“Kederle doluyorlar. İnsanların akıllarına bütün kaybettikleri, asla sahip olamadıkları aşkları, kendilerini terk eden arkadaşları geliyor. Bütün kırdıkları insanları düşünüyorlar. İlk önce kederle doluyorlar sonra da koku almamaya başlıyorlar. Hastalık bu.”
Eğer nöropsikolojik vakaları okumayı seviyorsanız bu kitabı da seveceksiniz. Alanım psikoloji olduğu için zevkle okudum. Prosopagnozi yüzleri algıyama hastalığı. İnsanları sesinden ya da diğer yüzlerden ayıran bir özelliğiyle tanıyabilirler. Kendi yüzünü dahi tanıyamamak. Düşününce korkunç ve tuhaf geliyor. Amnezi hastalıklarından…devamıEğer nöropsikolojik vakaları okumayı seviyorsanız bu kitabı da seveceksiniz. Alanım psikoloji olduğu için zevkle okudum. Prosopagnozi yüzleri algıyama hastalığı. İnsanları sesinden ya da diğer yüzlerden ayıran bir özelliğiyle tanıyabilirler. Kendi yüzünü dahi tanıyamamak. Düşününce korkunç ve tuhaf geliyor.
Amnezi hastalıklarından bahsedilmiş yani hafıza kaybı. Fazla alkol tüketiminden dolayı ortayan çıkan hafıza kaybına korsakof sendroöu deniliyor ve bu insanlar olmayan şeyleri olmuş gibi hatırlıyorlar yani doğrucu yalancılık denilebilir.
Ancak amnezi çok ciddi bir boyutta olabiliyor. Belli bi olaydan öncesini hatırlyamama durumu olabiliyor. Ya da tam tersi olaydan sonrakileri hatırlayamama yani yeni bir anı oluşturamamak. Bu cidden çok zor olan bir durum. Belli bi âna sıkışıp kalmak.
İlgilimi çeken şey ise amnezi hastaların hipnoz edilememeleri. Bunun nedeni de hipnoz edecek kişinin talimatlarını takip edecek kadar akıllarında tutamamaları.
“Bir insan ayağını veya gözünü kaybettiğinde, neyi kaybettiğini bilir, ama benliğini kaybederse bunu bilemez, çünkü bunu bilecek bir “ben” artık ortada yoktur.”
Ancak yazarımız insanın oluşturan tek şeyin hafızası olmadığını söyler. Sanatla, dini faaliyetlerle huzuru yakalayabileceğini söyler.
Bir de amnezinin farklı bir türü olan görsel amnezi, anton sendromu: körlüğe karşı körlük.
Bunu ilk okuduğumda çok şaşırdım. Kişiler görmenin ne olduğunu unutuyorlar zihinlerindeki görmeye dair olan görsel anılarını unutuyorlar. Çoğu hastaneye gitmeyi bile gerek görmüyor çünkü sanki hayatında hiç görmemiş gibi hissediyor ve bunun eksikliğini çekmiyor.
Bedenini yitiren kadında özduyumdan bahsediliyor. Özduyum yani bedenin gözleri gibi, bedenin kendini görme yolu. Kolumuzun bacağımızın vücudumuzdaki yerini bilip hareket ederken otomatik bir biçimde ne kadar kuvvet uygulayarak ne kadarlık açıda adım atacağımızı biliriz. Ama özduyum kaybı yaşayan insanlar bunu yapamaz. Christina da vücudunu görmeden hareket ettiremiyordu. Özduyum kaybı yalnızca bedensel bir sorun olmaktan çıkıp varoluşunun bir sorunu hale de gelebiliyordu.
Fantomlar: vücudun belirli bir bölümünün genellikle bir kolun ya da bacağın kaybedilmesinden aylar, hatta yıllar sonra da devam eden, o bölüme ait imge veya hafızadır. Bu imge daha sonra takılacak protez uzuvu kullanılabilmesi için gerekli olan bir şey. Tabi uzun olmamasına rağmen uzuvun acısını çekenler de var bu da bu durumın acı bir yüzü.
İhmal sendromu insanın sol tarafını algıyamamasıdır. Sadece sağ tarafına makyaj yapan kadınlar sadece sağ tarafını tıraş eden erkekler aklımıza gelebilir.
Afazi hastaları broca ve wernica afazi genel başlıklarıyla bilinir. Biri anlayabilse de kobuşabilecek motor alanlarını kullanamamasından dolayı düzgün bir cümle dizisi kurup konuşamaz. Bir diğeri ise zor anlar ve cümlelerde yanlış kelimeleri seçer.
Kitapta ilgimi çeken şey ise bir afazi hastasına yalan söyleyemiyoruz. Yalamı anlıyorlar.
Aşırılıklar da ele alınmış.
“Aşırılık halinin verdiği hem bir armağan hem de bir rahatsızlıktır bu, hem zevk hem acıdır.”
Tourette sendromu istemsizce ani ve hızlı hareketler, tikler, muzip bir mizah anlayışı, gürültü, olmadık yerlerde küfürler diye anlatılabilir. Bunları kişi bile isteye yapmıyor. Bunları yapmadan duramıyor elinde olan bi şey değil.
Nükteli Tikli Ray tourette sendromu vardı. Bu sendromun avantajları da var: masa tenisinde usta olmak gibi.
Ray ilaçlarını kullandığında bu tiklerinden kurtuluyordu ama bu durumdan o kadar da memnun değildi. Eskidi kadar hayattan zevk alamıyordu. Bu yüzden ilaçlaro hafta içi alıyor hafta sonu almıyordu
“Pazartesiden cumaya kadar ayık, soğukkanlı ve planlı bir vatantaş; hafta sonlarında ise kaygısız, enerjik ve esin dolu nükteli tikli ray.”
Bu vaka beni çok etkiledi açıkcası. İnsanın kimliğini ,benliğini acıları oluşturuyorsa bu acılardan kurtulmak insanda benliğini yitirmek gibi bir his uyandırıyor. Nükteli Ray en azından hafta sonu o benliğine geri dönüyordu bu sevindirici bir şey.
“Yalnızca çok büyük acılar ruhu nihai biçimde özgürleştirebilir.”
Tiklerin insanın hayatını çok kötü etkilediği de ayrı bir gerçektir. Ele Geçirilmişler hikayesindeki kadın karşısındaki insanları birebir taklit ediyor. Her gördüğü insanın kılığına bürünüyor. Bunları yaşarken kendi kimliği ne hissediyor ne duyumsuyor bilmiyoruz.
Epilepsinin farklı bir boyutu kafanın içinde müzik çalması.Bu müziklerin aslında o kişinin geçmişinden bir iz olabilme ihtimali var. Epilepsi hastlarının krize girmeden önce yaşadıkları ruh halinde geçmişi anımsadıkları için çok büyük bir mutluluk duyduğunu ifade eden hasta var.
Son kısımda ise ideal insan düşüncemizden dolayı belli özelliklerini insanlar taşımıyor diye o insanların bize benzemediği müddetçe iyi olma ihtimallerini reddediyoruz. Vgotsky’ye grör her insanın bu toplumds bir yeri var. Otizimli birinin de toplum için faydaları var. Sırf diğerleri gibi olmadığı için sürekli bu insanları değiştirmeye çalışmak o insanların anlamlı bir hayat sürmesine engel olabiliyor olabiliriz.
“ ‘Zihinsel özürlü’ olsalar da başka yönlerden zihinsel açıdan ilgi çekici, hatta zihinsel bir bütünlük içinde olabilirler.”
“Zihinsel özürlüler sakat sayılabilseler de somut ve sembolik anlama kabiliyetleri herhangi normal bir insanınkiyle eşi düzeyde olabilirler.”
Rebecca’nın şiirle bezenmiş ruhu kaç tane normal sayılabilecek insanda vardır?
Rebbaca’nın sözleri gerçekten ruha işliyor.
“Kış içeride, dışarıda değil. Ölüm gibi soğuk. Şimdi kış. Ölü gibiyim. Ama yine bahar gelecek biliyorum.”
Yazar genel olarak özürlü olarak görülen insanlara karşı yaklaşımı eleştiriyor.
“Uyguladığımız testler bize sadece kusurları, yetersizlikleri gösteriyor; yetenekleri, melekeleri değil.”
Özürlü sayılan insanlar eğer hayatlarında bir bütünlük ve anlamlılık hissediyorsa diğer normal insanlar gibi olması için uğraşmak boşuna ve o insanlar için gereksiz olduğunu düşündürdü bu kitap. Tabi ki işlevsizlik yaşatan hastalıkların tedavisi varsa uygulanması yerinde olacaktır. Eğer hasta istiyorsa tabi ki.
Spoiler içeriyor
İnsanların normal doğumla değil de kuluçka merkezinde yapay bir yerde dünyaya geldiklerini görüyoruz. Daha kuluçkadan beri bazı işlemlere tabi tutuluyorlar. Uygarlıkta bazı statüler var. Alfa, beta, gama,delta, epsilonslar olarak. Herkese bir yazgı belirliyorlar ve herkes bu yazgılarına memnun halde dünyaya…devamıİnsanların normal doğumla değil de kuluçka merkezinde yapay bir yerde dünyaya geldiklerini görüyoruz. Daha kuluçkadan beri bazı işlemlere tabi tutuluyorlar. Uygarlıkta bazı statüler var. Alfa, beta, gama,delta, epsilonslar olarak. Herkese bir yazgı belirliyorlar ve herkes bu yazgılarına memnun halde dünyaya gelecek şekilde şartlandırıyorlar. Burada özgür iradenin kavramı dikkat çekiyor.
“Kendim olmayı yeğlerim. Suratsız da olsa kendim olayım. Ne kadar neşeliyse de başka biri olmak istemem.
Kendin olabilme özgürlüğü, Verimsiz ve sefil kalma özgürlüğü.
“"Aslında," dedi Mustafa Mond,"siz mutsuz olma hakkını istiyorsunuz."
"Öyle olsun ,"dedi Vahşi meydan okurcasına, "mutsuz olma hakkını istiyorum."
"Eklemek gerekirse ihtiyarlama ,çirkinleşme ve iktidarsız kalma hakkını da istiyorsunuz ;frengi ve kansere yakalanma haklarını,açlıktan nefesi kokma hakkını, sefil olma hakkını, sürekli yarın ne olacak korkusu içinde yaşama hakkını,tifoya yakalanma hakkını ve her türden ağza alınmaz acıyla işkence çekerek yaşama hakkını da istiyorsunuz.”
Hayatın güzellikleri, kötülükleriyle anlam buluyor. Her şey zıddıyla kaimdir.
“Her şeyin ulaşılabilir olduğu bir dünyada hiçbir şeyin anlamı yoktur.”
“Huzuru, sırf boş bir tatmin ve hiçlikten değil, dengeli yaşamdan, durağan ve dengelenmiş enerjiden kaynaklanıyordu.
Doygun ve yaşayan bir huzur.”
Mutluluğun formülünü insanları aynılaştırıp, toplu bir şekilde hareket etmelerini sağlayıp sadece tüketime hizmet eden insanlar üretmek fabrikada üretilen robotlardan bir farkı olmadığını düşünüyorum. Herkesi aynı yapmanın ve şartlandırmaların amacı insanların yalnız başına kalıp bir şeyler üzerine düşünmemesini sağlamak.
“İnsanların kendi başlarına hareket etmeye başlasalardı, tüm sosyal hayat altüst olurdu.”
“Birey hissederse, topluluk sendeler.”
Hastalıklara engel olmak ve yaşlılığın önüne geçmek dolayısıyla hep genç kalmak.
“Tek başınayken Tanrı’ya inanmak doğaldır; yalnız başına, gecenin bir yarısında, ölümü düşünerek.”
“İnsanların yalnızlıktan nefret etmelerini sağlıyoruz ve yaşamlarını hiç yalnız kalmayacak şekilde düzenliyoruz.”
Müstehceh kelimelerden biri olan annedir yani ailevi ilişkileri anımsatan şeylerden biri. Herkes herkese aittir sloganıyla tek kişiye olan bağlanmanın değersizleştirdiğini görüyoruz. Tek kişiye bağlılık neredeyse utanç kaynağı olarak ele alınıyor. Günümüzde de görülen açık ilişkinin daha uç bir boyutu diyebiliriz.
Kitapta mutlulukla uyuşmayan şeyler olarak bilim ve sanat sayılıyor. İnsanlara ancak kendi oluşturdukları sistemi anlatan kitapları okutuyorlar. Çünkü sanat eserlerinde duygulara yer veriliyor. Cesur yeni dünyada duygulara , tarihe, eskiye ve herhangi bi kan bağına yer yok.
“Acı çekmiş ve kızgın olmalı insan; aksi taktirde gerçekten ustaca, kavrayıcı ve X ışınına benzeyen sözleri bulamazsın.”
“İklim kötü olursa insan daha iyi yazabilir, diye düşünüyorum. Mesela, bol rüzgârlı ve fırtınalı bir yer…”
Sanatın acıdan beslendiğine dair vurguları çok sevdim. Son zamanlarda yas kavramını üzerine okumalar yapıyorum. her kayıp, eğer tam olarak yası tutulabilir ise büyüme ve yenilenme için bir araç olabilir. Acının dönüştürülmesinde sanat bizim için iyi bir yol. Ancak Cesur yeni dünyada acıyla yüzleşmektense hemen kafayı buldurucak somayı kullanıyorlar. Soma günümüzdeki her türlü bağımlılığımıza yorabiliriz. Dertlerimizden kaçmak için bilgisayar oyunlarına sarılmak,alkol, sigara hepsi bizim somamız.
Genel olara kitabı sevdim. Daha fazla distopik dünyaları okumaya hevesli hale geldim. Gayet sürükleyici bir anlatıma sahip. Zihniniz açıkken okumanız gereken bir kitap. Böyle kitaplar insanı düşünmeye zorluyor. Cesur yeni dünya gibi bir dünya çok da uzak görünmüyor maalesef. Günümüzde çoğu manevi olan şeylerin değersizleştirilmesi, soyut olana değil de somuta olan talepin artması ve bunun gün geçtikçe normalleşmesi. Sosyal medya yüzünden insanın bir dakika bile kendiyle başbaşa kalmaması. Bizim ihtiyacımız olan şey kendimizle başbaşa kalabilmektir. Bize tutku,fikir ayrılıkları hatta acı lazım.
Son olarak bu kitaptan esinlenerek yazılmış olan bu şarkıyı bırakıyorum.
https://youtu.be/4iUcfePhof4
Dün yorgun argın eve geldiğimde abim film izleyelim dedi. Hiç bir şey izleyecek havamda değildim ama izleyelim bari dedim.Abim için çok özel olan bir filmmiş kaçıncı izleyişi. Ve artık benim için de çok özel bir film. Filmdeki görsel şölen, müzikler…devamıDün yorgun argın eve geldiğimde abim film izleyelim dedi. Hiç bir şey izleyecek havamda değildim ama izleyelim bari dedim.Abim için çok özel olan bir filmmiş kaçıncı izleyişi. Ve artık benim için de çok özel bir film. Filmdeki görsel şölen, müzikler hepsini çok beğendim. Özellikle farklı sahnelerde çalan aynı müzik. Her sahnede farklı bir hava veren o müzik. Kimi zaman hüzün kimi zaman mutluluk. Hint filmi diye uzun olur diye çekinmiştim ama filmin sonunda az bile buldum daha fazla olsaydı rahat izlerdim.
"Senin duymak istediğin kelimeleri söyleyemez. Sen de ona duymak istediklerini duyuramazsın. Aşkın dili bazı zamanlar sessizlikten ibarettir...”
“Bazılarına göre,Barfi birçok yönden eksik biri olabilir ama aşkı tamdı.”
O kadar tatlış bi filmdi ki. Gerilim dizileri izleye izleye gülmeyi unutmuşum o kadar iyi geldi ki. Kesinlikle izleyin. Ben de Barış Özcan tavsiyesi ile izledm