Bu film hayatın kendisi aslında. Akıp giden zamanımız ve onu çalan insanlar. Sadece saatimiz yok, sınırsız olduğu yanılgısıyla zamanı har vurup harman savuruyoruz.
Bu korku filmi değil. Tatlı bir gerilim filmi, çünkü komedili biraz. Groundhog Day filmi ile sürekli aynı günü yaşama olayı açısından benzer. Zaten filmin sonunda kısa bir gönderme var. Sıkmayan kısa bir film. Tamamını sekmeden bir iki kelime dışında İngilizce…devamıBu korku filmi değil. Tatlı bir gerilim filmi, çünkü komedili biraz.
Groundhog Day filmi ile sürekli aynı günü yaşama olayı açısından benzer. Zaten filmin sonunda kısa bir gönderme var. Sıkmayan kısa bir film. Tamamını sekmeden bir iki kelime dışında İngilizce izleyebildim.
Beklediğimden iyiydi, başroldeki hanfendinin oyunculuğunu beğendim. Hemen de bitti sıkılmadan.
Jön Türk adı veya hareketi illaki kulağınıza çalınmıştır. Jön Kürtçülük de bir siyasi akım olarak II. Abdülhamit'e karşı "Jön Türk" mücadelesinde doğdu. "Jön Kürt" kavramı ise 1910-1914 arasındaki aktivist Kürt gençlerini tanımlamak için ilk kez 1922 tarihli bir Sovyet dergisinde…devamıJön Türk adı veya hareketi illaki kulağınıza çalınmıştır. Jön Kürtçülük de bir siyasi akım olarak II. Abdülhamit'e karşı "Jön Türk" mücadelesinde doğdu. "Jön Kürt" kavramı ise 1910-1914 arasındaki aktivist Kürt gençlerini tanımlamak için ilk kez 1922 tarihli bir Sovyet dergisinde kullanıldı.
Öncelikle Jön Kürtler yetişme ve yaşam tarzı olarak Kürtlerin geneline hitap etmeyen elitist bir hareketti. Batılı bir yaşam tarzı benimsemiş İstanbul'da ikamet eden kalburüstü ailelerin çocuklarıydılar. Bu aileler bürokraside önemli görevler üstlenmiş ailelerdi. Örneğin hareketteki Mehmet Şerif Paşa II. Abdülhamid'in Dış İşleri Bakanı Kürd Said Paşa'ın oğluydu.
İlk önceleri İttihat ve Terakki Cemiyeti bünyesinde çalışmalar yapmışlardır. Bir kısmı İttihat ve Terakkinin kurucuları arasında yer alır. Bu hareket kesinlikle "Kürt Milliyetçisi" olarak tanimlanmaz. Daha çok Osmanlıcı idiler.
Bir süre sonra İttihat ve Terakki'den ayrılarak Kürd Teavün ve Terakki Cemiyetini kurarlar. Bunda sebep İttihat ve Terakki'nin Türkçü bir ideolojiye yönelmesidir. Bu cemiyet Mısır'da Kurdistan adında bir gazete çıkarır. Gazetede Osmanlıcı bir dil hâkimdir. Örneğin ilk sayıda yazan Osmanlı Eğitim Bakanı Babanzade İsmail Hakkı: "Dünyada hiçbir güç Kürtlük ile Osmanlılık arasındaki bağı yok edemez" diye yazmıştır uzunca bir yazının başında.
Fakat Balkan Savaşlarından sonra ülkede esen Türkçülük rüzgarı bu hareketin bir kısım üyelerini Kürt milliyetçiliğine sevk edecekti.
O sıralarda İstanbul'da öğrenci olan Nuri Dersimi: "O zamana kadar kadar Kürtçülük zihniyeti taşımayan Kürt gençleri büyük bir heyecana kapıldılar. İstanbul'daki üniversite gençleri arasında artık bir milliyetçi çatışması baş göstermişti. Okula girdiğimizde sınıfın büyük siyah tahtasında tebeşirle çok büyük yazılarla "Yaşasın Türk " yazısını görüyorduk. Bu durum karşısında biz de teneffüs saatlerinde sınıfa girerek aynı tahtaya "Bijî Kurd (Yaşasın Kürt) yazardık"
Spoiler içeriyor
Film şüphesiz kendine çok iyi bağlıyor, fakat başlarken izlediğimiz o sahnelerin gereği yoktu. Hatta iğrençti. Kurguya gelirsek film bize kendi içinde bir adet daha olay örgüsü sunuyor, iki hikaye de birbirini tamamlayan metaforlar içeriyor. Bir intikam hikayesi esasen. --- Katil…devamıFilm şüphesiz kendine çok iyi bağlıyor, fakat başlarken izlediğimiz o sahnelerin gereği yoktu. Hatta iğrençti.
Kurguya gelirsek film bize kendi içinde bir adet daha olay örgüsü sunuyor, iki hikaye de birbirini tamamlayan metaforlar içeriyor. Bir intikam hikayesi esasen.
---
Katil zanlısı adamın son sözünün "zayıf" olması bir metafor mesela. Karısı Susan da zayıf demişti ona. Katil zanlısının ölümü bir intikamı temsil ediyor. Onurlu bir intikam.
Görüşleriyle İslam dünyası üzerinde büyük yankıları olan Kutub, kitaba Yoldaki İşaretler bölümüyle başlar. Kutub insanlığın bir "cehennemi uçurumun kenarında" duruyor olduğunu söylüyor. Bundaki en büyük etkenin de hayatın sağlıklı bir şekilde ilerlemesini sağlayacak "değerler sistemi"nin iflas etmiş olmasıdır. Ona göre…devamıGörüşleriyle İslam dünyası üzerinde büyük yankıları olan Kutub, kitaba Yoldaki İşaretler bölümüyle başlar. Kutub insanlığın bir "cehennemi uçurumun kenarında" duruyor olduğunu söylüyor. Bundaki en büyük etkenin de hayatın sağlıklı bir şekilde ilerlemesini sağlayacak "değerler sistemi"nin iflas etmiş olmasıdır.
Ona göre Batı'nın ulaştığı madde uygarlığı, Tecrubî İlim Rönesans'ı zirvesine ulaşmış, yeni bir birikimi kalmamıştır. Aynı yüzyıllarda ortaya çıkan "kavmiyetçilik" de miadını doldurmuştur. Bu yüzden insanlık yeni bir değerler sistemine ihtiyaç duymaktadır. Söz konusu yegane sistemse İslam'dır. Fakat İslam da bir toplumda uygulanmadıkça, yani bir ümmet tarafından temsil edilmedikçe fonksiyonunu yürütemez. Bu yüzden ilkin ümmetin varlığı sağlanmalıdır.
Ona göre günümüz dünyası şu an bir "cahiliye dönemi" içerisindedir. Bu cahiliyet devri ilahî otoriteye el koyar, hakimiyeti insanlara dayandırarak onları birbirinin rabbi durumuna geçirir. İslam düzeninde ise insanlar kula kulluğu bırakıp, tek Allah'ın huzurunda boyun eğerek birilerine tapmaktan, başkasının kölesi olmaktan kurtulurlar.
Ancak bu durum pratik hayatta örneklendirilmelidir. Bu nedenle Müslümanların yaşayageldiği topraklarda bir "yeniden diriliş" hamlesine ihtiyaç vardır.
İşte Kutub bu yeniden dirilişin yol haritasını çizer kitapta.
Bir zamanlar İslamcı kesimde popüler olan bir yazar.
Çok beğendiğim bir filmdi. Şahsen hiç sıkılmadan izledim, zaman aktı gitti. Filmi ilk kez izleyeceklere tavsiyem, filmin başında henüz kadın arabadayken, eve varmadan telefonun ekranı kırılıyor. Bu ayrıntıya dikkat edin. Çok şey yazılır bu filme ama hep spoiler olur. Bir…devamıÇok beğendiğim bir filmdi. Şahsen hiç sıkılmadan izledim, zaman aktı gitti.
Filmi ilk kez izleyeceklere tavsiyem, filmin başında henüz kadın arabadayken, eve varmadan telefonun ekranı kırılıyor. Bu ayrıntıya dikkat edin. Çok şey yazılır bu filme ama hep spoiler olur. Bir de filmi izlerken o ayrıntıları keşfetmek de çok zevkli, bu yüzden en fazla iki kişi beraber izlenir. Sonra da film üzerine konuşulur.
Kitapta çoğu yerde monologlar var, daha önce görmediğim türden. Birbiriyle çelişen, tartışan gerçek ile gerçeküstülük arasında kalmış bir dili var. Özgün bir dil bu. Kitabın başı ve sonu yok. Bir yere bağlanmıyor. Kitabın gerçekçi yanı biraz burada bence. Romanlar, öyküler…devamıKitapta çoğu yerde monologlar var, daha önce görmediğim türden. Birbiriyle çelişen, tartışan gerçek ile gerçeküstülük arasında kalmış bir dili var. Özgün bir dil bu. Kitabın başı ve sonu yok. Bir yere bağlanmıyor. Kitabın gerçekçi yanı biraz burada bence. Romanlar, öyküler gerçeğe çok benzer ama hayat hiçbir zaman roman/öykülerdeki gibi belli bir düzlemde ilerlemez. Biraz saçmalık her zaman vardır yani hayatta. (Nasıl anlatsam bilemedim) Kitap bu yönden diğer eserlerden farklı. Yazar gerçeği görünür duruma getiriyor. Sırıtmıyor yani.
"Hoca , benim kardeş hasta, diyor.
Nesi var? diyorum.
Ateşi var çok, diyor. Ölecek.
İlaç vereyim mi? diyorum.
Hayır, portakal ver, diyor.
Portakal yememiştir hiç."
Kardeşi ölecek, bunu biliyor; bari ölürken mutlu olsun istiyor. Çünkü ilaç da portakal kadar az bulunan bir şey 70lerin hakkarisindeki bir köy için.
Hiç böyle bir eserle karşılaşmadım. Üslûp açısından farklı bir eser olduğunu biliyorum ama genel olarak her şey çok gerçekce. Şiirsellik ön planda.
'Muhtar içeri giriyor'
Selamünaleyküm.
Aleykümselam.
Yüzüme bakıyor.
Odaya bakıyor.
Oturuyor.
Benimle çay içiyor.
Ağzını açıp bir şey demiyor.
Çıkıp gidiyor."
Akıcı bir film. İzlerken sıkılmadım. Çok konusu üzerinde durulacak bir film değil. Herkesin dediği gibi Facebook'un kuruluş hikayesi. Filmde Eduardo ve Mark arasındaki olaydan çıkarımım şu ki profesyonel davranan iş dünyasında daha başarılı.