"Bunu hiç unutma evlat! Batı hiçbir zaman uygar olmamıştır ve bugünkü refahı; devam edegelen sömürgeciliği, döktüğü kan, akıttığı gözyaşı ve çektirdiği acılar üzerine kuruludur. Aliya İzzetbegoviç.
My Mister dizisinin başrol oyuncusu olan Lee Sun-gyun'a sadece saygıyla bakıyorum. Mükemmel ötesi bir performans. Parazit filminde de öyleydi dizide de öyle. Gerçek hayatta yaşamını yitirmiş olması ne zaman aklıma gelse beni burkuyor ne yazık ki. Mükemmel rol yapan oyuncular…devamıMy Mister dizisinin başrol oyuncusu olan Lee Sun-gyun'a sadece saygıyla bakıyorum. Mükemmel ötesi bir performans. Parazit filminde de öyleydi dizide de öyle. Gerçek hayatta yaşamını yitirmiş olması ne zaman aklıma gelse beni burkuyor ne yazık ki. Mükemmel rol yapan oyuncular var be. Harikasınız.
Arkadaşımla korku filmi gecelerimize yeniden dönelim diyerek fevkalade bir kararsızlıkla bu filmi seçtik. Diğeri Harrison Ford'un başrolde olduğu "Gizli Gerçek" filmiydi. Onu açtık, 5 dakika sonra dedim, "Netflix'teki Ritüel'e mi geçsek?" Sonra bunu açtık. Şöyle bir sardırarak bakındık. Arkadaşım: "La…devamıArkadaşımla korku filmi gecelerimize yeniden dönelim diyerek fevkalade bir kararsızlıkla bu filmi seçtik. Diğeri Harrison Ford'un başrolde olduğu "Gizli Gerçek" filmiydi. Onu açtık, 5 dakika sonra dedim, "Netflix'teki Ritüel'e mi geçsek?" Sonra bunu açtık. Şöyle bir sardırarak bakındık. Arkadaşım: "La bu sanki pek de korku gibi durmuyor." dedi. Durdurup dedim ki: "Yapay Zekaya soralım iki filmi de." Yapay zeka da Gizli Gerçeğin daha çok psikolojik gerilim olduğunu Ritüelinse daha çok korkutucu öğeler barındırıp modern olduğunu söyledi.
Ritüel filminde kesin karar kılıp devam ettik. Bu kadar ikircikli olmamızın sebebi, kısa olmayan bir zamandır korku filmi izlemeyişimiz. Ve beraber bu türdeki çoğu güzel filmi izlemiş olmamızdır.
Ritüel beraberce izlediğiniz kişilerle size korku havasını hissettirecek bir yapım. Bir grup arkadaşın İsveç'in ıssız ve ürkütücü bir ormanında, uzun mu uzun ağaçların arasında gezintiye çıkıp kamp yapmasını izliyoruz. Bu arkadaşları takip eden, kabuslarına giren bir varlık var. Son dakikaya kadar heyecanlı ve gizemli şekilde ilerliyor. Çünkü varlığı net olarak göremiyoruz, ona dair izler veriliyor filmde. Ve gerici unsurlarla yoluna devam ediyor.
Karakterlerin tuhaf davranışları da ayrı bir gericiydi. Diyalog açısından zayıf bir filmdi. Çekimler ve odak kısımları gayet iyiydi. Müzikler ormandaki ürkütücü havayı hissettiriyordu. Mekânlar bir korku filmi için yeterliydi. Final kısmıysa çoğu izleyici için tatmin edici fakat oturup bir düşününce ee ne şimdi yani de denilebilir cinstendi.
Filme dair en olumsuz eleştirimse baştan beri seyirciyi geren ve merak ettiren korkutucu varlığın meydana çıkınca hiç de ürkünç bir bedene sahip olmayışıydı. Hiç gözükmese daha korkunç olurmuş... Paganizm ile de donatılmış bir yapım aynı zamanda. Şu paganlar çok korkunçlar yahu. İsveç ve Norveç güzel ülkelerdir ama paganizm çok tuhaf ve ürkütücü.
Fransız yapımı "Can Dostum" filmini bilirsiniz. Engelli bir adam ve ona yardımcı olan bir diğer adamın muhteşem, göz doldurucu dostlukları... Ludovico Einaudi müzikleri ile taçlanan harika bir dram filmi. Şimdi bu güzel film şöyle köşede dursun. Geçtiğimiz günlerde bir habere…devamıFransız yapımı "Can Dostum" filmini bilirsiniz. Engelli bir adam ve ona yardımcı olan bir diğer adamın muhteşem, göz doldurucu dostlukları... Ludovico Einaudi müzikleri ile taçlanan harika bir dram filmi. Şimdi bu güzel film şöyle köşede dursun. Geçtiğimiz günlerde bir habere denk geldim: Haluk Bilginer ve Feyyaz Yiğit aynı projede!
E iyii. Haluk Bilginer ülkemizin en profesyonel oyuncularından. Feyyaz Yiğit ile de enerjileri uyuşabilir... Olur olur ama bu proje ne? Neymiş efendim, Fransız yapımı "Can Dostum" filminin uyarlaması olacakmış... Allah aşkına ne gerek var? Orijinaliteden uzak olmaya ne kadar alışmışız. Haluk Bilginer en sevdiğim oyunculardandır. Koskoca Kış Uykusu filminde harikalar yaratmışsın, böyle bir uyarlamaya neden katıldınız beyefendi...
Japonya'yı çok seviyorum. Aslında genel olarak Güney Kore ve Uzak Doğu ülkelerinin kendine haslığı çok hoşuma gidiyor. Hatta Oppenheimer'ın bu kadar göklere çıkarılmasına da anlam veremiyorum. Burada elbette Oppenheimer karalaması yapmayacağım. Ama kimse Japonya'yı konuşmuyor. Japonlar adına ben üzülüyorum resmen.…devamıJaponya'yı çok seviyorum. Aslında genel olarak Güney Kore ve Uzak Doğu ülkelerinin kendine haslığı çok hoşuma gidiyor. Hatta Oppenheimer'ın bu kadar göklere çıkarılmasına da anlam veremiyorum. Burada elbette Oppenheimer karalaması yapmayacağım. Ama kimse Japonya'yı konuşmuyor. Japonlar adına ben üzülüyorum resmen. Nolan emek verip kaliteli oyuncular ve prodüksiyon ile başarılı bir iş çıkarmıştı ancak içerisinde Amerikan propagandası yok diyemeyiz. Bir İngilizin de Amerikan tarihinden bir kesiti çekmesi aslına bakarsak bana çok saçma geliyor. Hatta Nolan'ın daha başka kurgulara yönelmesi gerektiğini düşünüyorum. Yeni projesi daha ilgi çekici görünüyor; Batı temellerine bir dönüş niteliğinde Odyssa.
Yeniden Japonya'ya dönelim. Şuan Takaşi Nagai'nin Nagazaki Çanları eserini okuyorum. İlk sayfalarına geçmeden önce, yine Amerikan siyasetinden nefret ettim. Japonların atom bombası düşmeden önce, düştüğünde ve sonrasında neler yaşadıklarına dair birçok eser okumak ve izlemek istiyorum. Ve bu konuda insanların da bilinçsiz olduğunu düşünüyorum. Amerika dünyaya bir fener tutuyor. İnsanlar bu ışığın kendilerini aydınlattığını sanarken, dünyaya bir karanlık iniyor. Hollywood bunu tüm araçlarıyla yapmayı başarıyor...
Japonya'nın soykırımla eş değer bu saldırı sonrası randımanlı şekilde büyümesi ve gelişmesi ise beni her zaman etkilemiştir. Bugün değişmediyse dünyanın üçüncü büyük ekonomisine sahipler diye biliyorum. Hem saldırıya uğrayıp hem de bu kadar güçlü kalabilmek, muazzam değil de nedir? Playstation'ın yaratıcısı Sony'den tut, bir sürü araba markası, teknolojik cihazların sahibi Japonya... Aynı zamanda son derece kuralcı ve disiplinli bir ülke. Almanlar hiç kalabilir bunun yanında... Türk insanı ise kimi durumlarda Japonya'yı görse, kendisinin fazla özgür olduğunu düşünürdü... E bunların yanında şu sakin, doğa ile iç içe kültürlerinin yansıtıldığı edebiyatı yok mu?.. Japonya'yı övdüğüm bir gönderi oldu evet. Ama hak ediyorlar... (Tabii buradaki kastım kendilerine has bir toplum oluşlarıydı. Yoksa buradaki övgüm canlı canlı ahtopat yahut başka canlı yemelerine değil. Veya ülkenin çoğunluğunun bir inancının olmamasına değil. Bunlar da onların özellikleri tabii ki.)
Sadece Japonlar üzerinden gitmeyeyim. Filistin ve Gazze'nin senelerce acı çektiklerini biliyoruz. Holokost temalı filmlerinse hiç durmadan çekilmeye devam ettiğini görüyoruz. Yalan söylemeye gerek yok; "Schindler List'e" Liam Neeson ve Ralph Fiennes'in enfes oyunculuğu ile bayılıyoruz. "Life Is Beatiful'un" müzikleri ve Bonjuirnoo Prensipessa sahnesi aklımızdan çıkmıyor. Pianist'te Adrian Brody'nin çaresizce ellerini havaya kaldırıp "Üşüyorum" repliği sanki gerçekmiş gibi yüreğimizi cızlatıyor. Ama şuan Gazzeli çocuk, kadın, cinsiyet fark etmeksizin sivil insanların ölümüne sebep olan canilerin yüreğinde o cızlama olmuyor. Allah'ın cezaları bu Siyonistlerin tarihini anlatan filmlere de insan öyle sıcakkanlı bakamıyor... Aldatıyorlar bizi.
Hâl böyleyken geçenlerde abimin hediyesi olan bir kitabı okumuştum. Bir sene oluyor. Filistin'de olayların başladığı 1940'lı yıllarda geçiyor "Küçük Bir Ayrıntı" kitabı. Başkarakterimiz genç bir kadın ve yıllar önce yaşanan canice bir olayı araştırmak için tehlikeli bölgeye gitmek istiyor. O topraklardaki çaresizliği, insanların yitip gitmesini Filistinli yazar Adania Shibli mükemmel anlatmış. Bu kitabı okuyunca kadın yazarı takdir ettim. Ve kitabın pek bilinmeyişine de üzüldüm. Can yayınları dilimize kazandırmış ve daha fazla okunmasını diliyorum. Her yürek kaldıramaz belki ancak bilinç oluşmasında önemli bir kitap.
Böyle soykırıma uğramış toplumların, o zamanlara ışık tutmuş kitaplarını okumak çok harika bir şey. Buraya kadar okuduysanız teşekkür ederim.
Dert olsun yeter, insan neye üzülmesin ki bu dünyada. Mutluluktan çok hüzünler, beklentiler, bekleyişler sarmıştır belki dünyamızı. Karamsar gelecektir yazdıklarım nitekim insan kendisini huzursuz eden her şeyden kaçmak ister. Fakat Nefes Saatçisi Nurettin Efendi'nin söyledikleri yankılanmalı kulaklarımızda: Hüzün Dünyası... Kitabın…devamıDert olsun yeter, insan neye üzülmesin ki bu dünyada. Mutluluktan çok hüzünler, beklentiler, bekleyişler sarmıştır belki dünyamızı. Karamsar gelecektir yazdıklarım nitekim insan kendisini huzursuz eden her şeyden kaçmak ister. Fakat Nefes Saatçisi Nurettin Efendi'nin söyledikleri yankılanmalı kulaklarımızda: Hüzün Dünyası...
Kitabın başkarakteri, tüm acısıyla bu dünyanın bir parçası. Huzuru ve mutluluğu arıyor elbette. Hüzünden kaçarak bunu elde edemeyeceğinin de farkında. Bu yüzden her şeyini biz okurlarla paylaşıyor. Hüzün dünyasında yaşıyor oluşumuz mutluluğu elimizle iteceğimiz manasına gelmiyor. Ama mutluluk da herkesin kapısını kolayca çalmıyor... Bir gün girdiyse o kapıdan, gece yarısı ansızın çıkıp gidebiliyor... Hayat işte...
Kitapta önemli bir yer tutan İlknur'u okumak, en az başkarakterin yaşadıkları kadar zorluyor insanı. 34 yaşındaki genç adamın annesine olup biteni diyemeyişi, gidenin ardından seslenemeyişi, kendisinde duyduğu suçluluk duygusundan kurtulamayışı Tarık Tufan'ın güzel ve zarif cümleleri ile okunur hale gelmişler. Hüznün edebiyatını yapabilmek bence çok güzel şey. Hem de bunu okuyucuya yaşadığı dünyayı hissettirerek yapabilmek daha da güzel...
Yer yer duygusal etkiler veren, ama yormayan, tatlı bir kitaptı benim için.
Neymiş efendim Spiderman 2, geçmişte kesilmiş bazı sahneleri ile birlikte yeniden vizyona girecekmiş. Sevmiyorum böyle işleri, kulağa saçma geliyor. Bir iş yapılsın tam yapılsın, 2000'lerin başında gösterilmeliydi o sahneler. 20 küsur sene sonra değil.
Bir kitabı bitirdikten sonra ne kadar süre geçince diğerine başlıyorsunuz? Kitap bitince ne yapıyorsunuz? Birisi bitince duraklar mısınız? Diğer kitaba geçiş süreciniz nasıl olur?
King'i ilk defa okuyacaklar için bir tanışma kitabı olabilir. Benim gibi kitaplarını okuyup sevenlerine ise yine etkileyici bulacakları maceralar sunuyor. Hayal gücüne hayran bıraktırıyor. İçerisinde çeşitli korku, gerilim, dram öyküleri mevcut. Bazıları 30 sayfayı buluyor, bazılarıysa daha da kısalar. Öykülerden…devamıKing'i ilk defa okuyacaklar için bir tanışma kitabı olabilir. Benim gibi kitaplarını okuyup sevenlerine ise yine etkileyici bulacakları maceralar sunuyor. Hayal gücüne hayran bıraktırıyor. İçerisinde çeşitli korku, gerilim, dram öyküleri mevcut. Bazıları 30 sayfayı buluyor, bazılarıysa daha da kısalar. Öykülerden tek tek, kısa bir şekilde bahsetmek istiyorum. Ciddi emek vereceğim. Öncesinde kitaplar veya filmlerin barındırabileceği farklı korku temalarını tanıtacağım. Korku da kendi içinde türlere sahip. İngilizce ve Türkçe karışık tanıtım için kusura bakmayın. Yazdıklarımın okunmasını dilerim çünkü emek verdim. Şimdiden teşekkür ederim. 🌿
Body Horror (Vücut Korkusu): Karakterin adı üstünde vücudunda yaşadığı değişimler anlatılır.
Slasher Horror: Seri katiller anlatılır.
Monster Horror: Canavarlar, yaratıklar vardır.
Supernatural Horror: Doğaüstü varlıklar, ruhlar, iblisler hâkimdir.
Folklorik korku
Vampire Horror
Zombi korkusu.
Gece Vardiyası: Yarasalar ve Fareler üzerinden oluşturulan bir korku. Kapitalizm eleştirisi de barındırıyor.
Gece Dalgaları: Mahşer adlı romanı okuyanlar için bir sürpriz niteliğinde. Çünkü orada geçen Kaptan trips adlı virüsün ortalığı kasıp kavurduğu zamana tanık olan bir grup akli dengesini yitirmiş genci anlatıyor.
Ben Bir Kapıyım: Bu öykü vücut korkusu türündedir. uzayda bir şey tarafından ele geçirilen adamın vücudunda yaşadığı değişim anlatılıyor. Elinde bir çift göz ve vücudunda farklılık hisseder. İsteği dışında gezmelere çıkar. İnsan dışındaki varlıkların dünyaya bakışını konu edinmiş diyebiliriz.
Canavar: Bu öyküsünde bir çamaşırhanedeki lanetlenmiş bir alet anlatılır. King'in akla gelebilecek her türlü öğeden korku yaratabildiğinin kanıtıdır.
Öcü: The Boogeyman adlı bir uyarlama filmi de mevcut. Ruhlar üzerine bir korku. Bu öyküsü gerçekten etkileyici. Okuyucuyu gerip, korku hissini verebilir nitelikte. Psikiyatriste gelip başından geçen ürkütücü olayı anlatan bir babadan bahsediliyor. Bu babanın çocukları ha bire hayatını yitirmiştir, çocuklar sürekli hayalet gördüklerinden bahseder fakat anne ve babaları hiç de oralı olmaz... Sonu da çarpıcı ve bahsettiğim gibi etkileyici.
Gri Madde: King'in vücut korkularından birisi. Sürekli alkol tüketen Bir adamın vücudunda yaşadığı değişim konu ediniyor.
Bakılamayacak tiksinç bir varlığa dönüşüyor. Akıllara David Cronenberg filmlerini getiriyor; Vucüt korkusu denilince akla gelen ilk yönetmenlerdendir.
Savaş Meydanı: Bir adamın oyuncak askerlerle ve savaş araçları ile mücadelesini anlatıyor. Oyuncak da olsalar adamın sonunu getirebilecek güce sahipler resmen.
Hayaletin Garip Huyları: Kitaba ismini veren öykü. King'in favori öykülerinden birisiymiş. Yıllar önce abisini kaybeden bir öğretmenin, korku dolu geçmişinin yeniden karşısına çıkması ile başlıyor. Merak uyandırıcı bir öykü ve ruh içerikli bir korkuya sahip.
Çilek Baharı: Kasvetli bir öykü. Kasabada kan dondurucu olayların sebebi bir seri katilin bir türlü bulunamayışı anlatılıyor. Birinci tekil şahıs ağzı kullanılmış. Sonunu tahmin etmek çok zor diyemem fakat şaşırtıcı bir bitişi var diyebiliriz. King'in Slasher (katil) tarzındaki korkularından.
Çıkıntı: Stan Norris adlı bir adamın, suç lideri Cressner'ın karısı ile ilşkisi vardır. Norris, Cressner ile karşılaşır ve hayatının yolunda gitmesi için yalnızca bir şey yapabilir: bu zalim suç liderinin binasının dışındaki çıkıntıyı dolaşabilmek... Survival Horror denilebilir mi bilemiyorum ama bir tür hayatta kalma mücadelesi içeriyordu.
Çimler Biçilecek: Bir çim biçme makinesi. Ailesi evden belli süreliğine gitmiş bir adam. Yunan mitolojisi ile harmanlanmış, özellikle yarı insan yarı keçi olarak bilinen "Pan"... Gerici olduğunu söyleyebilirim.
Bırakanlar Şirketi: Çok ilgi çekici bir konu ya. Yani Sigarayı Bırakmak üzerinden gerici bir öyküyü ancak King yazar diye düşünüyorum. Bir adam barda karşılaştığı eski bir dostunun sigarayı nasıl bıraktığını öğrenir. Kendisi de başvurur, ama bu nasıl bır bırakıştır? Kişinin sevdikleri insan uğruna neler yapabildiğini de gösteriyor bu öykü. Ve oldukça rahatsız da edicidir.
Ne İstediğini Biliyorum: King'in romanlarında sıkça karşılaştığımız telapati üzerine bir öykü. Genç bir kıza bir oğlan gelir ve adeta musallat olur ancak kız bunu aşka yorar. Gidişatı merak uyandırıcı bir öyküydü. Normalde telapati ve düşünceleri okuyabilme yetisine sahip iyi kalpli karakterleri vardır King'in ama bu öyküsünde tersinin de olduğunu öğrendik.
Mısır'ın Çocukları: Bu da klise, hristiyan batıl inançları ve din üzerine bir korku. Terk edilmiş kasaba ve ürkütücü çocuklar; Folklorik korku barındırıyor...
Merdivendeki Son Basamak: Bu öyküsü korku türünde değil. Buram buram dram hissediyorsunuz. Etkileyici bir tonda yazılmış. İki kardeşin sırasıyla yerden 25 metre yükseklikteki bir yerden samanlığa atlamasını, bu sırada yaşanan bir olayı; çocukluğun bir gün geride kaldığını ve o yılların masumluğunun yok olduğunu, bağlılıkların zamanla çeşitli nedenlerle değiştiğini acı bir şekilde gözler önüne serer King. Beğendiğim bir öyküydü.
Çiçekleri Seven Adam: Oldukça kısaydı. 10 sene önce sevdiği kadını kaybetmiş bir adamın tuhaflığını anlatıyor...
Odadaki Kadın: Bu da King'in ruhu biraz sıkacak, dram dolu bir öyküsü. Annesini kaybetmeye yakın bir adamın acaba ötenazi uygulansa mı düşüncesinin verdiği tereddütü anlatıyor. King kendi annesine de oldukça düşkünmüş, yazarlığında büyük bir etkisi varmış.
Kitaptaki iki öyküden bahsetmedim. Bunlardan ilki Jarusalem's Lot. King'in vampir temalı korkusu olan "Korku Ağı" nın sonunda yer alır bu öykü. Bu kitapta da yer verilmiş, daha önce zaten Korku Ağın'da okuduğum için tekrarlamadım. Bir diğeri de " Son Bir Kadeh Daha". Bu da aynı şekilde Korku Ağı romanının sonunda yer alıyordu zaten. Korku Ağı ile bağlantılı, kasabayı vampirler sardıktan sonra kasabının kasvetini betimliyor. Buradaki vampirler ürkütücü, kötücül ve iğrençtir. Olması gerektiği gibidir.
Sevgiyle kalın.
Selamlar. Bugün soru sormak istiyorum. 1- Okurken sizi zihinsel manada yoran, sevmediğiniz değil de ağırlığıyla kasvetiyle beni sardı ve yordu dediğiniz bir kitap var mı? Bu hangisiydi? 2- Yaza özel en sevdiğiniz içecek nedir?