“Sen değil, kabul etmeyen benim. Gözümün önünde olmasına rağmen her şey, bir türlü tam anlamadım, inanmak istemedim belki de. Çünkü bir yanım hep senin tanıdık sözlerine tutunmak istedi.”
“-Belki de gerçekten kötülükten ve acıdan beslenmeliyiz, iyilik zayıflatıyor sanki. -Ve sonra bunu kimsenin beklemediği şekilde yapıp iyilik için kullanmalıyız.“
“Çalının arkasından merakla çimenlerde yatan adama baktı. “Nasıl sırt üstü yatarken bu kadar rahat olabilir?” Kaşlarını çatarak koruma güdüsüyle kollarını etrafına doladı…”
Bazen hayatının tek kişilik olduğunu anlamak için telefondan ve diğer her şeyden uzaklaşıp etrafındakilere bir bakman gerekiyor. Sana fayda sağlamayan şeylere takılıp kalmanın altında yatan her şey sis bulutunun altından çıkıyor ve nerede durduğunu yüzüne vuruyor sanki. Hangi yamaçta takılı…devamıBazen hayatının tek kişilik olduğunu anlamak için telefondan ve diğer her şeyden uzaklaşıp etrafındakilere bir bakman gerekiyor. Sana fayda sağlamayan şeylere takılıp kalmanın altında yatan her şey sis bulutunun altından çıkıyor ve nerede durduğunu yüzüne vuruyor sanki. Hangi yamaçta takılı kaldığını, hangi darbenin seni o çocukluğun huzuru ve açıklığından aldığını. Basit gibi görünen hataların hangi yollardan saptırdığını, basit gibi görünen kabullenişlerin hangi yolları kapattığını, küçük mutlulukların yaptığı harikaları ve bazı dokunuşların kapattığı yaraları hatırlatıyor. Dünyanın her yerinde ve etrafımızdaki insanların yakarışları, güneş doğup batarken ve deniz herkesi kıyısına çağırırken çekilen acıları duyuruyor gibi. Herkesin bir yarası var, herkesin bir özü var. Herkesin dönebileceği bir yer var.