"Kısacası öfkemizden sadece başkalarının bizi onaylamamasına yol açtığı için değil, aynı zamanda değişimin gerekli olduğunu gösterdiği için de korkmayı öğreniyoruz."
"-Yeah, well, if we keep walking at this pace, quitting isn't gonna be the problem. Surviving will be. Does this guy ever stop to smell the flowers. This isn't a race. -No, it isn't. -Then why does it piss me…devamı"-Yeah, well, if we keep walking at this pace, quitting isn't gonna be the problem. Surviving will be.
Does this guy ever stop to smell the flowers. This isn't a race.
-No, it isn't.
-Then why does it piss me off so much that I haven't seen him stop to take a break?
Why is something that's meant to be inspirational making me so angry? Totally irrational."
"There's a whole world out there to conquer. You don't need to go looking for people to step on."
"-Yol olmayan bir yerde yaşıyorsun, ama mutfağında bir karavan mı var? -Evet, çok saçma. Ama onu bu kadar özel yapan da bu. Bir yerlere gitmek istememi sağlayacağını sanmıştım. Ama hayır. Kaldığım için mutlu olmamı sağladı."
"O gece insanın kavrayabileceğinden daha çok şey bilmesinin bir mutsuzluk olduğunu düşündüm. Bu bazen olgunluktur, ama olgunluk değilse, o zaman çöküştür." -Boris P. Rotterdam'da "Okumayı bırakıp sokaklara çıktım. Sabahın serin havası geçmiş, yumuşak bir bahar havası parlayan güneşle caddeleri doldurmuş.…devamı"O gece insanın kavrayabileceğinden daha çok şey bilmesinin bir mutsuzluk olduğunu düşündüm. Bu bazen olgunluktur, ama olgunluk değilse, o zaman çöküştür."
-Boris P.
Rotterdam'da
"Okumayı bırakıp sokaklara çıktım. Sabahın serin havası geçmiş, yumuşak bir bahar havası parlayan güneşle caddeleri doldurmuş. Akşam yaklaştıkça güneşin parıltısı güçleniyor. Gecenin geç saatlerine kadar sürüyor gün.
Uzun caddelerde yaşamı o kitapta olduğu gibi yoğun yaşayıp yaşamadığımı düşündüm. Aşkı, duyguları, özlemleri? Yoksa ben yaşanan tüm olayların bir gözlemcisi, dünyanın, duyguların, özlemlerin, ülkelerin, alışkanlıkların bir seyircisi miyim? Belki de gövdenin öldürücü acılarını gözlemci olarak taşımak daha kolay olurdu. Peki ama sevinçler ve istekleri ne yaptım? Duyguların derinliğinden bir gözlemci olarak kaçtım mı, onların yarattığı akıntılarda Ben'im tümüyle yer almadı mı ve zaman dışı sessizliğimde yeterince içten değil miydim?
Büyük mağazalar saat beş buçukta kapanıyordu. Bütün insanlar birden yok oluyordu. Vitrinlerde yüz binlerce elbise, yüz binlerce ayakkabı, yüz binlerce şişe, yüz binlerce oyuncak donup kalıyordu. Boşalan betonun üzerinde parlak ışık kalıyordu geriye. Kahvelerde tek tük insanlar oturuyordu. Birkaç genç. Yüzünü gece güneşine tutan bir yaşlı.
Üzerime basınç yapan havanın ağırlığı geçti. Adımlarımı kolaylıkla atabiliyorum. Işığı denize, kanallara kadar izleyebilirim. Kanallar gemilerle dolu.
Hep bir yere yerleşmek istedim. Peki ama neden hep yollardayım? Yaşamım hep bir yerlerde dolanıp durma. Yöreleri merak etmiyorum artık. Eski kentler, dar sokaklar, eski binalar, yeni caddeler, gökdelenler, kahveler, alış-veriş merkezleri, Mac Donalds'lar, puplar, blucinler her yerde birbirine benziyor. Görmek, görmek, görmek. Artık ilgimi çekmiyor. Beni insanlar ilgilendiriyor. Ama burada, bu kentte ne bir bağlantı, ne de konuşacak birini arıyorum.
Yaşanmış düşüncelerimde bir şey arıyorum. Acıyı bulamıyorum, yabancılık, özlem bulamıyorum. Derin bir sevgi ya da bir ilişki bulamıyorum. Hep o gözlemciyi görüyorum, düşüşleri ve çıkışları düzenleyen gözlemciyi. Beni, yaşamımı gözleyen, beni fırtınalarla uçuşturan, karanlıkla seviştiren, güneşle doğuran, bulut olarak Doğu Denizi'ne yağdıran gözlemciyi. Bana yutkunmayı güçleştireni."
(1978/79?)
"Neden ne olacağımızı tartışıyoruz ki, henüz daha ne olduğumuzu bilmeden?" "Özgürlüğü ve huzuru buldum meczupluğumda; yalnızlığın özgürlüğünü ve anlaşılmamış olmanın huzurunu. Çünkü bizi anlayanlar içimizdeki bir şeye de egemen olurlar." "Dostum, sen benim dostumsun, ama nasıl sağlayabilirim ki anlamanı? Benim…devamı"Neden ne olacağımızı tartışıyoruz ki, henüz daha ne olduğumuzu bilmeden?"
"Özgürlüğü ve huzuru buldum meczupluğumda; yalnızlığın özgürlüğünü ve anlaşılmamış olmanın huzurunu. Çünkü bizi anlayanlar içimizdeki bir şeye de egemen olurlar."
"Dostum, sen benim dostumsun, ama nasıl sağlayabilirim ki anlamanı? Benim yolum senin yolun olmasa da, birlikte yürürüz, el ele."
"Ne söylediğime inanmanı ne de yaptığıma güvenmeni isteyeceğim senden; çünkü sözlerin düşüncenin öz yankısından başka bir şey olmadığı gibi, eylemlerim de senin eylem arzunun yankısından başka bir şey değildir."
"Bugün, modern insanlar olarak her zamankinden daha fazla özgürlüğe, imkâna ve bilgiye sahibiz. Ama aynı zamanda hiç olmadığı kadar da kaybolmuş hissediyoruz. Anlam yitimine uğramış bir dünyada, varoluşsal boşluğu doldurmak için üretilmiş binlerce sahte tatmin yolu var: tüketim çılgınlığı, sonsuz…devamı"Bugün, modern insanlar olarak her zamankinden daha fazla özgürlüğe, imkâna ve bilgiye sahibiz. Ama aynı zamanda hiç olmadığı kadar da kaybolmuş hissediyoruz. Anlam yitimine uğramış bir dünyada, varoluşsal boşluğu doldurmak için üretilmiş binlerce sahte tatmin yolu var: tüketim çılgınlığı, sonsuz eğlence, sosyal medya imgeleri…
Fakat bu boşluk hiçbir zaman haz ile tam olarak dolmuyor. İşte Frankl’ın bizlere bıraktığı asıl mesaj tam da burada yankılanıyor:
Mutluluk bir hedef değildir. Başarı bir amaç değildir. Sorumluluğu alınmamış hiçbir özgürlük vaadi gerçekçi değildir. Özgürlük seçim yapma sorumluluğudur. Sadece kendimiz için yapmayız bu seçimi. Diğer insanlar, dünya için de yaparız. Hayatın anlamı dışarıdan bize sunulan bir şey değil; bizim ona yüklediğimiz şeydir. Ve en önemlisi yaşam bize sorular sorar. İnsanı, anlam arayışında ne yönlendirir, ona ne rehberlik eder diye sorar Frankl. Cevap vicdandır. Vicdan anlam keşfetmenin, anlamı koklayarak bulmanın aracı olarak betimlenebilir. Vicdan insanın hayatındaki tüm eşsiz durumlarda uykuda olan benzersiz anlamların uyanmasını sağlar. Hayatın anlamı sorulmaz. Hayat zaten zordu. Peki biz ona nasıl cevap vereceğiz? Umutsuz bir durumla karşı karşıya kaldığımızda, değiştirilemeyen bir kaderle karşı karşıya kaldığımızda bile hayatta bir anlam bulabileceğimizi asla unutmamalıyız. Çünkü o zaman önemli olan kişisel bir trajediyi bir zafere dönüştürmek olan insan potansiyeline en iyi şekilde tanıklık etmektir."
"Dinlemenin de konuşmanın da adabı vardır. Gözkapaklarımız vardır ancak kulaklarımız daima açıktır çünkü tabiat onların hep açık kalmasını istemiştir. Kulaklar öğrenmeye açılan kapılardır. Ancak her duyduğumuz şey öğretici olmadığından bazı şeyleri duymazlıktan gelmek dinlemenin bilgeliğidir."
“Yeryüzüne birlikte geldiniz ve sonsuza dek birlikte yaşayacaksınız. Ölümün ak kanatları günlerinizi bölene dek birlikte olacaksınız. Tanrı’nın suskun anıları katına eriştiğinizde bile birlikte olacaksınız. Ama bırakın da bunca beraberliğin arasında biraz boşluklar olsun. Ve Tanrısal âlemin rüzgârları esip dolanabilsin aranızda.…devamı“Yeryüzüne birlikte geldiniz ve sonsuza dek birlikte yaşayacaksınız.
Ölümün ak kanatları günlerinizi bölene dek birlikte olacaksınız.
Tanrı’nın suskun anıları katına eriştiğinizde bile birlikte olacaksınız.
Ama bırakın da bunca beraberliğin arasında biraz boşluklar olsun. Ve Tanrısal âlemin rüzgârları esip dolanabilsin aranızda.
Birbirinizi sevin, ama sevginin üzerine bağlayıcı anlaşmalar koymayın.
Bırakın yüreklerinizin sahilleri arasında gelgit çalkalanan bir deniz olsun Sevgi.
Birbirinizin kadehini onunla doldurun ama aynı kadehe eğilip içmeyin.
Ekmeğinizi bölüşün, ama aynı lokmayı dişlemeye kalkmayın.
Şarkı söyleyin, dans edin, eğlenin birlikte, ama ikinizin de birer Yalnız olduğunu unutmayın.
Çünkü lavtadan dağılan müzik aynı, ama nağmeleri çıkaran teller ayrıdır.
Yüreklerinizi birbirine bağlayın ama biri ötekinin saklayıcısı olmasın.
Çünkü ancak Hayat’ın elidir yüreklerinizi saklayacak olan.
Hep yan yana olun, ama birbirinize fazla sokulmayın.
Çünkü tapınağı taşıyan sütunlar da ayrıdır.
Çünkü bir servi ile bir meşe birbirinin gölgesinde yetişmez..."