Spoiler içeriyor
Hani derler ya; 'Her çiçek kendi toprağında açar. İnsan ait olduğu yerde büyür, gelişir ve renklenir.' bu alıntı tamda filmi özetler nitelikte. Filmin gercek hayattan uyarlanışı bana şunu düşündürttü; Hiç beklemedigin anda hiç beklemedigin bir kapı açılabilir. Bu kapının ardından…devamıHani derler ya;
'Her çiçek kendi toprağında açar. İnsan ait olduğu yerde büyür, gelişir ve renklenir.' bu alıntı tamda filmi özetler nitelikte.
Filmin gercek hayattan uyarlanışı bana şunu düşündürttü; Hiç beklemedigin anda hiç beklemedigin bir kapı açılabilir. Bu kapının ardından ilerlemek senin elindedir, yaşayacağın seylerin sorumluluğunu alabilecek olmanın cesareti ise insana yaşadığını hissettirir. Aksi halde insanın yaşamı bir yaşamdan çok rutinden ibarettir.
'Bataklıkta çiçek olmak insanın da kaderidir' derler ya hani Michael de aynı böyleydi. Uyusuturucu ve alkolün beraberinde getirdiği tüm kötü alışkanlıkları reddedip bir çiçek gibi açmayı basarabildi. Kendi bataklığınızın çiçeği olmakta sizin elinizde :)
Filmde geçen Michael Oher'ın mektubuyla son verelim:
"Cesaret anlaması zor bir duygu, aptalca bir fikir ya da bir hata uğruna cesaret gösterilebilir. Ama yetişkinleri sorgulayamazsın. Ne koçunu, ne de öğretmenini, çünkü kuralları onlar yapar. Belki en iyi onlar bilir, belki de bilmezler. Her şey kim olduğuna nereden geldiğine bağlı, 600 askerden bir tanesi bile mi pes edip karşı tarafa katılmayı düşünmedi. Düşünün bu ölüm vadisi hiç kolay değil, cesaret de bu yüzden yanıltıcı her zaman başkalarının dediğini yapmak mı gerekir. Hangileri yaptığınla ilgili en ufak bir fikrin bile yoktur. Zaten cesareti bir aptal gibi gösterebilir. Ama onur bir şeyi yapıp yapamayacağını belirleyen asıl neden odur. Seni sen yapan belki de olmak istediğini yapar. Önemli bir şey uğrunda ölürsen bu seni hem cesur hem de onurlu yapar. Bu da güzel birşey, sanırım yazarlarında anlatmaya çalıştığı da bu cesareti bedeninde taşıyıp onur için savaşmak. Hatta size yapmanız gerekeni söyleyen insanları da onurlu olmaya sevketmek."
Sağlıcakla Kalın.
İkinci benlik. Şizofreni. Kitabı okumaya başladığım ilk karakterin bir akıl hastası olduğunu düşünmüştüm lakin ilerleyen olaylar, karakterin çevresindeki insanların olaylara dahil oluşu bunun böyle olmadığını düşündürtmüştü. Kitabın sonunda gerçekten de bir şizofreni vakasını okuduğumuzu görüyoruz. Kişinin kendini olduğu yere yakıştıramaması…devamıİkinci benlik.
Şizofreni.
Kitabı okumaya başladığım ilk karakterin bir akıl hastası olduğunu düşünmüştüm lakin ilerleyen olaylar, karakterin çevresindeki insanların olaylara dahil oluşu bunun böyle olmadığını düşündürtmüştü. Kitabın sonunda gerçekten de bir şizofreni vakasını okuduğumuzu görüyoruz. Kişinin kendini olduğu yere yakıştıramaması toplum baskısı ile birleşince 'öteki yani ikinci bir benlik' oluşuyor. Olaylara çevresinin dahil olması ise benim bakış acıma göre tamamen aklının oyunundan ibaret.
Dostoyevski'nin bu kitabı ilk çıktığı zamanlarda pek ilgi görmemiş,maalesef bu günümüzde de böyle. Eser gereken ilgiyi bulmakta zorluk çekiyor. Diyaloglar, olayların işleyiş biçimi anlama olanaklarını biraz daha düşürüyor. Esere olan ilginin azlığı da zannımca bu nedenledir.
Son olarak, itiraf etmek gerekirse kitap fazla kafa karıştırıcıydı lakin biraz üzerine düşünülünce kitabın değerinin farkına variyorsunuz.
Sağlıcakla Kalın.
Alıntılar;
• ben salon yaşamının gürültüsünü değil sessizliği severim.
• beklemeyi bilen amacına ulaşır.
• kendini ölmüş gibi hissediyordu, kelimenin tam anlamıyla ölmüştü.
• yalnızca kendinden kaçmak istemiyor, bir daha geri dönmemek üzere ortadan kaybolmak istiyordu.
• artık elinden ne gelirdi? olan olmuştu. mesele olmuş, bitmiş, hüküm verilmiş, imzalanmıştı; yapabileceği ne kalmıştı?
• belki de böyle olması gerekiyordu.
• yüreğini daraltan bu şeylerin üstesinden nasıl geleceğini bilmiyordu.
• ama bütün bunların nedeni ne? belki de hepsinin olması gerekiyordu; kesinlikle olması gerekiyordu, özellikle olması gerekiyordu, başka türlü olmazdı! ilk başta her şey iyiydi, herkes mutlu ve memnundu; her şey illa tersine dönecek, başka türlü de olmazdı zaten! artık konuşarak bir yere varamazsın, harekete geçmek zorundasın.
• gülmek bizim gibiler göre değil.
• gerçek hayat da zorlu, ıstıraplıydı... biri göğsünden kalbini söküyormuşcasina aci çekiyordu.
• sizde biliyorsunuz hayat bir oyun değil.
• görüyorsun oğlum, insanın başına bin bir türlü şey geliyor. keder evladım, yaldızlı saraylarda bile olur ve ondan kaçış yoktur.
• böyle mi olmak zorundaydı, her şey böyle mi olmak zorundaydı! bu olmasaydı, özellikle bu sonuncu olmasaydı her şey yoluna girebilirdi.
• tükendim, dayanacak gücüm kalmadı.
• o kadar dolmuş, içinde o kadar çok şey birikmisti ki, hiçbir şey söyleyemedi.