"Hepimiz deliyiz zaten di mi? Sen delisin, ben deliyim... Deli olmasak burda ne işimiz var?" Aşk gerçekten var olan bir duygu mudur yoksa manipülasyon etkisiyle kapıldığımız muhtaçlık duygusu mu diye sürekli sorguladım izlerken. Ne olursa olsun çok tehlikeli bir şey.…devamı"Hepimiz deliyiz zaten di mi? Sen delisin, ben deliyim... Deli olmasak burda ne işimiz var?"
Aşk gerçekten var olan bir duygu mudur yoksa manipülasyon etkisiyle kapıldığımız muhtaçlık duygusu mu diye sürekli sorguladım izlerken.
Ne olursa olsun çok tehlikeli bir şey. Asla olmazları oldurtan, insanı meleğe veya şeytana çeviren bir şey. Yaşadığımdan değil, hiç yaşamadım ama sürekli gördüğüm şeyler bunun üstüne kurulu. Ama genelimizin acizlik, muhtaçlık ve çaresizlik gibi hislerin etkisiyle kendini birine 'yama-ma' duygusunu da içinde barındıran bir şey bana kalırsa.
Çoklu evrenler üzerine kurulmuş bir dizi genel olarak. Paralel evrenlerde var olan yansımalarımızı, bu yansılarımızla olan ilişkilerimizi, dejavu dediğimiz şeyin altında yatan sırları anlatıyor. Paralel evrene, başka boyutlardaki benliklerimizin var olduğuna inanan bir insanım normalde de. İzlediğim süre boyunca acaba…devamıÇoklu evrenler üzerine kurulmuş bir dizi genel olarak.
Paralel evrenlerde var olan yansımalarımızı, bu yansılarımızla olan ilişkilerimizi, dejavu dediğimiz şeyin altında yatan sırları anlatıyor.
Paralel evrene, başka boyutlardaki benliklerimizin var olduğuna inanan bir insanım normalde de. İzlediğim süre boyunca acaba diğer evrenlerde, başka boyutlarda Zehra nasıl bir hayat yaşıyor diye sorguladım. Keşke dizideki gibi bir şekilde boyutlar arasındaki bedenlerimiz arasında gezebilseydik. Gerçi o zaman paralel evren olmazdı bunun adı. Bizim bedenimizdeki farklı bir insan benliğini tutsak etmiş olurduk.
Tam bunu yazarken acaba ben ben değilim de farklı bir benliğim tarafından tutsak mi edildim diye düşünmüş bulundum.
İşte aynen bu sekil sorgulatıyor insanı.
Kendimi Douglas Adams'ın zihninde geziniyor gibi hissettim izlerken. Tabii direkt o olsa daha fazla göndermeler yapardı orası ayrı. Kitabını da çok merak ediyorum. Dizi olarak ele alırsam çok kısa sürmüş. 2 sezona sıkıştırılması haksızlık bence böyle bir dizinin. Bilim kurgu…devamıKendimi Douglas Adams'ın zihninde geziniyor gibi hissettim izlerken. Tabii direkt o olsa daha fazla göndermeler yapardı orası ayrı.
Kitabını da çok merak ediyorum.
Dizi olarak ele alırsam çok kısa sürmüş. 2 sezona sıkıştırılması haksızlık bence böyle bir dizinin. Bilim kurgu dizileri genelde sadece gerilmeli oluyor ama bu hem eğlenceli hem gerilmeli hem de komik.
Dirk Gently gibi adamlar gerçekte de var olsa keşke. Hem zeki hem de çok naif.
Kesinlikle tavsiye edeceğim bir diziydi.
Kısa süre içinde herkesin bildiği ve tanıdığı bir sürü deneyim, düşünce ve durum olduğunu, ama bunların, yalnızca uygun sözcük bulunmaması yüzünden hiçbir zaman uygun biçimde tanımlanamadıklarını fark etmiştik. Hepsi "hiç ... olduğu bir durum başınıza geldi mi?" ya da "...…devamıKısa süre içinde herkesin bildiği ve tanıdığı bir sürü deneyim, düşünce ve durum olduğunu, ama bunların, yalnızca uygun sözcük bulunmaması yüzünden hiçbir zaman uygun biçimde tanımlanamadıklarını fark etmiştik. Hepsi "hiç ... olduğu bir durum başınıza geldi mi?" ya da "... şu şu olduğunda kapıldığınız hisleri bilirsiniz" ya da "biliyor musun her zaman ... olduğunda bir tek kendimin ...olduğunu sanıyordum," türünden şeylerdi. Oysa tek gereken şey bir sözcüktür ve o olunca da tanım gerçekleşir.
Douglas Adams'a veda olmuş bu kitap. Serinin devam kitabı diye aldığım bu kitap seriden bağımsız, Adams'ın zamansız ölümü üzerine onun anısına söyleşilerinden derlenmiş, bitişte de Kuşkucu Somon başlığı altında Dirk Gently'e ufaktan giriş yapılmış.
Douglas Adams seviyorsanız ve son bir veda etmek istiyorsanız kesinlikle okumalısınız.
Pek çok kişi işleyiş bakımından Zindan Adası'na benzetmiş. Kesinlikle katılmakla birlikte sonunun da benzememesi için dua ederek izledim resmen. Baştan sona birçok tahminde bulunmaya çalışarak ve gerilerek izledim. Fazlasıyla akıcıydı.
"Eğer işin insanlara yardım etmekse... Eğer bunu profesyonel olarak yapıyorsan, durumu asla kişiselleştirmeyeceksin. Diyelim ki bir köyde çocuklara yiyecek dağıtıyorsun... Eğer o çocukların gözlerine bakmaya başlarsan... Ya da ne bileyim, adlarını öğrenmeye başlarsan, yani o çocukları gerçekten görmeye, onların farkına…devamı"Eğer işin insanlara yardım etmekse... Eğer bunu profesyonel olarak yapıyorsan, durumu asla kişiselleştirmeyeceksin. Diyelim ki bir köyde çocuklara yiyecek dağıtıyorsun... Eğer o çocukların gözlerine bakmaya başlarsan... Ya da ne bileyim, adlarını öğrenmeye başlarsan, yani o çocukları gerçekten görmeye, onların farkına varmaya başlarsan o köyden asla ayrılamazsın. Hatta son nefesine kadar kendini o çocuklara adarsın. Sonra da başka köylere gidemezsin! Başka çocuklara yiyecek dağıtamazsın! Onun için de yardım götürdüğün insanlarla aranda daima bir mesafe olacak. Hani uçaktan paraşütle yardım paketleri atılır ya? İşte, duygusal olarak aranda o kadar mesafe olmalı! O uçak yerden ne kadar yüksekteyse, sen de insanlardan o kadar uzak olacaksın. Çünkü senin isin dağıtmak! Teslim etmek. Sen bir postacısın, o kadar. Çantanda ne varsa, onu dağıtırsın. Sırf insanları mutlu etmek için mektuplar yazmaya başlamazsın! Çünkü bunu yapmaya başlarsan asıl işini yapamazsın, mektup dağıtamazsın! Anlıyor musun?"
Hakan Günday'ı okumaktan asla sıkılmayacağım sanırım. O kadar birbirinden alakasız kelimeleri bir araya getirip o kadar uyumlu cümleler kuruyor ki turk alfabesi bu adama tapıyor resmen. Okumadıysanız hangisi olduğu fark etmeksizin herhangi bir kitabına şans vermelisiniz bence.
"Kararlarının sorumluluğunu üstlenmelisin. Bütün hayatını insanlara kapı tutup sonra da sana teşekkür etmedikleri için kızarak geçiremezsin. Kimse senden kapı tutmanı falan istemedi!" Koskoca 7 sezondan sonra ufak bir boşluk hissediyorum. Sonunda bu kadar etkilenebileceğimi düşünmemiştim açıkçası. Pek çok insana çok…devamı"Kararlarının sorumluluğunu üstlenmelisin. Bütün hayatını insanlara kapı tutup sonra da sana teşekkür etmedikleri için kızarak geçiremezsin. Kimse senden kapı tutmanı falan istemedi!"
Koskoca 7 sezondan sonra ufak bir boşluk hissediyorum. Sonunda bu kadar etkilenebileceğimi düşünmemiştim açıkçası.
Pek çok insana çok farklı bakış açıları sağlayabilecek bir dizi olmuş. Mahkumların içeride hayatlarını nasıl idame ettirdiklerini (ya da ettiremediklerini), çıktıklarında nasıl uyum problemleri yaşadıklarını, gerçekten asla ıslah edilmelerine izin verilmemesini çok iyi ifade etmişler.
Dizinin en sevdiğim yönü ayrımcılığın her türlüsünü ele almaları. Her kesimin uğradığı zorbalığı işlemişler.
Karakterler o kadar iyi islenmisler ki tüm karakterler için kesinlikle severim veya nefret ederim diyemiyorsunuz.
Buna rağmen dizi boyunca kendime çok yakın hissettiğim 3 karakter var.
Suzanne; kesinlikle hayatımda olmasını isteyeceğim türden bir dost. Dogget'ın ölümünde onun anısına bir şeyler yapmak istemesi, insanlara iyi gelme çabası, aşırı hoşuma giden manyakca mimikleri... Çok iyi bir dostsun suzanne. Aynı leyla ile mecnundaki İsmail Abi gibi.
Dogget; insanın değişebileceğine, ıslah olabileceğine en iyi örnek bence. Depresif havaları, insanlara yardımcı olma çabaları, kaçış yolu olarak kapşonunu kafasına geçirip tembel tembel yürüyüşleri, cesedi götürürlerken hayaletinin hapishaneye son bir nah çekişi... Beni içlerinden en etkileyen, ölümüne en içerlediğim ve dizi boyunca beni ağlatbilen tek karakterdi kendisi.
Blanca; aslında bu karaktere çok yakın hissettiğim söylenemez. Blanca'nın bendeki tek kredisi sevgilisi. Asla ondan vazgeçmeyip pıtır pıtır peşinden gitmesi, sürekli sevgilisinin yanında olma çabası, arkasından asla iş çevirmeyişi... Adını bilmediğim için özür dilerim umarım aynı senin gibi bir insanla tanışırım.
"Aslında tüm babalar çocuklarını sever. Ama bazen herkes gibi babalar da çaresizliğe kapılır. O an için inandıklarını düşündükleri şeyler söylerler. Ama zamanla fark ederler ki aslında söylediklerine hiç inanmamışlar. Çocuklarına 'yük' ya da 'ödlek' gibi korkunç şeyler söyleseler bile içten…devamı"Aslında tüm babalar çocuklarını sever. Ama bazen herkes gibi babalar da çaresizliğe kapılır. O an için inandıklarını düşündükleri şeyler söylerler. Ama zamanla fark ederler ki aslında söylediklerine hiç inanmamışlar. Çocuklarına 'yük' ya da 'ödlek' gibi korkunç şeyler söyleseler bile içten içe çocuklarını severler."
"Bırak duvarlar onların olsun, duvarlar kimin umurunda? Şarkılar söyleyeceğiz, müzik yapacağız, birlikte olacağız, limandan limana gezeceğiz." Instagram akışta gezerken birden karşıma çıkan bir film. Filmi o kadar beğendim ki her sahnesinde her saniyesinde filmin içinde olmak, filmden bir parça olmak…devamı"Bırak duvarlar onların olsun, duvarlar kimin umurunda? Şarkılar söyleyeceğiz, müzik yapacağız, birlikte olacağız, limandan limana gezeceğiz."
Instagram akışta gezerken birden karşıma çıkan bir film. Filmi o kadar beğendim ki her sahnesinde her saniyesinde filmin içinde olmak, filmden bir parça olmak istedim. Hem çok eğlendim, hem de çok duygulandım. Kesinlikle izlenmesi gereken bir film.