Selamlar Wolvi soruları ile karşınızda: 1- Filmlerde veya dizilerde size en dokunaklı gelen sahneler nasıl oluyor? 2- Hangi yazarın tüm kitaplarını okumak istiyorsunuz? Ve neden?
Bir zamanlar Anadolu'da "Dünyaya kuyrukluyıldız" çarpacak şeklinde bir söylenti yayılmış.. Bu söylenti öyle geniş çaplı yayılmıș ki insanlar günlerce hatta haftalarca korku içinde yaşamışlar. Düşününce ne oluyor ya dedirtse de bu durum gerçekten yaşanmış hatta Hüseyin Rahmi bu söylentinin yanlışlığı…devamıBir zamanlar Anadolu'da "Dünyaya kuyrukluyıldız" çarpacak şeklinde bir söylenti yayılmış.. Bu söylenti öyle geniş çaplı yayılmıș ki insanlar günlerce hatta haftalarca korku içinde yaşamışlar. Düşününce ne oluyor ya dedirtse de bu durum gerçekten yaşanmış hatta Hüseyin Rahmi bu söylentinin yanlışlığı üzerine yazılar yazmış.
O dönem İstanbul'u yine Hüseyin Rahmi'nin doğal ve samimi anlatımı ile gözler önüne serilmiș. Bunu yaparken okuyucuya verdiği mesajlar çok mühim. Belki bugün bu sorunlar așılmıș veya eskisi kadar ön planda olmayabilir ama yazıldığı dönemi baz alacak olursak saygıyla takdir etmek gerekir. Mektuplașmalar üzerinden, görücü usulü, kadın erkek ilişkileri ve batıl inançlar hakkında konuşuyor aslında Gürpınar...
Hayran kalmış gibi izlenim vermek istemem, çünkü yazardan bununla birlikte bayağı bir eser okumuş oluyorum. Aynı tadı vermeye başlıyor bir süre sonra; Yine de edebiyatımızdaki bu kitapların olabildiğince fazla kişi tarafından okunmasından yanayım.
Bu filmi izlerken zihnimde Volkan Konak'ın șu şarkı sözleri dolaştı: "Herkesun bi derdi var Durur içerisinde Durur içerisinde oy" Bayılıyorum böyle sempatik filmlere. Bakınız güler yüzlü, karizmatik demek istemiyorum; psikolojik temellerden, karakterlerin birbirlerine kendi geçmişlerini açmalarından, kendilerini katmalarından bahsediyorum. Hâl…devamıBu filmi izlerken zihnimde Volkan Konak'ın șu şarkı sözleri dolaştı:
"Herkesun bi derdi var
Durur içerisinde
Durur içerisinde oy"
Bayılıyorum böyle sempatik filmlere. Bakınız güler yüzlü, karizmatik demek istemiyorum; psikolojik temellerden, karakterlerin birbirlerine kendi geçmişlerini açmalarından, kendilerini katmalarından bahsediyorum. Hâl böyle olunca kişide yoğun bir empati uyandırıyor ve bir film seyircisi ile nasıl iletişim kurar? Sorusuna, İște böyle! Short Term 12 ile cevabını vermemi sağlıyor.
Yalnızca bașrol veya yetim bir çocuğun sorunlarına yer vermeyip olabildiğince herkese kucak açmaya çalışılmıș olmasi çok içtendi. Bir buçuk saatlik süresinde böyle geniş kapasiteye sahip olması takdirlikti. Yukarıda bir şarkı sözü paylaştım değil mi? Jaden... Marcus... Ayșe... Fatma... Mehmet... Herkesin bir derdi var; ister bakıcı olsun ister öğretmen ister çiftçi isterse kasiyer; herkesin bir derdi var ve paylaşılmayan dertler, sıkıntılar kişiyi yıkıma götürebiliyor.
Bu bağlamda bakıcıların hayatında zaten önemli sorunlar varken yetimhanedeki cocuklarla ilgilenmeleri, onları kırmamaya çalıșmaları, sevecen olmaları ve sözleri ile onlara sarılmaları çok güzeldi. Short Term 12 çok önemli noktalara değinmiş, kaliteli bir film. Bașrol Brie Larson'da... Ve bu sade performansı ile diğer oyuncuları gıpta ettirecek bir başarı elde etmiș șahsen. Tebrik ediyorum ❤️
İran Yeni Dalgası'nın önemli isimlerinden Panahi, olaylı yönetmenlerden birisi. Zamanında hükumet karşıtı eylemlere katıldığı için yurt dışına çıkması 20 yıl süreliğine yasaklanmıș. Nitekim "3 Hayat" filminde kurgu ile gerçeği harmanlayarak bu yasaktan da bahsediyor Panahi. Tabii yasak bununla kalmamış ve…devamıİran Yeni Dalgası'nın önemli isimlerinden Panahi, olaylı yönetmenlerden birisi. Zamanında hükumet karşıtı eylemlere katıldığı için yurt dışına çıkması 20 yıl süreliğine yasaklanmıș. Nitekim "3 Hayat" filminde kurgu ile gerçeği harmanlayarak bu yasaktan da bahsediyor Panahi. Tabii yasak bununla kalmamış ve aynı zamanda uzun bir süre film çekmesi de yasaklanmıș. Fakat Panahi nasıldır bir yolunu bulmuş ve Cannes'a kadar aday olmuș eserlerle çıkmış toplum önüne... Bu cesaretini, sanatına olan ilgisini takdir etmek gerekir. Yönetmene dair kısaca verdiğim bilgiden sonra artık filmin içeriğine dönebilirim.
Bir intihar vakası ile birlikte seyiriciyi dramatik bir havaya sokmak istiyor film fakat sonrasında bu hava değişiyor ve yol boyunca karakterlerin diyalogları bizleri farkli kültürler ve adetler ile tanıştırıyor. Nitekim sürekli Türkçe kelimeler duyuyoruz. Bir süre sonra öğrendim ki Panahi ve Jaferi'nin gittikleri köy bir Azeri yerleșkesiymiș. Sanırım İran ile sınır olunan bir yer veya İran'da yaşayan Türkler de diyebiliriz... Sonuç itibari ile bu köydeki insanlar ile olan diyaloglar, oldukça doğal ve içten çekilmiş. İnsanlara cahil veya görmemiş diyemiyorsunuz çünkü çok tatlı konușuyorlar.
Filmin durağı aslında, kızını zorunlu bir evliliğe tabi tutup oyuncu olmak istese de bunu gölgeleyen bir aile oluyor. Ağabey oldukça saldırgan... Yanii klasik bir köy, kasaba ahalisi... Ama konudan ziyade șahsen diyaloglar ön plana çıkmış. Yani daha çok Azerbaycan Türklerini veya Türkçe hakkinda birçok cümle duyuyorsunuz... Merkeze alınan konu geri planda kalmış görünüyor; Panahi'nin doğalliğini çok sevdiğimi söylemem gerek yine de.
Aydın'da tatilimizin 4. Gününde yeter artık yüzdük, antik kent gezdik, doğa ve kültür gezisi yaptık artık sinemaya gitme vakti dedik... Ve Söke'de Cinemarin'de arkadaşımla Barbie izleyelim dedik... Biz iki erkek bu filme gururla bilet aldık. Arkadaşım her filmi izlemez, belli…devamıAydın'da tatilimizin 4. Gününde yeter artık yüzdük, antik kent gezdik, doğa ve kültür gezisi yaptık artık sinemaya gitme vakti dedik... Ve Söke'de Cinemarin'de arkadaşımla Barbie izleyelim dedik...
Biz iki erkek bu filme gururla bilet aldık. Arkadaşım her filmi izlemez, belli başlı şeyleri seyreder... Ve Barbie ile uzaktan yakından ilgisi yok, kız ve çocuk "Șeysi" olarak tanımlar hatta. Neyse dedim "Olum öyle olur mu, yetişkinler de izleyebilir, mesajı var bu filmin, öyle kötü bir șey değil, herkes izliyor gel la" dedim. Neyse o da gaza geldi.... Biz bu filme girdiiik.
Abi biz NE İZLEDİK? HAYATIMDA BUNDAN daha fazla saçma bir șey izlemedim. Ben ki sinemasever, farklı ideolojileri dinlemeyi ve izlemeyi seven birisi olarak bu filme aşırı sinir oldum. Şimdi izninizle:
1- Öncelikle her erkek șiddetsever değil. Her kadın da duygusal ve melek değil. Hâlâ bunu atlatamadık sanırım. İki tarafa da keskin rol biçmekten ne toplum ne Greta ne de sinema yorulmadı...
2- Bir erkek olarak izlerken rahatsiz oldum. Ulan ben de ağlıyorum benim de duygularım benim de hislerim var. Erkekler kırıcı, erkekler yanlış, erkekler düzeltilmeli gibi bir anlayışı doğrudan empoze eden bir filmden nasıl rahatsiz olmayayım?
3- Bir filmin giris gelişme ve sonucu ancak bu kadar berbat olur. Başlar başlamaz erkekler söyle böyle eleștirisini gözler önüne sürdü sonra da hep bu ayarda devam edip böyle de bitti. Erkekleri silin, erkekleri komple yok edin rahatlayin aq ya. Ayrıca o dans sahneleri ve müzikler filmi koparmış, mahvetmiș. Sürükleyici desem böyle de değildi.
4- Bu film çocuklar için DEĞIL! Bu film yetişkinler için yapılmış veya ergen yaştaki çocukları manipule etmek için yapılmıș!! Ama 7-8 yasinda salonda çocuk görmek nedir!!! Ebeveynler lütfen șu filmleri araştırıp girin salona!
5- Ryan Gosling aşırı çirkindi. Bununla beraber filmde bir samimiyet ve içtenlik yoktu. Herkes kendi kafasinda oynuyor gibiydi. Diyaloglar da aynı şekilde basitin de basitiydi. Margot Robbie'nin de güzelliği kullanılmış başka bir olayi yoktu.
6- Bu film feminizm ayağına erkekleri gömen bir film olmuș ister kabul edin ister etmeyin. Yönetmen Greta Gerwig'e diyorum ki: BAȘARISIZSIIIN!
Ha bir de demek istiyorum ki Kadinlari da erkekleri de rahat bırakın 🌿
Arkadaşlar valla bugün ikinci postum olucak. Biraz gülelim. Benim ağabeyin düğünü var. Bayrak yemeği vardi bugün. Neyse evin bi odasinda özel eşya (Altin filan) mevcut. Orayi kilitledik tabii ki. Ben lavaboya girmek için bu odanin lavabosunu kullanayim dedim. Girdim annem…devamıArkadaşlar valla bugün ikinci postum olucak. Biraz gülelim. Benim ağabeyin düğünü var. Bayrak yemeği vardi bugün. Neyse evin bi odasinda özel eşya (Altin filan) mevcut. Orayi kilitledik tabii ki. Ben lavaboya girmek için bu odanin lavabosunu kullanayim dedim. Girdim annem odaya girip kapiyi üzerime kilitlemesin mi... Bi 10 dakika kadar içeride mahsur kaldım. Herkese iyu akşamlar xd
Bir kitlenin sanatçı sandığı veya sesi güzel diye dinlediği ama esasında dijital, bilgisayar vs. yardımla kendilerince şarkı dedikleri şeyler yapan ve benim instagramda görünce "Bunu görmek istemiyorum" diyerek geçtiğim isimler: 1- Reynmen 2- Uzi 3- Semicenk 4- Çakal Ve bunun…devamıBir kitlenin sanatçı sandığı veya sesi güzel diye dinlediği ama esasında dijital, bilgisayar vs. yardımla kendilerince şarkı dedikleri şeyler yapan ve benim instagramda görünce "Bunu görmek istemiyorum" diyerek geçtiğim isimler:
1- Reynmen
2- Uzi
3- Semicenk
4- Çakal
Ve bunun gibi şarkı yapan herkes. Açıksozlulukle belirtiyorum: Bunların konserine gitmektense salonda oturup 1 saat sakız çiğnemek daha keyiflidir. Bunlar bir de Türkiye'de en çok dinlenen isimlermiș. Sanatçılar ya da şarkıcılar demiyorum çünkü demek istemiyorum. Bunlar kim ya? Bu ülkenin müzik zevki ne ara böyle bok yoluna gitti. Çok özür dlerim, bu şarkılar güzel değiller. Bunlar sanatçı değil. Bu insanlar konser de vermiyorlar. Paraniz olsun sizin de böyle ününüz olur ey bu şarkıyı dinleyen kitlee! Eurovision'a şarkı çıkartsak biz kimi çıkartacağız! Böyle dijital ses kullanan, bilgisayar kullanan tipleri mi! Yazik, çok yazık.
"Anlamıyorum așkın ne ilgisi var ırkla!" Saf güzellikle donatılı iki ruhun tek bir yürek olușu, kalbe ișleyen ve akıl dolu betimlemelerle somut hale getirilmiș. Bu kadar olurdu... İnsanlık Komedyası"adı altında topladığı külliyatın en narinlerinden birisidir belki de Lanetli Çocuk. İsminden…devamı"Anlamıyorum așkın ne ilgisi var ırkla!"
Saf güzellikle donatılı iki ruhun tek bir yürek olușu, kalbe ișleyen ve akıl dolu betimlemelerle somut hale getirilmiș. Bu kadar olurdu... İnsanlık Komedyası"adı altında topladığı külliyatın en narinlerinden birisidir belki de Lanetli Çocuk. İsminden dolayı, acaba gotik bir hava mı mevcut? Karanlık atmosfere sahip insanın kanını donduracak bir șato edebiyatı eseri mi? diye meraklı sorulara itiyor insani başta. Fakat Balzac'ın, bu Fransız devinin, romanları hakkında az çok fikir sahibi olan bunun da onun özgün eserlerinden birisi olduğunu anlaması uzun sürmeyecektir...
Nitekim okumaya bașlar bașlamaz; Usta'nın uzun ama kıvamlı betimlemelerının arasına karışmış sanki okuyucusuna bilgelik taslıyormuș gibi aslında tamamen edebiyatın yansıması olan cümlelerini de görünce dedim ki "İște bu be!". Nasıl ki bir heykele bakıyorken veya çizilmiş büyüleyici güzellikteki bir portreyi inceliyorken sanatın hazlarına esir oluyorsak Balzac okumak da benim için böyledir. Onun eserleri için sanat diyebilirim sadece.
Zor koşullar altında doğum yapan bir ana ve yine anasının yazgısını paylaşacak çocuk Etienne... Balzac'ın bize aşkı tarif edeceği Gabrielle... Bir canavar timsali Dük... Ruhumuz ve hayallerimiz, körkütűk așık olmayı becerebilirken yaşadığımız dünyanın bunu pek de mümkün kılmadığını; mutluluğun ölmüş kalplerde saklı kaldığını dile getiren bi tiyatronun(..) oyuncuları onlar...
100 küsur sayfalık, Balzacla tanışmak için ideal bir eser. Vadideki Zambak, Goriot Baba eserlerini okumadan önce bu okunabilir șahsen. Betimleme ustası, șairane cümlelerin sahibidir kendileri. Cemil Meriç'in öve öve bitiremediği isimdir. Kahve içmeyi çok seven yazarımız "Romanın Skakespeare'ı" olarak bilinir.
"Sayın Başkan ellerimde kan var, hissediyorum. " 1- Oppenheimer'ın derinlemesine anlatıldığı, onu fevkalade anlayabileceğimiz bir film değildi. Daha çok bu bombanın yapılıș süreci ve bunu izleyen politik süreci konu ediniyordu. Bombanın atılmasından hemen sonra bir iç çöküntüsü geçiren Oppenheimer beliriyor…devamı"Sayın Başkan ellerimde kan var, hissediyorum. "
1- Oppenheimer'ın derinlemesine anlatıldığı, onu fevkalade anlayabileceğimiz bir film değildi. Daha çok bu bombanın yapılıș süreci ve bunu izleyen politik süreci konu ediniyordu. Bombanın atılmasından hemen sonra bir iç çöküntüsü geçiren Oppenheimer beliriyor karşımızda; yaşadığı o sarsıntı ve depresif ruh hali bulanık sahnelerle aktarılmış bizlere. Cilian Murphy harikalar yaratmış desek tam yerinde olur.
2- Kendi duygusal izlenimlerimden bahsedecek olursam izlerken insana "Eee ne oldu yani?" dedirtiyor... Böylesi büyük bir etki gösterecek bombayı Oppenheimer da Einstein da biliyordu. Yani güzelleme yapılacak bir yan, hiçbir şekilde göremiyorum. Objektif şekilde yaklaşılması hoș olsa da bir karakterin dediği gibi "Tarih bizi yargılayacak Oppenheimer.."
3- Herkes bunun bir katliam, insanlık suçu olduğunu biliyor (Amerika sensin işte bunu yapan sen) zaten o yüzden pek girmeye gerek yok. Nolan'ın en başarılı filmi olduğunu düşünmüyorum. Tenet'i daha çok beğenmiştim. Her ne kadar çekim tekniği, A'dan Z'ye oyuncuları çok iyi de olsalar klasik bir Amerika anlatısıydı.
4- Nolan'ı seviyorum ama bence șu tarih ișinden sıyrılmalı artık zihni. Beklentilerimi karșıladığını söyleyemem ama kötü de değildi. Cilian Murphy'e ödül verilse hak ettin abim derim. Çünkü üst düzey bir performans mevcuttu. 💚
7/10
James Cameron da James Cameron..! İnsanoğlunun erișmek için üstün çabalar sarf ettiği okyanusun derinliklerine iniyoruz. Yüksek bir basınç altında kalıyor ve filmin habitatına eșlik ediyoruz. Döneminin yönetmenlerini kıskandıracak bir esere imza atmıș James Cameron. Yine seyircisini uçsuz bucaksız bir yolculuğa…devamıJames Cameron da James Cameron..!
İnsanoğlunun erișmek için üstün çabalar sarf ettiği okyanusun derinliklerine iniyoruz. Yüksek bir basınç altında kalıyor ve filmin habitatına eșlik ediyoruz. Döneminin yönetmenlerini kıskandıracak bir esere imza atmıș James Cameron. Yine seyircisini uçsuz bucaksız bir yolculuğa çıkararak. Zihninde çok şey olduğunu, bunların birkaçını eşsiz bir büyüleyicilikle bizlere sunduğunu izlediğim her yapımında anlıyorum Usta'nın.
Sıradan bir su altı filmi gibi başlayıp sonra bambaşka bir gidişatla merhaba diyor bizlere Abyss. Okyanus içinde de geçse bir tür uzaylı filmi. İnsanlık eleștirisi; yaptıklarıyla nesil tüketen insanoğluna... Öğrendim ki "Morphing" tekniğini ilk kullananlardan biriymiș Cameron. Bir nesneyi başka bir nesneye dönüştürmek için kullanılan bir görsel efekt oluyor bahsettiğim. Filmde de ismi cismi bilinmeyen bir su altı yaratığının tuhaf dönüşümüne şahit oluyoruz. Şimdi ilgi çekici gelmese de ilklerden biri olduğu için 90 lı yıllarda kim bilir kaç insan șașkınlıkla izlemiştir bu sahneyi... Sinemada izlemekse bambaşka olurdu düşünüyorum da. O basıncı ses sistemi ile duyumsamak, efektleri daha bir hissetmek... Tam bir șölen olurdu. Belki de o yılda izleyenler bizden çok daha şanslılar bu açıdan.
İletişim kurmaya çalışırken insanları taklit eden uzaylı (Veya yaratık) kısmı çok hoştu. Cameron, kesinlikle bir su aşığı... Terminatör ve Alien'ı saymazsak su içinde geçmeyen filmi yok nerdeyse... Zaten Mariana çukuruna boș yere inmedi bu adam. Okyanusun en derinlerinde, güneş görmeyen yerlerinde acaba yaşam var mı? Farkli türler veya ilkel canlılar mevcut mu sorusunu insana sordurtan bir film olmuș aynı zamanda.
Güzeldi.