"Herhangi bir şekilde gördüğün, yaşadığın veya duyduğun bir şey sana özeldir. Kendini algılayış şeklinle kendine bir evren yaratırsın. Bu nedenle evrende algıladığın her şey sana özeldir."
“Ben zannediyordum ki, ömürlerimizin teknesini istediğimiz sahile çekmek için yalnız onun dümenini ele almak kâfidir... Anlıyorum ki, değilmiş... yollar görünmez kayalarla doluymuş... Onlara çarpmamak lâzımmış... Daha fenası gizli akıntılar varmış ki, insan onlara kapıldığı zaman yolun değiştiğini, gittikçe uzaklaştığını farkedemezmiş...…devamı“Ben zannediyordum ki, ömürlerimizin teknesini istediğimiz sahile çekmek için yalnız onun dümenini ele almak kâfidir...
Anlıyorum ki, değilmiş... yollar görünmez kayalarla doluymuş... Onlara çarpmamak lâzımmış... Daha fenası gizli akıntılar varmış ki, insan onlara kapıldığı zaman yolun değiştiğini, gittikçe uzaklaştığını farkedemezmiş... Ta ki kendisini başka sahillere düşmüş görünceye kadar...”
3.sezonu batırmışlar bence. Aegon’un 2.yaş kutlamasında tahtı simgelediklerini söyledikleri beyaz geyik rheanerya’ya görünmüştü sadece ki yalnız bu da değil babası sağken tüm hükümdar alametleri rheanerya’da toplanmışken kadını birden nasıl başkasının aklına muhtaç bir embesile çevirdiler anlamıyorum. O kadar saçmalığa rağmen…devamı3.sezonu batırmışlar bence. Aegon’un 2.yaş kutlamasında tahtı simgelediklerini söyledikleri beyaz geyik rheanerya’ya görünmüştü sadece ki yalnız bu da değil babası sağken tüm hükümdar alametleri rheanerya’da toplanmışken kadını birden nasıl başkasının aklına muhtaç bir embesile çevirdiler anlamıyorum. O kadar saçmalığa rağmen izlemeye değer sadece rheanerya ve daemon ilişkisiydi bunu da batırdılar. İzlemeye değer tek nokta dahi kalmadı bende. Aegon’un da rheanerya’ yı ejderhasına yedirmesini izleyemicem açıkçası. Kalanlara başarılar.
“Hâlâ da düşünürüm: Hafızamızın, biz yaşlandıkça fazla yük taşımak istemeyen huysuz bir yük hayvanı gibi attığı ağırlıklar en sevmediği yükler midir, en ağırları mı, yoksa en kolay düşenler mi?” -Öpüş
“Artık kendimiz yokuz. Seyircilerimiz de kalmadı. Ama repliklerimiz fısıldaşır durur sabaha kadar, Gün ağarır, temizlikçiler gelir, replikler yerlerine kaçışır. Hoşçakalın sevgılım, Çağatay Koçtuğ çıkar. Perde.” Açılay çıktıktan, Ahmet ve Çağatay sahneleri minimuma indikten sonra hiçbir tadı kalmasa da yemek yerken…devamı“Artık kendimiz yokuz.
Seyircilerimiz de kalmadı.
Ama repliklerimiz fısıldaşır durur sabaha kadar,
Gün ağarır, temizlikçiler gelir, replikler yerlerine kaçışır.
Hoşçakalın sevgılım,
Çağatay Koçtuğ çıkar.
Perde.”
Açılay çıktıktan, Ahmet ve Çağatay sahneleri minimuma indikten sonra hiçbir tadı kalmasa da yemek yerken falan izledim.
"İlk kez öldürdüğünde bir değil, sanki bin kişiyi öldürmüş gibi olursun. Yeni doğmuş ve annesi tarafından emzirilen o bebeği öldürmüşsündür. Babasının başını okşadığı o çocuğu da, bir genç kıza aşkını ilân eden o delikanlıyı da, zavallı bir kadının kocasını da,…devamı"İlk kez öldürdüğünde bir değil, sanki bin kişiyi öldürmüş gibi olursun. Yeni doğmuş ve annesi tarafından emzirilen o bebeği öldürmüşsündür. Babasının başını okşadığı o çocuğu da, bir genç kıza aşkını ilân eden o delikanlıyı da, zavallı bir kadının kocasını da, savaşa giderken ailesi tarafından uğurlanan o masumu da... bütün bu kişileri öldürmüş olursun. İkinci kez birini öldürdüğünde alt tarafı bir tek kişi öldürmüşsündür. Üçüncü kez ise, kimseyi öldürmüş sayılmazsın."
“Acaba bu hayata arkasını çevirip bir hücrede yaşamak mı, yoksa hayatın bütün meşakkatlerine, maskaralığına göğüs gererek insaniyete hizmet ederek ölmek mi daha büyük bir muvaffakiyettir?”
Elimizde milli mücadele yıllarını birebir yaşamış, o dönemi solumuş, savaş bölgelerine gidip raporlar hazırlamış, Atatürk’e arkadaşlık yapmış bir insanın yaşadıklarını anlattığı bir hazine var ve kimse o kadar itibar etmiyor ki bu hazineye… Hak ettiği değeri asla görmeyen bir kitap…devamıElimizde milli mücadele yıllarını birebir yaşamış, o dönemi solumuş, savaş bölgelerine gidip raporlar hazırlamış, Atatürk’e arkadaşlık yapmış bir insanın yaşadıklarını anlattığı bir hazine var ve kimse o kadar itibar etmiyor ki bu hazineye…
Hak ettiği değeri asla görmeyen bir kitap olduğunu ve okullarda müfredata dahil edilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Tarih derslerinde bize sadece savaşa girdik ve kazandık olarak anlatılan bu olayların insanca yüzlerini o kadar güzel anlatmış ki yaşanan cefanın, fedakarlıkların, dul kalan kadınların kocalarına duydukları hasretin ağırlığını sürekli olarak hissettim.
Yunan zulümlerinin tüm açıklığıyla anlatılmasını isterdim ama. Bu barbar sadistlerin Türk kadınlarına, çocuklarına yaşattığı eziyetleri gençlerin psikolojisi bozulmasın, travma olmasın diye filtreden geçirdikçe medeniyetin beşiğini avrupa sanmaya devam edecekler çünkü.
Ayrıyeten Atatürk’ün insan yanına da değinmesi; rekabetçi, alaycı, heyecanlı kişiliğine de yer vermesi çok kıymetli olmuş.
Muhafazakar veya seküler farketmeksizin her Türk insanının kesinlikle okuması gereken bir kitap.
-İngilizler aflarını talep edenlere versinler Mösyö, affı zalimler değil, mazlumlar verir. Çanakkale’de dövüşürken ne asi ne esirdik. Namuslu bir millet gibi dövüştük, öldük, öldürdük. Ne zamandan beri ve hangi milletle harb edilir de mağlûb olduğu zaman ona katil denilir? -İngiliz…devamı-İngilizler aflarını talep edenlere versinler Mösyö, affı zalimler değil, mazlumlar verir. Çanakkale’de dövüşürken ne asi ne esirdik. Namuslu bir millet gibi dövüştük, öldük, öldürdük. Ne zamandan beri ve hangi milletle harb edilir de mağlûb olduğu zaman ona katil denilir?
-İngiliz kanıyla Türk kanı bir mi, Madam?
-Mikroskop altında İngiliz kanını görmedim. Rengi bizimki kadar kırmızı mı yoksa mavi mi, bilmiyorum. Fakat Türk kanı ateş gibi sıcak ve kırmızıdır.
Gönderilere baktığımda suçlu bir tek muazzezin annesi kabul edilmiş. Buna katılıyorum evet ama yusufun evlatlık geldiği evde kardeşine aşık olması, kardeşine danışmadan onu bakkala ‘satması’ , bakkal öldükten sonra kızı neyine güvenerek kaçırıp sonra geri dönmesi, asssla sorumluluk almayıp kızın…devamıGönderilere baktığımda suçlu bir tek muazzezin annesi kabul edilmiş. Buna katılıyorum evet ama yusufun evlatlık geldiği evde kardeşine aşık olması, kardeşine danışmadan onu bakkala ‘satması’ , bakkal öldükten sonra kızı neyine güvenerek kaçırıp sonra geri dönmesi, asssla sorumluluk almayıp kızın babasından geçinmesi, o öldükten sonra da şakir gibi kurtların karısına zarar verebilme ihtimalini hiç aklından bile geçirmemesi kriz geçirtti bana. Romantizmin bir yere kadar olduğunu, asıl olanın geçinmek olduğunu yüze çok iyi vuran bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Yusuf gibi karakterlere iç geçirip ne kadar romantik diye düşünüyosanız düşünmeyin bence. Böyle erkeklerden bizi Allah korusun