'çünkü oğuz atay'ı da okudum. seni de tanıdım. diyebilirsin ki: "bir insanı fotoğraflarından ve hakkındaki haberlerden ne kadar tanıyabilirsin?" haklısın, belki de çok az... o zaman şöyle demeliyim: seni az tanıyorum. az. sen de fark ettin mi? "az" dediğin küçük…devamı'çünkü oğuz atay'ı da okudum.
seni de tanıdım. diyebilirsin ki: "bir insanı fotoğraflarından ve hakkındaki haberlerden ne kadar tanıyabilirsin?" haklısın, belki de çok az... o zaman şöyle demeliyim: seni az tanıyorum. az. sen de fark ettin mi? "az" dediğin küçük bir kelime. sadece a ve z. sadece iki harf. ama aralarında koca bir alfabe var. o alfabeyle yazılmış on binlerce kelime ve yüz binlerce cümle var. sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. biri başlangıç, diğeri son.
ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. yan yana gelip de birlikte okunmak için. aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. senin ve benim gibi. bu yüzden, belki de, az çoktan fazladır. belki de az; hayat ve ölüm kadardır! belki de "seni az tanıyorum" demek, "seni kendimden çok biliyorum" demektir. blmesem de öğrenmek için her şeyi yaparım demektir. belki de az, her şey demektir.
ve belki de benim sana söyleyebileceğim tek şeydir.'
• hakan günday | az
Bazen bir şeyler için heyecanlandir dururdum, artık o heyecanın bile bana ugramadigini fark ediyorum. İnsan öyle bir noktaya geliyor ki ihtimallerin heyecanı bile kendisin için bir şeyler ifade etmez bir duruma geliyor. İşin garip tarafı, olan her şeye bir süre…devamıBazen bir şeyler için heyecanlandir dururdum, artık o heyecanın bile bana ugramadigini fark ediyorum. İnsan öyle bir noktaya geliyor ki ihtimallerin heyecanı bile kendisin için bir şeyler ifade etmez bir duruma geliyor. İşin garip tarafı, olan her şeye bir süre sonra alışıyoruz.
Spoiler içeriyor
Dönüşüm ya da daha doğru bir söylemle başkalaşım? Siz nasıl adlandırırsanız artık. Toplumda her birey kendisine bir amaç edinir ve geleceğini bu doğrultuda şekillendirmek için yeni adımlar atar. Bazılarımızın bu adımları kendinden ziyade her zaman "başkalarının" daha iyi oluşu içindir.…devamıDönüşüm ya da daha doğru bir söylemle başkalaşım? Siz nasıl adlandırırsanız artık.
Toplumda her birey kendisine bir amaç edinir ve geleceğini bu doğrultuda şekillendirmek için yeni adımlar atar. Bazılarımızın bu adımları kendinden ziyade her zaman "başkalarının" daha iyi oluşu içindir. Çünkü kendisinin iyi oluşu o "başkalarının" iyi oluşuna bağlıdır.
Bu yol içerisinde insan kendisini unutabiliyor, gün geçtikçe kendisi olmaktan uzaklaşıyor.
Esasında yapmaktan hoşlanmadığı işler yapıyor, bulunmaktan memnun olmadığı ortamlara giriyor ve bunun gibi birçok olumsuz örnek... Bu koşullara katlanmak, "başkalarının" iyi olması için olması gereken şeyler mi? Bu koşulların sonucunda insan, elde ettikleriyle o başkalarının mutluluğu ile yetinebilecek mi? Burada yol ikiye ayrılıyor: Kişinin yaptığı fedakârlığa değecek başkaları ve de değmeyecek. Değenlere sözümüz yok pek tabii; lakin değmeyen kesime göz attığımız zaman nasıl bir hayatın bize sunulacağının en somut örneğidir bu kitap.
Gün sonunda insan, kendisinden fazlasıyla uzak bir noktaya varıyor. Gregor Samsa ise kendisinden o kadar uzaklaştı ki esasında bir böceğe dönüşmedi; attığı adımlar ve idealleri doğrultusunda kendisini bir böcek olarak nitelendirmeye başladı ve hayatını böyle idame ettirdi. Bu noktaya gelmesine sebebiyet veren şeylerden ziyade suçu her daim kendisinde buldu, çünkü düzen tarafından fazlasıyla manipülatif davranışa maruz kalmıştı.
Franz Kafka, kitaplarına fazlasıyla kendinden bir şeyler katan bir yazar. Okuduğunuz müddetçe diğer kitaplarında işlediği karakterler ile bağ kurmanız muhtemeldir. Baba figürünü incelediğimiz zaman pek bir şeyden hoşnut olmayan birini görüyoruz; annede ise her halükarda sessiz kalma eğilimi mevcut. Bu kitaptaki aile bireylerinin kişiliklerini incelediğimiz zaman, yazarın Babaya Mektup kitabında anlattığı aile ile birebir örtüşme yaşanması ise ayrı bir konudur.
Geleceğinizde attığınız her adımın kendiniz için en iyi olması dileğiyle.
Sağlıcakla kalın.
'beni bir gün unutacaksan, bir gün bırakıp gideceksen, boşuna yorma derdi; boş yere mağaramdan çıkarma beni. alışkanlıklarımı, özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna.' • tutunamayanlar
"nereden anlatmaya başlayayım jülide? kelimelerin kifayet etmeyeceğini bile bile söze girmek kadar elem verici ne olabilir? insan, sonu kötü biten bir hikâyeyi anlatmaya nereden başlayacağını bilemiyor, sen söylemiştin. şimdi ben de aynı durumdayım. içimdeki hararetli sıkıntıyı giderecek serin sözler peşindeyim.…devamı"nereden anlatmaya başlayayım jülide? kelimelerin kifayet etmeyeceğini bile bile söze girmek kadar elem verici ne olabilir? insan, sonu kötü biten bir hikâyeyi anlatmaya nereden başlayacağını bilemiyor, sen söylemiştin. şimdi ben de aynı durumdayım. içimdeki hararetli sıkıntıyı giderecek serin sözler peşindeyim. hangi kelimeden medet umduysam, bir jilet gibi boğazımı, dilimi paramparça etti. ne söylesem bir yanıyla yarım kalacak, biliyorum. kendini anlatabilmek diye bir hurafe var, işimize geldiği için körü körüne inanıyoruz. bu dünyada kim, kime kendini anlatabilmiş ki?"