"Sarp dağlara getirdiğim, Kavuşmadan yitirdiğim, Ak kefensiz yatırdığım Hasanım ardından geldim. Emine'yi yaslı eden, Kerem olup Aslı eden, Dağı taşı sesli eden Hasanım ardından geldim."
"Lennie ona hüzünlü hüzünlü baktı. "Ufacıktılar," dedi özür diler gibi bir sesle. "Okşuyordum, sonra parmaklarımı ısırmaya başlıyorlardı, ben kafalarını biraz çimdikliyordum, hemen ölüyorlardı... ufacıktılar da ondan. Keşke artık tavşan bulsak, George. Onlar daha büyük."
"Gelincik... Geçen mayısta bir gelincik kopardım." Durdu öylece baktı, sonra bıraktı yapraklarını. "Pişmandım, ancak pişmanlığın gelinciğe verebileceği yaprakları yoktu. Günah gibi. Koparmadan önce gelincik kadar güzel, kopardıktan sonra gelincik kadar solgun. Koparmadan bilemezdim belki ama koparmamış olmayı yeğlerdim. Günahın en…devamı"Gelincik... Geçen mayısta bir gelincik kopardım." Durdu öylece baktı, sonra bıraktı yapraklarını. "Pişmandım, ancak pişmanlığın gelinciğe verebileceği yaprakları yoktu. Günah gibi. Koparmadan önce gelincik kadar güzel, kopardıktan sonra gelincik kadar solgun. Koparmadan bilemezdim belki ama koparmamış olmayı yeğlerdim. Günahın en çekici yanı da bu; henüz yaşanmamış olmak." Sigaradan bir nefes, bir nefes daha aldı. "Şimdi fırlat taşını, Adem'in pişmanlığını yüklenen adamı görerek fırlat."
Bir kişi hedefine çaba göstermeden ulaşacağını sanıyorsa, hayal dünyasında yaşıyor, demektir. Ve bir kişi hedefine çaba harcayarak erişeceğini sanıyorsa, haddini bilmiyor, demektir... ~Hz. Ali
"Eğer ölüm herkes için olağan ve meşru bir sondan ibaretse insanların ölmelerine engel olmak niye? Bir tüccarın ya da memurun fazladan beş, on yıl yaşamasının kime ne faydası var? Tıbbın gayesini, ilaçların acıları hafifletmesi olarak görürseniz kaçınılmaz olarak ortaya şu…devamı"Eğer ölüm herkes için olağan ve meşru bir sondan ibaretse insanların ölmelerine engel olmak niye? Bir tüccarın ya da memurun fazladan beş, on yıl yaşamasının kime ne faydası var? Tıbbın gayesini, ilaçların acıları hafifletmesi olarak görürseniz kaçınılmaz olarak ortaya şu soru çıkar: Acıları hafifletmenin amacı nedir? İlk olarak, acıların insanı kusursuzluğa götürdüğü söylenir. İkinci olarak ise, eğer insanoğlu acılarını haplarla ve damlalarla hafifletebileceğini öğrenirse, bugüne kadar onları hem her türlü kötülükten koruyan hem de onlara mutluluk bahşeden dini ve felsefeyi tümüyle terk edebilir. Ölüm döşeğindeki Puşkin korkunç acılara maruz kalmış, zavallı Heine birkaç yıl felçli yaşamıştı. Peki acı çekmedikleri takdirde bir amip gibi bomboş ve anlamsız bir yaşam sürdürecek olan falanca Andrey Yefimıç ya da filanca Matrupna Savişna'nın hasta olmasına engel olmak niye? "
"Bir muhabbet ki itiraf edilmeden, içyüzü bilinmeden, sırları açıklanmadan öylece kalbimde bir yer bulsun ve sevdiğim kadın onu hissetmekle mağrur ve mesut olabilsin... Öyle bir sevda ki beni geceleri yıldızlara karşı dilsiz ve hayran, karanlıklara karşı şaşkın ve kendinden geçmiş…devamı"Bir muhabbet ki itiraf edilmeden, içyüzü bilinmeden, sırları açıklanmadan öylece kalbimde bir yer bulsun ve sevdiğim kadın onu hissetmekle mağrur ve mesut olabilsin... Öyle bir sevda ki beni geceleri yıldızlara karşı dilsiz ve hayran, karanlıklara karşı şaşkın ve kendinden geçmiş bıraksın... Güzel bir müzik dinlerken onunla ağlayayım, dünyanın, tabiatın güzelliklerini onunla seveyim, sevebileyim... Bir kadın ki beni düşündürsün, acı versin, istemeyerek, bilmeyerek kederlendirsin... Bir kadın ki karşı konulması, yok edilmesi mümkün olmayan engeller beni kendisinden ayırsın, söyleyemeyeyim, aşkımı kabul olup da, cüret edip de ona söyleyemeyeyim. O kadar mukaddes, o kadar muhteşem... O kadın o derece her şeyin üstünde olsun!"
Spoiler içeriyor
"Ruth’lardaki o akşamdan Martin’de tuhaf bir karmaşa, birbiriyle çelişen duygular kaldı. Hedefinde, yani birlikte olmak için yanlarına tırmandığı insanlar konusunda hayal kırıklığı yaşıyordu. Ama bir yandan da kendi başarısından cesaretlenmişti. Beklediğinden daha kolay tırmanmıştı yanlarına. Tırmanma konusunda üstündü (sahte bir…devamı"Ruth’lardaki o akşamdan Martin’de tuhaf bir karmaşa, birbiriyle çelişen duygular kaldı. Hedefinde, yani birlikte olmak için yanlarına tırmandığı insanlar konusunda hayal kırıklığı yaşıyordu. Ama bir yandan da kendi başarısından cesaretlenmişti. Beklediğinden daha kolay tırmanmıştı yanlarına. Tırmanma konusunda üstündü (sahte bir alçakgönüllülükle kendinden gizlemediği bir şeydi bu); Profesör Caldwell hariç yanlarına yükseldiği varlıklardan üstündü. Hayat hakkında, kitaplar hakkında onlardan daha fazlasını biliyor, aldıkları eğitimin hangi köşe bucağa, hangi kuyuta atıldıklarını merak ediyordu. Henüz nadir rastlanır bir gücüne sahip olduğunun bilincine varmadığı gibi, derinlemesine araştırmalara ve büyük fikirler tasavvur etmeye meraklı insanlara Morse’ların salonunda yer olmadığının da farkında değildi. Bu tür insanların, vıcır vıcır sürü hayatının kalabalık yükünü omuzlanmış dünyanın hayli yukarısında, mavi semalardaki kartallar gibi yalnız dolaştıkları, yine onun tahayyül etmediği bir şeydi."
Yeni başladım, hala okuyorum. İlk birkaç bölümden anladığım kadarıyla Martin Eden'ın kendisine nazaran çok üst sınıf bir kıza hayranlığı ile kendisini geliştirmeye çalışması ve devamındaki olayları okuyacağız. Karakterlerin iç çözümlemeleri ve betimlemeler çok anlamlı. Kitapta Jack London'dan da izler mevcut.…devamıYeni başladım, hala okuyorum. İlk birkaç bölümden anladığım kadarıyla Martin Eden'ın kendisine nazaran çok üst sınıf bir kıza hayranlığı ile kendisini geliştirmeye çalışması ve devamındaki olayları okuyacağız. Karakterlerin iç çözümlemeleri ve betimlemeler çok anlamlı. Kitapta Jack London'dan da izler mevcut.
Kitap Notlarından alıntı:
" Martin Eden'ın hayran olduğu Ruth Morse karakteri, Jack London'ın lise yıllarında tanıyıp büyük hayranlık duyduğu Mabel Applegarth'tan esinlenmedir. Jack London, önce onun kardeşi Ted ile tanışmış (burada olduğu gibi kavgada değil, okulun münazara kulübünde) ve onun davetiyle evlerine gidip üniversitede okuyan, güzel ve son derece hassas bünyeli (aslında verem olan) ablası Mabel'ı görmüştü. Kültürlü bir aile olan Applegarth'lardaki resimlere, kitaplara, evin sıcak ve samimi ortamına hayran kalan 20 yaşındaki Jack London, bütün ailenin sevdiği bir kişi oldu. Hatta aile, Yosemite Vadisi'nde geçirdikleri bir yaz tatiline onu da götürdü. "
Seni bir nûra çıkarsam, diye, koştum durdum, Ey, bütün dalgalı ömrümde, hayat arkadaşım! Dağ mıdır, karşı gelen, taş mı, hep aştım, lâkin, Buruşuk alnıma çarpan bu sefer kendi taşım! ~Hayat Arkadaşıma