İyi akşamlar. Haydi şunu konuşalım. 🎤 Eskiden çocukken televizyonda karşılaşıp büyülenerek izlediğiniz, dünyasını merak ettiğiniz, sizin için yeri ayrı bir film yazar mısınız? Ve bu filmden etkilenmişliğinizi yazabilirsiniz.
Selamlar. Eskisi gibi birkaç soru sormak yerine, bir konu hakkında konuşma gönderisi atmak istiyorum. İlk konumuz şu olsun. 🎤 Okuduğunuz bir kitaptaki evreni hayal dünyanızda ne kadar iyi canlandırabiliyorsunuz? Başkası kitaptaki mekânı sizden daha iyi algılayabiliyorsa; bahçeyi, yolları, insanları, kıyafetleri…devamıSelamlar. Eskisi gibi birkaç soru sormak yerine, bir konu hakkında konuşma gönderisi atmak istiyorum. İlk konumuz şu olsun.
🎤 Okuduğunuz bir kitaptaki evreni hayal dünyanızda ne kadar iyi canlandırabiliyorsunuz? Başkası kitaptaki mekânı sizden daha iyi algılayabiliyorsa; bahçeyi, yolları, insanları, kıyafetleri sizlerden, bizlerden daha iyi aklında var edebiliyorsa bu durumda ne düşünürdünüz? Sorunun başka bir şekli de şu oluyor: Ya siz kitaptaki mekân ve evreni kafanızda oluşturmakta pek de iyi değilseniz?
Konuyu kendinize özeleştiri yapıyormuş gibi de ele alabilirsiniz. Ben de fikirlerimi yorumda belirteceğim. 🌿
Kitabın başı, hatta ilk cümlesi bana direkt Albert Camus'un "Yabancı" sını anımsattı. Bu başlangıç itibariyle derin bir işleyişe sahip olacağını düşünmüştüm ancak paragraf paragraf taşlamaları ve ciddi olan ve olmayan her bir meselenin mizahi ele alındığını fark edince düşüncem çok…devamıKitabın başı, hatta ilk cümlesi bana direkt Albert Camus'un "Yabancı" sını anımsattı. Bu başlangıç itibariyle derin bir işleyişe sahip olacağını düşünmüştüm ancak paragraf paragraf taşlamaları ve ciddi olan ve olmayan her bir meselenin mizahi ele alındığını fark edince düşüncem çok geçmeden solup gitti.
Bu noktada Doppler'in çok da ciddiye alınacak bir tarafı olmadığını söyleyebilirim. Hani olur ya, bazı filmlerde karakter dünyadan ve parçası olduğu her bir şeyden sıkılmıştır, küçük bir çanta geçirir sırtına, alıp başını gider evden; modern edebiyata ve sinemaya konu olmuştur bu durum; öyle ki her yönetmen tarafından çekilebilecek sıradan bir mesele hâline gelerek çekiciliğini de kaybetmiştir günümüzde.
Erlend Loe, cümlelerine alaycılık katarak okuyucunun ilgisini farklı yönde çekmeye çalışmış olmalı. Buna bir örnek vermek gerekirse Doppler de bir karakter olarak bahsini geçtiğimiz alıp başını gidenlerden.. Başarılı bir iş adamı olmuş, evli, bir erkek bir kız çocuğu var. Yaşamına dair çeşitli sorgularla ve insanlardan uzaklaşma isteği ile şehirden çok da uzakta olmayan bir ormanda çadır kurarak yaşamına devam ediyor.. Erlend Loe, ormanda kendini bulmak isteyen bu adamla (Doppler) bir güzel dalgasını geçiyor. Bunu da karakterin kendi fikirleri arasında yapıyor... Bununla kalmayarak kitapta bahsi geçen Sağcı adam, babasının ölümünden sonra onu onurlandırmak isteyen Düsseldorf, Roger gibi karakterlerle de mizahi anlatımına, taşlamasına devam ediyor.
Hülasa, ormana gitmenin ve insanın arayışta bulunmasının, yaptığı manevî keşfin derinliği ve bunun gerekliliği üzerine bir sunum değil Doppler eseri; modern çağın mantıklı veya aptalca olan durumlarına bir eleştiri gibi duruyor daha çok.
Bu kitabı okumak için belirli bir kitap okuma faslından geçmiş olmak gerektiği kanaatindeyim. Çünkü okunulan yahut izlenilen şeylere doğrudan bir teslimiyet içerisinde görüyorum çağımızın yeni neslini. Into The Wild izleyip bunu salt ormanda yaşamak veya sanki bu çok harika bir şeymiş gibi algılamaya benzer bahsettiğim durum. Sorgusüz, sualsiz bir teslimiyet mevcut kısacası. Freud okuyup, kendisini psikaniliz uzmanı sanan, Nietche okuyup varoluşsal sancılar çektiğini sanan, Sartre okuyup dünyasının karardığında hemfikir olan... örnekler artıp gider Arthur Schopenhaur bir kitabında çok önemli bir konuya değinir: "İnsanlar kitapları satın almalı, kitaplar insanı değil." Cümlesi birebir böyle olmasa da özü buraya gelir.
Bu cümle, bahsetmiş olduğum o teslimiyete açıklık getiriyor. Okuduklarımızı -ortalık malı olmuş fikir yahut şeyleri- popüler bir cazibesi var diye direkt almak, insanın bir nevi kendine olan hakaretidir. Doppler kitabında olup biten ormanda yaşamanın cazibesi üzerine kurulu değildir, okuyucu karakterler ve onların mizahi diyalogları üzerinden çıkarımlar yapmalı. Görünürde olanı satın almamalıdır. Bu tüm kurulan evrenler için geçerli...
İyi akşamlar dilerim.
Genel olarak sinema ve edebiyat notlarım: 1- Slasher tarzı korku filmlerinin kara mizah veya alaycılık ile ele alınması artık çok saçma olmaya başladı. Bu saçmalık yeni de değil üstelik. Bazı örnekler gayet güzel. Fakat artık böyle filmler görmekten gına geldi…devamıGenel olarak sinema ve edebiyat notlarım:
1- Slasher tarzı korku filmlerinin kara mizah veya alaycılık ile ele alınması artık çok saçma olmaya başladı. Bu saçmalık yeni de değil üstelik. Bazı örnekler gayet güzel. Fakat artık böyle filmler görmekten gına geldi yani. Gerek yok.
2- Eski çizgi filmlerin Live action'larının yapılmasını mantıklı bulmuyorum. Misal Pamuk Prenses çıkmış ımdb'de 1.5 almış. Gidip ben de 1 verdim. Gal Gadot da sevmiyorum. Bunun yanı sıra Ejderhanı Nasıl Eğitirsin gibi güzel animasyonun Live action ile tekrar dönmesi kadar gereksiz bir şey yoktur sanıyorum. Hele bir de Aslan Kral'ın durup durup tekrar çekilmesi... Gerek yok.
3- Bir filmde popüler ve kariyeri güzel oyunculardan bolca bulunması, dikkatleri üzerine çekiyor elbette. Mesela Nolan'ın Odyssey'i buna büyük bir örnek. Ancak yeni oyuncularla ve yönetmenlerin "gözdeleri, iyi olacaklarına inandığı" kimselerle filmler de çekilmeli diye düşünüyorum. Görmüyor muyuz? Tabii ki böyleleri de var ancak son dönem filmlerinde senaryonun önüne oyuncular geçiyor gibi görünüyor...
4- Oyuncu meselesinden devam edelim. Ülkemizde yeni oyunculara olan inancım hiç yok. Sürekli aynı yüzler izleniyor gerek dijital platformda gerekse normal kanallarda... Yeni nesilden kendini sinemaya adamış, bu sektörde daimi ilerleyebilecek kişiler yok mu? Sektör, yapımcılar, filmciler bunu bilmiyorsa izleyen kişiler nasıl bilebilsin? Zaten kaliteli oyuncuları herkes biliyor artık... Sinema üretici bir alan ve bunu da büyük oranda eskilerin desteği ile yeni atılımlar, yeni kimseler sağlayabilir...
5- O kadar dönemdir kitap okuyorum. Okuyoruz çok şükür hep birlikte. Ancak son zamanlarda çevirmenlere olan saygım çok fazla arttı. Elbette yaşam tarzı nasıl, nasıl birisi vs. bilmemiz araştırma yapmadığımız sürece zor. Ancak yaptıkları iş çok büyük. Farklı ülkelerin kitaplarını büyük oranda onlar sayesinde okuyoruz. O edebi zevki onlarla birlikte tadabiliyoruz. Gerek Osmanlı zamanında gerekse yeni dönem Türkiye'de bu çeviri çalışmalarına destek verenlere de minnet duymak gerekiyor. İyi ki varsınız çevirmenler... (Chatgpt'den translate'den çeviriden bahsetmediğimi elbette anlarsınız. Ben bu işe emeğini veren, günlerini aylarını, yıllarını veren çevirmenlerimizden bahsediyorum. İyi ki varsınız.)
Aşığım sanaaa doyamıyoruuuum, ne de güzelsiiiin bakamıyoruuuuğm. Sssesseseseeen mükemmel bir serisin. Sen harika bir serisin. Ridley Scott, ustalar ustası. Hollywood'un sinema dehası. Sana bir kez daha teşekkür ediyorum. En son Romulus'ta kendimden geçmıştim. Şimdi de Covenant'ta aynısını yaşıyorum. Yani bu…devamıAşığım sanaaa doyamıyoruuuum, ne de güzelsiiiin bakamıyoruuuuğm.
Sssesseseseeen mükemmel bir serisin. Sen harika bir serisin. Ridley Scott, ustalar ustası. Hollywood'un sinema dehası. Sana bir kez daha teşekkür ediyorum. En son Romulus'ta kendimden geçmıştim. Şimdi de Covenant'ta aynısını yaşıyorum. Yani bu benim için sadece bir film değil bu seri ortaya çıkışıyla, çekim aşamasıyla, kendine haslığı ve gizemi ile bambaşka bir şey yahu. Ben bu seriyi hissederek, aşk yaşayarak izliyorum. Her bir filmi değerli ve kıymetliler bendeniz için. Sanki her biri birer anı parçacığı, her birisine baktığımda eski sevgiliden gelen bir mektuba bakmış gibi oluyorum. Bir gülümsüyorum, dudaklarımın o kıvrılışında Alien hayranlığım görünüyor adeta.
Covenant, Prometheus sonrası çıkan ve seneler sonrasında geçen bir devam hikâyesi. Peometheus'a göre daha heyecanlı ve koşuşturmacalı bir filmdi. Yapay zeka, insanlık, xenemorph, Tanrı gibi konuların bileşiminden etkileyici bir iş ortaya çıkmış. Hani başta Walter (yapay zeka) diyor ya: Beni siz yarattıysanız, sizi kim yarattı? Bu sorunun ardından karakterlerin birbirine bakması benim çok hoşuma gidiyor. Hadi düşün bakalım evresine giriliyor çünkü.
Böyle harika eserlerin seyirciler üzerinde özellikle iz bıraktığı bazı sahneler olur. Peometheus'ta Dr. Elizabeth Show'un hamilelik sahnesi ve yaratıktan kurtulma çabası bir hayli beğenimi kazanmıştı. Covenant'ta ise iki yapay zekanın (Micheal Fassbender) karşılıklı oturup flüt çalmaları öylesine güzeldi ki. Yani bu sahneyi düşünmüş olmak ve gerçekleştirmek gerçek bir başarıdır benim gözümde.
Hâl böyleyken Fassbender'ın oyunculuğu karşısında sadece hayranlıkla bakınıyorum. Seriye öyle yakışmış, yapay zekâ soğukkanlılığını öyle bir almış ki alkışlamak kalıyor bizlere. İşinin hakkını veren oyunculara bayılıyorum.
Tek kırıcı, üzücü yanı neydi biliyor musunuz? Ridley Scott. Ustam neden Covenant'tan sonra gerçekleşene dair bi film çekmediniz? 😑 Yani sonrasını benim gibi hakiki Alienseverler merak etmiştir zannımca. Romulus da bir devam filmi ancak Covenant sonrasını işlemiyordu.
Ama bu evren harika ve bu filmler iyi ki varlar. Seviyorum be seviyorum.
Bong Joon Ho seni seviyorum. Robert Pattinson seni seviyorum. Güney Kore sinemasının işinin ehli insanları sizi seviyorum. Dandik ve boktan filmlerden sonra şifa geldi şifa. Robert Pattinson, her defasında hayran bıraktırıyor kendisine, adamım benim. 🤍🤍