Kitap korku nedir, korkunun sınıflandırılması, korku kültürünün ne olduğu, korku kültürünü oluşturan etkenler nelerdir, televizyon haberleri ve korku kültürü ilişkisi, televizyon haberlerinde korku kültürüne yönelik anlatı yapısının kurulma süreci, gerçeklik, görüntünün üstünlüğü, dil, olumsuzlama, tekrar, abartı, kategorize etme, örnek sunma…devamıKitap korku nedir, korkunun sınıflandırılması, korku kültürünün ne olduğu, korku kültürünü oluşturan etkenler nelerdir, televizyon haberleri ve korku kültürü ilişkisi, televizyon haberlerinde korku kültürüne yönelik anlatı yapısının kurulma süreci, gerçeklik, görüntünün üstünlüğü, dil, olumsuzlama, tekrar, abartı, kategorize etme, örnek sunma ve öykünme, normalleştirme, özel efekt teknolojilerinin kullanımı, uzman görüşüne başvurma, manipüle etme dolayımlama, izleyici beklentisi ve reyting kaygısı gibi konuları detaylı bir şekilde açıklamış. Ayrıca kitabın sonunda örnek medya analizi veri grafikleri yer alıyor.
Aslında kitap televizyon haberlerinin günlük yaşamda bizi nasıl bir korku fanusunun içine hapsettiğini anlatır. Peki bunu nasıl yapar? Sürekli tekrarla. İzlediğiniz haberlerin çoğuna bakın hep aynı kelimelerin her haberde belirli aralıklarla tekrarlandığını göreceksiniz. (Genç kadını vahşice katletti, cani koca, felakete sürükledi, trafik canavarı, can aldı, kötü tablo, dikkatsiz sürücü, ortalık kan gölüne döndü) gibi kelimeler örnek verilebilir. Kamera izleyiciye yöneltilmiş bir silahtır der Heidegger. Çok doğru. Çünkü haberlerde özenle seçilen bu kelimeler bizim psikolojimizi bozarak bizi bir korku kültüründe yaşamaya zorluyor.
Peki izlediğimiz haberler ne kadar gerçek? Yoksa biz sadece onların bize gösterdikleri kadarını mı biliyoruz? Bu soruya en güzel cevap şu alıntı olacaktır: "Haber içeriklerinde kullanılan görüntüler, izleyicilere gerçeğin ta kendisi oldukları iddiasıyla sunulmaktadır. Bu iddia karşısında gerçekle yüz yüze olduğunu düşünen izleyiciler için artık, kameranın gözü kendi gözüne dönüşür ve görüntüler gerçeğe dayandıkları iddiasını anlatıcının dilinde yeniler (İnal, 1996:103) İzleyici anlatılana değil, gördüğüne inanmaktadır. Ancak izleyicinin gördüğü, gerçekte kameranın çevrildiği yandan ibarettir. Yani gerçeğin sadece görülmesinin istendiği bölümüdür."
"Radford, Medya Nasıl Yanıltıyor isimli kitabında izleyicilerin bir haberi seyrederken kendi kendilerine sorması gereken 10 soruyu belirtmektedir. (Radford, 2004: 392). Bu sorular;
1. Dinlediğiniz uzman konuşmak için para alıyor mu? Size bunları anlatmasında gizli bir çıkarı var mı?
2. Haberin iyi ya da kötü oluşu doğrudan yazarla mı ilgili?
3. Anlatan kim? Uzman gerçekten işinin ehli mi, yararlandığı kaynakları açıklıyor mu?
4. Soru ne? Eğer öykü bir anket sonucundan bahsediyorsa anketin kaç kişiye uygulandığı ve bu kişilerin nasıl seçildiği belirtiliyor mu?
5. Cevap ne? Konu hakkındaki iddialara doğrucu yanıt verilebiliyor mu?
6. İzleyici konuşmacıya hangi nedenle inanmalı? Görüşlerini destekleyecek gerçekler/kanıtlar sunuyor mu?
7. Muhabir habere kendi görüşünü katmaya çalışıyor mu?
8. Toplum iddia edilene gerçekten inanıyor mu? Sokaktaki adam diye röportaj yapılan kişi gerçekten çoğunluğu temsil ediyor mu?
9. Kullanılan dil tarafsız mı, yoksa imalar taşıyor mu?
10. Konu, sizi gerçekten ilgilendiriyor mu? Konunun sizi ilgilendirip ilgilendirmediği hakkında haber editörlerinin ve muhabirlerin değil, sizin görüşünüz ne?