaVision sonra The Falcon and the Winter Soldier ve şimdide izlemekten büyük keyif aldığımız Loki’nin dizisiyle…devamıEvet dünyanın en tatlı kötü karakterinin dizisine sonunda başladık bakalım… Tom Hiddleston’ı tekrar izlemek harika. Marvel Cinematic Universe’e 2 senedir uzak kaldıktan sonra önce WandaVision sonra The Falcon and the Winter Soldier ve şimdide izlemekten büyük keyif aldığımız Loki’nin dizisiyle başbaşayız. Mizahi dozajı yüksek bir dizi olacağa benziyor. Duygusal sahneler de vardı. Her ne kadar Loki’den beklenmeyecek davranışlar olsa da duygusal halini de görmüş olduk. Kötülük yapmaktan zevk alan sevgili tanrımızın içinde neler yaşadığını ve hissettiğini, yaptıklarının sebebini bir nebze de olsa kendi ağzından duyabilmek güzeldi. Devamını merakla bekliyorum ama tabi hemen de bitmesin istiyorum elbette…
Son 7 senedir önerilen diziler arasında sürekli ismini gördüğüm bir diziydi. Tek sezon, bölümleri birer saat süren 10 bölümlük bir mini dizi olmasına rağmen bir türlü izleme fırsatın olmadı. Sonunda geçtiğimiz üç günde bu fırsatı buldum ve izledim. HBO çok…devamıSon 7 senedir önerilen diziler arasında sürekli ismini gördüğüm bir diziydi. Tek sezon, bölümleri birer saat süren 10 bölümlük bir mini dizi olmasına rağmen bir türlü izleme fırsatın olmadı. Sonunda geçtiğimiz üç günde bu fırsatı buldum ve izledim.
HBO çok başarılı bir iş çıkartmış. Dizi, ABD’nin Almanya’ya karşı 2. Dünya Savaşına girişiyle beraber yeni kurulan Airborne (Parüşütle asker indirme) birliğinin yaşadıklarını anlatıyor. ABD’de eğitimlerine başladıkları günden, Alplerde savaşın bittiği güne kadar yaşadıklarını izliyoruz. Savaşı her yönüyle sansürsüzce anlatması ve içtenliğiyle çok değerli bir yapım olduğunu düşünüyorum. Yanlarında sürekli kürek taşıyıp kendilerine tilki deliği oluşturan askerler, cephede kışın ortasında topraktaki tilki deliğinde yatarken traş olan subaylar, farkına bile varamadan dibine düşen bomba sonrası ayağından, bacağından ayrılan ve düşmana ateş ederken nerden geldiğini anlayamadığı bir kurşunla silah tutan elindeki parmağını askerler... Ve elbette savaşın kazanılmasından sonra yağmaya girişmeleri, Alp’lerde tatil keyfi sürmeleri ve bazılarının terhis olduktan sonra hayatlarında ne yapacaklarını bilememeleri. Binbaşı Dick Winters’ı karakteri ve kademe kademe yükselişiyle izlemek oldukça keyifliydi. Yükselmesine rağmen birliğinin başında çatışmaya her an dönmeye meyletmesi takdire şayandı. Elbette oynayan aktör Damien Lewis’de çok iyi bir iş çıkarmış. Yancı kankası Lewis Nixon’ın da tüm savaş boyunca Winters’ın yanında dolaşmak dışında ne yaptığı ise hala aklımda büyük bir soru işaretidir... Hahahahaha!
5/10 Bu sinema evreninin herhangi filminden senaryo, olay örgüsü, ne kadar fantastik olursa olsun kendi içinde tutarlılık, oyunculuk falan beklememek lazım. Ben beklemedim. Hatta açıkçası bu açılardan beklentimden daha da kötüydü ama izlerken oldukça keyif aldım. 10 dakika izleyip kapatır,…devamı5/10
Bu sinema evreninin herhangi filminden senaryo, olay örgüsü, ne kadar fantastik olursa olsun kendi içinde tutarlılık, oyunculuk falan beklememek lazım. Ben beklemedim. Hatta açıkçası bu açılardan beklentimden daha da kötüydü ama izlerken oldukça keyif aldım. 10 dakika izleyip kapatır, daha sonra izlerim diye açtım ve bitene kadar kapatamadım. Bol vurdulu kırdılı, devasa yaratıklar ve en önemlisi, bu tür filmlerde senaryo denen şey olmadığı için boş sahneleri de oldukça kısa tutmuşlar. Geçirecek boş zamanınız varsa izleyin.
Spoiler içeriyor
#70 Mektup roman türünde olan kısa ama çok yorucu, ayrıca okuduğum ilk ingilizce kitap oldu. Hikaye çeşitli karakterlerin (Lady Susan ile arkadaşı Mrs. Alicia Johnson veya Catherine Vernon ile annesi Mrs. De Courcy gibi) aralarında mektuplaşmaları yoluyla anlatılıyor. Beğenmedim. Zaten…devamı#70
Mektup roman türünde olan kısa ama çok yorucu, ayrıca okuduğum ilk ingilizce kitap oldu. Hikaye çeşitli karakterlerin (Lady Susan ile arkadaşı Mrs. Alicia Johnson veya Catherine Vernon ile annesi Mrs. De Courcy gibi) aralarında mektuplaşmaları yoluyla anlatılıyor.
Beğenmedim. Zaten beğenmeyeceğimi bilerek okudum çünkü bilmediğim ingilizce kelimelerin anlamını kavramaya çalışırken okuma zevkimi mahvedeceğimi biliyordum. İngiliz literatürüne ve yabancı dilde kitap okuma olayına girişte benim için harika bir tercih oldu diyebilirim. Ama dediğim gibi konusu ve kurgusu açısından hiç ilgimi çekmeyen saçma sapan olaylar anlatıyor. Dolayısıyla beğenmediğimi rahatlıkla söyleyebilirim.
Lady Susan yakın zamanda dul kalmış, Frederica adında ve hala okumakta olan genç bir kızı da olan bir annedir. Bir süre abisinde(Mr. Vernon) kalmaya gider. Orada da abisinin eşi Catherine’in erkek kardeşi Reginald’ı ayırtmaya çalışır. Bir yere kadar da başarılı olur, iş neredeyse evliliğe gelir fakat Catherine ve annesi ile babası buna engel olmaya çalışır. Bu sırada Frederica’da dayısının evine gelir ve Reginald’dan hoşlanır.
Olaylar o kadar karmaşık, o kadar yoğun bir ingiliz aile entrikasına maruz kaldım ki işte tam bu yüzden bu 136 sayfalık kitap beni yordu! Lady Susan hem erkek avına çıkıyor, hem biricik kızı da aynı erkekle haşır neşir oluyor, bir yandan adamın ailesi Lady Susan’ı istemeyip garip bir şekilde kızını istiyor, bir yandan kadın rahat durmayıp kızına da başka birini (kızın eski sevgilisi sanırım) ayarlamaya çalışıyor.
Yüz yüze gayet normal şekilde hiçbir şey yokmuş gibi konuşup içten içe birbirinden nefret eden insanlar...
Olaylar, olaylar... Bu kadar aile içi entrika fazla!