Uzun bir süredir Oscardı, siyah beyaz filmdi derken sıkılmıştım. Eğlenceli güzel bir film, izlenir. Friends'i tam bitirmemiştim. Jennifer Aniston'ı görünce acaba kaldığım yerden diziye devam mı etsem diye düşündüm
Bu filmi izledikten sonra Oscar'da Best Picture'ı almış olup da izlemediğim sadece bir film kaldı. Onu da arkadaşımla beraber izleyeceğiz o yüzden bekletiyoruz. Zamanının ötesinde derim ya filmler için. Bu öyle değil. Yıl neredeyse 2025 olmuş kalkıp da bir sirk…devamıBu filmi izledikten sonra Oscar'da Best Picture'ı almış olup da izlemediğim sadece bir film kaldı. Onu da arkadaşımla beraber izleyeceğiz o yüzden bekletiyoruz. Zamanının ötesinde derim ya filmler için. Bu öyle değil. Yıl neredeyse 2025 olmuş kalkıp da bir sirk filmini beğenecek halim yok. İzlerken çok sıkılmadım ama heyecanladığım bir yer de olmadı açıkcası.
Güç zehirlenmesinin aşırı güzel biçimde aktarıldığı 1949 Oscar ödüllü bir film. Wllie Stark başlangıçta dürüst, halkı için en iyisini isteyen tam bir kahraman. Kitleleri istediği şekilde yönlendirerek kendisini bir nevi tanrı ilan ediyor. Tam o andan itibaren o iyi niyetli…devamıGüç zehirlenmesinin aşırı güzel biçimde aktarıldığı 1949 Oscar ödüllü bir film. Wllie Stark başlangıçta dürüst, halkı için en iyisini isteyen tam bir kahraman. Kitleleri istediği şekilde yönlendirerek kendisini bir nevi tanrı ilan ediyor. Tam o andan itibaren o iyi niyetli adamın daha güçlü olmak uğruna nelerden vazgeçebileceğini görüyoruz.
İzlemesi eğlenceli komik, romantik bir film. Çekimleri sahneleri, diyalogları gayet güzel. Bu filmi altyazısız indirmiştim. İndirdiğim altyazı ile uyumsuz çıktı. Senkronizasyon yapmama rağmen bir türlü altyazı ve film denkleşmedi. Hiç çekmeyen bir internetle on saniye izleyip 2 dakika bekleyerek 1…devamıİzlemesi eğlenceli komik, romantik bir film. Çekimleri sahneleri, diyalogları gayet güzel. Bu filmi altyazısız indirmiştim. İndirdiğim altyazı ile uyumsuz çıktı. Senkronizasyon yapmama rağmen bir türlü altyazı ve film denkleşmedi. Hiç çekmeyen bir internetle on saniye izleyip 2 dakika bekleyerek 1 saatlik kısmını 6 saatte falan izledim. Tamamen donunca sinirle filmden çıktım. Son bir ümit başka altyazı indireyim dedim. İndirdiğim beşinci altyazıda sonunda doğru olanı buldum. Bulduğuma sevinemedim bile. Çünkü kaç saatim bekleyerek geçti. Yakışıklılığı başına bela olmuş Tom Jones hayatının aşkı Sophie'ye kavuşabilecek mi? Bu sorunun cevabını almak için izliyoruz filmi
Batmakta olan bir kiliseye piskoposluk genç bir rahip gönderir. Görevi kiliseyi tekrardan ayağa kaldırmaktır. Kiliseyi bu hale bir önceki yaşlı rahip getirmiştir. Çağa ayak uyduramayıp katı dinci kurallarıyla, gençlere ulaşamamasıyla kiliseyi bu hale getirmiş. Ama yine çok kızamıyorsunuz. Çünkü o…devamıBatmakta olan bir kiliseye piskoposluk genç bir rahip gönderir. Görevi kiliseyi tekrardan ayağa kaldırmaktır. Kiliseyi bu hale bir önceki yaşlı rahip getirmiştir. Çağa ayak uyduramayıp katı dinci kurallarıyla, gençlere ulaşamamasıyla kiliseyi bu hale getirmiş. Ama yine çok kızamıyorsunuz. Çünkü o yaşlılığın verdiği şirinliği güzel oynuyor. Genç rahibimiz çaldığı piyanoyla, kurduğu koroyla, aşıkları yargılamak yerine yaptırdığı evlilikle gönüllerimüzde taht kuruyor.
Emile Zola'nın Hayatı adlı film insana hayatını sorgulatır. Okuduğum zamanlarda-ki üzerinden bayağı zaman geçti- iki eserini okumuştum: Nana ve Germinal. En ünlüsü bunlar zaten. Ama yaşamı Dreyfus Davası bambaşka bir şey. Davadan önce Emile Zola hayatını düzene oturtmuş, parasını kazanan…devamıEmile Zola'nın Hayatı adlı film insana hayatını sorgulatır. Okuduğum zamanlarda-ki üzerinden bayağı zaman geçti- iki eserini okumuştum: Nana ve Germinal. En ünlüsü bunlar zaten. Ama yaşamı Dreyfus Davası bambaşka bir şey. Davadan önce Emile Zola hayatını düzene oturtmuş, parasını kazanan zamanını aç karnını doyurmak için değil yazmak için harcadığı zamanlara gelmiştir. Hatta arkadaşı artık senin yanında duramam senin karnın doydu. Sanatçı dediğin aç olacak ki sanatını icra edebilsin. Tok bir karnın sanatı da doymuş olur diyor ve yanından gidiyor. Bu fikre katılabilir veya katılmayabilirsiniz konumuz bu değil. Tam zirvedeyken Dreyfus için her şeyin vazgeçiyor. Onu savunursa biliyor ki her şeyini kaybedecek. Ama masum bir adamı kurtarma temelindi aslında o Fransa'nın adaletini sağlamak istiyor. Her kahraman gibi hain damgası yiyor. İşte sorguladığım kısım bu. Toplum için değer mi? Hak etmeyen insanlar için çabalamaya gerek var mı? O toplumun adaleti gitmesin diye çabalarken aynı toplum ona neler yapıyor. Şimdilerde nasıl sosyal medya trolleri varsa o zamanlarda da meydan trolleri var. İki tane hain katakteri alıp bağırttırıyorsunuz ortalık yerde. Cahil, aydınlanmamış kendi fikirleri olmayan, başkasının fikirlerinin ardında ölesiye koşan kişileri kontrol ediyorsunuz. Değer mi? Bu insanlar için değer mi? Kendileri bir şeye ulaşmak için çabalamazken biz neden uğraşalım? Ama olmuyor, birileri ülkesi için amansızca çabalarken diğerleri onu bozmaya çalışıyor. Bazen insanın mücadele hevesi kaçıyor, kaçırıyorlar. Tarihimizdeki şahsiyetler bu mücadele gücünü nasıl bulmuşlar. Emile Zola neden direndi her şeye? Bir film izliyorum sonrasında 24 saat kafamda elli türlü düşünce beni yiyip bitiriyor. En iyisi aksiyon filmi izleyip eğlenmek.
Son zamalarda izlediğim en kötü film. Biraz beklentim vardı ama beklentim olmasa bile beğenmezdim. Sadece sesi var diye filmi beğenemem. İşte sessizden sesliye geçiş döneminin sancısı çok net gözüküyor. Eski oyuncular ünlü olduğu için onları oynatmaya devam edelim diyorlar. Ama…devamıSon zamalarda izlediğim en kötü film. Biraz beklentim vardı ama beklentim olmasa bile beğenmezdim. Sadece sesi var diye filmi beğenemem. İşte sessizden sesliye geçiş döneminin sancısı çok net gözüküyor. Eski oyuncular ünlü olduğu için onları oynatmaya devam edelim diyorlar. Ama gelin görün ki oyunculukları, güzellikleri muhteşem olmasına rağmen sesleri hiç de güzel değilmiş. Güzeli geçtim rahatsız edici sesleri var. Sessiz sinema hareketleri yaparken o cırtlak seslerine tahammül etmek gerçekten zordu. Konusu da yok. Danslar oturmamış iğreti duruyor. Resmen demişler ki bizim filmimizde ses var ya gerisi önemli değil
2. Dünya Savaşı sonrası Amerika'sında anti-semitizmi inceliyoruz. Herkes ırkçılık yapılmasın der. Bunu avaz avaz bağırır. Ama aslında dümdüz yaşarken bile istemeden bu ırkçılığa sebep oluyoruz. Kaliteli bir konu özellikle o sorunu görebilmek için kendini Yahudi olarak tanıtması mantıklı bir fikir.…devamı2. Dünya Savaşı sonrası Amerika'sında anti-semitizmi inceliyoruz. Herkes ırkçılık yapılmasın der. Bunu avaz avaz bağırır. Ama aslında dümdüz yaşarken bile istemeden bu ırkçılığa sebep oluyoruz. Kaliteli bir konu özellikle o sorunu görebilmek için kendini Yahudi olarak tanıtması mantıklı bir fikir. Yoksa herkes gibi olayın dışında durup yapmayın arkadaşlar demekten öteye gidemeyecekti. Konu güzel ama izlerken çok keyif almadım. Son sahnesiyle beni kendine bağladı. Yapılan bir şakadan iğreniyor içimizden nefret ediyor ama yapana bir şey demiyorsak artık biz de en az o şakayı yapan kadar kötüyüz. Kötülük kötülüğe ses etmeyenlerin yüzünden topluma yayılıyor.
Florenz Zieggeld muhtelem bir karakter. Sağda sola topladığı yetenekleri kendi pazarlama stratejisiyle büyük sanatçılara dönüştürüyor. Bir sürü para kazanıyor ama kazandığından daha fazlası harcıyor. Aklından dahiyane fikirler çıktığı zaman bunları yapacak parası hiç olmuyor ve hep borç alıyor. Kadınlara düşkün…devamıFlorenz Zieggeld muhtelem bir karakter. Sağda sola topladığı yetenekleri kendi pazarlama stratejisiyle büyük sanatçılara dönüştürüyor. Bir sürü para kazanıyor ama kazandığından daha fazlası harcıyor. Aklından dahiyane fikirler çıktığı zaman bunları yapacak parası hiç olmuyor ve hep borç alıyor. Kadınlara düşkün güzellikten anlayan bu beyefendi para için değil sanat için bu işle uğraşıyor ve halka asla ikinci sınıf bir gösteri sunmuyor. Filmin bu kısmı aşırı zevkli. Bir de Flo'nun yaptığı sahne şovlarını izliyoruz. Hiç görülmemiş eserler çıkartıyor. Tek bir şovunda yüzlerce kadın ve erkek tek sahnede oynuyor. Filmi çekerken aşırı bir emek vermişler ki bu açık bir şekilde görülüyor. Ama her güzel olan şeyde bir kusur bulduğum gibi bunda da bulacağım. Film üç saat ve biz iki saat boyunca sahne şovları izliyoruz. Tamam güzel çekmişsiniz de bu kadar uzatmak zorunda mıydık?
Spoiler içeriyor
Bi tane ressamımız var esas oğlan bu. Savaştan sonra Paris'te kalmış kendi sanatını burada yüceltebileceğini düşünen birisi. Sanatını ve bedeninin parayla satmayacak kadar gururlu bir o kadar da eleştrilere kapalı. Eleştiren kişinin söylediği güzel şeyin mutlu etmeyeceğini ama söylediği kötü…devamıBi tane ressamımız var esas oğlan bu. Savaştan sonra Paris'te kalmış kendi sanatını burada yüceltebileceğini düşünen birisi. Sanatını ve bedeninin parayla satmayacak kadar gururlu bir o kadar da eleştrilere kapalı. Eleştiren kişinin söylediği güzel şeyin mutlu etmeyeceğini ama söylediği kötü fikrin mutsuz edeceğini bildiği için eleştirtmiyor kendisini. Bi tane de Fransız ünlü şarkıcımız var. Mahallesinde tanınan sevilen bir karakter. Bu iki karakteri birbirine bağlamak lazım ki konu yürüsün. O zaman bi tane ortak arkadaş yazalım senaryomuza. O da yine savaş sonrası Paris'te kalmış işşiz ama yetenekli bir konser piyanisti olsun. Aynı binada kaldığı için bizim ressamla arkadaş olsun şarkıcının da konserlerinde piyano çaldığı için. Evet bağlantıyı kurduk ama yetmez bir film çekiyorsak üstelik müzikalse yüksek ihtimalle bize bir tane de aşk lazım. Hadi gelin bizim ressamı ve şarkıcıyı birbirinden habersiz aynı kadına aşık edelim. Karşılaşsınlar ve birbirlerinden habersiz aşklarını anlatsınlar. Güzel kostümler, o dönemin havalı dansları biraz da müzik. Bu kısa tarifle adamlar güpgüzelim bir film çıkartmışlar ortaya. Emek var anlayacağınız. Buraya kadar her şey çok güzel. Ama ne hikmetse bizim kıymetli çevirmenlerimiz şarkıları çevirmeye tenezzül etmemişler. Adam müzikale çeviri yapıyor ama müzikleri çevirmiyor. Ne de güzel iş ahlakı bu böyle. Filmde Fransızca sahnelerimiz de var. Hepsi basit sıradan cümleler ben hiç olmayan Fransızcamla hepsini anladım. Yani filmi çeken anlaşılmayan bir olsun istememiş sadece Paris'te çekildiği belli olsun diye biraz Fransızcayla süslemek istemiş ama paşalarımız onu da çevirmemiş. Çok beğendiğim bir film oldu ama çeviri konusunda sıkıntı yaşadık.
Vincente Minelli'yi geçenlerde izlediğim Gigi' filminden hatırladım. Sonra garip bir şey döndüğünü fark ettim. Minelli 1951 yılında Kelly ve Caron'u müzikalde oynatarak Oscar alıyor. Yanlış anlaşılmasın müzikten değil en iyi filmden. Stanley Donen adlı yönetmenimiz diyor ki iş Minelli'de değil, Kelly'de. Alın size kanıt olarak 1952 Kelly'yi kullanrak Singin in the Rain çekiyorum diyor ve peşine o da Oscar'ı alıyor. Aradan 6 yıl geçince Minelli, Gene Kelly olmadan da Oscar'ı alırım diyor An American in Paris'teki aktrisimiz Caron'la birlikte Gigi'yi çekiyor ve bir daha Oscar'ı alıyor. Toplam 3 filmimiz var. Minellinin yönettiği iki film Kelly ve Caron'ın ise oynadığı iki film Oscarı alıyor. Verdiğim bilgiler doğru. Alınan Oscar sayısı yıllar film isimleri. Ama bunu fark edince aradaki yalam hikayeyi ben şimdi yazarken uydurdum. Dudyuğumuz her şeye inanmamak lazım