Geçenlerde bir kitapçıya girdim. Elinde bir sürü kitapla rafları düzenleyen, hoş giyimli, otuzlarında bir abi vardı. Görevli olduğunu düşünerek yanına yaklaştım: "Bir kitap arıyorum da, yardım eder misiniz?" diye sordum. O da "Tabii, adı ne?" falan derken, ben sormadan adamın…devamıGeçenlerde bir kitapçıya girdim. Elinde bir sürü kitapla rafları düzenleyen, hoş giyimli, otuzlarında bir abi vardı. Görevli olduğunu düşünerek yanına yaklaştım:
"Bir kitap arıyorum da, yardım eder misiniz?" diye sordum.
O da "Tabii, adı ne?" falan derken, ben sormadan adamın medeni halini, yaşını öğrendim. Nasıl oldu bitti, harbi hatırlamıyorum. Neyse, görevli olmadığını öğrendim. Özrümü dileyip kitapçıdan çıktım; kitabı da bulamamıştık zaten.
O sırada dükkân sahibi geldi, "O kitap bizde yok," dedi. "Peki, teşekkürler," deyip çıktım. Kütüphanenin yolunu tuttum. Baktım, o da geliyor. Dedim herhâlde başka bir yere gidiyordur. Ama kütüphaneye girdikten sonra bir de ne göreyim: Aynı abi orada da!
Beni takip ettiğini düşünerek gidip sordum. Gayet düzgün bir üslupla konuştum. Adam şaşırdı tabii ama hak verdi bana. "Öyle bir şeyin aklımdan geçmesi bile mümkün değil, benim de bir kız kardeşim var," filan dedi.
Yine de durum bana biraz korkutucu geldi. İçimi kemireceğine, ufak bir kuşkuyu ortadan kaldırmanın doğru olacağını düşündüm. "Kusura bakmayın, yanlış anladıysam. Niyetim sadece niyetinizi anlamaktı," dedim. Gidiyordum ki, kütüphane görevlisi bu adama seslendi. Meğer tanışıyorlarmış. Sohbet etmeye başladılar. Ben de diğer bölüme geçip kitapları incelemeye koyuldum.
Adamdan olabildiğince uzak duruyordum. Aradığım kitabı başka bir görevliye sorup buldum. Tam çıkıyordum ki, yine kenarda aynı abiyi gördüm. İçimden “Yine mi sen?” bakışı atmışım gibi oldu. Bir sinirlenince insan nasıl “Ahh!” diye bir nefes alır ya, işte onu yaptım.
Sanırım onun sözlerine inanmadığımı fark etti; konuşacak gibiydi ama vazgeçti. Ben de konuşmasını teşvik etmek amacıyla, "Umarım tekrar karşılaşmayız," dedim.
Abi ise şöyle dedi:
"Benden sana asla zarar gelmez. Öyle düşünmekte son derece haklısın. Ülkece geldiğimiz noktayı düşünürsek, yanlış anlamaya sebebiyet vermek istemem. İçin rahat olsun, evime gideceğim. Buradan sonra benimle karşılaşmayacaksın."
Ben de hâlâ güven vermediğini söyleyince, "Dilersen şikayetçi ol," dedi. Acaba yanlış mı yaptım diye düşündüm. "Buyurun, gidelim," dedim. Emniyete gittik. Orada da herkes bu adamı tanıyordu.
“Tamam,” dedim içimden, “Ben adını bile bilmediğim bu adamla neyin içindeyim? Bu nasıl bir tiyatro?”
Adam bir demez mi:
"Bu hanım kız benden şikayetçi olacaktı, onun için geldik."
Şaşırdım, dilim tutuldu. "Ben gitsem iyi olacak. Şikayetçi falan da değilim," dedim. "Kusura bakma abi tekrardan, gerçekten özür dilerim."
Meğer savcıymış! Bula bula savcıya denk geldik. Neyse, çıkıyordum ki, tam ismimle seslendi.
"İsmimi nereden biliyorsunuz ki? Söylemedim," dedim.
"Baş başa konuşalım bir seninle," dedi.
"Tamam," dedim.
"İki çay gönderin," dedi.
"Çay içmem," dedim.
Baktı, güldü; aklına ne geldiyse artık...
Meğer kütüphanede öğrenmiş ismimi, sordurmuş, her şeye baktırmış. Konuşurken anlattı. Tavrım dikkatini çekmiş, tebrik etti. Şahsi numarasını verdi.
"Umarım gerçek numaranızdır," dedim. Güldü. Aradım, gerçekten de kendi numarasıymış. Adamın makamında sohbet ediyorsun, hâlâ neyin güvensizliği, değil mi?
Neyse, abi abilik yaptı.
"Bir şeye ihtiyacın olursa, samimi söylüyorum, yazabilirsin," dedi.
"Teşekkür ederim," dedim. Müsaade isteyip çıktım.
Ayağınızı denk alın, savcıyla bir ahbaplığım var yani. Yakarım, ona göre! Hahaha.