2. Sezon da bitti. Sahiden şu yoğun günlerimde beni aldı götürdü TWD evreni. Dead City'i ortalama puanına (7) rağmen ben gayet kaliteli bir iş olarak gördüm. Hatta keşke bölüm süreleri hep 1 saat olsaydı. Diyeceğim çok net bir şey var:…devamı2. Sezon da bitti. Sahiden şu yoğun günlerimde beni aldı götürdü TWD evreni. Dead City'i ortalama puanına (7) rağmen ben gayet kaliteli bir iş olarak gördüm. Hatta keşke bölüm süreleri hep 1 saat olsaydı. Diyeceğim çok net bir şey var: Jeffrey Dean Morgan'ı ayakta alkışlamak. Abartmıyorum o performans ne öyle? Yaşadığı değişim (hatta TWD. 9. Sezon itibarıyla) diziler için son derece kaliteli ve üst düzey. Hem bir zalimi(...), hem de duygusal, merhametli bir adamı fevkalade güzel rollenmiş.
3. Sezonda Negan, Maggie ve Armstrong için işler epey zorlu olacak. AMC, iyi ki şu mini dizileri çıkarmış sahiden. Sırada Daryl Dixon dizisi varr. İyi akşamlar.
Hamnet filmini izleyeceğim (muhtemelen sinemada). Çok etkilenebilirim veya bu gerçekleşmeyebilir. Ama lütfen dünyanın en iyi filmiymiş gibi abartmayı bırakın yahu. Sosyal medyada bir paylaşım, bir paylaşım arkaya bi duygusal müzik. Sanki başka güzel dram filmi çekilmedi. Sanki daha önce Meksikalı…devamıHamnet filmini izleyeceğim (muhtemelen sinemada). Çok etkilenebilirim veya bu gerçekleşmeyebilir. Ama lütfen dünyanın en iyi filmiymiş gibi abartmayı bırakın yahu. Sosyal medyada bir paylaşım, bir paylaşım arkaya bi duygusal müzik. Sanki başka güzel dram filmi çekilmedi. Sanki daha önce Meksikalı yönetmen İnarritu "Beatiful" adlı filmi çekmedi.... Abartı olayını sevmiyorum. Hamnet'deki özellikle Jesse Buckley'i daha önce de izlemiştim, başarılı buluyorum. Merak da editorum Hamnet'i.
Ama özellikle instagram yorumları, reelsleri
Koskoca 11 sezonluk diziyi bitirdim be. Ne diyeyim, bu bir dizi ama dibine kadar duygu doluyum şuan. 1- Öncelikle ilk defa 11 sezonluk bir diziyi bitirmiş bulunuyorum. Sonuna kadar izledim. 2- Aramızda kan bağı yok ama biz bir aileyiz... Bu…devamıKoskoca 11 sezonluk diziyi bitirdim be. Ne diyeyim, bu bir dizi ama dibine kadar duygu doluyum şuan.
1- Öncelikle ilk defa 11 sezonluk bir diziyi bitirmiş bulunuyorum. Sonuna kadar izledim.
2- Aramızda kan bağı yok ama biz bir aileyiz... Bu söz tüm dizideki karakter bağlarını özetliyor resmen. O kadar hoş ve yerinde bir cümle ki...
3- Bu kurgu bir dizi evet... Ama nasıl anlatayım, durun tam olarak şöyle: Ben bu diziye sene 2019, Muğla'da henüz sınıf öğretmenliği birinci sınıf öğrencisiyken başlamıştım. Lisede arkadaşlarım, olan bitenleri konuşurken hep duyardım bir şeyler ama o sıralar başlamamıştım. Sonra Üniversitede başlama isteği gelince hiç durmamıştım. Ve benim Netflix satın alma hikâyem de TWD'ye dayanıyor. O sıralar internetten izlemek imkansızdı resmen ben de hem şu platform neymiş bir bakayım hem de TWD'yi takılmadan güzelce izleyiyim kafasındaydım. Böylelikle meşhur diziye başlamıştım. 2019 yılı boyunca toplam 5 sezonu izlemiştim.
Sonra araya yoğunluk girip, ufak soğumalar da olunca 6, 7 ve 8. Sezonları da birkaç sene sonra bitirmiştim. Sonra yine bir ara vermiştim. Bu ara yine birkaç seneye denk geliyor muhtemelen. 9 ve 10. sezonları bitirmiştim. Yine aradan 1 buçuk senw geçmiş olmalı... Ardından şuan bir sınıf öğretmeniyim ve 11. Sezonu izleyerek seriye son noktayı koydum. Molaları fazla da versem her izlediğimde beni bağlayan ve etkileyen bir diziydi TWD.
Karakterleri çok özgün, hepsinin ayrı dünyaları var. Bayılıyorum bu diziye. Bir yandan da mutluyum çünkü 2022'de finalledikten sonra mini dizilerle devam etti TWD izleyicileri biliyordur.
Ben bu dizide başkarakterleri ayrı ayrı seviyorum. Rick Grimes, Daryl Dixon, Maggie Greene, Carol... ve diğer yan karakterler de ayrı ayrı güzeller. Andrew Lincoln'ün oyunculuğu öyle iyiydi ki özellikle 6. sezondaki o çaresizlik hissini mükemmel ötesi yansıtmıştı.
Ve ve "Here is Negannn" Ben Negan'a bitiyorum, bitiyorum. Özellikle canlandıran oyuncu Jeffrey Dean Morgan, harikulade bir performans sergileyerek dizinin son 3 sezonunu Daryl ile birlikte sırtlanmış resmen. Ve TWD evreninin The Dead City (Maggie ve Negan) ile devam ediyor olmasına çok çok mutluyum. O diziyi izlemek için sabırsızlanıyorum. Negan dizi dünyasının en tuhaf, ama en kral karakterlerindendir kim ne derse desin.
Ulan sen şimdi bittin mi ya. Ben daha dün çekirgeydim, senin sezonlarına yeni başlamıştım... Büyüyoruz be.
Tatilde izlediğim son filmdi. Otobüste birkaç film anca izlemişimdir bugüne kadar. Steven Soderbergh'in yönettiği bu filmi de otobüs yolculuğunda uyuyamadığım için seyrettim. Imdb'de eleştiriler kısmı var ya. Orada "ağır ve sıkıcı" gibi yorumlar yapılmış. Gülerek okudum şahsen. Çok sürükleyici, kasvetli…devamıTatilde izlediğim son filmdi. Otobüste birkaç film anca izlemişimdir bugüne kadar. Steven Soderbergh'in yönettiği bu filmi de otobüs yolculuğunda uyuyamadığım için seyrettim. Imdb'de eleştiriler kısmı var ya. Orada "ağır ve sıkıcı" gibi yorumlar yapılmış. Gülerek okudum şahsen. Çok sürükleyici, kasvetli ve de heyecanlıydı, merak ettiriyordu.
Bu filmin Soderbergh tarafından Iphone 7 Plus ile çekildiğini bilmemiz gerekiyor. EVET! Muhtemelen yıl 2017 ve bu başarılmış. Çekimler çok çok tuhaftı, bir psikolojik gerilim-korku yapımı için bambaşka bir deneyim sunuyor. Telefonla çekilmiş olduğunu düşünürsek... Iphone 7 kamerasıyla aktarılmak istenen klostrofobik atmosfer bir güzel yaratılmış. Sahneler rahatsız edici hale gelmiş. Karakterin psikolojisine daha yakından tanık oluyorsunuz. İngiliz oyuncu Claire Foy, rolünü mükemmel üstlenmiş. Akıl sağlığı yerinde mi değil mi diye düşünüp duruyoruz bir süre.
Film, başka bir kapı da açıyor. Bu kapıdan girdiğinizde sorunun Sawyer'ın deli olup olmadığı değil de onun geçmişi ile ilgili olduğunu anlıyorsunuz. Burası spoiler değil bu arada, konusu bu şekilde. Sawyer'ın sapığı ile mücadelesini izliyoruz aslında. Tabii alt metninde önemli detaylar vardı filmin. Son zamanlarda öne çıkan kavram Gaslighting, yani kişinin kendi gerçeklerinden şüphe ettirilmesi durumu sürekli gözümüze çarpıyordu. Özellikle Amerika'daki sağlık sigortası sistemine şiddetli bir eleştiri yapılmış. Kurumsal gücün bireyi nasıl çaresiz bıraktığını da özetlemiş. Sawyer'ın başlangıçta savunmasız ve zayıf dururken sonrasındaki değişimi de harikaydı.
Deneysel bir çalışma olduğunu da baz alırsak, yüksek bütçeye ihtiyaç duyulmadan gayet güzel bie film çekilmiş olduğunu görüyoruz. Tekrar Claire Foy'a değinmeden olmaz; hem psikolojik hem de fiziksel bir rol üstlenmiş. Ve bu yoğunluğu mükemmel yönetebilmiş gerçekten. Pek bildiğim bir oyuncu olmamasına rağmen hayran kaldım kendisine.
Güzel bir filmdi.
İnanamıyorum ya inanamıyorum. İnanamıyorum. Bu film imdb'de sadece 7.5 almış. Rafta da 6.6 İNANAMIYORUM. Puanların canı cehenneme. Lanet olsun puanlara. Muhteşem bir film. Harika bir film. Sıkılan varsa aksiyon filmi de izlemesin bence. Peki nasıl öveyim ben 13 Assassins'i? Kalbi…devamıİnanamıyorum ya inanamıyorum. İnanamıyorum. Bu film imdb'de sadece 7.5 almış. Rafta da 6.6 İNANAMIYORUM. Puanların canı cehenneme. Lanet olsun puanlara. Muhteşem bir film. Harika bir film. Sıkılan varsa aksiyon filmi de izlemesin bence.
Peki nasıl öveyim ben 13 Assassins'i? Kalbi sadece pislikten ibaret, halka eziyet çektiren bir lordu indirmek için toplanan 13 suikastçinin cesurca savaşını izliyoruz. Bir kere olsun sıkılmadım. Yaptıkları planlar harikuladeydi. Toplanırkenki ciddiyetleri, bu zor göreve karşın inançları ve savaş sırasında gösterdikleri akıl almaz direnç muazzamdı. Her şeyden öte hiçbiri kahraman değildi, yalnızca bir şeye odaklanmışlardı: Doğru olanı yapmak. Oyuncuları ve film ekibini, yönetmeni tebrik etmek lazım. Savaş alanındaki çekimler neydi öyle... Kılıçların savrulması, kaçışmalar, çarpışmalar, tuzaklar... Hepsi de doğaldı. Hollywood'un epik CGI efektlerine gerek olmuyor her zaman efendim!
Başka neler desem. Yönetmenden bahsedeyim. Çok filmini izlemiş değilim. Ancak geçtiğimiz sene "Ölüm Provası" adlı izlemesi zor bir psikolojik korku filmini seyretmiştim. Her bünyenin kaldıramayacağı, hakikaten zor bir filmdi. Takashi Miike'yi ilk kez o zaman fark etmiştim. Bu Samuray yapımında da aslında Miike kendi dokunuşlarını seyirciye hissettirmiş.
Ben bu filmi çok sevdim arkadaş. Bu Japonların filmlerine tam manasıyla bayılıyorum. Çok orijinaller. Kendi kültürlerini sinemaya bir güzel aktarıyorlar... Ama 13 Assassins gibi görkemli bi yapım asla düşük puanları hak etmiyor.
Sonu olması gerektiği gibiydi. Allah tüm hırsızların belasını versin, iki yakasını bir araya getirmesin. Onların da sevgi duyabileceği veya aşık olabilecekleri doğrudur, hepimiz insanız lakin bu yapılan eylemin doğru olduğu yahut romantize edilebileceği manasına gelmez. Nitekim Koreada da çekimlerini izleyiciye…devamıSonu olması gerektiği gibiydi. Allah tüm hırsızların belasını versin, iki yakasını bir araya getirmesin. Onların da sevgi duyabileceği veya aşık olabilecekleri doğrudur, hepimiz insanız lakin bu yapılan eylemin doğru olduğu yahut romantize edilebileceği manasına gelmez. Nitekim Koreada da çekimlerini izleyiciye soğuk şekilde aktarmış. Hırsızlığa alıştırılan ve sokakta büyeyen çocuklar meselesine de güzel değinilmiş. Fakat şu da bir gerçek, maalesef ki bir çocuk doğduğunda öz anne ve baba tarafından sevgi ile büyütüleceği kesinliği de yok. Dışarıdaki insanlardan daha fazlasını, şefkati görebiliyorlar...
Koreada'dan daha önce 3-4 film izlemiştim. Durun sizlerle izlediklerimi paylaşayım. İlk olarak 98 yapımı After Life seyretmiştim. Ama öyle böyle değil çok sıkıcı gelmişti. Sonra Bitmeyen Yürüyüş izlemiştim ve bu da sıkıcıydı. Son olarak Fırtınadan Sonra yapımını da izleyince demiştim ki "Yok ben bir daha Koreada izlemem." Fakat şimdilerde Japon filmlerine yoğunlaşınca listede yine bu yönetmene denk geldim. "Arakçılar". Arakçılar, diğerlerine göre çok farklı noktada. Durağanlık konusunda benzerlik taşısa da konu daha evrensel ve bir olayı var. Karakterlerin ne yapacakları merak uyandırıyor. Bu yüzden Arakçılar güzel bir filmdi. Beğendim.
Kocaeli gezimizde öyle bi yorulduk ki cumartesi gecesi bu filmi açmıştık 40 dakika izleyebilmiştik. Şimdi hızlı trendeyken tamamlayım istedim. Tekinsiz ve tüyler ürpertici bir havası var. Karakterler donuk ve çoğu zaman sevimsiz. Bir korku filmi için başarılı çekimlere ve açılara…devamıKocaeli gezimizde öyle bi yorulduk ki cumartesi gecesi bu filmi açmıştık 40 dakika izleyebilmiştik. Şimdi hızlı trendeyken tamamlayım istedim. Tekinsiz ve tüyler ürpertici bir havası var. Karakterler donuk ve çoğu zaman sevimsiz. Bir korku filmi için başarılı çekimlere ve açılara sahip. Ama filmin hikâyeyi işleyiş biçimini pek de beğenemedim. Ani sahnelere sahip değil, belki yalnızca bir tanecik denk gelebilirsiniz. Ritüeller, satanizm, şeytan, etki altına alma gibi korku unsurları içeriyor.
Başrol Maiko Monroe'yu daha önce yine bir korku filminde seyretmiştim. It Follows'tu ismi. Tuhaf bir korkuydu yine yavaş ilerleyişi vardı. Bu oyuncu bence çok başarılı. Cambaz'da da onu izlemek güzeldi.
Bi korku filmi izleyelim dedik abimle. Ulan ne sayko filmler çekiliyor ya. Şaşkınım. Neden böyleyim, çünkü sonu izleyiciye bırakılmış. Oyunculuklar başarılıydı bence. Hugh Grant, senin bi korku filminde ne işin var demeden edemiyor insan bu arada 😄 Çok da düşünmeye…devamıBi korku filmi izleyelim dedik abimle. Ulan ne sayko filmler çekiliyor ya. Şaşkınım. Neden böyleyim, çünkü sonu izleyiciye bırakılmış. Oyunculuklar başarılıydı bence. Hugh Grant, senin bi korku filminde ne işin var demeden edemiyor insan bu arada 😄 Çok da düşünmeye gerek yok. Ne beğendim ne beğenmedim, orta halli bir yapım olduğu düşüncesindeyim. Ama bi korku izlemek için farklı bi alternatif olabilir.
Tüm kalbimle izlediğim filmlerden birisi oldu. Köşede duruyordu, iyi ki aklıma gelivermiş de izlemişim. Yönetmeni zaten anlatmaya gerek yok, Sinema denilince akla gelen isimlerden. Ve usta yönetmen şahsen dünyanın en önemli filmlerinden birini çekmiş. Tam manasıyla bir klasikti. Biraz sahnelerden…devamıTüm kalbimle izlediğim filmlerden birisi oldu. Köşede duruyordu, iyi ki aklıma gelivermiş de izlemişim. Yönetmeni zaten anlatmaya gerek yok, Sinema denilince akla gelen isimlerden. Ve usta yönetmen şahsen dünyanın en önemli filmlerinden birini çekmiş. Tam manasıyla bir klasikti. Biraz sahnelerden bahsedeyim:
Barda pianiste şarkı teklifinde bulunup ihtiyarın şarkıyı kendisi söylemesi. Çok içtendi, kalplere işliyordu ve melankoliyi hissettiriyordu. Çok sevdim sahneyi.
Bir diğer sahneyse yine ihtiyarın çalıştığı yerdeki kadın iş arkadaşının çorabının yırtık olduğunu fark edince ona uzun çorap almaya niyetlenmesi... Çok şahaneydi. Ve yine aynı genç kadına: "Sana bakmak tam şuramı ısıtıyor diyerek kalbini göstermesi." O anki içtenliği...
Konusunu anlatmaya gerek yok. Apar topar bir yazı oldu zaten fakat paylaşmak istedim. Mesajıyla birlikte gönlümü fethetti. Herkese kendini sorgulatabilecek, muazzam güçlü bi yapım. Teşekkürler Kurusawa. 💚