Ali Nazik: Senin altına güzel bir araba çekerik. Şahin mesela. Muhsin Bey: Yok istemem. Çok paramız olursa Üsküdar’da biz ev alırım, Kız Kulesi’ni gören. Yeter Beyoğlu’nun kahrını çektiğim. Ali Nazik: Ben bir kebapçı dükkanı kapatırım. Sırf bana kebap yapsınlar. Muhsin…devamıAli Nazik: Senin altına güzel bir araba çekerik. Şahin mesela.
Muhsin Bey: Yok istemem. Çok paramız olursa Üsküdar’da biz ev alırım, Kız Kulesi’ni gören. Yeter Beyoğlu’nun kahrını çektiğim.
Ali Nazik: Ben bir kebapçı dükkanı kapatırım. Sırf bana kebap yapsınlar.
Muhsin Bey: Tekrar tesbih yapmaya başlarım. Eski arkadaşlar toplanır fasıl geçeriz.
Ali Nazik: İpek bir göynek alırım, pembe. Beyaz bir elbise, altın kolye. İbrahim gibi…
Muhsin Bey: Afitap hanımı düşkünler evinden çeker alırım.
Ali Nazik: Bir sürü karıyı koynuma almak isterem, yiyip bitirsinler beni.
Muhsin Bey: Sevda Hanım’ı da çağırırım, gelirse tabii…”
“Ali Nazik: Çıktın mı? Hoş gelmişsen, buyur.
Muhsin Bey: Seni dinlemeye geldim.
Ali Nazik: Nasılam, beğendin mi?
Muhsin Bey: Arabeske başlamışsın. İbrahim gibi.
Ali Nazik: He ağzını öpeyim he, İbrahim gibi.
Muhsin Bey: Nota ne oldu? Solfej?
Ali Nazik: Boş verdim. Böyle idare ediyrik.
Muhsin Bey: B* herif, bir daha bu kadına dokunma gebertirim seni. Bu çocuğa yazık değil mi Sevda Hanım?
Ali Nazik: Ağam kusura bakma kendimi kurtarmam lazımdı.
Kurtardın mı bari?“
●Çokça severim bu filmi çünkü benim için hayat biraz da bu filmdir, bu filmin anlattığı, anlatmak istediğidir. Canım Muhsin Bey♡
Spoiler içeriyor
●Şermin Yaşar'ın okuduğum bu ikinci kitabı, ilki Deli Tarla kitabıydı. Bu kitabın en güzel yanlarından biri, bildiğin şeyin aslında çok daha farklı olduğunu gösteriyor sana her defasında ve okuduklarını gözlerinin önünde o kadar net canlandırabiliyorsun ki, bir film, bir dizi…devamı●Şermin Yaşar'ın okuduğum bu ikinci kitabı, ilki Deli Tarla kitabıydı.
Bu kitabın en güzel yanlarından biri, bildiğin şeyin aslında çok daha farklı olduğunu gösteriyor sana her defasında ve okuduklarını gözlerinin önünde o kadar net canlandırabiliyorsun ki, bir film, bir dizi izlemiş gibi hissediyorsun. Çok akıcı, heyecanlı bir kitap ve herkese kendince hak veriyorsun okurken ama az ama çok... Kimseyi tam olarak suçlamak, yanlış bulmak mümkün değil.
Bir tek Emin'in (en büyük çocuk) gençlik aşkı Çiğdem bana kötü gerçekten kötü geldi, içinde hiçbir güzellik ve iyi niyet olmayan biri.
Bu kitapta anne Mürüvet üzerinden görüyoruz ki hayatta çoğu zaman bir ilişkideki ihanet bir insanı, bir kadını, bir anneyi günden güne yok ediyor, üstelik sadece o kadını, anneyi tek değil, o ilişkideki çocukları da hayattan, güzelliklerden koparıyor. Bir kişinin hatasının birçok kişiyi ziyan ettiği kuruma aile denir, bu gerçeği bu kitapla bir kez daha görmüş oldum.
Şermin Yaşar'ın kitabı Ethem'e ithaf etmesi belki de Ethem'in içinde açtığı boşluğu doldurma isteğidir, belki bu kitap Ethem'e sırtını dayayacağı bir yer olsun istedi.
Kitap bittikten sonra Samime Sanay'dan "Söyleme Bilmesinler" şarkısını da dinledim. Şarkı güzel, kitaba da çok uymuş ismi. Kitaptan birkaç kişinin birkaç cümlesini buraya bırakmak istiyorum:
"Ethem'e...
Ethem, bir hayali karakter. Ancak onu yazarken sıkıntısını, yalnızlığını, el yordamını o kadar derinden hissettim ki, bu kitabıEthem'e ithaf ediyorum.
Kitap bu şekilde başlıyor. Ethem kitabın ilk karakteri.
"Ethem (Ortanca çocuk): Babam cumartesi sabahı üç kutu ilaç içmiş, intihar etmiş. Oysa akşam yemeğinde sakallarından akıta akıta çorba içiyordu. Biz üç kardeş akşam yemeğinden birkaç saat önce birbirimizden kurtulmayı hayal ederek oturmuş çay, kahve içiyorduk. Bazen yirmi dört saate gereğinden fazla şey sığıyor."
(Bütün olaylar, herkesin kendini anlatması 24 saat içinde oluyor. Cuma sabah başlayıp cumartesi sabah bitiyor. Ethemle başlıyor, Ethemle bitiyor. Ama başlarken yalnız Ethem, bittiğinde ise yanında Nurten var artık.)
"Emin (Abi): İnsan kendinin de hakkını verecek bu dünyada.
'Ey Allah'ım' dedim, 'sana da pek yüzüm yok ama gelmişken azıcık da anlatayım derdimi.' dedim, 'Rabbim, hikmetinden sual olunmaz ama ben bu dünyaya niye
geldim, sen bana bi onu de? Beni bu dünyaya gönderirken muradın neydi? Beni annemle babamın ilk evladı yapmaktaki maksadın neydi senin? Niye hep Emin, Emin, Emin diye koşturdu annem benim peşimde? Niye salmadı beni Ethem'le,
Ekrem'i saldığı gibi?
...
Sokaklar başıbo köpek dolu. İnsanın
üstüne üstüne yürüyorlar. Artık köpek sana havlayınca yerden taş alıp fırlatamıyorsun. Öyle hayvana baıırmak, 'Git şurdan!' falan demek, korkutur gibi yapmak bile ayıp. Köpek insandan kıymetli. Videoya çekip de internete koyuveriyorlar insanı. Adın hayvan düşmanı oluyor. Köpek sana havlıyorsa
karşılık vermeyeceksin, saygı duyacaksın. Isırırsa da köpek haklı. Senin canının bir kıymeti yok. Baktım köpekler kol geziyor her yerde, ben de mahalledeki öbür camiye gittim.
'Kusura bakma Allah'ım, imam ters bakınca çıkmak zorunda kaldım. Kaldığım yerden devam edeyim. Ben küçücük bir çocuktum hatırlar mısın? Beni bir köpek ısırmıştı. Eve geldim, kimseye söyleyemedim. Bacağımı atletimle sardım, kimse görmesin diye yıkayamadım bile, kan üstünde kurudu, bir
hafta ha bugün kuduracaıım, ha yarın kuduracağım diye bekledim ben. Kimsenin haberi yoktu. Sen beni niye o kadar korkuttun be Allah'ım? Aklıma geldikçe hâlâ ağlayasım geliyor. Bir hafta sonra kanlı atleti götürüp dereye attım, sudan korkmadım diye oturdum sevincimden ağladım. Ne gerek vardı Allah'ım bu korkuya? Çocuktum ben daha.
"Ethem: Olduğum yerde olmak istemiyorum ama olduğum yerden çıkıp gidemiyorum da. Şu an yaşadığım her şey o günlerin
aynısı. Evde olmak istemiyorum ama her akşam eve dönüyorum. Her gün işe gidiyorum. Bir şey beni hep dışarıya çekiyor. Hiçbir yere ait hissedemiyorum
kendimi. Hiçbir eve, hiçbir aileye, hiçbir topluluğa. Hiç arkadaş grubum olmadı benim mesela. Bir futbol takımı tutmadım. Bir siyasi partiyi desteklemedim. Bir derneğin, bir hayır kurumunun üyesi değilim. Bir memleketim yok, oralı hissetmiyorum. Apartman toplantılarına bile gitmedim, o apartman beni ilgilendirmiyor, oraya ait değilim. Sadece orda oturuyorum. Ve ben bu hali armut ağacının tepesinden beri üstümde
taşıyorum. Ekrem Sevgi'yi aldatıyormuş. Bunu bugün öğrendim. Beni ilgilendirmiyor tabi ama bu, Ekrem'in yaşadığına işaret. Yani hayatından memnun olmadığının farkına varmış, kendine bir yol aramış, bir heyecan, bir mutluluk, bir üzüntü, bir dert
aramış hiç değilse. Bak nasıl korkmuş da gelmiş abime. Korkmuş yahu, korkmuş adam. Bak abim de korkmuş, o da ölümden korkmuş. Ayrıca onun da varmış bak senelerdir devam ettirdiği bir gönül meselesi. Görüşmedik diye yemin billah
ediyor. Görüş, görüşme. Varmış başını koyduğunda yastığına düşüneceği biri Var. Bitti. Oturup birine mektup yazmışsın.
Biri seni düşünmüş, senin için mektup yazmış. Yaşamışsınız işte. Hayattasınız. Ben de hayattayım ama yaşıyor muyum
bilmiyorum. Ağız dolusu gülmedim bir kere bile. Bir kere öpmedim Nurten'i kendime çekip. Çocuk yapmak başka, sevişmek başka. Hiç 'seni seviyorum' demedim, o da bana demedi. Hiç 'canım' demedim, o da bana demedi. Nurten'i bana 'efendi' demekten zor vazgeçirdim ben, canım da neyin beklentisi? Nurten'in yazısı nasıldır bilmiyorum, hiç mektubunu yahut bir notunu okumadım. Nurten de benimkini gördüyse masanın üstüne bıraktığım bulmacalardan görmüştür. Nurten'i seviyor muyum ben? Evet ama bunu kendime bile
söyleyemiyorum. Severek evlenmedik, evet. Annem bulup getirdi Nurten'i. Beklemediğim bir anda, evleneceksiniz, bu da karın dedi. Yüzünü gördüm göz ucuyla, öyle bakamıyorsun ki ama çok beğendim. Güzel bir kız, su gibi. Annemin bana
neden bu kadar güzel bir kızı beğendiğini anlayamadım. Beklemiyordum. Evlenmemi istiyor olması, bana güzel bir eş seçmiş olması şaşırttı beni. Sonra annem, gel sen benimle dedi, yanına çağırdı Nurten'i. Yürüdü, arkasından bakakaldım.
Topallıyordu. Ne kadar üzüldüğümü bugün bile çok iyi hatırlıyorum. Nurten'in topal olması değildi beni üzen. Annemin
hayatımda belki de ilk kez beni düşündüğünü , bana iyiyi, güzeli layık görmüş olmasından duyduğum sevinç Nurten'in aksayan bacağına takılıp gitmişti. Annemle iyi bir ilişkimiz olsaydı
eğer, bana değil aksayan, iki bacağı olmayan bir kız bulup getirse de severdim, biliyorum. Sorun Nurten'le değildi, annemle olan ilişkimizdeydi bizim. Nurten'i bana kesilmiş bir ceza gibi gördüm uzunca bir süre. Yıllar geçtikçe, hafifledi hayal
kırıklığım, Nurten'le birbirimize alıştık ama sevdik mi, bilmiyorum. Şimdi soruyorum bunu. Kardeşlerimin özel hayatını
öğrendikten sonra soruyorum kendime. Sevdim ama gösteremedim. Bununla birlikte, göremedim de. Aldatmayı aklımın
ucundan bile geçirmedim. Hiç olmadı öyle bir durum. Ama Nurten'e de tutunamadım. Yaş aldıkça, doıumlarla da çirkinleşmedi. Hep güzeldi. Topal olmasının bir zararı yok güzelliğine. Hâlâ da yok. Ama o aşırı tutuculuğu, her şeyi günah bilmesi, saflığı rahatsız ediyor insanı. Belki başkası için bu da cezbedici gelirdi, bu halini severdi. Ama ben kendimi Allah affetsin, bu dine bile ait hissedemiyorum. Bazı şeyler anlamsız
geliyor. Nurten'i görüyorum, abdest aldıktan sonra banyodan baş örtüsü hafif açık, kolları sıvalı, ayakları nemli çıkıp dua
okuya okuya geçiyor oturma odasma. Namaz kılmak için, tespih çekmek için, Kuran okumak için abdest alıyor gün boyu.
Oysa temiz zaten, her gün defalarca yıkıyorsun, temizsin zaten, abdest almana gerek var mı, diyorum. Acıyarak bakıyor
bana. Çarpılmandan çok korkuyorum diyor. Zorla tövbe ettiriyor. Yani öyleydi. Artık ben de uğraşmıyorum onunla. Bunlar soğuttu, beni. Beraber olacaksak perşembe akşamlarını bekliyoruz. Buna yeni evlenirken, o işten önce iki rekât namaz
kıl demiş kim dediyse, hâlâ önce namaz kılıyor. 'Yahu o bir kereye mahsustu, bitti, kocanım ben senin zaten, her seferinde
bunun ne gereği var?' diyorum. Anlaşamıyoruz. O arada bende istek mistek kalmıyor zaten. Bir eksiği yok Nurten'in. Çok iyi bir ev kadını. Çok iyi bir anne. İyi bir evlat. Çok çok iyi bir insan. Ne bileyim, bu kadar dindar olmasa ya da ben
de onun kadar dindar olsam belki bambaşka olurdu her şey. Belki bu ailedeki en mutlu çift biz olurduk. Bugün anladım
ki kesin öyle olurmuş. Değiştirebilirdim Nurten'i. Biliyorum, uğraşsam değiştirebilirdim ama ben de uğraşmadım. Babası ve Rıfat Amcasıyla kıyasladı o beni hep. Ama benim onlarla yarışacak takatim hiç olmadı. Benim kendime hayrım yok, anlatabildim mi?
"Ethem: Birimizin kasveti hepimize bulaşıyor böyle. Neşe bulaşıcıdır falan diyorlar. Yalan. Neşe kolonya gibi bir şey. Dökünüyorsun, o an ferahlıyorsun. Sonra uçup gidiyor burnundan, elinden, üzerinden. Kasvet öyle değil ama zamk gibi, bulaşıyor ve dokunan herkese yapışıyor."
"Hülya: Ölecek kadar acı çekiyor, gene de çocuklarından korkuyor. Çocukluğunda anne babadan kork, gençliğinde karından kocandan kork, yaşlılığında çoluk çocuğundan kork. Korkusuz gün yüzü yok insana."
...
Herkes kendini anlatır. Karşsındakini dinliyormuş gibi yapar ama aslmda kendi söyleyeceği için sırası bekler."
"Ethem: insanın babasının ağlaması da bambaşka bir duygu. Annelerin ağlamasına alışığız ama baba ağlayınca dünya duruyor sanki."
"Hülya: Kıyametin çok gürültülü olacağını sanıyoruz ya kim bilir belki de sessizdir. Sessizlik gürültüden çok daha ağır bir şey."
"Ekrem: Bu acıyı bin farklı cümleyle anlatabilirim ben ama hepsi aynı kapıya çıkar."
"Ethem: Zenginin zengin diye derdi olamaz. Fakirin fakir diye. Gencin genç diye. Yaşlının yaşlı diye. Kime hak lan bu dert
dediğiniz şey? Niye sormuyor kimse birbirine derdini? Niye dinlemiyor?
Sevgi ile Nurten'e yer veremedim ama ikisinin de acısını hissettim♡
Ekrem ve Emin'in bana pek iyi, güzel gelen yanları yoktu, evet ikisinin de acılarını, korkularını anladım, kendimce hak verdim de yer yer ama pek yakın hissetmedim hele Ekrem'i...
"-Hayat devam etsin diye uğraşıyor insanlar, hatta ölümsüz olmak için bile neler yapıyorlar." "-Kitap yazıyorlar, şiir yazıyorlar, film yapıyorlar." "-Çocuk yapıyorlar, çalışıyorlar , yaşıyorlar işte."
"-Ben onu bıçaklamak istemiyorum. İnsanlığı kurtarmak için başka bir yol yok mu?'' "-Evet var ekmek ve çiçekle, adalet ve sevgiyle. Merhamet ve aşkla..."
Spoiler içeriyor
"Harita diye birbirimizin yüzüne bakıyor, hikaye diye ruhlarımızı masaya koyuyoruz." ● ChatGBT'nin Yorumu: Gizli Yüz, Ömer Kavur’un sinemasının en yoğun, en kapalı ve en “hissedilerek anlaşılması” gereken filmlerinden biri. Senaryosunun Orhan Pamuk tarafından yazılmış olması da filmi klasik bir hikâye…devamı"Harita diye birbirimizin yüzüne bakıyor, hikaye diye ruhlarımızı masaya koyuyoruz."
● ChatGBT'nin Yorumu:
Gizli Yüz, Ömer Kavur’un sinemasının en yoğun, en kapalı ve en “hissedilerek anlaşılması” gereken filmlerinden biri. Senaryosunun Orhan Pamuk tarafından yazılmış olması da filmi klasik bir hikâye anlatımından çıkarıp daha edebi, daha soyut bir yapıya taşıyor.
1. Hikâye (Ama sadece görünen yüzü)
Film yüzeyde oldukça basit görünür:
Bir fotoğrafçı, çektiği fotoğrafları gizemli bir kadına getirir. Kadın, bu fotoğraflarda “aradığı yüzü” bulmaya çalışır. Sonunda o yüzü bir saat tamircisinde bulur
Ama adam ortadan kaybolur
Fotoğrafçı da bu arayışın içine sürüklenir
Bu noktadan sonra film klasik bir “bulma hikâyesi” olmaktan çıkar.
Asıl soru şudur:
Gerçekten bir insan mı aranıyor, yoksa bir anlam mı?
2. Temel Tema: “Arayış” (Ama dışsal değil, içsel) Ömer Kavur sinemasının en belirgin teması arayıştır.
Ama bu arayış: Fiziksel değil
Psikolojik ve varoluşsaldır
Filmdeki üç karakter:
Kadın
Fotoğrafçı
Saatçi
aslında aynı şeyin farklı yüzleri gibidir.
Aranan “yüz”, bir insan değil:
kimlik, anlam, tamamlanma duygusu
Kavur’un sinemasında sık görülen şey burada da var: dış yolculuk → iç yolculuğa dönüşür
3. “Yüz” Metaforu: Kimlik ve Arzu
Filmde “yüz” çok kritik bir sembol.
Yüz şunları temsil eder:
Kimlik (ben kimim?)
Başkasında kendini arama
İdeal / hayal edilen kişi
Kadının aradığı yüz: Gerçek bir kişi değil
Zihninde yarattığı bir ideal
Bu yüzden: Bulduğunda bile kayboluyor
Çünkü o yüz gerçek dünyaya ait değil
4. Saat Tamircisi: Zaman ve Kader
Saat tamircisi karakteri çok önemli:
Zamanla ilgilidir. Ama kendisi zamandan “kaçmış” gibidir. Bu da şunu düşündürür:
Aranan şey zamanın dışında
Belki geçmişte
Belki hiç var olmamış
Saat = düzen
Saatçi = o düzeni anlamaya çalışan kişi
Ama filmde düzen yok, sadece belirsizlik var
5. Gerçek mi, Hayal mi?
Film bilinçli olarak bu sorunun cevabını vermez: Kadın gerçek mi?
Saatçi gerçekten var mı?
Yoksa hepsi fotoğrafçının zihni mi?
Film burada şunu yapar:
Gerçekliği kırar. İzleyiciyi belirsizlikte bırakır. Bu yüzden film:
anlatılmaz, hissedilir
6. Mekânlar: İç Dünya = Dış Dünya
Filmde sürekli şu atmosfer var:
Oteller, loş odalar, yağmurlu sokaklar, camlar, aynalar
Bunlar rastgele değil:
Hepsi karakterin iç dünyasının dışa yansıması
Kapalı mekân = sıkışmışlık
Cam = gerçek ile hayal arasındaki sınır
Yol = arayış
7. Karakterler neden “soğuk” ve uzak?
Çünkü: Onlar gerçek insanlar gibi değil
Birer “durum”u temsil ediyorlar
Kadın = arzu
Fotoğrafçı = gözlem / tanıklık
Saatçi = zaman / kader
Bu yüzden filmde: Duygudan çok “hâl” vardır
8. Orhan Pamuk etkisi
Film, Kara Kitap’tan esinlenmiştir.
Pamuk’un edebiyatındaki temalar burada da var: Kimlik kaybı
Başkasının yerine geçme
Gerçeklik ile kurgu arasındaki bulanıklık
Bu yüzden film: Bir roman gibi ilerler
Net cevaplar vermez
9. Filmin asıl sorusu
Film boyunca gizli olan soru şu:
İnsan gerçekten neyi arar?
Birini mi? Kendini mi?
Yoksa hiç var olmayan bir şeyi mi?
Ve daha sert olanı:
Bulduğumuz şey gerçekten aradığımız şey mi?
10. Neden zor bir film?
Çünkü: Hikâye anlatmaz → durum yaratır
Açıklamaz → ima eder
Sonuç vermez → açık bırakır
Bu yüzden çoğu izleyici şunu hisseder:
“Bir şeyler oldu ama tam ne oldu bilmiyorum” Ve aslında film tam olarak bunu ister.
Kısa ama vurucu yorum
Gizli Yüz, bir insanın başka birini arıyormuş gibi yaparak aslında kendi içindeki eksikliği aramasının hikâyesidir.
son ve kadının kimliği meselesi.
Bu filmde tek bir doğru yorum yok — ama güçlü teoriler var.
1. Filmin Sonu: Ne oluyor aslında?
Filmin sonunda:
Kadın ortadan kaybolur
Saat tamircisi kaybolur
Fotoğrafçı yalnız kalır
Ve arayış ona geçer
Yani hikâye kapanmaz, devredilir
Bu çok önemli bir detay:
Arayan kişi değişir ama arayış bitmez.
2. Teori 1: Kadın gerçek değil (zihinsel bir figür) Bu yoruma göre:
Kadın aslında fotoğrafçının zihninin bir parçası. Bunun işaretleri:
Kadın çok “gerçek dışı” davranır
Duygusal olarak ulaşılmazdır
Sanki sadece “yönlendirmek” için vardır
Bu durumda:
Kadın = fotoğrafçının bilinçdışı
Saatçi = onun bastırdığı bir gerçek
Arayış = kendi kimliğini bulma çabası
Yani film aslında bir iç monolog olabilir
3. Teori 2: Kadın = Arzu / Takıntı
Bu daha psikolojik bir yorum:
Kadın şunu temsil eder:
Ulaşılamayan ideal. Takıntı
“Bulursam tamamlanırım” duygusu
Ama sorun şu:
Bu tür arzular gerçekleşince yok olur
Bu yüzden: Kadın birini bulur → adam kaybolur
Fotoğrafçı kadını arar → kadın kaybolur
Çünkü aranan şey gerçek değil, bir boşluk
4. Teori 3: Kadın ve saatçi aynı şeyin iki yüzü
Bu biraz daha sembolik bir yorum:
Kadın → arayan taraf
Saatçi → aranan taraf
Ama aslında:
İkisi de aynı varoluşun parçaları
Bu yüzden:
Biri ortaya çıkınca diğeri kaybolur
Asla aynı anda var olamazlar
Bu çok güçlü bir fikir:
İnsan hem arayan hem aranan olabilir
ama aynı anda değil
5. Teori 4: Hiçbiri gerçek değil (tamamen varoluşsal yorum)
En sert yorum bu:
Kadın yok
Saatçi yok
Aranan yüz yok
Çünkü “anlam” diye bir şey yok
Film burada şunu söylüyor olabilir:
İnsan hayatı boyunca bir şey arar
ama o şey aslında hiç var olmamıştır
Bu, varoluşçu bir boşluk hissi yaratır.
6. Döngü Meselesi (çok kritik)
Filmin en önemli yapısı:
Döngü
Kadın arar
Fotoğrafçı ona yardım eder
Kadın kaybolur
Fotoğrafçı arayan olur
Bu şu anlama gelir:
Arayış bulaşıcıdır
Birinden diğerine geçer
Ve asla bitmez.
7. Saatçi neden kayboluyor?
Saatçi bulununca neden yok oluyor?
Çünkü:
Aranan şey bulunduğu anda
“arayış” sona erer
Ama bu filmde arayış bitmemeli.
Bu yüzden:
Saatçi → kaybolur
Kadın → kaybolur
Hikâye devam etmek zorundadır
8. En güçlü birleşik yorum
Tüm teorileri birleştirirsek:
Kadın = arzu
Saatçi = anlam
Fotoğrafçı = insan
Ve sonuç:
İnsan (fotoğrafçı),
arzu (kadın) aracılığıyla
anlamı (saatçi) arar
Ama:
Anlam bulunduğu anda yok olur
9. Filmin sana hissettirmek istediği şey
Bu film anlaşılmaktan çok:
hissettirilmek için yapılmış
O his şu:
Eksiklik
Tamamlanamama
Sürekli arama hali
Ve belki de en önemlisi:
“Bulursam ne olacak?” korkusu
Son cümle (filmin özü)
Gizli Yüz, bir şeyi bulma hikâyesi değil,
arayışın kendisine bağımlı olma
☆Çok garip ve belirsiz bir filmdi benim için. Buna rağmen güzeldi. Belki bir ara tekrar izlerim