Spoiler içeriyor
Sıradan bir gün Osmanlı vergilerini araştırmak için kütüphaneye giden çocukğun başından geçenleri okuyoruz. Değinecek olursak çocuk kitapların bulunduğu bodrum katına indiğinde gizemli bir yaşlı adam tarafından karşılanır aldığı üç kalın kitapla ayrılmak üzereyken kitapların dışarı çıkarılmasının yasak olduğunu söyler yaşlı…devamıSıradan bir gün Osmanlı vergilerini araştırmak için kütüphaneye giden çocukğun başından geçenleri okuyoruz. Değinecek olursak çocuk kitapların bulunduğu bodrum katına indiğinde gizemli bir yaşlı adam tarafından karşılanır aldığı üç kalın kitapla ayrılmak üzereyken kitapların dışarı çıkarılmasının yasak olduğunu söyler yaşlı adam ve adamın zoruyla labirent gibi koridorlardan geçerek hapishaneyi andıran bir hücreye kapatılır. Annesinin yanına dönmek istese de bu kitapları bitirip sorulacak soruları bilmeden gidemeyeceğini öğrenen çocuk burada geçirdiği çaresiz günlerde kendisine yemek getiren gizemli bir kızla ve adamın yanında çalışan ama aslında iyi kalpli olan Koyun Adam isimli varlıkla tanışır. Çok geçmeden kitapları bitirdiğinde yaşlı adamın onun bilgi dolu beynini yiyeceği gerçeği ile karşılaşınca Koyun Adam ile bir kaçış planı yapar labirentin tekinsiz çıkışında kendilerini bekleyen yaşlı adamı alt edip özgürlüğe kaçmayı başarırlar ancak hikâyenin sonunda çocuğun annesiyle ilgili yaşanan trajik durum, okuyucuyu "Ee şimdi ne oldu?" dedirtecek bir finalle baş başa bırakıyor.
Benim için meteforlar kitabı diyebilirim.
Eserin sonunu ayrıca değinmek istiyorum tıpkı gerçek hayatta tecrübe ettiğimiz dönüm noktaları gibi bir hisle baş başa kalıyoruz. İnsan büyük bir çabayla hedeflerine ulaştığında ya da yaşadığı olayların sonuna geldiğinde içinde derin bir boşlukla birlikte şu soruyu sorar: "Ee, şimdi ne yapmalıyım?"
Hikayedeki labirent metaforu da tam olarak bu psikolojik durumu destekliyor. Labirent, insanın hayat yolculuğunu tam her şeyin bittiğini, tünelin sonuna geldiğimizi sandığımız an aslında önümüzde tamamen başka bir yolun açılmasına ve yeni bir sürecin başlangıç olduğunu ve hayatın durağan olmadığını her sonun yeni başlangıçları doğurduğunu hatırlatıyor.
Aslında kitap asıl özgürlüğün zihinsel olarak karşılaştığımız boşluklarla ve belirsizliklerle başa çıkabilmek olduğunu anlatmaktadır. Eğer zihnimizi özgürleştiremezsek dünyanın en güzel en konforlu çevresinde bile olsak kendi içimizde bir esir oluruz.
Bu sessizlik yormuştu Resmin bile susmuştu Ruhumun rüzgarları içinde Kendi sesimi duymazken seni duymuştum O kalabalığın tam içinde Tutulmuştu birden ruhum ruhuna Bulduğuna inanmıştı Oysa bilseydi asıl o an kaybolduğunu Yine de tutunur muydu rüzgarına? -T
Spoiler içeriyor
Temkinli olmak güzeldir ama fazlası insanı tutsak eder, tıpkı köklerimize bağlı kalmanın önemini unuttuğu an insanın kaybolması gibi... Ne demişler: “Bir yolda yalnız yürüyorsan, senin doğru yoldaşın kendi inancındır.” Bu yüzden bazen yanında kimin olduğunun hiçbir önemi yoktur önemli olan…devamıTemkinli olmak güzeldir ama fazlası insanı tutsak eder, tıpkı köklerimize bağlı kalmanın önemini unuttuğu an insanın kaybolması gibi... Ne demişler: “Bir yolda yalnız yürüyorsan, senin doğru yoldaşın kendi inancındır.” Bu yüzden bazen yanında kimin olduğunun hiçbir önemi yoktur önemli olan sadece hedeftir.
Bunun yanı sıra film açık iletişimin hayati değerini gözler önüne seriyor. Dikkat edin aralarında iletişim olmadığı sürece Wira ve Ollie birbirlerinden nefret ediyorlardı. Ne zaman ki konuşmaya başladılar her şey o an gün yüzüne çıktı. Anlaşabildikleri andan itibaren her durum kendiliğinden yoluna girdi. Çünkü sağlıklı bir iletişim kurulduğu sürece taraflar arasında o asıl güven duygusu da ancak o zaman aşılanabilir. Aslında bunu kendi hayatımızda da uygulamamız gerekirken maalesef çoğunlukla görmezden geliyor ve yok sayıyoruz.
Birçok yerde bu beden değiştirme mevzusunu sadece "empati yapmak" olarak yorumladıklarını gördüm. Ama bence durum hiç de öyle değil. Birinin yerine ne kadar geçersen geç eğer aranızda iletişim yoksa koca bir hiçsiniz demektir. En basitinden Wira bir pookoo olduğu vakit kendi özelliklerini tek başına keşfedemezdi aralarında o iletişim olmadan o derin kökleri asla göremezdi hatta pookoo diye bir canlıdan haberi yoktu.
Her zaman söylerim İletişim bizim bu hayattaki var olma sebebimizdir ve iletişim olduğu sürece o güven duygusu gerçekten aşılanabilir.
Kimse bunu umursamasa bile.
"Yok sayılmak ya da senin onu koyduğun yere onun seni koymadığını anladığın an... Bir an durdum ama anlamlandıramadım. Seni bilmediğimi fark ettim. Benimle iletişim kurmuyorsan ya da bir hatam olduğunda bunu bana söylemeyip susuyorsan, ben bir şey beklemem artık. İletişim…devamı"Yok sayılmak ya da senin onu koyduğun yere onun seni koymadığını anladığın an... Bir an durdum ama anlamlandıramadım. Seni bilmediğimi fark ettim. Benimle iletişim kurmuyorsan ya da bir hatam olduğunda bunu bana söylemeyip susuyorsan, ben bir şey beklemem artık. İletişim kuramayan biriyle ben de bitiririm. Ama değerli bir yere koyduğum insanın beni bir hiç yerine koyduğunu anladım galiba. Sanırım insanlara kendimi anlatamıyorum, beni anlamlandırıp çözemiyorlar. Bir şeyleri çözmeleri için onlara yol versem de kimse bu kadar düşünceli değil galiba. Ben de bilmiyorum artık, büyük bir boşluktayım. Kendimi hırpalasam da ne kadar yorgun bir ruha sahip olsam da hep
yanındaydım ama gerisini seçemiyorsun işte."
Az önce şu yazıyı okudum ne kadar doğru Bir insana tereddüt etmeden, şüphe duymadan inanabilmek ne lütuf. "Seviyorum" dedi, seviyordur. "Uyuyacağım" dedi, uyuyacaktır. "Mutluyum" dedi, mutludur.
Sevebilir miydi insan? Hiç dokunmadan, bir kez görülmeden, Hissedebilir miydi ki sevgiyi, hiç bilmeden? Yaşamadığı bir duyguyu anlamadan... Sevebilir miydi insan? Sesini, dokunuşunu, kokusunu bilmeden Gerçek sevgiyi görmeden Ama yaşama tutardı bilmeden Sever miydi insan söylesene? Her zerresini bilip hiçbiriyle…devamıSevebilir miydi insan?
Hiç dokunmadan, bir kez görülmeden,
Hissedebilir miydi ki sevgiyi, hiç bilmeden?
Yaşamadığı bir duyguyu anlamadan...
Sevebilir miydi insan?
Sesini, dokunuşunu, kokusunu bilmeden
Gerçek sevgiyi görmeden
Ama yaşama tutardı bilmeden
Sever miydi insan söylesene?
Her zerresini bilip hiçbiriyle yüzleşmeden gitmeyi Söylesene bana inancının ne olduğunu bilmeyen birinin dilinden bir lütuf beklenir miydi?
Söyleme artık lütuf bile beklemem dilinden sevdiğini bilsem de...
Bu diyardan gitsem de.
Bağlanmak hem delirtir hem dinginleştirir. Tıpkı her şey gibi burada da doz hayati bir öneme sahip. Dozu her kaçırdığında yalnızlığın içine biraz daha gömülürsün. Belki de her şeyi daha sade yaşamak için zamana bırakmak gerekir. Ancak unutmamalı ki bazen zaman…devamıBağlanmak hem delirtir hem dinginleştirir.
Tıpkı her şey gibi burada da doz hayati bir öneme sahip.
Dozu her kaçırdığında yalnızlığın içine biraz daha gömülürsün.
Belki de her şeyi daha sade yaşamak için zamana bırakmak gerekir.
Ancak unutmamalı ki bazen zaman da seni bırakır.
Burada kontrol senin elinde değildir hiçbir şeyi ayarlayamazsın.
İnsanlara karşı bir şeyler hissetmek de tıpkı böyledir
Bırakırsan yanar gidersin bağlanırsan bilinmezliğe düşersin.
İşte bu yüzden tam da şu anda ben sadece hissedemiyorum.
Bizi ayakta tutan asıl güç ne ya da bu güç içimizde mi saklı? Aslında bilmiyorum; o güç belki de hiç olmamıştı ya da nasıl oluştuğunu bilemiyorum. Ama şuna inanıyorum ki herkes, kendi içindeki güç kadar var. Bu gücü dış dünyayla…devamıBizi ayakta tutan asıl güç ne ya da bu güç içimizde mi saklı?
Aslında bilmiyorum; o güç belki de hiç olmamıştı ya da nasıl oluştuğunu bilemiyorum. Ama şuna inanıyorum ki herkes, kendi içindeki güç kadar var. Bu gücü dış dünyayla besleyip büyütmemiz gerekiyor. Fakat çoğu zaman bunu nasıl yapacağımızı bilmiyoruz ve yolumuzu kaybediyoruz. Sonunda ise psikolojimiz altüst oluyor. Bence asıl soru şu: Gücümüzün ilerlemesinin kaynağı ne? Onu ayakta tutan, besleyen şey tam olarak ne?
Spoiler içeriyor
Dikkat etmiş miydiniz bilmiyorum ama WALL·E’nin yaklaşık ilk 20 dakikasında diyalog yok. Buna rağmen izleyiciyi sıkmadan kendini izlettirebiliyor; bunu başarabilen animasyon sayısı gerçekten çok az. İçeriğine gelecek olursak, duygularımın en çok etkilendiği nokta; sevginin insanın ruhunu değiştirebilmesi ve bunun karşılıksız…devamıDikkat etmiş miydiniz bilmiyorum ama WALL·E’nin yaklaşık ilk 20 dakikasında diyalog yok.
Buna rağmen izleyiciyi sıkmadan kendini izlettirebiliyor; bunu başarabilen animasyon sayısı gerçekten çok az.
İçeriğine gelecek olursak, duygularımın en çok etkilendiği nokta; sevginin insanın ruhunu değiştirebilmesi ve bunun karşılıksız da olsa devam edebilmesi. Ne olursa olsun terk edilmeyeceğini bilmek, insanın gerçekten sevildiğini hissetmesini sağlıyor.
Aynı zamanda WALL·E, günümüze de bir ayna tutuyor. Ekran bağımlılığının insanları birbirinden nasıl uzaklaştırdığını, hayatı nasıl monotonlaştırdığını çok net bir şekilde gösteriyor. Bununla birlikte gerçek sevginin ne olduğunu neredeyse unutur hale geldiğimizi fark ettiriyor.
Kurak ve umutsuz görünen bir dünyada bile yaşamın yeşerebileceğini, umudun var olduğunu ve gerçek sevginin ne anlama geldiğini anlatması açısından WALL·E, bence en güzel örneklerden biri olarak kabul edilebilir.
Çok tatlış bir sahne bıraktım: 1.10.40