Neye geldim dünyaya bilmem ki neyim Ağlamak istemem gülemiyom ki Ne evim barkım donum ne de bir tas suyum Bir gezen bir ölü ölemiyom ki Ne eşte huzur var ne bende hayat Daim bize midir bu noksan kısmet Körpeler ağlıyor…devamıNeye geldim dünyaya bilmem ki neyim
Ağlamak istemem gülemiyom ki
Ne evim barkım donum ne de bir tas suyum
Bir gezen bir ölü ölemiyom ki
Ne eşte huzur var ne bende hayat
Daim bize midir bu noksan kısmet
Körpeler ağlıyor bir dilim ekmek
Ağlatma al diyorlar alamıyom ki
Niye geldim acep böyle dünyaya
Kimi aç gezer kimi uçuyor aya
Usandım ben kara gün saya saya
Bitmedi kara günler bilemiyom ki
Bugünlerimi kara getiren hain
Bozuktur senin ırkın namussuz soyun
Alnımın teridir hep dümenin suyu
İnsan gibi bunu o anlamıyor ki
Nesimi dünya nimetler gani
Namertler olmasa kim neyler nanı
Midesinden asılan koca hayvanı
Dinle derim sözümü dinlemiyor ki
Ülkedeki kolpa medya haberlerini takip eden var mı ? Ben kendi açımdan bakınca bile o kadar gülüyorum ki . Kendim askeri gemi projeleri ile uğraşıyorum. İmal ettiğimiz araçlar diğer hasım olmaya bile layık görmediğimiz(!) ülkelerden en az 40-50 yıl geride.…devamıÜlkedeki kolpa medya haberlerini takip eden var mı ? Ben kendi açımdan bakınca bile o kadar gülüyorum ki .
Kendim askeri gemi projeleri ile uğraşıyorum. İmal ettiğimiz araçlar diğer hasım olmaya bile layık görmediğimiz(!) ülkelerden en az 40-50 yıl geride. Bunun sebebi üretim süreci değil sadece görsele önem vermemiz donanıma değil. Ucuz olsun ama haber olsun.
Ülkede büyük bir "hırt" sorunu varken birinin telefon tutacağı medya sorunumuz oluyor(?)
Genç nesil gelecek planı yapamıyorken milletvekili demeye bin şahit isteyen gülerek bizde halk gibi peynir ekmek yeriz istersek diyor ama haber olmuyor
Bakanımız çocuklar çok okuyor bir halt olmuyorlar diyip öğretim seviyesini düşürmeye çalışıyor ama veliler olsun genç yaşta hayat öğrenir diyip mutlu oluyor( hangi genç yaş sahi ?)
Bu medyayı kim yönetiyor? Kim halk için konuşuyor? Kim milletin vekili ? Hangi üst makamdaki insan paraya doydu ? Hangi nesil bir önceki nesilden daha mutlu olacak ?
Sahi bunu Hangi medya konuşacak ?
Spoiler içeriyor
Osman diyor ki, "Su benim tağlamdan çıkiyo arkideş, istemezsem veğmem.." Suyun kaynağı Osman'ın ve emmioğlu Hasan'ın tarlasında, kapak yapıyolar su yoluna diğer köylülerin tarlası kuruyo.. Kurumayı da geçtim, yazın susuz kalan tarla yanar güneşten.. Köylü: "Ayıptır, yapme be Osman..", Hasan:…devamıOsman diyor ki, "Su benim tağlamdan çıkiyo arkideş, istemezsem veğmem.." Suyun kaynağı Osman'ın ve emmioğlu Hasan'ın tarlasında, kapak yapıyolar su yoluna diğer köylülerin tarlası kuruyo.. Kurumayı da geçtim, yazın susuz kalan tarla yanar güneşten.. Köylü: "Ayıptır, yapme be Osman..", Hasan: "Bence salalım, böyüğümsün amme haksızsın bu konuda.." dese de, kötü adamımız Osman vermez suyu.. Kavga çıkar, yetmez, hayvanını vururlar, yetmez kazara adam vururlar.. Osman'ın suçunu Hasan üstlenir.. Bir de vicdansızlık edip Hasan'ın çok sevdiği dünyalar güzeli karısına da göz koyar.. Bahar seksi kadındır, çok güzeldir. Hapisteki Hasan da, karısı Bahar da Osman'ın oyununa gelir..
Bu öyküyü tabii ki gerçek bir hikayeden yazmıştır Necati Cumalı. O dönem avukatlık yaptığı İzmir'de denk geldiği bir davanın incelemesidir.. Nerde kaldı gizlilik, nerde kaldı etik..
Erol Taş'ın salt kötü adamlığına alışık olan bana, Ege şivesiyle kötü adam olması başta çok itici geldi ama sonra alıştım. O kadar güzel oynamış ki rahmetli.. 98'de öldü Erzurumlu kötü adam.. Üstelik bu film ilk başrolüymüş.. Normal hayatta da rollerinin tam tersiymiş.. Hülya Koçyiğit'in ise ilk oyunculuğu.. Bu filmden sonra efsane oldu güzelliğiyle.. Filmin aynı zamanda yapımcısı olan Ulvi Doğan, ana kadrodaki üçüncü isim. Bu isimler dışında bütün kadro köy sakini..
İzmir'in Bademler Köyü'nde çekilen film, ilk defa yurtdışı başarısı yakalayan, Berlin'de Altın Ayı alan ilk Türk filmidir.. Ama nasıl almıştır bu ödülü?.. Aslında tekstilci olan Ulvi Doğan bir heves sinema işine girmek istemiş ve bu film için Metin Erksan'a baya para yatırmış. Film tamamlandığında, Hülya Koçyiğit'in seksi halleri dolayısıyla sansüre uğramış ve piyasaya girmeme kararı çıkmıştır. Bu duruma çok üzülen Ulvi Doğan, filmi Erksan'dan çalmış ve arabasının bagajında Almanya'ya götürmüş.. Festivale sokmuş ve gösterilen film çok beğenilip en büyük ödüle layık görülmüş. Haberi alan yetkililerimiz yiğidin hakkını verme kararı almış mecburen..
Gün doğmadan uyandı kapıcı Kasım Arandıda yaktı ilk Bafrasını Sonra kalktı yaktı kaloriferi Dışarda yaman bir ayaz vardı Asiye karısı kızı Safinaz Uyuyorlardı sessiz upuzun Dün bütün gün on numarada çamaşırdaydılar Ellerin kirini yuğmaktan yorgun Yeni bir gün diye düşünmedi…devamıGün doğmadan uyandı kapıcı Kasım
Arandıda yaktı ilk Bafrasını
Sonra kalktı yaktı kaloriferi
Dışarda yaman bir ayaz vardı
Asiye karısı kızı Safinaz
Uyuyorlardı sessiz upuzun
Dün bütün gün on numarada çamaşırdaydılar
Ellerin kirini yuğmaktan yorgun
Yeni bir gün diye düşünmedi ki
Değişik ne olacaktı ki
Onca daire onca merdiven
Bakkala git ekmek al çöp dök çöp
Yaktı ocağı çayı demledi
Sonrada kaldırdı Asiyesini
Ben çıkıyorum dedi siparişlere
Gecikmesin kızı uyandır dedi
Asiye kadın zorla yekindi
Of dedi bir of anam anam
Kızım Safinaz kalk okul vakti
Daha çok uykum var uykum var anam
Güz günü dökülen yapraklar gibi
Öyle farksızca geçerken yıllar
Asiye temizlikte Kasım ın çıkta
Safinaz orta ikiye başlar.
Okusun tek taş çekerim sırtımda
Okusun kul olmasın ellere diyen Kasım
Geçikçe sınıfları Safinaz yıl sonunda
Kasılıyordu kapıcı Kasım kasım kasım
Herşeyin fiaı artıyordu ancak
Et, süt, bez, tuz vede yakacak
Ve kitap ve defter ve kalem ve açacak
Artmayan tek şey aylığıydı Kasımın
Artmayan tek şey aylığıydı ancak
Fiatlar artıyordu Kasımın ücreti sabit
Fiatlar artıyordu Safinaz okuyordu
Safinazın okuduğu kitaplar yazıyordu
Bir doktorun işçiden şerefli olduğunu
Fiatlar artıyordu Kasımın ücreti sabit
Kasımın ücreti fiatlara yetmiyordu
Birkaç ay daha dişini sıktı kapıcı Kasım
Safinaz artık okula gidemiyordu
Mecburdu artık Safinazda çalışmaya
Aile bütçesine katkıda bulunmaya
Okul önlüklerini ağlayarak çıkardı
Daha ondördünde fabrikaya başladı Safinaz
Gine erken kalkıyordu Safinaz sabahları
Her sabah geçerek o aynı sokakları
Kendi gibi insanlarla doldurup fabrikaları
Kendi gibilerine satıyorlardı yaptıkları malları
Safinaz ondördünde at gibi çalışıyor
Sendika yok sigorta yok iş güvenliğide yok
Safinaz haftasonları sinemaya gidiyor
Bekliyor o filmlerdeki o zengin bey çocuğunu
Kendinden büyük kızlar kuaföre gidiyor
Hafta sonları boyalar sürüyorlar yüzlerine
Pazartesileri localardan söz ediyorlar
Safinaz anlamadan bakıyor yüzlerine
Safinaz fotoroman okuyor Safinaz kupon kesiyor
Babası kader diyor piyango bileti alıyor
Günden güne yaşlanıyor dertleniyor anası
Safinaz eve erken gelmekten sıkılıyor
O aybaşı aylığından pudra aldı kendine
Bir çift uzun çorap topuklu ayakkabı
Pudrayı sürüp sürüp aynadan baktı yüzüne
Ve o hafta sonu eve biraz daha geç geldi
“Bir emeklinin oğluyum adım Niyazi
Jön Niyazi de derler dostlar sağolsun
Lise sondan terk okul durumum
Fabrikada muhasebeye takılıyorum
Peder sağolsun levazımcıydı
Çok dostları vardı o zamanlardan
Eskiden yağ tüccarıymış şimdiki patron
Babamın dostuymuş o zamanlardan
Okulda çok çaktım matematikten
Şimdi matematikten buluyorum yolumu
Ne biçim dünya bu dinine yandığım
Aç bir ufak daha kafamızı bulalım
Ha onu diyordum abiler adım Niyazi, Jön Niyazide derler dostlar sağolsun geçenlerde bir yavru düştü fabrikaya mmm fıstık gibi ama adı biraz fazla Aysel değil Canan değil ya. Safinaz. Hoş hepsi naz olsa ne yazar geçenlerde karşılaştık iş çıkışında çaktım beykozu dedim. Haftasonu ha anlarsınya.....” Bir kutu pudra sürmüş çıktıda geldi. Keh Keh Keh Keh.
Aylardan Ramazan Teravih sonrası
Namazdan dönene dek bekledi karısı
Gelince Kasım usul usul dokandı
Bu kızda bir haller var dedi Asiye
Kasım irkildi “Nola dedi” nolabilirki?
Asiye sustu başını öne eğdi
Sonrada fısıldar gibi konuştu Asiye
Dün gece sayıklıyordu “Yapma Niyazi”
Kasım dellendi fırladı yerinden
Tutup dövdü kızı Allah yarattı demeden
Hiç ağlamadı Safinaz öylece baktı babasına
O akşam çıktı gitti ve bir daha eve hiç dönmedi
Baba evinden çıkıp gitmek kurtuluş mu kurtuluş mu?
Düşündün mü bu yolun sonu düzlük mü ya yokuş mu?
Varacağın en son nokta doğru mu yanlış mı?
Nereye Safinaz?
Niyazi’den hayır umma ilaçsız bir kele benzer
Fabrikadaki yömiyen söylesene neye yeter
Bak duruyor hususiler el ediyor cici beyler
Nereye Safinaz?
Genelevde sermayesin patron alır kazancını
Dostun kumarda kaybeder senden çıkarır hıncını
Yıllar geçer sen çökersin dilenirsin aç avcunu nereye
Nereye Safinaz?
Bazen şansın yaver gider biri çıkar evlenirsin
Bazen açarsın gözünü bir genelev işletirsin
Söylesenize Safinazlar bütün bunlar kurtuluş mu?
KURTULUŞ NEREDE
NEREDE SAFİNAZ
ONBİNLERCE SAFİNAZ
KURTULUŞ NEREDE?
Spoiler içeriyor
—Ne sanıyor bunlar beni anlamadım ki. Kimsenin benim nasıl bir hayat sürdüğümü gördüğü yok. Roman oldukça akıcı ve sürükleyici. Oturup iki bilemediniz üç saatte okunabilecek bir roman. Beyazperdeye de aktarılmış. Karakterler oldukça doğal, sunilikten uzak. Feodalizmin şeklen kalktığı ancak Sanayi…devamı—Ne sanıyor bunlar beni anlamadım ki.
Kimsenin benim nasıl bir hayat sürdüğümü gördüğü yok.
Roman oldukça akıcı ve sürükleyici. Oturup iki bilemediniz üç saatte okunabilecek bir roman. Beyazperdeye de aktarılmış. Karakterler oldukça doğal, sunilikten uzak. Feodalizmin şeklen kalktığı ancak Sanayi Devriminin henüz ulaşamadığı bir ortamda tasvir edilen karakterler sınıflar arası farklılıkları ve siyah-beyaz ayrımını da yalın bir üslupla gözler önüne seriyor.
lennie ! bu karakteri okurken aklıma hep yeşil yol filmindeki dev siyahi adam geldi. saf, iyimser, iyi kalpli, karşılıksız sevgiye, çocuksu bir ruha sahip fakat görünüşü ise iri yarı, güçlü ve heybetli. lennie, yoldaşı george'a olan güveni ile sarsıyor insanı. böyle bir güven.. karşılıksız ve hayallerini onunla sürdürecek kadar iyimser. aslına bakarsanız george'da onu koruyup kollardı hep. fakat lennie'nin sevgisi çok daha farklı bir düzeydeydi. george'unki ise aslında insanın yalnız kalmama ve acıma güdüsüyle karışık, fakat yinede çok güçlü bir sevgiydi. lennie var ise hayal kurmak güzeldi. öyle ya ? insan neye sahip olursa olsun yanında ona herşeyini anlatabileceği ve hayallerini yaşayabileceği bir yoldaş isterdi..
Sosyal medyanın en iğrenç tarafı tanımadığın, bilmediğin insanların hayatlarına istemsizce dahil olup duygularına ortak olmak veyahutta direk kendini onun yerine koymak. Bende kendime bir elektronik kitap okuyucu almak istiyordum sonra iş başka gereksiz ihtiyaçlara doğru ilerledi .Ufaktan oyun konsolu almak…devamıSosyal medyanın en iğrenç tarafı tanımadığın, bilmediğin insanların hayatlarına istemsizce dahil olup duygularına ortak olmak veyahutta direk kendini onun yerine koymak. Bende kendime bir elektronik kitap okuyucu almak istiyordum sonra iş başka gereksiz ihtiyaçlara doğru ilerledi .Ufaktan oyun konsolu almak istediğim için bugün işyerinde boş kaldığım bir zaman YouTube da videolarını izliyordum işte kötü özellikleri, iyi özellikleri, alınır mı? Değer mi vs vs gereksiz zaman harcama muhabbetleri. Derken bir abimiz oğluna doğum günü için büyük bir set almış . Televizyonu, konsolu, kolu harici aygıtları falan fıstık yani bilmesemde baya yüklü bir alışveriş. Salaklığıma denk geldi yorumları okurken bir yorum gördüm ve sebepsiz yere öyle kötü hissettim ki. Yorumu aynen aktarıyorum;
"Oğlum bana bugün bu videoyu attı ve ne babalar var dedi, canım oğlum benim param olsa almaz mıyım ? "
Gerçek mi sahte mi tabii ki bilmiyoruz ama ne yazık ki algılarımız gerçeklik üzerine kurulu. Belirli bir yaşa gelmiş insan çaresizliğinden de daha acınası hiçbir şey yoktur çok iyi biliyorum bunu da. Yani ortam, gidişat hal kötüdür ama elinden bir şey gelmez. Çocuk gibi sessizce kimsenin seni bilmediği bir yere içini dökmek... Ne bileyim ? Hayatında da bunu etrafındaki kimseye söylemediğine de eminim. O çocuğa bile. . hamzaakın3467 eğer ki yaşıyorsan umarım herşey gönlünce olmuştur dayı . Tabii eğer böyle bir şey mümkünse.
Spoiler içeriyor
Adam ata binmek için kölesinin sırtına basıyor, öyle biniyor. Bu sahne beni derinden yaralamıştı. Köle bu durumu çaresizce kabullenmişti. Yapacağı bir şey yoktu. İtaat etmezse onu bekleyen tek şey ölümdü. belki de ibret-i alem olsun diye en ağır işkencelerle gelecek…devamıAdam ata binmek için kölesinin sırtına basıyor, öyle biniyor. Bu sahne beni derinden yaralamıştı.
Köle bu durumu çaresizce kabullenmişti. Yapacağı bir şey yoktu. İtaat etmezse onu bekleyen tek şey ölümdü. belki de ibret-i alem olsun diye en ağır işkencelerle gelecek bir ölüm.
Peki diğer insanların durumu o köleden farklı mı ki?
Asker komutanına mutlak itaat etmiyor mu?
Memur amirine aynı şekilde bağlı değil mi?
Hepimiz öyle veya böyle özünde o köleden farklı konumda değiliz aslında. Sadece onun durumundaki gibi çarpıcı bir görüntü vermiyoruz, hepsi o kadar...
Gizli veya açıktan isyan, direnç, karşı çıkmak ise çözüm değil. İşte bu noktada köpeklerin düzeni ortaya çıkıyor. Herkes hiyerarşide kendinden aşağı gördüğünü ısırıyor, üstün gördüğüne de kuyruk sallıyor. Ego her iki halde de varlığını koruyor ve baki kalıyor.
Kendime sordum, ben o kölenin yerinde olsaydım ne yapardım diye. görünürde iki seçeneğim vardı:
1. sırtıma binilmesine razı gelip böcek gibi yaşamaya devam etmek.
2. isyan edip işkenceyle öldürülmek.
Ancak fark edilmesi zor üçüncü bir yol daha vardır: Yaradana kul olmak...bu noktada o köle namına şöyle düşünmeye başladım: "ey Allah'ım madem sen benim bu hale düşmemi takdir ettin, o halde kabul ediyorum. Sen abes ve hikmetsiz iş yapmazsın. Kendini yüksek göreni alçaltır, tevazu göstereni ise yükseltirsin. İzzeti de zilleti de veren sensin. Muizz ve müzill ancak sensin" dedim.
Evet dostlar...ilahi düzenin bir gereğidir ki, kişi had cezası olarak kibri miktarınca zillete, aşağılanmaya uğratılır. :)
Kibrin en yükseği inkar ehlinde bulunur. Bu kişilerin mütevazi bir görüntü vermesi sakın sizi aldatmasın. o tamamen görüntüye yönelik bir şovdur. zira bu kişiler beşeri ilişkilerde kibirli davranmanın ters teptiğini görmüş ve kârlarını maksimize etmek için mütevazi bir görüntü vermeyi öğrenmiştir.(!)
Bu nedenle bir kimsedeki kibrin büyüklüğünü, ondaki inkarın şiddetinden anlayabilirsiniz. Kişi kibri miktarınca inkar kutbunda derinleşir ve yine inkarı kadar da horlanmaya, aşağılanmaya uğratılır. Limit değeri geçinceye kadar o kişinin zilleti devam eder. inkarda limit değeri geçerse, o zaman üstündeki horluk görünürde kaldırılır ve ertelenir belki, ama artık firavunlardan, deccallardan yazılır.(!)
Kısacası, kula kulluğun allah'a kul olmaktan başka çaresi yoktur. izzet ve şeref yalnızca allah'a aittir. kim ki ona kul olur, o'na secde eder, yani kendini o'nun karşısında sıfır noktasına çeker, o zaman kişi hakka ayna hükmüne girer. hakkın izzeti ve şerefi, ayna-misal olmuş o kişiye de yansır.
Teslim, selamet, selam(!)...