Her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının okuması gereken bir kitap. Ben yaklaşık 4 kez okudum. Hala unuttukça ara ara okumaya özen gösteriyorum. Kitaplığınızın başköşesine koymanız gereken bir kitap...🇹🇷
İlk roman yazarı parşömeniyle tüy kalemini alıp yazmaya oturduğunda, tüm dünya yerinden oynamıştı. 1605 yılıydı. Miguel De Cervantes Don Kişot'u yazmıştı. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. On yedinci yüzyılda, epik şiir ve kısa öyküler çoktan popüler olmuştu. Çok sayıda…devamıİlk roman yazarı parşömeniyle tüy kalemini alıp yazmaya oturduğunda, tüm dünya yerinden oynamıştı. 1605 yılıydı. Miguel De Cervantes Don Kişot'u yazmıştı. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. On yedinci yüzyılda, epik şiir ve kısa öyküler çoktan popüler olmuştu. Çok sayıda oyun ve sone yazılıyordu. Ama ilk defa yeni bir tür ortaya çıkmıştı. Roman...
Geçenler de bir yazı da bu kitabı okumayanların okur yazar sayılamayacağı yazıyordu ben de hemen kitabı alıp okumak istedim ve okudum da. Kitabı okumayanların neden okur yazar sayılamayacağına gelirsek bu kitap tarihte yazılmış ilk kurgu kitap. Bu bağlamda yazının haklılık payı var. Adamın birisi çıkıyor ortada hiçbir şey yokken hiç kimsenin aklına gelmemişken roman yazıyor.
Cervantes 1571 yılında yapılan İnebahtı Deniz Savaşı'nda osmanlılara karşı savaştı. Daha sonraki beş yıl boyunca da orduda kalan Cervantes ülkesine dönmek için yola çıktığında bindiği gemi osmanlı donanmasının eline geçti. Kendisi 1575 - 1580 yıllarında Cezayir valisi Hasan Paşa tarafından esir alındı.
Kitabının konusuna gelecek olursak Don Kişot şövalye romanları okuya okuya sonunda şövalye olmaya özenir. Dulcinea Del Toboso'ya aşıktır. Tabii o da hayali bir karakterdir. Rocinante adında yaşlı çelimsiz bir atı vardır. Seyisi, yardımcısı ve dostu olan köylü Sanço Panza'yı da yanına alarak maceradan maceraya atılır. Yel Değirmenlerine savaş açan ince, uzun, sakallı şövalyenin hikayesini okuyorsunuz. Ben okurken acaba Don Kişot mu daha deli yoksa Sanço Panza mı diye bile düşündüm. Ama Sanço Panza deliden daha çok uyanık ve çıkarcı.
Tarihte kurgu maiyetinde yazılmış olan ilk roman olmasına rağmen oldukça iyi bir iş çıkarmış Cervantes. İncelikle işlenmiş bir hikaye. Kitabın altında derin anlamlar yatıyor. Verdiği mesajlar çok güzel. İnsanın hayal gücü gerçekten sınır tanımıyor. Ve bir insanı öldürmek için elinize silah alıp tetiği çekmenize gerek yok. Hayallerini öldürseniz yeter.
İyi ki bu kitabı yazmışsın Cervantes. İyi ki roman türünü dünyamıza sokmuşsun ve bizim dünyamızı biraz da olsa güzelleştirmişsin. Sana minnettarım...🙏
Kitap korku nedir, korkunun sınıflandırılması, korku kültürünün ne olduğu, korku kültürünü oluşturan etkenler nelerdir, televizyon haberleri ve korku kültürü ilişkisi, televizyon haberlerinde korku kültürüne yönelik anlatı yapısının kurulma süreci, gerçeklik, görüntünün üstünlüğü, dil, olumsuzlama, tekrar, abartı, kategorize etme, örnek sunma…devamıKitap korku nedir, korkunun sınıflandırılması, korku kültürünün ne olduğu, korku kültürünü oluşturan etkenler nelerdir, televizyon haberleri ve korku kültürü ilişkisi, televizyon haberlerinde korku kültürüne yönelik anlatı yapısının kurulma süreci, gerçeklik, görüntünün üstünlüğü, dil, olumsuzlama, tekrar, abartı, kategorize etme, örnek sunma ve öykünme, normalleştirme, özel efekt teknolojilerinin kullanımı, uzman görüşüne başvurma, manipüle etme dolayımlama, izleyici beklentisi ve reyting kaygısı gibi konuları detaylı bir şekilde açıklamış. Ayrıca kitabın sonunda örnek medya analizi veri grafikleri yer alıyor.
Aslında kitap televizyon haberlerinin günlük yaşamda bizi nasıl bir korku fanusunun içine hapsettiğini anlatır. Peki bunu nasıl yapar? Sürekli tekrarla. İzlediğiniz haberlerin çoğuna bakın hep aynı kelimelerin her haberde belirli aralıklarla tekrarlandığını göreceksiniz. (Genç kadını vahşice katletti, cani koca, felakete sürükledi, trafik canavarı, can aldı, kötü tablo, dikkatsiz sürücü, ortalık kan gölüne döndü) gibi kelimeler örnek verilebilir. Kamera izleyiciye yöneltilmiş bir silahtır der Heidegger. Çok doğru. Çünkü haberlerde özenle seçilen bu kelimeler bizim psikolojimizi bozarak bizi bir korku kültüründe yaşamaya zorluyor.
Peki izlediğimiz haberler ne kadar gerçek? Yoksa biz sadece onların bize gösterdikleri kadarını mı biliyoruz? Bu soruya en güzel cevap şu alıntı olacaktır: "Haber içeriklerinde kullanılan görüntüler, izleyicilere gerçeğin ta kendisi oldukları iddiasıyla sunulmaktadır. Bu iddia karşısında gerçekle yüz yüze olduğunu düşünen izleyiciler için artık, kameranın gözü kendi gözüne dönüşür ve görüntüler gerçeğe dayandıkları iddiasını anlatıcının dilinde yeniler (İnal, 1996:103) İzleyici anlatılana değil, gördüğüne inanmaktadır. Ancak izleyicinin gördüğü, gerçekte kameranın çevrildiği yandan ibarettir. Yani gerçeğin sadece görülmesinin istendiği bölümüdür."
"Radford, Medya Nasıl Yanıltıyor isimli kitabında izleyicilerin bir haberi seyrederken kendi kendilerine sorması gereken 10 soruyu belirtmektedir. (Radford, 2004: 392). Bu sorular;
1. Dinlediğiniz uzman konuşmak için para alıyor mu? Size bunları anlatmasında gizli bir çıkarı var mı?
2. Haberin iyi ya da kötü oluşu doğrudan yazarla mı ilgili?
3. Anlatan kim? Uzman gerçekten işinin ehli mi, yararlandığı kaynakları açıklıyor mu?
4. Soru ne? Eğer öykü bir anket sonucundan bahsediyorsa anketin kaç kişiye uygulandığı ve bu kişilerin nasıl seçildiği belirtiliyor mu?
5. Cevap ne? Konu hakkındaki iddialara doğrucu yanıt verilebiliyor mu?
6. İzleyici konuşmacıya hangi nedenle inanmalı? Görüşlerini destekleyecek gerçekler/kanıtlar sunuyor mu?
7. Muhabir habere kendi görüşünü katmaya çalışıyor mu?
8. Toplum iddia edilene gerçekten inanıyor mu? Sokaktaki adam diye röportaj yapılan kişi gerçekten çoğunluğu temsil ediyor mu?
9. Kullanılan dil tarafsız mı, yoksa imalar taşıyor mu?
10. Konu, sizi gerçekten ilgilendiriyor mu? Konunun sizi ilgilendirip ilgilendirmediği hakkında haber editörlerinin ve muhabirlerin değil, sizin görüşünüz ne?
Kitap estetik üzerine akademik bilgiler içeren bir kitap. Bilgi ağırlıklı olduğu için oldukça öğretici ve kendinizi geliştirmenizi sağlayacak bir kitap. Fakat felsefe kitaplarını bilirsiniz eğer bu tarz kitaplara düşkünlüğünüz yoksa okurken sıkılırsınız. Açıkçası ben de sıkıldım. Hatta bu kitabı bitirmem…devamıKitap estetik üzerine akademik bilgiler içeren bir kitap. Bilgi ağırlıklı olduğu için oldukça öğretici ve kendinizi geliştirmenizi sağlayacak bir kitap. Fakat felsefe kitaplarını bilirsiniz eğer bu tarz kitaplara düşkünlüğünüz yoksa okurken sıkılırsınız. Açıkçası ben de sıkıldım. Hatta bu kitabı bitirmem aylarımı aldı. Okuyup aylarca elime almadığım ve sonra kaldığım yerden devam ettiğim bile oldu.
Kitabın içerisinde estetik süje ve estetik tavır, estetik tavırla ilişkilendirilen kavramlar duyum, algı, duygu, özdeşleyim gibi konular yer alıyor. Objektivist estetik konusu da ayrı bir başlık altında incelenmiş. Estetik değer çözümlemesi başlığı altındaki yüce ve yücelik kavramları da önem arz ediyor. Kant'ta yücenin temellendirilmesi ve Kant'tan sonra yüce üzerinde durulmuş. Son olarak da estetik yargının ne olduğuna değinilmiş.
Eğer dişinizi sıkıp, sabredip okursanız faydalı bir kitap. Tabii sıkılmayı göze almalısınız...📚
Yine dolu dolu bir kitapla geldim arkadaşlar. Çok fazla kalın olmamasına rağmen oldukça önemli bilgiler içeriyor. Özellikle bu alana ilgi duyan arkadaşların mutlaka okumasını tavsiye ederim. Ayrıca kendinizi geliştirebilmek adına da önemli bir kaynak. Kitabın içerisinde çok kültürlülük nedir? Evrensel…devamıYine dolu dolu bir kitapla geldim arkadaşlar. Çok fazla kalın olmamasına rağmen oldukça önemli bilgiler içeriyor. Özellikle bu alana ilgi duyan arkadaşların mutlaka okumasını tavsiye ederim. Ayrıca kendinizi geliştirebilmek adına da önemli bir kaynak.
Kitabın içerisinde çok kültürlülük nedir? Evrensel kültürün yerel yansımaları nelerdir ve nasıldır? Türkiye sinemasının durumu. Fotografik imge ve sayısal görüntü nedir? Sinema ve televizyonda barış kültürü nedir? Senaryo yazarlığı ve aktif eğitimi, aşamaları. Belgesel sinemanın sanat kavramı çerçevesinde değerlendirilmesi. Kısa metrajlı sinema tarihimiz, kısa metrajlı film üretiminde yaratım sorunları. Medyanın ve sanatın kültür kimliği üzerindeki etkileri, kültürel bellek, kültürel miras konuları üzerinde duruluyor.
Ben çok severek ve beğenerek okudum. Ayrıca bana yeni şeyler kattığını da düşünüyorum. Bilgi ağırlıklı bir kitap kurgusal değil bu yüzden ilgi alanınıza girmiyorsa belki sıkılabilirsiniz ama ilgi alanınıza giriyorsa tam sizlik...📚
Sinemanın Hakikati kitabının ikincisi ve yine sinema açısından çok önemli bir kitap. Bu kitabın başında sinemayı bir medeniyet meselesi olarak ele alıyor. Sinemada dil ve hakikat sorununa değiniyor. Sinemada maneviyatı Yusuf üçlemesi (Yumurta, Süt, Bal) üzerinden değerlendiriyor. Sinemada zaman, mekan,…devamıSinemanın Hakikati kitabının ikincisi ve yine sinema açısından çok önemli bir kitap.
Bu kitabın başında sinemayı bir medeniyet meselesi olarak ele alıyor. Sinemada dil ve hakikat sorununa değiniyor. Sinemada maneviyatı Yusuf üçlemesi (Yumurta, Süt, Bal) üzerinden değerlendiriyor. Sinemada zaman, mekan, simge ve rüya kavramlarını da yine bu film üzerinden açıklıyor. Fıtrat sineması ve bir tefekkür çabası olarak Mecidi sinemasını ele alıyor. Andrei Tarkovsky'e kitapta önemli bir yer ayrılmış ve ruhsallık kavramı üzerinde durulmuş. İz sürücü filminin hakikatin izinden gidişini çok güzel tahlil etmiş. Eksilterek çoğaltan sinemacı Robert Bresson hakkında da önemli bilgiler veriyor. İki örnek üzerinden sinema ve mistizim anlatılmış; İlkbahar, yaz, sonbahar, kış ve yine ilkbahar ve Bab' Aziz. Haneke, Angelopoulos, Abbas Kiyarüstemi, gibi önemli birçok yönetmene de önemli derecede yer veriyor.
Sadece bununla kalmayıp Türk sineması ve bunların sorunları üzerinde de duruyor. Türk sinemasının poetika ve politika arayışı önemli bir konu. Nuri Bilge Ceylan, Çağan Irmak gibi önemli Türk yönetmenler ve filmleri üzerinden anlatımları mevcut. Bir diğer önemli konuda propaganda sineması. Hollywood ve sorunsalları da incelenmiş.
Film ve sinema sektörü açısından altın değerinde bir kitap ve gerçekten kendinizi geliştirebilmenize de fayda sağlayabilecek değerde. Mutlaka okumanızı tavsiye ederim. İzlediğiniz filmleri bile tekrar izlediğiniz de farklı bir bakış açısı ile yorumlıycaksınız. Farklı bir çerçeveden izleyeceksiniz. Tavsiye ederim...📚
Üniversite yıllarında çok sevdiğim ve saygı duyduğum bir hocam okutmuştu. İçerisinde oldukça yararlı bilgiler barındıran iyi bir kitap. Bir filmi izlerken o görsele karşı daha farklı bir bakış açısı geliştirmenizi sağlıyor. Biraz fazla akademik bir dile sahip bu yüzden okurken…devamıÜniversite yıllarında çok sevdiğim ve saygı duyduğum bir hocam okutmuştu. İçerisinde oldukça yararlı bilgiler barındıran iyi bir kitap. Bir filmi izlerken o görsele karşı daha farklı bir bakış açısı geliştirmenizi sağlıyor. Biraz fazla akademik bir dile sahip bu yüzden okurken sizi sıkabilir ama aynı zamanda size çok şey de katacaktır.
Kitabın içeriğinde Mantıkut Tayr ve Stalker üzerinden insanın anlam arayışı, İslam metafiziği ve tasavvufun sinemaya yansıması, Metropolis filminden Qatsi üçlemesine modernlik ve insan, Dostoyevski'nin Suç ve Ceza, Karamazov Kardeşler kitaplarının sinemaya uyarlanması ve sinema edebiyat ilişkisi, Faust ve sinema uyarlamaları, Hamlet ve insanlığın tragedyası, sinemada Kafka, tasavvuf ve sinema ilişkisinde rüya, sanat ve sinema ilişkisinde kişisel bir hakikat yolculuğu gibi konuları en ince ayrıntılarına kadar anlatmış yazar.
Özellikle sinema alanına ilgi duyanların mutlaka okuması gereken bir kitap. Çok faydasını göreceklerine eminim. İçerisinde güzel film çözümlemeleri de mevcut. Tavsiye ederim...📚
Sektördeki çalışmalarını da bu kitabın içerisine yansıttığı için onun tecrübelerinden faydalanmanın özellikle bu alana ilgi duyanlar için çok iyi olacağı kanısındayım. Kitap önceliği haber ve haberci kavramlarını tanımlamaya vermiş. Ayrıca herhangi bir olayın haber olma değeri nedir? Haber olabilme niteliği…devamıSektördeki çalışmalarını da bu kitabın içerisine yansıttığı için onun tecrübelerinden faydalanmanın özellikle bu alana ilgi duyanlar için çok iyi olacağı kanısındayım.
Kitap önceliği haber ve haberci kavramlarını tanımlamaya vermiş. Ayrıca herhangi bir olayın haber olma değeri nedir? Haber olabilme niteliği var mıdır? Gibi sorulara cevap veriyor. Çünkü her olay haber değeri taşımaz. Haberci ve kaynağı arasındaki ilişkide çok önemli başka bir konu.
Gerçeklik iddiası ya da kurgusal gerçeklik, manipülasyon ve dolayımlama, anlatımı sağlamlaştırmak için yineleme ve tekrarda ısrar, dışlama ve karşıtlık yaratma yoluyla anlatıyı gelenekleştirme, otoritenin sesi gibi kavramları da ayrı birer başlık altında detaylı bir şekilde anlatmış.
Etik konusu habercilikte de çok önemli bir konu olarak karşımıza çıkıyor. Bir diğer önemli noktalardan birisi ise editoryal bağımsızlık konusu. Bu konuyla ilgili çok güzel bir anlatımın altını da çizdim. Sizlerle bunu paylaşmak istiyorum:
"Medya patronlarının editoryal işlere karışma hakkına ilişkin Mirror Grubu'nun sahibi Robert Maxwell ve London Times'ın da sahibi Robert Murdoc'un ifadeleri de oldukça çarpıcıdır. Maxwell "Bu işe 90 milyon pound yatırdım ve bunu hayır duası almak için yapmadım. Bu işin sahibi benim, patron benim." sözleriyle Murdoc ise " Bunca yolu gazetenin içişlerine karışmamak için mi teptim." sözleriyle patron editoryal bağımsızlık ilişkisini açık bir şekilde ortaya koymaktadır."
En son olarak da Türkiye'de haber emekçilerinin demografik haritası ile ilgili bir alan araştırmasıyla kitap son buluyor...📚
Halkla ilişkilerin medya ile bağlantısını, bu bağlantının nasıl olması gerektiği, etkileri konusunda tanımlamalar yapılan bir kitap olmuş. Gündem oluşturma nedir? Nasıl gündem oluşturulur? Sorularına cevap bulabileceğiniz bir kitap. Siyam İkizleri modeline de ayrı bir konu başlığı ayrılarak detaylandırılmış. Ayrıca basın…devamıHalkla ilişkilerin medya ile bağlantısını, bu bağlantının nasıl olması gerektiği, etkileri konusunda tanımlamalar yapılan bir kitap olmuş. Gündem oluşturma nedir? Nasıl gündem oluşturulur? Sorularına cevap bulabileceğiniz bir kitap. Siyam İkizleri modeline de ayrı bir konu başlığı ayrılarak detaylandırılmış.
Ayrıca basın bildirileri ve basın bültenleri, bunların türleri hakkında da bilgi edinebilirsiniz. Görsel ve işitsel basına yönelik bilgilendirici malzemenin nasıl hazırlanması gerektiğine de değiniyor. Sergi ve fuarlarda ya da kriz durumlarında yapılan halkla ilişkiler çalışmalarından ve bu çalışmaların etkilerinden de bahsediliyor.
Konu bağlamında oldukça aydınlatıcı bulduğum ama okurken sıkıldığım bir kitap olmuştu. Yine de ilgisi olan arkadaşların faydalanabileceğini düşündüğüm bir kaynak...📚
Okuyalı çok uzun zaman oldu. Üniversite yıllarında okumuştum. Sizlerle de paylaşmak istedim. Kitabı okuduktan sonra arkasına şöyle bir not düşmüşüm: "Medya bize hayalimizdeki ama asla sahip olamayacağımız dünyayı satar. Sonuç kocaman bir hayalkırıklığı." Medyayı kısaca böyle özetlemiş olsak da kitap…devamıOkuyalı çok uzun zaman oldu. Üniversite yıllarında okumuştum. Sizlerle de paylaşmak istedim. Kitabı okuduktan sonra arkasına şöyle bir not düşmüşüm:
"Medya bize hayalimizdeki ama asla sahip olamayacağımız dünyayı satar. Sonuç kocaman bir hayalkırıklığı."
Medyayı kısaca böyle özetlemiş olsak da kitap bu sözcükten çok daha fazlası aslında. Temeli görme biçimlerine dayalı bir kitap. Yani bir fotoğrafa, bir resme herhangi bir filme, diziye, videoya, reklama, afişe, dergiye veya aklınıza gelebilecek olan her görsele nasıl bakmanız gerektiğini öğretirken aslında herkesin nasıl baktığını da söylüyor. Herkes bir görsele kendi penceresinden bakıyor.
Kitapta toplamda yedi tane makale var. Her makale birbirinden kıymetli fakat özellikle reklam ve kadın temasının işlendiği makalelere bayıldığımı söylemeliyim. Ayrıca içerisindeki görsellerle işlediği konuları örnekleyerek pekiştirmiş.
Ayrıca John Berger'de gerçekten bu konuda önemli yazarlardan biri. Kendisi 1926 yılında Londra'da doğmuş ve senaryo yazarı, romancı, belgesel yazarı ve ressam olarak büyük bir yol katetmiş biri.
Kitabın özeti olarak seçtiğim birkaç cümleyi sizler için aşağıya bırakıyorum.
"Geçmişin sanatı eskiden olduğu gibi değildir artık bugün. Yetkisini yitirmiştir. Onun yerine bir imgeler dili oluşmuştur. Şimdi önemli olan bu dili kimin, ne amaçla kullandığıdır."
"Reklamların pek girmediği yerler yalnızca çok zenginlerin çevreleridir; onlar da zaten paralarını kendilerine saklarlar."
"Düşlerin hiçbiri öbürüne uymaz. Bazıları anlıktır, bazıları uzaklara yönelir. Düş her zaman kurana özgü bir şeydir."
"...Bunu şöyle yalınlaştırabiliriz: Erkekler davrandıkları gibi, kadınlarsa göründükleri gibidirler. Erkekler kadınları seyrederler. Kadınlarsa seyredilişlerini seyrederler. Bu durum, yalnız erkeklerle kadınlar arasındaki ilişkileri değil, kadınların kendileriyle ilişkilerini de belirler. Kadının içindeki gözlemci erkek, gözlenense kadındır. Böylece kadın kendisini bir nesneye -özellikle görsel bir nesneye- seyirlik bir şeye dönüştürmüş olur.
İyi okumalar...📚