Nobel ödüllü ilk kadın bilim insanı olan Marie Curie’nin hayatını izliyoruz. Ünlü Polak kimyagerin ve ünlü Fransız fizikçi Pierre Curie’nin sıkı çalışma dolu hayatı içinde ailecek geçirilen sevgi dolu zamanları 1900lü yıllarda başa gelecek talihsiz olayla kararır. İnsan canı ne…devamıNobel ödüllü ilk kadın bilim insanı olan Marie Curie’nin hayatını izliyoruz. Ünlü Polak kimyagerin ve ünlü Fransız fizikçi Pierre Curie’nin sıkı çalışma dolu hayatı içinde ailecek geçirilen sevgi dolu zamanları 1900lü yıllarda başa gelecek talihsiz olayla kararır. İnsan canı ne kadar basit sebeplerle son bulabiliyor. Yağmurlu bir nisan günü Pierre Curie ona çarpan bir at arabası yüzünden canından olur. Geride dört çocuğu ile Marie kalır. O dönemlerde her ne kadar kanıtlanmış bir zekaya sahip olsanız da kadın olmanın zorlukları katlanarak büyümüştür. Bu Marie’yi daha da hırslı ve sıkı çalışan biri haline getiriyor. İmkanları kısıtlı, yolculuğu uzun ve zorlu da olsa; element numarası 88, erime noktası 700 santigrat derece olan görülebilir ve dokunulabilir maddeyi “Radyum”u keşfediyor. Ancak kansere ve tüm hastalıklara çare olacağını düşündüğü element 66 yaşında hastalanıp hayata veda etmesine sebep oluyor.
Filmden bazı replikleri ekleyeceğim.
Marie Curie kız kardeşine şunları söyler;
Bugünün eğitim sistemini hiç sevmiyorum. Çocukların sanatsal hassasiyet geliştirmek için spora zamanları olmalı. Merakı hiçbir şey deney yapmak kadar arttıramaz. Ama hayır! Onları ezberci, umutsuz dalaverelere zorlarlar. Ve kızların herhangi bir fizik dersine girmesini yasaklarlar. Irene kadar yetenekli olsalar bile. Neden kızların daha az yetenekli olması gerekiyor?
Kocasını özlediğinde aklına gelen anılardan birinde zamanında kocasına şunları söylemiştir;
Hiç kimsenin henüz araştırmadığı yeni fikirleri birlikte keşfetmek çok heyecan verici.
Ders verdiği akademisyen öğrencileriyle geçen bir diyaloğu;
Öğrenci: Bir şeyi keşfetmek için ne aradığınızı bilmelisiniz. Söylemeye çalıştığım şey, her yeni hipotez için bir olgunun basitçe gözlemi yeterli değildir. Daha öncesinde bir tanımlamayı anlamanız gerekir.
Marie Curie: Bana yeni fikirlerin nasıl doğduğunu mu soruyorsun?
Öğrenci: Evet
Marie Curie: Heyecan verici bir soru. Fakat fizik sınırlarının çok ötesine geçiyor. Her şeyde olduğu gibi sezgi ve sağduyuya güvenmek gerekiyor. Bilimsel bulguların çoğu yetenek ve tesadüfün bir karışımıdır. İyi bir bilim insanının doğanın sınırını ele vermesi için maceracı bir ruha ihtiyacı vardır. Ve kendi atılganlığından korkmaması gerekir. Gerekli metodik prosedürleri de unutmaması gerekir. Zihnimizin özgür olmasının vazgeçilmez olduğunu unutmamanızı isterim. Onu korumak için bütün önlemleri alın.
İkinci nobel ödülünü alırken söyledikleri;
İnsanları tanımak için daha az, düşüncelerini bilmek için ise daha meraklı olmalıyız. Bilginin reddi ve yaratıcı düşünme korkusu kayıp tohumlara yol açar. İnsan hayatta hiçbir şeyden korkmamalıdır ancak anlamak için gayret göstermelidir. Meraklı bir zihnimiz olmadan kim olurduk? Ben bilimi güzelliğin ifadesi olarak gören kişilerdenim. Hayatımı evrenin gizemini keşfetmeye adayabildiğim için mutluyum.
Hayatla ilgili mutlaka herkesin kafasında oluşan soru işaretlerine öyle keskin, öyle acımasız ve etkileyici cevaplar vermiş ki "Evet gerçekten de öyle, sonuna kadar katılıyorum, en yakın uçurum nerede tarif edin bana" diyorsun, kitapla fazlasıyla bütünleşiyorsun. Senin eksik yanını tamamlayan, söyleyemediklerini…devamıHayatla ilgili mutlaka herkesin kafasında oluşan soru işaretlerine öyle keskin, öyle acımasız ve etkileyici cevaplar vermiş ki "Evet gerçekten de öyle, sonuna kadar katılıyorum, en yakın uçurum nerede tarif edin bana" diyorsun, kitapla fazlasıyla bütünleşiyorsun. Senin eksik yanını tamamlayan, söyleyemediklerini kafanda bir türlü toparlayamadığın cümleleri destekli bir şekilde kuran yoldaş haline geliyor.
Karakterlerimiz Kinyas ve Kayra.. bir insanın içinde barındırabileceği tüm kötülükleri dışarıya vurarak bizzat yaşayarak ve yaşatarak dünyayla kafa buluyorlar. Hayatın onları mahvetmesine fırsat vermeden onlar bizzat kendilerini adım adım mahvediyorlar.
Bir süre sonra yollar ayrılıyor. Çünkü geriye iki seçenek kalmıştır. Ya yaşayamadan sürekli ve doyasıya ölmek ya da yaşadığını hissederek,hayatı sevmeyi öğrenerek ölümü gücü yettiğince ertelemek. Nihilist görüşün baskın olduğu bu roman modunuzu yer yer düşürecek ama yazarın akıcı dili sayesinde elinizden düşüremeyeceksiniz. (2018)
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın okuduğum ilk kitabı. Hayri İrdal isimli bu adamın ağzından dinlediğimiz muhteşem gözlemler ve ruh tahlilleri olan muazzam kitap. Fazlaca karakter mevcut ve tabiri mazur görün hepsi de kafadan çatlak. Yazarımız özellikle karakterlere böyle özellikler yüklemiş. Kitaptaki kimse…devamıAhmet Hamdi Tanpınar'ın okuduğum ilk kitabı. Hayri İrdal isimli bu adamın ağzından dinlediğimiz muhteşem gözlemler ve ruh tahlilleri olan muazzam kitap. Fazlaca karakter mevcut ve tabiri mazur görün hepsi de kafadan çatlak. Yazarımız özellikle karakterlere böyle özellikler yüklemiş. Kitaptaki kimse mükemmel değil kendilerine has takıntıları, yaşama tarzları, hayatı yorumlama şekilleri var. Hayatın içinden bir kitap. Hepimizde olan özellikler aslında karakterlerde biraz daha abartılı gösterilmiş. Bu yüzden insan psikolojisi üzerine meraklıysanız muhakkak okumanızı tavsiye ederim. Doktor Ramiz ve Hayri İrdal'ın diyaloglarında terapi koltuğunun bir ucuna siz de oturun. Tüm dikkatinizi vererek okuyun. Ben kitabı sınav dönemim yakınken okumaya başlamıştım. Hayran hayran okurken son yüz sayfa kala hiçbir şey anlamamaya karakterlerin ve olayın içine girememeye başladım. Yarım bırakmıştım. Sonra en baştan başladım ve her sayfasını her cümlesini dikkatle okudum, kaçırdığım detayları da fark etmiş oldum böylece hayranlığım kat kat arttı. Zamanla ilgili çok önemli noktalar üzerinde durup çok yerinde tespitler yapmış. Son olarak her istediğimiz şeye ayıracak zamanı bulabiliriz yeter ki zamanın akışının farkında olup bu dansa ayak uyduralım. :) iyi okumalar (2021)
12 Temmuz 2025’i unutmayacağım. Bugün tarihi bir olaya şahitlik ettik. Yaşananlar boşuna yaşanmadı, biz askerlerimizi haybeyeden toprağa vermedik. Bazı duygularımı diri tutmak için Dağ serisini bugün baştan izliyorum. Bu düştüğümüz durum, Türklüğümüzün uğradığı hakarete seyirci kalmak çok canımı yakıyor. Küfürler…devamı12 Temmuz 2025’i unutmayacağım. Bugün tarihi bir olaya şahitlik ettik. Yaşananlar boşuna yaşanmadı, biz askerlerimizi haybeyeden toprağa vermedik. Bazı duygularımı diri tutmak için Dağ serisini bugün baştan izliyorum. Bu düştüğümüz durum, Türklüğümüzün uğradığı hakarete seyirci kalmak çok canımı yakıyor. Küfürler isyanlar bu duygularımı karşılayamıyor. Bugün sadece şehitlerimizin kemikleri sızlamadı. Çok büyük yıkımlar oldu. Allah şehit yakınlarımıza, gazilerimize sabır versin. Biz anayasamızın ilk dört maddesi hala elimizde diyerek kendimizi avuturken, çoktan onlarca defa revizyona giden yasalarımıza oyun hamuru muamelesi yapılıyor. Ve en acı eserlerini ortaya koymak üzere komisyon kurulmuş. Türk’lerin kanıyla canıyla kazandığı her zafer Kürt, Araplara mal ediliyor. İtibarsızlaştırılıyoruz. Kurtuluş savaşında şehit olan vatanseverlerimin torunları kafatasından bağımsız Türk kardeşimdir. Gelecekte ülkemizin Cumhuriyet düşmanı olan her tür illetinden kurtulmasını dilerim ve dilerim ki ben o günleri görebilirim.
Hikayenin yanı sıra müzikleri de çok hoşuma gitti. Baş karakterin düşmanının üzerine gittiği o gerilimi yüksek sahnelerde bile karakterin duygusuna, amacına odaklanmamızı kolaylaştıracak tercihler yapılmış. Filmin girişinde bir Leon selamı vardı. Ancak çok daha farklı olarak hikayesinin derinliği, değindiği çok…devamıHikayenin yanı sıra müzikleri de çok hoşuma gitti. Baş karakterin düşmanının üzerine gittiği o gerilimi yüksek sahnelerde bile karakterin duygusuna, amacına odaklanmamızı kolaylaştıracak tercihler yapılmış. Filmin girişinde bir Leon selamı vardı. Ancak çok daha farklı olarak hikayesinin derinliği, değindiği çok önemli konularla kişisel meselenin ötesinde vicdansızlığa ve para uğruna yapılan insanlık suçlarına başkaldırı ve başarılı çökertmeyi görüyoruz. İnsanın yüreğine bir nebze su serpen yerleri oldu. Başrolü canlandıran karakterin çekimler boyunca çocuk karakteri kötü etkilememek için sigarayı bıraktığını öğrenerek ilgimi çektiği için izledim. Beklentimin çok üzerine çıktı.
Bu filmi üçüncü defa izledim. Her izlediğimde yaşıma eklediğim yılların etkisiyle olsa gerek daha iyi anlıyorum. İlk izlediğimde filmin adından ötürü filmi Adem’in gözünden izlemiştim daha çok. İkincisinde kadın ve kız çocuğunun ve şimdi de İmam karakterinin gözünden. Çocukların gözünden…devamıBu filmi üçüncü defa izledim. Her izlediğimde yaşıma eklediğim yılların etkisiyle olsa gerek daha iyi anlıyorum.
İlk izlediğimde filmin adından ötürü filmi Adem’in gözünden izlemiştim daha çok. İkincisinde kadın ve kız çocuğunun ve şimdi de İmam karakterinin gözünden.
Çocukların gözünden istasyon gayet sıcak ve muazzam anılar biriktirmek için uygun bir yer. Hepimizin çocukluğu öyle değil midir? Kalabalık oyun grubu, akşama kadar ter dökmeler, büyükler teravihteyken karanlıkta saklambaç oynamalar..
Şimdi tarif edeceğim şekilde bir kadın olduğunuzu hayal edin. Gençsiniz, yirmilerin başında. Karşılıklı sevdanın büyüsüyle bulunduğunuz toplumda ölümün reva görüldüğü bir şeyin içine düştünüz. Babanız bunu gördü. Günlerce haftalarca dayaklar küfürler etti. Bir de gebe olduğunuzu öğrendiniz. Yan eve yeni bir komşu taşındı. Köye atanan imamdır.
Bundan sonrasında da o komşusunuz. Evin içinde konuşulan edilenler evin içinde kalmaz duvarları aşar. Bunlara daha fazla seyirci kalamazsınız vicdanınız hiç rahat değildir. Babayla konuşup kadını nikahınıza alırsınız. Bundan böyle normalde ne olurdu? Adam ve kadın zamanla birbirine alışır aşk olsa da olmasa da zamanla gerçek bir aile olunurdu. Birbiriyle anlaşan ya da zıtlaşan çiftlerin yuvaları nasıl olursa öyle olurdu. Ama bu hikayede öyle değil.
Birbiriyle hiçbir şey paylaşmayan iki insan. Sohbeti olmayan, dışarıdan bakarak bir insanı ne kadar tanıyabilirsen o kadar tanıyabileceğin. Yanında rahat edemediğin, her adımı dikkatli attığın, ağzını açamadığın bir birliktelik. Adam kadına yumuşaması için rahat hissetmesi için müsade etmemiştir. Orası bir koğuş o da ağası gibidir. Kurallar vardır belirgindir. Odaları da ayrıdır, aradan altı sene geçer ve kadına bir defa olsun dokunmaz. Nefsiyle imtihan olur. Kadının rızası varken bile sırtını döner. Allah rızası için nikahıma aldıysam öyle kalacak der. Aynı çatı altında senelerce yabancı gibi yaşarlar. Ne kadını ne çocuğu sever. Ya da sevdiğini belli eder. Amacı sadece muhafaza etmektir, güvenliklerini sağlamaktır. Hiçbir karşılık beklemeden. Bir gün çekip gitmeleri gerekecekmiş gibi sevip de bağlanmak istemez. Ama hiç sandığı gibi olmaz. Aslında çoktan bağlanmıştır. Başını okşamadığı o kız çocuğu ve omzuna hiç dokunmadığı karısı giderken içinde fırtınalar kopar. Saatlerce dualar dualar eder. Gidip de kötü hallere düşmesinler ister. Gösteremediği şefkat ve sevgi ona ağır gelir. Terk edilmiştir
Restorasyonlu halini izleme fırsatı buldum. İlk saniyesinden son saniyesine gözlerimi alamadan izlediğim bir film oldu. Kadro muhteşem olduğu için karakterlerin yüzlerini okumak çok keyifliydi. Çocuk karakterimiz Barış sesinden tavırlarına, o sevimli yüzüne, meraklı sorularına binaen filmin melankolik fon müziğine yumuşaklık…devamıRestorasyonlu halini izleme fırsatı buldum. İlk saniyesinden son saniyesine gözlerimi alamadan izlediğim bir film oldu. Kadro muhteşem olduğu için karakterlerin yüzlerini okumak çok keyifliydi. Çocuk karakterimiz Barış sesinden tavırlarına, o sevimli yüzüne, meraklı sorularına binaen filmin melankolik fon müziğine yumuşaklık katmış. İyi ki filmin içine kondurulmuş. Barış hapishanede doğan, dışarıdaki dünyayı bilmeyen, sadece oradaki resimli kitaplardan görebildiği kadarıyla hayalini kurabilen ancak yıldızlı gökyüzünü bir defa olsun görememiş çocuğumuz. Çok sevdiği, onunla her zaman ilgilenen, şefkatini sevgisini esirgemeyen, sorularına sebatla ciddiyetle cevaplar veren İnci’sine veda bile edememiştir. Gözleri kapılarda, gözleri göklerde kalmıştır. Bir gün gelir İnci onu unutmadığını rengarenk bir uçurtma ile gösterir. Filmin en güzel yanlarından biri de yıllarca hapis hayatı yaşayan ve yıllarca hapis hayatı yaşamaya devam edecek bu kadınlar ufacık bir güzellik gördüklerinde öyle bir mutlu oluyor öyle bir keyifleniyorlar ki, neşeleri daim olsun içimi ısıttı bu halleri.
Kedisi(Hanım) için güvenebileceği bir yer arayışına giren Olcay hanımla sahnemiz açılıyor. Kar beyazı renkli gözlü bir kedisi vardır, tıpkı denizci subayı beyazlar içindeki kocası gibi. Birkaç tanıdığına gider ancak olumlu dönüş alamaz. Evde kedi beslemek istememektedirler. İlerleyen sahnelerde neden böyle…devamıKedisi(Hanım) için güvenebileceği bir yer arayışına giren Olcay hanımla sahnemiz açılıyor. Kar beyazı renkli gözlü bir kedisi vardır, tıpkı denizci subayı beyazlar içindeki kocası gibi. Birkaç tanıdığına gider ancak olumlu dönüş alamaz. Evde kedi beslemek istememektedirler. İlerleyen sahnelerde neden böyle bir arayışa girdiğini öğreniyoruz. Teşhisi geç konmuş rahim ağzı kanseri diğer organlara sıçramıştır. Doktoru ile arasında geçen konuşma çok gerekli ve özellikle o dönemler için yerinde olmuş.
Dr: ilk ağrılar ve kanamalarda başvurmuş olsanız başka türlü olabilirdi. Rahminizi alarak hastalığın yayılmasını önlerdik. Çekinmeyin söyleyin baktırmaya utandınız değil mi?
Der ve her kadının empati kurmasını kolaylaştırır. Olcay hanım bu soruyu onaylar.
Dr: O zaman mevzi bir operasyonla temizlenebilecekken şu anda büyük ölçüde barsaklara sıçrama olmuş. Bunun tedavisi hem daha meşakkatli hem daha uzun zaman alır.
Olcay: İşin sonu belli olduğuna göre beni boşu boşuna hırpalamasanız olmaz mı?
Dr: İşin sonu belli demiyorum ben Allah’tan ümit kesilmez. Kızınızın haberi var mı?
Olcay: Hayır, kimseye bir şey açmadım. Herkesin derdi kendine. Elden gelen bir şey yokken neden insanların huzurunu kaçırayım? Neden insanlar çaresizliğe düşünce beni bir yük gibi görsünler? Açıkça itiraf etmeden bir an önce gitse de kurtulsak desinler? Siz bana ağrı kesici verin doktor, ağrılara dayanamayacağım diye korkuyorum.
Bu düşünceler o kadar tanıdık ve Olcay hanımı o kadar iyi anlıyorum ki. Olcay hanımın filmin başından beri çevresindekilerin ona saygısından ve ilgisinden aldığım izlenime göre böyle düşünmesine şaşırmıştım. Sonra düşününce Olcay hanımın gözünden etraftakiler onu tabi ki sayıp sever çünkü onlara hiçbir zahmeti yok. Her işini kendisi hallediyor, tek başına yaşıyor ve onlarla bilgece şefkatle muhabbet edebilecek kadar olgun biri.
Hikayede bir de 35 yıldır kaptanlık yapan Necip beyi görüyoruz. Gemisi çok yaşlanmıştır. Bu geminin hali bana Olcay hanımı hatırlatmıştı. Filmin ilerleyen sahnelerinde tamirci usta geminin halini kansere benzeyen bir çürümeyle ifade eder.
Peş peşe izlediğim Almanya’ya iş göçü temalı üç filmden (Kara Kafa- Sarı Mercedes- Polizei) en çok bu filmin işleyişini beğendim. Film Du plakalı araçlar eşliğinde Almanya'nın işlek caddelerinden başlayıp iş ortamına bir göz atarak devam ediyor. İnsan gücü gerekmeden mekanik…devamıPeş peşe izlediğim Almanya’ya iş göçü temalı üç filmden (Kara Kafa- Sarı Mercedes- Polizei) en çok bu filmin işleyişini beğendim. Film Du plakalı araçlar eşliğinde Almanya'nın işlek caddelerinden başlayıp iş ortamına bir göz atarak devam ediyor. İnsan gücü gerekmeden mekanik sistemle çöpleri boşaltan çöp arabaları, yüksek iş güvenlikli sistematik ve nizami olan riskli iş ortamı derken sonraki sahnede iş çıkışı yere çöp atıp sigara içen Türk işçilerini görüyoruz. Burada yadırganacak, incinecek bir şey yok. Olan her neyse dümdüz göstermişler ve göstermeye devam ettiler. Elektriğin suyun olmadığı köylerden mega kentlere çıkıp gelmiş bir Türk milleti gerçeği var sonuçta. Bu anlamda kültür farklarını da çok güzel işleyen bir filmdi. Mesela Almanların iş ahlakını karakterin ağzından anlatıyor. “Adamlar dakikada kaç delik açacağını kaç vida sıkacağını hesaplamışlar. Bir deliği eksik açtın bir vidanı noksan sıktın mı bekleme olur öbür yanda ise yığılma. Ufak yanlışta övmiye kesilir. Israr edilirse gözünün yaşına bakmadan kovulursun. Bir derdin olursa maestroya söyleyeceksin ama yalan söylemeyeceksin. Gripmiş yel girmesiymiş dert edinmeyeceksin. Ama bir de sevdirdin mi kendini işine yarayacağını bilsinler gelsin deste deste paralar.” Yani çok çalışkan olmalı, dürüst çalışmalı, sonuna kadar disiplini korumalıydı. Karakterimiz eşine sadıktır. Çocukları vardır. Kimseye yan gözle bakmaz, işine odaklanmıştır. Biraz zamanın ardından köyüne eşinin çocuklarının yanına gider. Onları yanında götürmek ister. Türlü türlü güzel şeyler anlatır çocuklarına ve eşine hayaller kurdurur. Ancak onları yanında götürmesinin asıl sebebi daha çok para istemesidir. Karısını bir işte çalıştırmak, çocukları üzerinden de devletten para almak içindir. Gözünü öylesine para bürümüştür ki vardır harcamaz. Yokluktan imkansızlıktan geldiği için yokluk bilincinden çıkamaz. Oğlunun içi gide gide baktığı bisikletlerden birini almaz mesela. Üzerine iki ağır şartta çalışan ebeveynler olmalarına rağmen sırf çocuk başına para gelecek diye bir çocuk daha yapar. Diğer kız çocukları el kadarken bebek bakıcılığı yapmak zorunda kalır. Okulundan ve arkadaşlarından soyutlanır. O minik kız çocuğunun iç çekerek ağlayışları babanın kararlarını, planlarını değiştiremez. Annenin ise içine yangın düşmüştür. Geldiğine pişman olmuştur ancak kocasıyla bir türlü anlaşamamaktadır. Yaşadığı sıkıntılar altında ezilirken kendisi gibi gurbette acı içinde kalan kadınlarla tanışır. Bilinçlenmeye, aydınlanmaya, sorunlarının kökten değişebileceğini ummaya başlar. Toplantılardan eylemlerden geri durmamaktadır.