Kitabın aslında mutsuz olmaktan kurtulmaya yönelik bir içerik sunacağını düşünürken beklemediğim, daha ufuk açıcı bir bakış açısıyla karşılaştım. Kitap özellikle modern çağda yaşadığımız ‘mutluluk dayatmasını’ eleştiriyor. Mutluluk kadar mutsuzluğunda gerekli olduğundan bahsediyor ve hatta yer yer mutsuzluk güzellemesi de yapıyor…devamıKitabın aslında mutsuz olmaktan kurtulmaya yönelik bir içerik sunacağını düşünürken beklemediğim, daha ufuk açıcı bir bakış açısıyla karşılaştım.
Kitap özellikle modern çağda yaşadığımız ‘mutluluk dayatmasını’ eleştiriyor. Mutluluk kadar mutsuzluğunda gerekli olduğundan bahsediyor ve hatta yer yer mutsuzluk güzellemesi de yapıyor diyebilirim. Ama ne şartlarda? İlk olarak her şey zıddına muhtaç olduğu için mutsuzluk görmezden gelinemez bir sonuç ve biz günümüzde bir olayın sonucunda mutlu olacağımız o bir ihtimale (mutluluk ihtimali bir değilse de mutsuzluk ihtimalinden daha düşüktür) o mutluluk ihtimaline o kadar odaklanıyoruz ki kendimizi daha büyük mutsuzluklara sürüklüyoruz. Sanki eminiz gerçekleşeceğinden. Emin olsak ve mutluluk ihtimali gerçekleşse bile, bu ihtimal bir olayda gerçekleşti ve mutlu olduk diyelim. Diğer bir olayda yine durum böyle, ihtimaller düşük ve biz bunu görmezden gelmeye meyilliyiz. Görmezden geldiğimizde ve bu mutsuz olasılık bizi bulduğunda kendimizi bu ihtimale hazırlamadığımız için daha büyük hüsrana uğruyoruz.
Hatta kitabın başlarında eski çağlarda mutluluk kelimesinin kökeninin bir olayın olumlu veya olumsuz sonucuna bağlanmasını tanımlayan ikili bir anlam içerdiğinden bahsediliyor. Böylelikle insanlar her iki ihtimali de tanrısal atfediyor ve sonucu tevekülle kabul ediyorlarmış. Yani bir nevi talih. Modern çağda ise mutluluğu sadece olumlu olan yüzüyle tanımlıyoruz. Bu köken araştırması bile aslında çok şey anlatıyor ve konunun bir kısmını özetliyor. Kitabın yoğunlukla değindiği konulardan biri bu. Herkes mutlu olmak ister, kimse pesimist yaklaşsın da demiyor ancak kötüye de hazırlıklı olmak ve gerçekleştiğinde kabul etmek gerektiğini söylüyor çünkü zaten, kabul etmesen ne değişir ki?
Mutsuzluğun aslında itici bir güç olabileceğinden bahsediyor yazarımız. Bunu kendimizde de görürüz çoğu insanda böyledir kanımca. İçinde bulunduğumuz durum gerçekten bizi rahatsız, mutsuz etmeden, acı çektirmeden harekete geçmeye meyilli olmayabiliyoruz. Hatta deyimimiz var ‘yumurta kapıya dayanınca’ bu direkt insanlığı özetliyor bence çok nadir insan bu şartlara varmadan harekete geçebiliyor. O yüzden aslında mutsuzluk, ihtiyaçtır. Yazarımız da bu durumdan şöyle bahsediyor. ‘İnsanlığın tarihinde meydana getirilmiş olan, hayranlık uyandırıcı ne varsa, bunların ancak küçük bir kısmı hoşnutluk eseridir.’ Daha sonra ekliyor. ‘ Belki de ancak şüphe edebilen, çaresizliğe düşebilen insan, büyük ve fevkalade şeyler yaratabilir. Hoşnut olan, arkasına yaslanmayı yeğleyecektir.’
Bir diğer konu; insan olmak tüm duyguları yaşayabilmekten geçer. Yazarımız da bu konu hakkında ‘Duygu hayatının tüm yelpazesiyle yaşamadan kemale erilmez.’ diyor. Buna binaen anlamın kuvvet vereceğini anlamsızlığınsa kuvvetten düşüreceğini söylüyor. Ve mutluluk anlamı vermez. Aksine mutsuzluk, hoşnutsuzluk insanı düşünmeye, sorgulamaya iteceğinden hoşnutsuzluk halinde anlama daha yakınsınızdır. Aynı zamanda çözüme de yakın olursunuz çünkü sizi bu duruma itenin ne olduğunu tespit etme fırsatını kendinize sunabilirsiniz. İyiye değişmeye bir adım…
Yorumumu sonsuza dek uzatmadan🤭 kitaptan beni etkileyen bir konuya daha değinmek istiyorum; konuşmak. İnsanlarla konuşmak, iletişim haline olmak. Bir yakınınız olsun, tanıdığınız olsun, profesyonel bir konuşma olsun, her konuşmanın salt vuku buluşuyla, bedene bir anlam duygusu vereceğini söylüyor. Konuşmanın niteliği de önemli değil, havadan sudan bir konuşmanın da insana iyi geleceğinden çünkü bir başkasının ilgisinin aslında insana iyi geldiğinden bahsediyor yazarımız. Bu kısım beni etkiledi çünkü konuşmaya değer bulmadığım, gündelik bulduğum bazı şeyleri ifade etmeyebiliyordum. Ya da derinlikli bulmadığım konuları konuşmaya eğilimli olmuyorum her zaman. Ancak bu kısmı okuduktan sonra farkındalık kazandım diyebilirim. Hatta şu alıntıyı da bırakayım ‘Anlatılabilen her şey, anlam kaynağıdır. Başka birisine kendinizi anlatma imkanınız olduğunda, hayatınızın fragmanlarını ve benliğinizin oraya buraya dağılmış parçalarını tekrar bir araya getirmek daha kolay olur.’ diyor yazarımız.
Yine ne kadar anlatsam az gelecek bir kitap burada kendimi artık frenliyorum. Kişisel gelişmek isteyenler muhakkak okusun🌻