Spoiler içeriyor
Bugün ve Bugün şiirinde: ★ 'öyle çabuk geçiyor ki günler. hele sen de bir bak hayatına. yarın bitecek sanki her şey. yarın ölecek gibiyiz. daha doymamışız yaşamasına. günlerimiz dün bir, bugün iki. sakın bir şey bırakma yarına. yarın yok ki.'…devamıBugün ve Bugün şiirinde:
★ 'öyle çabuk geçiyor ki günler.
hele sen de bir bak hayatına.
yarın bitecek sanki her şey.
yarın ölecek gibiyiz.
daha doymamışız yaşamasına.
günlerimiz dün bir, bugün iki.
sakın bir şey bırakma yarına.
yarın yok ki.'
diyor ve Sabaha Kadar şiirinde ekliyor:
★ 'hayat o kadar uzun ki,
öyle bitmez geliyor ki bir an..
bir de bakıyorum, o kadar kısalıyor ki;
ne çıkar, diyorum, bir hayattan.'
Bir iki kelam edeyim: fikrimce şair burada zamanın akışını insanın duygularına bağlamış. İlk şiirinde bahsettigi mutlu bir insanın zaman bilinciyken ikincisi daha çok melankolik bir şekilde ümidini kesmiş bir insanın zaman bilincidir. Dolayısıyla zaman kavramı varolan her insan için farklı işler. Çünkü sekiz milyar insanın hissettikleri saniyeyle degisebiliyorken basmakalıp bir şekilde zamanın sadece bir birimden ibaret oldugunu söylemek zannımca pekte uygun olmaz. Çünkü yaşanan zaman özneldir.
***
• ben seni beklerken ölmem ki..
beklersem.
• benim söylemek için çırpındığım gecelerde,
siz yoktunuz.
• geleceğim, bekle dedi, gitti..
ben beklemedim, o da gelmedi.
ölüm gibi bir şey oldu..
ama kimse ölmedi.
• vurdun, acısı daha geçmedi,
biliyorum, geçecek.
ama öyle ağır konuştun ki ardından.
o, gittikçe gerçek.
• ne kadar hatırlatsan kendini boş.
sensiz de seni sevebiliyorum.
★ sana gitme demeyeceğim.
gene de sen bilirsin.
yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
incinirsin.
Spoiler içeriyor
★ “yaralar vardır hayatta, ruhu cüzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar.” Sanırım bu zamana kadar okuduğum ve anlam vermek için epey zaman harcadığım kitaplar arasında ilk sıralarda yerini alır. Eserde bir olay örgüsünü geçtim, hangi duygunun üzerinde…devamı★ “yaralar vardır hayatta, ruhu cüzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar.”
Sanırım bu zamana kadar okuduğum ve anlam vermek için epey zaman harcadığım kitaplar arasında ilk sıralarda yerini alır.
Eserde bir olay örgüsünü geçtim, hangi duygunun üzerinde yoğunlaştığını anlamak bile çok zordu benim için. Çünkü birden fazla duygu var ve yaşanan olaylar o kadar kopuk ama bir o kadar da bir ki bağlam kurmak oldukça zahmet istiyor.
Anlatıcı sürekli olarak farklı mekanlarda bulunuyor lakin biraz dikkat ettiğimiz zaman tasviri yapılan mekanların bir olduğunu görüyoruz. Yani yaşananlar hep bir yerde geçiyor ama anlatıcı öyle bir bilinç kaybı yaşıyor ki bunun farkına bile varamıyor.
İmgeler sürekli olarak tekrar ediyor; kişiler, kurulan cümleler, var olan duygular ve mekanlar. Buradan anlıyoruz ki anlatıcı zaman ve mekan kavramlarını yitirmiş.
Sürekli olarak anlattığı kişilerdeki kusurları öne sürüyor lakin bunları anlatırken iğrenmenin yanında garip bir haz ile onların yaptıklarını yapma eğilimi gösteriyor. Bu da bende, bahsettiği tüm kişiliklerin aslında kendisi olduğu izlenimini oluşturdu. Bahsettiği kişiliklerde sürekli olarak "kambur bir duruş" olduğunu vurguluyor; ben burada kamburluğun sebebini fizikselden ziyade ruhsal bir olayla bağdaştırdım.
Hikayenin başında bir kadından bahsediyor ve sürekli olarak o kadının gözlerine odaklanıyor. Kadının bedeninin yaşıyor olmasına rağmen kurtlanıyor olması, çürüme belirtileri gösteriyor oluşu onun garibine gitmiyor; çünkü buradaki aslında bir kadın değil, hikayenin sonunda öldürdüğünü öğrendiğimiz karısının kendi üzerinde oluşturduğu "vicdan". Yani buradaki kadın metaforu aslında vicdan kavramı ile ilişkilendirilmiş.
Ve dikkat ederseniz sürekli olarak kadının gözlerine odaklanıyor, onu unutmak istemiyor. Gözlerine bakarken rahatsızlığın yanında garip bir haz duyuyor. Nedenini anlamadığım bir şekilde —belki de insanlığının henüz ölmediğini kendisine kanıtlamak içindir— o gözlerde bulunan bakışı unutmak istemiyor.
Kitaptaki zaman kavramına geri dönersek Sadık Hidayet, zamanın neden bu kadar bölük pörçük yahut bir olarak görüldüğünü açıklıyor: "Canlılar dünyasıyla aramdaki bağlar koptu kopalı, önümde biriken şeyler geçmişin anıları herhalde. Geçmiş, gelecek, saat, gün, ay ve yıl hepsi aynı şey."
Hâsılı şudur ki, kitap bize vicdan yükünün nasıl sonuçlar doğurduğundan bahseder. Zaman içerisinde insan, vicdan yüküne alışır ama bu; vicdanını rahatsız eden şeyin geçmişine sirayet etmeye başlamasına engel olamaz. Ve böylece başında "küçük bir vicdan azabı" olarak adlandırılan şeyler koca bir külfete dönüşür.
Ve itiraf etmeliyim ki değerlendirmesini yazdığım kitaplar arasında beni en çok zorlayan bu oldu.
Sağlıcakla Kalın.
Zaten bizim payımıza düşen hep edebiyat. Yazmaktan başka ne bir yolumuz, ne de bir çıkışımız var. Yok saydığımız tüm yaraların direnişinin sembolüdür edebiyat. 'Herkes anlamasın bizi, anlayan da daha derine inmesin' diyen insanlığın sesidir. Okuduğumuz, yazdığımız nice şey; benden, senden…devamıZaten bizim payımıza düşen hep edebiyat. Yazmaktan başka ne bir yolumuz, ne de bir çıkışımız var. Yok saydığımız tüm yaraların direnişinin sembolüdür edebiyat. 'Herkes anlamasın bizi, anlayan da daha derine inmesin' diyen insanlığın sesidir. Okuduğumuz, yazdığımız nice şey; benden, senden ötürü 'biz'dir. Ve belki de edebiyat, acil servislerden daha fazla yaralı görmüştür. Emsali olmayan; zaman geçtikçe kanaması durması gerekenden ziyade, kanadıkça kanayan o sessiz insanların şifahanesidir edebiyat.
03.06.26
Spoiler içeriyor
★ “dürtme içimdeki narı üstümde beyaz gömlek var.” ★ “eksildim ben, azaldı içimdeki su yeşermiyor cümlem. oysa ben senin bir kimsenim, sensin esin. buna inandım uyudum, uyandım bununla durdum. narın içinde canım niye kanıyor?” • ben bu geçitte, susan bu…devamı★ “dürtme içimdeki narı
üstümde beyaz gömlek var.”
★ “eksildim ben, azaldı içimdeki su
yeşermiyor cümlem.
oysa
ben senin bir kimsenim, sensin esin.
buna inandım uyudum,
uyandım bununla durdum.
narın içinde canım niye kanıyor?”
• ben bu geçitte,
susan bu cümlelerde ne arıyorum?
• ağlama balım, değmez hiçbir şey senin gözünden akan yaşa.
• bir müzik parçası çalıyor içerde:
içimde bir parça; ne kopuyor ne ölüyor.
gitmek ölüm bana, kalmak haram.
• sığmam dünya yüzünde bir yere artık.
nereden geçsem benim değil, kalamam bir yerde.
• denizler dalgalar dövdü beni, sert rüzgârlar yurt bildi zirvelerimi.
kırıldım, söküldüm, ufalandım; döndüm bitiştim tekrar kendime
açsan, kırsan, baksan; bütün yeryüzü, her zerremde.
• bir küçük iyiliktir aşk.
• ve ben ne desem şimdi, benden değiller.
hâlâ soruyor musun bana, aşk ne demek:
o en "bir" ve "tam" olana yürümek.
durup durup geçmesin içinden ağlamak
dur, neden ağlıyorsun can'ım,
yetmez mi ikimize bir sağanak...
• bir kez hatıra ettim aşkı, bir daha etmem.
• çok şey hissediyorum senin için
ama değil bunlar senin istediğin.
• seni kırdığım yerden beni de kırdılar,
ben hiçbir cümleyle ağlayamam artık seni.
• bir gün olur senin de düşerse^elinden nar
aşk bir gün seni de alır bir yerden bir yere koyar
ne zaman ki kaplar gönül mülkünü kar
çağır o zaman, anlatırım sana,
bir ömürden nasıl döne döne geçer turnalar
• bu aşk bende bir imkânsızlık tasarımı gibi kaldı,
kaldıramam.
• ben bu içimin yankısı, ben bu içimin korayla
bu narı daha fazla taşıyamam.
• insan olan yerlerim çok ağrıyor,
olsun, yine de sen kapanma, bu sıra benim,
yerine bırak ben incineyim.
insanlarin sorumluluk almamasindan nefret ediyorum. eğer yaptığın şeyler sonucu mesafe olusturduysam kalkipta neden böylesin diyemezsin. gelipte sitem edemezsin çünkü böyle oluşumun temel sebebi sensin. ya yaptığın seyin arkasında dur ya da hiç yapma. en iyi ihtimalle çık git hayatımdan gelipte…devamıinsanlarin sorumluluk almamasindan nefret ediyorum. eğer yaptığın şeyler sonucu mesafe olusturduysam kalkipta neden böylesin diyemezsin. gelipte sitem edemezsin çünkü böyle oluşumun temel sebebi sensin. ya yaptığın seyin arkasında dur ya da hiç yapma. en iyi ihtimalle çık git hayatımdan gelipte bana maval okuma. benim sana eskisi gibi olmak gibi bir sözüm yok, buna zorunluda değilim. yaptın, bir şeyler bozuldu, ve daha da düzelmeyecek. elinde değilmiş gibi rollere girip sitem edip durman bir şeyleri değiştirmeyecek. sorumluluk almayı öğren. denklem basit.
Spoiler içeriyor
Eksiklik. Yarımın “bir”liği. Esas olarak yarımın bir bütün ettiğinden bahsediyor İlhami Algör. İnsanların tek başlarınayken de bir bütün olduğunu, ikinci bir kişi olmadan da tam olabileceklerini trajik bir şekilde açıklıyor. Olay bütünlüğünü pek anlayamıyoruz; lakin anladığım kadarıyla anlatıcı, parçalanmış bir…devamıEksiklik.
Yarımın “bir”liği.
Esas olarak yarımın bir bütün ettiğinden bahsediyor İlhami Algör. İnsanların tek başlarınayken de bir bütün olduğunu, ikinci bir kişi olmadan da tam olabileceklerini trajik bir şekilde açıklıyor.
Olay bütünlüğünü pek anlayamıyoruz; lakin anladığım kadarıyla anlatıcı, parçalanmış bir aşkı yaşıyor. Bu parçalanmışlığı yok sayarak birlikteliklerini bir şekilde devam ettirdiğini düşünüyor; ta ki Müzeyyen için bir başkası olduğunu gönlüne kabul ettirene kadar.
Bu parçalanmış aşkın kesikleri anlatıcının ruhunu yaralıyor ve anlatıcı, bu kanayan yaraları bir şekilde iyileştirmek için çeşitli yollara başvuruyor. Zannımca en iyi çözümü yazmakta buluyor. Fakat Müzeyyen hayatına öyle bir işlemiş ki, Müzeyyen’in acısını dindirmek için yazmaya başlamasına rağmen, yazdıklarında bile Müzeyyen’in onayını almadan bir hiç olduğunu düşünüyor.
Anlatıcının hislerini tek başına ifade edemediğini ve bunun için sürekli olarak imgelerle bir bağ kurduğunu görüyoruz. Acısı öyle bir boyutta ki kendisini anlatmak için sürekli olarak başka karakterlerden örnek veriyor, yaşantısını başkalarının yaşantısına benzetiyor. Bir nevi beyninin, kendisini korumak için bir koruma kalkanı oluşturduğunu da söyleyebiliriz. Çünkü imgeler yoluyla anlatıcı, zihnini meşgul ederek asıl olandan uzaklaştığını düşünüyor.
Gel zaman git zaman farkına varıyor ki ne yaptıkları işe yaramış ne de beklemesi. Ne kendisi eski benliğinde ne de Müzeyyen eski Müzeyyen. Onun için Müzeyyen’den kopmak; bir boşlukta savrulup, hiç bilmediği, adını sanını duymadığı, varlığından haberdar olmadığı bir dünyada yeniden var olmak gibiydi. Çünkü her insan yeni bir dünya demekti ve Müzeyyen’in gidişiyle onun için dünya artık bambaşka bir yer olacaktı; renkler gitgide solacaktı.
Genel anlamıyla ifade edecek olursak; parçalanmış bir aşktan geriye kalan hatıralarla aşkın devam ettiğini düşünen bir anlatıcıyı konu ediniyoruz. Yarım her zaman bir bütündür; ikinci bir yarıya gerek olmadan. Çünkü onun normali budur. Lakin insanoğlu için bunu kabullenip yaşamak, birine bağlanıp yaşamaktan daha zordur. Ki insan, kolaya kaçmayı seven bir yaradılışa sahiptir .
Ya da biz öyle sanıyoruz.
Sağlıcakla Kalın.
Spoiler içeriyor
Kitap tam anlamıyla olmasa da şiirsel bir dil ile olay örgüsünü ve çeşitli konulardaki düşüncelerini harmanlayarak okuyucuya sunuyor; bu da dolaylı olarak deneme izlenimi yaratıyor. Halil Cibran, bir kavram hakkındaki düşüncelerinden bahsederken onu yalnızca kendi başına değil, zıttıyla birlikte açıklıyor.…devamıKitap tam anlamıyla olmasa da şiirsel bir dil ile olay örgüsünü ve çeşitli konulardaki düşüncelerini harmanlayarak okuyucuya sunuyor; bu da dolaylı olarak deneme izlenimi yaratıyor.
Halil Cibran, bir kavram hakkındaki düşüncelerinden bahsederken onu yalnızca kendi başına değil, zıttıyla birlikte açıklıyor. Arada bir denge kuruyor. Ona göre biri olmadan diğeri tam manasıyla açıklanamıyor.
Örnek vermek gerekirse aşkın güzelliğini anlatırken, onun yürekte oluşturduğu sızıdan da bahsetmeden geçmiyor:
“Çünkü aşk taçlandırdığı gibi çarmıha da gerer sizi. Hem besler, büyütür hem de budar sizi.”
Yahut,
'Kimileriniz "Sevinç kederden büyüktür" derken, kimileriniz de "Hayır büyük olan kederdir" diyor. Oysa ben size diyorum ki, ikisi birbirinden ayrılmaz.'
Katmanlı bir anlatım sunarak okuyucuların farklı anlamlar çıkarmasına da ön ayak oluyor. Siz güzelliğe bakarken başka bir okuyucu o güzelliğin ardındaki katmanlarda dolaşıp kendine bir pay çıkarabiliyor.
Genel anlamda öğütsel bir anlatım mevcut. Tam manasıyla belirgin bir olay örgüsü yok. Halil Cibran, çeşitli konulardaki düşüncelerini hafif bir olay örgüsüyle okuyucuyu sıkmadan ortaya koyuyor.
Sağlıcakla Kalın.
• acılarınızın çoğu kendi seçiminizdir. acı, içinizdeki hekimin hasta nefsinizi sağaltmakta kullandığı acı iksirdir.
• bu hep böyledir, sevgi kendi derinliğini bilmez ayrılık vakti gelip
çatana kadar
'geçtiğimiz altı ayda çok şey oldu. biraz ölmemeyi, azıcık hayatta kalmayı, olduğu kadarıyla yaşamayı öğrendim.' • geçtiğimiz altı ayda çok şey oldu | sinem sal