“We train young men to drop fire on people, but their commanders won't allow them to write ‘fuck’ on their airplanes because it's obscene.” (Deliliğin gözünden ahlak.) Bazı filmler vardır, insanın ruhunda bir iz bırakır; kolay kolay unutulmaz, bu kadar…devamı“We train young men to drop fire on people, but their commanders won't allow them to write ‘fuck’ on their airplanes because it's obscene.”
(Deliliğin gözünden ahlak.)
Bazı filmler vardır, insanın ruhunda bir iz bırakır; kolay kolay unutulmaz, bu kadar etkili filmi bazen bir kez izlemek bile yeterli gelebilir. Apocalypse Now benim için işte tam da böyle bir film.
Ancak sadece bir filmde değil, bir ruh hâli. Her izleyişte başka bir yönünü fark ettiğim, bitince içimde ağır bir sessizlik bırakan o nadir eserlerden. Bu filmde savaşın görüntüsü yok aslında, insanın kendisiyle savaşı var. Ve en korkutucusu da bence bu: içimizdeki karanlık, çoğu zaman dışarıdaki düşmandan daha güçlü olabiliyor.
İzlediğimde derin bir nefes aldım ve içimden “bu kadar yeterli” dedim. Çünkü bu sadece bir film gibi gelmedi bana, ruhu zorlayan bir deneyim, insanın kendi iç karanlığına yaptığı bir yolculuk misali aklın kaybı ve deliliğe yolculuk hakkında. Eğer medeniyet tamamen çökerse ve bir yerlerde çoktan çökmüşse, bu aşağı yukarı bekleyebileceğimiz şeydir, delilik ve akıl hastalığı.
Film, Vietnam Savaşı'nı arka plana alarak bir nehir yolculuğu üzerinden insanın içsel çöküşünü anlatıyor. Her kıvrımıyla bilinmeze giden o nehir, aslında Willard’ın (ve tabii bizim) aklımızın, vicdanımızın ve ruhumuzun içlerine kıvrıla kıvrıla ilerliyor. Karşımıza çıkan düşmanlar bizden başkası değil. Her durakta biraz daha karanlığa gömülüyor karakterler. Savaş burada sadece bir fon değil, insanı insandan ayıran, duygusuzlaştıran bir makine. Sinemada sadece savaşın yıkıcılığını anlatan bir film olmanın ötesinde, insanın içsel çatışmalarını ve karanlık yönlerini keşfe çıkan bir başyapıttır. Coppola’nın bu etkileyici filmi, bize nehir boyunca ilerlerken hem dışsal hem de içsel bir yolculuğa çıktığımızı hatırlatır. Ve bu yolculuğun sonunda ulaşabileceğimiz tek şeyin kendi karanlığımızın ta kendisi olduğunu gösteriyor.
Albay Kurtz, nehrin sonunda bizi bekleyen “bizden önce geçmiş olan” kişi. Kendi içindeki karanlığa teslim olmuş, kötülüğü güçle eş tutmuş bir adam. Willard ise bu karanlıkla yüzleşmek zorunda olan. İkisinin karşılaşması, savaşın değil, insan doğasının özüne dair bir hesaplaşma gibi. Kurtz “dünyadaki asıl delilik düzenin kendisi” diyerek sistemin ikiyüzlülüğünü sorgularken, Willard giderek dönüşüyor. Nehirden çıktığında artık eski adam değildir; ya da hiç olmamış mıdır zaten?
En çok etkilendiğim şeylerden biri şu: Film hiçbir net cevap sunmuyor. Ne iyi var ne kötü, ne doğru var ne yanlış. Her şey birbirine karışmış. Bu açık uçluluk bazı izleyicileri rahatsız edebilir ama bana göre bu film tam da bu yüzden unutulmaz. Çünkü tıpkı hayat gibi, tıpkı savaş gibi, cevaplardan çok sorularla dolu.
Filmin görselliği de ruh gibi sarsıcı. Napalmın ağaçların üzerine nazikçe çöküşü, The Doors’un “The End” parçasıyla birleşince bir anda hem büyüleniyorsunuz hem de midenize bir yumruk yemiş gibi hissediyorsunuz. O anlar, savaşın estetikleştirilmiş ama bir o kadar da yıkıcı yüzünü gözümüze sokuyor.
Kimi bu filmi “en iyi savaş filmi” olarak tanımlar ama bence bu tanım yetersiz. Apocalypse Now, savaşın ötesinde bir şey: insanın ruhuna dair bir anlatı, akıl sağlığı ile delilik arasında gidip gelen bir iç hesaplaşma. Eğer savaşın tarihçesini öğrenmek istiyorsanız Platoon’a bakabilirsiniz. Ama savaşın insanı neye dönüştürdüğünü görmek istiyorsanız, bu film tam yeri.
Yapım sürecini anlatan Hearts of Darkness belgeselini izlediğimde, Coppola’nın aslında Willard gibi olduğunu fark ettim. Ne yapacağını bilmeden Filipinler’e gitmiş, bir senaryonun yarısıyla yola çıkmış. Yol boyunca kendi karanlığıyla, egosuyla, korkularıyla boğuşmuş. Film boyunca yaşanan kaos, setin arkasında da aynen yaşanmış.
Son olarak bir tavsiye: Eğer bu filmi ilk kez izleyecekseniz, mutlaka orijinal versiyondan başlayın. Redux, evreni biraz daha derinleştiriyor ama ilk deneyimi sade bırakmak elbette ki daha etkileyici olacaktır.