Ayyy sonunda gelmiş. Yorumu tekrar yayımlıyorum. "Bir film hakkında yorum yapacaktım ama rafta bulamadım. O yüzden gönderi olarak yazacağım. Filmin Tr adı 'Güzel Asi' İngilizce adı 'Beautiful Rebel' İtalyanca adı 'Sei Nell'anima'. İtalyan bir şarkıcının hayatını konu alıyor. 1954 doğumlu…devamıAyyy sonunda gelmiş. Yorumu tekrar yayımlıyorum.
"Bir film hakkında yorum yapacaktım ama rafta bulamadım. O yüzden gönderi olarak yazacağım. Filmin Tr adı 'Güzel Asi' İngilizce adı 'Beautiful Rebel' İtalyanca adı 'Sei Nell'anima'. İtalyan bir şarkıcının hayatını konu alıyor. 1954 doğumlu bir şarkıcı. Küçüklüğünden beri şarkıcı olma hayali kurmuş bir kadın ve amaçlarına da ulaşmış biri. Bir sürü hit şarkısı olmuş aktif olduğu dönemde ki hala aktif gördüğüm kadarıyla. (Tabi ki hemen araştırdım.)
Biyografi filmi izlemeyi severim ve bu film de güzel bir biyografi filmiydi. İtalyan filmlerini de sevdiğimi bir kez daha anladım. Tarzları çok güzel oluyor bence. Filmi konu alan şarkıcımız otobiyografi kitabı çıkarıyor ve sonra da bu kitaptan uyarlama filmi yapılıyor. Filmi izleyince kitabını da okumak istedim. Zamanının dışında biri gibi geldi yaşadıklarını görünce ve ilham vericiydi.
'...daima bir alternatif vardır, ölüm zorunlu ama yaş isteğe bağlıdır.'"
Buna ek olarak şimdi izlemiş olduğum zamanın üzerinden biraz zaman geçti ve şu anki hislerimi söylemek istiyorum.
Bu film gerçekten hafızamda yer edindi. Özellikle zamanına göre asi yaşayan Gianna Nannini pek çok açıdan sıradışı bir kadına benziyor. Hikayesini izlemek güzeldi ve bir plot twist vardı filmin içinde. Bu beklenmedikti şok olmuştum. Bir yandan da anlaşılabilir bir şeydi.
Gianna cidden çok gelgitli bir kadındı bence. İstediğini ne yapıp edip elde etmeye çalışması ve başarması çok etkileyiciydi bence. Resmen İtalya'ya damga vurmuş kendi döneminde. Bizim Sezen Aksu'muz ya da Yıldız Tilbe'miz gibi biri İtalya için anladığım kadarıyla. Bu şekilde düşününce film daha da etkileyici oluyor.
Yine de her ne kadar bende derin bir etki bırakmış olsa da mükemmel bir filmdi demeyeceğim bu film için. Çünkü beklentiniz altında da çıkabilir. Bunlar benim şahsi görüşlerim ve objektif değiller çünkü biyografi filmlerini hep ayrı bir seviyorum. Hele arkasında ilgi çekici olaylar da yaşanmışsa...
Romcoma ihtiyacım olduğunu düşündüğüm bir anda başladım hislerime güvenerek ve iyi ki başladım. Dizide bir olaydan sonra yüz körlüğü yaşayan şirketteki bir müdür ile onun sekreterinin yaşadığı aşk anlatılıyor. Bir yandan da yüz körlüğü yaşamasına sebep olan olaydaki failin kim…devamıRomcoma ihtiyacım olduğunu düşündüğüm bir anda başladım hislerime güvenerek ve iyi ki başladım.
Dizide bir olaydan sonra yüz körlüğü yaşayan şirketteki bir müdür ile onun sekreterinin yaşadığı aşk anlatılıyor. Bir yandan da yüz körlüğü yaşamasına sebep olan olaydaki failin kim olduğunu merak ettiriyor. Klişelerle dolu tatlı bir diziydi. İkilinin şapşallığını izlemek güzeldi. Ve bir yan karakter vardı ki herkes sevdi eminim ki. Veronica Park. Bu karakter çok farklı bir enerjiye sahipti ve diziyi eğlenceli hale getiren detaylardan biriydi. Normalde başka dizide olsa sevilesi bir karakter gibi gelmezdi muhtemelen ama bu dizinin kurtarıcısıydı. Tabi ben main çiftin enerjisini ve karakterlerini de sevdim. Adamın baştan beri kıza aşık olduğunu düşünüyorum bu arada. Kim şöyle bir şey söyler ki daha aralarında bir şey geçmeden: "Sağır olsam bile onu duyacakmışım ve kör olsam bile onu tanıyacakmışım gibi hissediyorum." Gerçekten daha o andan belliydi bence ama kendisi asla farkında değildi tabi. Aşklarının gelişimini izlemek güzeldi yaa. Mükemmel bir dizi olduğunu söyleyemem ama kafa dağıtmak için izlenir.
Bu diziyi yayımlandığı sıralarda çok spoiler aldığım için izlemeyi ertelemiştim ve sonunda izledim. Ve çok beğendim. Dizinin konusu geçmiş hayatlarını hatırlayan bir kadının 19. hayatında 18. hayatındaki bir çocuğu araması ve tekrar karşılaşmaya çalışması üzerine. Bu sefer konu kısmını kısa…devamıBu diziyi yayımlandığı sıralarda çok spoiler aldığım için izlemeyi ertelemiştim ve sonunda izledim. Ve çok beğendim.
Dizinin konusu geçmiş hayatlarını hatırlayan bir kadının 19. hayatında 18. hayatındaki bir çocuğu araması ve tekrar karşılaşmaya çalışması üzerine. Bu sefer konu kısmını kısa keseceğim zaten bu bence gayet iyi özetliyor konusunu.
Dizideki kadın oyuncunun çocuğu bulduğu ve yakınlaşmaya çalıştığı zamanlardaki tavrı mükemmeldi. Resmen filtresiz bir karakterdi ve dizi hakkındaki en çok sevdiğim şey de bu oldu. Ayrıca son sahne dahil olmak üzere sürekli önce yaşanan şeylere bir gönderme şeklinde konuşmaları falan benim çok hoşlandığım detaylardandı ki normalde çok fazla olursa gönderme sıkılırım ve sevmem ama bu diziye çok yakışmıştı. Dizideki çiftin ilişkisinin ilerleyişi geçmişte yaşananların kıza olan katkısı olsun her şeyiyle çok sevdim. 12 bölüm olması başka bir güzel yanıydı tam tadında bitti. Ve bazılarının sevmemiş olabileceğini tahmin edebiliyorum ama ben finaline bayıldım, sırıtarak izledim. Başından sonuna kadar severek izledim. Çok duygusal anları da vardı tabi ama sürekli yüzümde gülümsemeyle izledim ve şahsen çok tatmin oldum. Şu sıralar tam böyle bir diziye ihtiyacım varmış onu anladım. Umarım siz de izler ve beğenirsiniz. ♡
Spoiler içeriyor
Bu dizi hakkında nereden başlasam bilemiyorum. Önce konusunu anlatayım kısaca. Diziye başlamadan önce dizideki doktorun fantastik bir gücü olduğunu sanıyordum ama olay öyle değilmiş. Dizi başrol karakterin küçüklüğünden bir sahneyle başlıyor. Bu kişinin ismi de Park Hun. Hun'un babası tıbbi…devamıBu dizi hakkında nereden başlasam bilemiyorum. Önce konusunu anlatayım kısaca.
Diziye başlamadan önce dizideki doktorun fantastik bir gücü olduğunu sanıyordum ama olay öyle değilmiş. Dizi başrol karakterin küçüklüğünden bir sahneyle başlıyor. Bu kişinin ismi de Park Hun. Hun'un babası tıbbi hata davasında şahitlik yapacakken mahkemeye gidemesin diye bürokrasinin üst kademelerinde yer alan kişiler Kuzey-Güney Kore arasında çıkabilecek bir savaşı engelleyebileceğini bunu da Kuzey Kore başkanını ameliyat ederek yapacağını söyleyerek başrol karakterimiz babası olan bu doktoru Kuzey Kore'ye sepetliyorlar adeta. Bu doktor ameliyat sırasında oğluyla tehdit edile edile ameliyatı yapıyor. Sonra her şey çok güzel günlük gülistanlık gidiyor diye düşünürken Güney Kore'deki bu doktoru kuzeye yollayan başbakan adayı olan bu kişi bütün başarıyı kendi üstüne alabilmek için doktoru ve çocuğunu öldürtmek istiyor. Fakat Kuzey Koreli askerler bunları kendi himayesine aldıklarını açıklayıp öldürmüyor. Ve bu baba oğul yıllarca Kuzey Kore'de yaşıyor. Bu sırada Hun da doktor oluyor. Aynı zamanda dizinin asıl konusu olan Hun ve Jaehui aşkı da ilerliyor bu yıllarda. Jaehui denen başrol kadın karakterimiz de Hun'un babasının ameliyatından sonra karşılaşmış olduğu ve ona bileklik hediye ettiği bir kız. Yani bu ikisi birlikte büyüyor ve aynı okula gidiyor falan filan. Bunların aşkı ve sürekli kavuşma çabaları dizinin temelini oluşturan konu aslında. Kavuşma çabaları diyorum çünkü her şey ne kadar ters gidebilirse o kadar ters gidiyor ve bunlar sürekli ve sürekli ayrı düşüyorlar. Tam kavuştu gibi oluyorlar yine ayrılıyorlar. Hun sürekli Jaehui nerede arayışında kalıyor diyebiliriz. Tüm diziyi anlatmak istiyorum aslında ama burada duracağım ve yorumumu geçeceğim.
****SPOILER****
Öncelikle Hun ve Jaehui arasında geçen sürekli bu kovalamaca durumu o kadar baydı ki bir yerde. Jaehui Macaristan'da vurulduktan 2 yıl sonra myeongwoo hastanesinde karşılaştıklarında ben ana karakteri başka kızla shiplemeye başlamıştım bile. Sonunsa kadar da o kızla olsun istedim ama olmadı maalesef. Hun o kadar çok takıntılı şekilde bağımlı yaşıyordu ki Jaehui'ye inanılmaz ayar oldum. Sevebilir ok ama yani cidden aşırı fazla fazla geldi, kusacaktım. Jaehui'ye de ayrı gıcık oldum. Yani tamam korumak istiyorsun anladık da hiç mi fırsat ayağına gelmedi geçen iki yılda? Bi de Kuzey Kore askeriyle anlaşma yapmak ne? Aklını peynir ekmekle mi yedin? Neyse hiç sevmedim onun karakterini. Çocuk çok eğlenceliydi ama. Hun cidden şeytan tüyü olan biri bence. Ama bu sadece izleyiciye karşı yoksa nefret etmeyen yoktu yahu dizide. Kuzey Kore'de tıp okumuş olması ve kural tanımaz hareketleriyle gayet anlaşılır bir şey gerçi bu. Yine de ona da çok sinir olduğum an oldu. İşte bu Jaehui arayışı başta olmak üzere kafayı yedirdi bana. Kuzey Kore Güney Kore işleri de baydı yani. Azıcık iyi bir şey olsa üç katı köttü şey olup durdu ve can sıkıcıydı. Dizinin yarısını hızlandırarak izledim içimi baydığı için. Ve bütün dizi boyunca Jaejunla Hun'un geçmişlerinin bağlılığını fark edip yanlış anlaşılmaları düzeltip arkadaş olmasını bekledim. Çok sağolsunlar ucundan koklattılar(!)
Dizide her şey çoook yavaş ilerliyor gibi gelmesine rağmen ilginç bir şekilde sardı da yani o yüzden düşük puan vermedim zaten. Eğlenceli yanları vardı, her karakter ilginç tiplere sahipti ve en önemlisi ameliyat sahneleri inanılmazdı. Nefessiz izledim adeta. Bu kadar sarmasının sebebi de bu muhtemelen. Ameliyatları kimin kazanacağını başkanı kim ameliyat edecek yarışını merakla izledim. Kimin kazanacağından çok yarışın kendisi ve arkada olan olaylarla ilgilenmek eğlenceliydi. İki iyi doktorun kıyasıya kapışması o hasta mı bu hasta mı yok onu ameliyat eden puan kaybedecekler falan insanı merak ettiriyor cidden. Hun'un birden fazla kez hastaneden kovulup bumerang gibi geri gelmesi ve arka planda gelecek mi gelmeyecek mi olayları cidden dizi merak ettirmek üzerineydi yahu.
****SPOILER SONU****
Sonuç olarak soluksuz izledim. Yer yer sıkıldım ama merak duygum hiç eksilmedi ve hızlıca bitirdim. İzlediğim için asla pişman değilim ama dönüp bir kez daha izleyebileceğimi sanmıyorum.
Veee... bir lolipop nelere kadîrmiş arkadaş 🍭
Bu diziye ilk çıktığı zamanlar önyargılı yaklaştım. Aslında izlemek istediğim bir diziydi ama herkesin yorumu dram üzerine dram olduğu yönündeydi. O sıralar hiç o ruh halinde olmadığım için başlamıştım ama uzun zamandır listemde olan bir diziydi ve nihayet izledim. Dizideki…devamıBu diziye ilk çıktığı zamanlar önyargılı yaklaştım. Aslında izlemek istediğim bir diziydi ama herkesin yorumu dram üzerine dram olduğu yönündeydi. O sıralar hiç o ruh halinde olmadığım için başlamıştım ama uzun zamandır listemde olan bir diziydi ve nihayet izledim.
Dizideki anne karakterinin kötü anneliğine bu yönden yaklaşılacağını düşünmemiştim. Bu yüzden de izlemeyi ertelediğim bir şeydi ama kötü anneliği sadece disiplinli ve bir amaca yönelik yaşamasından kaynaklı bir annelikmiş. Bu yönden beklentimin üstünde bir diziydi.
Beklentimin üstünde gerçekleşen pek çok şey oldu dizide. Yine konusunu anlatarak başlayayım. Başroldeki anne karakterinin eşiyle evlenme ve hamile kalma süreciyle başlıyor dizi. Onların domuz çiftliği işletirkenki mutlu hayatını görüyoruz. Sonra bir takım olaylar oluyor ve domuz çiftliği yanıyor. Bu konuda birtakım haksızlığa uğrayan ailenin babası intihar süsü verilerek öldürülüyor. Sonrasında anne rolündeki kadın hakkını aramaya çalışsa da sonunda pes edip başka bir köye taşınıyor ve doğum yapıyor. Bu doğum sonucunda başrol erkeği dünyaya getiriyor. Ve oğlu büyürken babasının hakkını arayabilmesi için savcı olması için yetiştiriyor diyebiliriz. Bu uğurda oğlunu pek çok şeyden mahrum bırakıyor. İşte annenin kötü anne özelliği gösterdiği yer tam olarak burası. Çocuğunu o kadar hedef odaklı yetiştiriyor ki çocuk sonunda annesinin isteğini gerçekleştiriyor ve savcı oluyor.
Ama bu süreçte annesiyle arası açılıyor ve neredeyse hiç görüşmemeye başlıyorlar. Ta ki erkek karakter kaza geçirip elini ayağını oynatamaz hale gelene kadar. Ayrıca hafızası da 7 yaşındaki haline dönüyor. Annesi de ona bakmaya başlıyor ve adeta yeniden büyütüyor.
Annesinin oğluna bakarken geçmişte yapmış olduğu hataların farkına varması ve kendini geliştirmeye çalışması, oğluyla arasındaki ilişkinin ilerleyiş şekli falan çok güzeldi bence. Aynı zamanda hayatta ne zaman ne olacağını bilmediğimiz gerçeğini gözler önüne seren bir diziydi. Lee Dohyun oyunculuğu inanılmazdı. Biraz slow ilerleyen bir diziydi. Ben slow dizi her zaman sevemiyorum ve bu dizide biraz yordu bu özellik. Yine de yavaş yavaş da olsa her şey açıklığa kavuştu. Ve bir yerden sonra da hız kazanmayı başardı.
Artı olarak köydeki karakterler olsun diğer karakterler olsun hepsi eşsiz özelliklere sahipti. Bazıları ne gerek var dedirtti ama çok da önemli bir ayrıntı değildi o yüzden çok da takılmadım. Yüzünde sürekli maskeyle dolaşan kadın favorilerimdendi. Bir de woobyeok grubun köye gönderdiği adamları da baya sevdim.
Dizideki aşk sahneleri karakterin kızla olan ilişkisi falan çok ön planda olmasa da iç ısıtıcıydı bence. Dizideki karanlık yanı kıran niteliğe sahipti. Gerçi buna pek çok zaman ihtiyaç olmadı çünkü her ne kadar dram sahneleri gerçekten fazla olsa da komedi sahneleri daha bile fazla olabilir. Bunun dengesi de iyi sayılırdı. Mükemmel bir dizi değildi fakat güzeldi. Beklenmedik çok şey oldu. Başta başrol erkeğin yani Kangho'nun yaşadığı kaza olmak üzere pek çok şaşırtan yeri vardı.
Sonuç olarak tavsiye edebileceğim bir dizi yaa... Hem eğlenceli hem hüzünlü hem polisiye hem de intikam içeren 14 bölümlük akılda çok soru işareti bırakmayan biraz yavaş ilerleyen tadında bir dizi. Lee Dohyun'a tekrar bir parantez. Oyunculuğuna hayran bıraktı bu dizide. Helal olsun.
Bu diziye önerisine güvendiğim birinin önerisi üzerine başladım. Şu sıralar kapılmış olduğum k-drama izleyememe lanetini kıracak sanırım. Neyse yorumuma geçeyim. Öncelikle başrolde Jongsuk olması benim için büyük bir artıydı, çok severim kendisini. Maloş bir havası var ve çok tatlı. Dizinin…devamıBu diziye önerisine güvendiğim birinin önerisi üzerine başladım. Şu sıralar kapılmış olduğum k-drama izleyememe lanetini kıracak sanırım. Neyse yorumuma geçeyim.
Öncelikle başrolde Jongsuk olması benim için büyük bir artıydı, çok severim kendisini. Maloş bir havası var ve çok tatlı. Dizinin konusu rüyasında geleceği gören bir kız üzerine. Bu kızımız daha ilk sahnede başrol erkekle sarıldıklarını görüyor. "Ben olduğum için sana inanıyorum" diyor rüyasında. Sonrasında bir bakıyor ki bu rüyasında gördüğü çocuk karşısındaki eve taşınmış. Bu rüyadan dolayı çocuk elinde yemekle kapılarına geldiğinde kaba bir şekilde kovuyor ve olabildiğince bu çocuktan kaçınmaya çalışıyor. Ama kaderleri bir olacak ya bir şekilde hep birbirlerine çıkıyor yolları.
İlk bölüm dizinin konusunu kızın rüyalarını anlamamız açısından önemli bir bölümdü bence. 32 bölümlük sayarsak diziyi ilk 2 bölüm öyleydi diyebiliriz. Çünkü her bölümü iki bölüm şeklinde yayımlamışlar. Bu ilk bölümde kızın rüyalarının değişmeyeceğinin ve önlenemeyeceğinin sinyali veriliyor. Ne var ki görüyoruz ki çocuk da rüya görüyor ve kızın yaşayacağı bir kazayı engelliyor. Bu ilk sahnede gördüğümüz olay da tam o an yaşanıyor. Bununla da geleceklerini değiştirebilme ihtimallerinin olduğunu görüyoruz. Bunların sinyali verildikten sonra da asıl olaylar başlıyor. Polisiye olaylar yaşanıyor ve çözülüyor bu yeteneklerin de yardımıyla.
Gelelim öznel yorum kısmına. Öncelikle ben polis-savcı/avukat-muhabir üçlüsünün olduğu dizileri ayrı bir seviyorum. Bu dizide de bu mevcuttu. O yüzden ayrı bir sevdim. İkinci erkek oyuncunun diziye katkısı inanılmazdı. Dizideki her karakter birbirini destekler nitelikteydi bence. Başrollerin sıkıştığı durumlarda ikinci erkek başrolün gelip durumu kurtarıyor oluşunu çok sevdim. Bence zaten üçlüden en zeki olan oydu. Çok tadında ilerledi, hiçbir şeyi abartıya kaçırmadı. Bu yönlerini çok sevdim. Bazı anlarda heyecandan izleyemedim. Aşağı tükütsem sakal yukarı tükürsem bıyık durumları oldu ve her an heyecanla izledim. Aşk ve polisiye sahneleri de dengeli ilerledi. Olumsuz ne eleştirim var diye düşünüyorum ama bulamıyorum resmen. Gerçekten sevdim diziyi. Olumsuz olarak tek söyleyeceğim şey her şeyin hep ucu ucuna olması sanırım. Bütün olaylardan hep ucu ucuna sıyrıldılar. Bir de çok fazla tesadüfi şeylerin gerçekleşmesi. Herkes herkesle bir şekilde bağlantılı çıkıyor ama o da bu kadar da olmaz dedittirmedi yine de. Biraz da doğaüstü bir yanının olduğundan muhtemelen. Hiç boşa harcanan sahne olduğunu da düşünmüyorum. Dolu doluydu, o konuda da tatmin ediciydi. Ara ara gelen komedi sahneleri ve savcının şapşallığı renk katmış diziye. Karamsar olayların yumuşatıcısı gibiydi. Her şeyiyle güzel bir diziydi.
Aklımda yer edinen bir dizi olacağına eminim. Şiddetle tavsiye ederim izlemenizi...
Bitirir bitirmez taze taze yorumumla geldim. Öncelikle dizinin konusundan bahsedeyim. Dizi fantastik bir kurguya sahip. 1924 yılında bir kadınla aşk yaşayan bir adam kadının talihsiz ölümü sonucu onun reenkarne olmasını beklemeye karar veriyor. Bu da bir tanrıçaya ait taş parçasıyla…devamıBitirir bitirmez taze taze yorumumla geldim.
Öncelikle dizinin konusundan bahsedeyim. Dizi fantastik bir kurguya sahip. 1924 yılında bir kadınla aşk yaşayan bir adam kadının talihsiz ölümü sonucu onun reenkarne olmasını beklemeye karar veriyor. Bu da bir tanrıçaya ait taş parçasıyla mümkün oluyor. Bu taş parçası adama kızı beklemesi için yüz yıl süre veriyor. Yüz yılın sonunda eğer kızı bulamazsa yok olacak. Kızın ruhuna sahip kişinin taşın kalan parçasını ona vermesi lazım. Bu şekilde adam yüz yıl boyunca kızı arıyor ve bekliyor. Gel gelelim kızın ruhuna sahip olabilecek kişi erkek çıkıyor. Ve adam dizi boyunca bunu hazmetme çabası içinde. Neyse işte dizinin BL diziye dönüşme süreci burada başlıyor.
Şimdi de gelelim öznel yorumuma... Diziyi açıkçası sevmekle sevmemek arasında bir yerlerde geziniyorum. Çünkü her ne kadar güzel bir fantastik kurguya dönüşme potansiyeli olan bir dizi olsa da bazı yerler geçiştirilmiş gibi geldi. Ve çok fantastik dizi izlediğimden midir bilmiyorum, çoğu şey tahmin edilebilir şeylerdi. Bu yüzden yer yer karakterlerin gerizekalılıklarından gına geldi. Gerçekten dişlerimi sıka sıka izledim bazı yerleri. 'Ya siz salak mısınız?' diye diye izledim. Böyle ufak çaplı krizlerimi saymazsak iyi yerleri de vardı. Başrol çift tatlıydı bence ve kimyaları iyiydi. Ayrıca yan karakterlerin de güzel katkıları vardı. Hem ana çifte hem de genel kurgunun ilerleyişine. Her karakterin bir amacı vardı bence. En güldüğüm şey tanrıça oldu şahsen. Bazı sinir krizlerimin sebebi de tanrıçaydı bu arada. Ara ara gösterilen tanrıça kısımlarında gerçekten hem eğlendim hem de asabım bozuldu. Ama bu tamamen benim inancımın farklı yönde oluşuyla alakalı muhtemelen, o yüzden kötü bir şey söylemeyeceğim. İnanç sonuçta.
Son olarak da dizi bir bölüm daha olsaydı izleyemezdim. Özellikle son iki bölümde sakız gibi uzatmışlar olayları. Tam yerinde bitmiş o yüzden. Azıcık daha uzasaymış izlenilemez hale gelebilirmiş ama tadında kaldı gibi oldu. Kötü eleştirilerimin fazla olmasının nedeni de bu olabilir aslında. 8. bölümden sonra yazsam bu yorumu kesinlikle çok daha fazla iyi şey söylerdim ama final de diziyi dizi yapan şeylerden biri sonuçta.
Özetleyecek olursam kurguyu beğendim, son kısmın uzatılmış olmasını sevmedim. Karakterlerin bu kadar zeki görünüp salakça davrandıkları yerleri sevmedim. Karakter ilişkilerini sevdim. Tanrıça favori karakterimdi.
Bu kadar. Buraya kadar okuduysanız helal size. En iyisi sizsiniz.♡
Açıkçası hiç beklenti olmadan başladığım bir filmdi ama bayıldım. Özellikle sinematografisi inanılmazdı bence. Işık oyunları belli bir yere kadar siyah beyaz ilerlemesi, sahne geçişleri, karakterlerin duygu aktarımları falan çok başarılıydı. Film anlatmak istediği şeyi sinematografik öğeleriyle birlikte mükemmel bir şekilde…devamıAçıkçası hiç beklenti olmadan başladığım bir filmdi ama bayıldım. Özellikle sinematografisi inanılmazdı bence. Işık oyunları belli bir yere kadar siyah beyaz ilerlemesi, sahne geçişleri, karakterlerin duygu aktarımları falan çok başarılıydı. Film anlatmak istediği şeyi sinematografik öğeleriyle birlikte mükemmel bir şekilde aktarmış diye düşünüyorum. Tesadüfen karşılaşıp izledim ve iyi ki izledim dedim. Bana hayatı sorgulatan yerleri de vardı ve o sıkışıp kalmışlık hissini derinlerimde yaşadım. Sinemada izlesem ayakta alkışlardım muhtemelen. Beklenti artırmak istemem ve herkes benim kadar sevmeyebilir ama hassas konulara ustalıkla değinilmiş bir film diye düşünüyorum. Çoğu yerde sınırda gezmiş ve o hassasiyeti de güzel aktarmışlar bence. Festival filmi havasındaydı biraz ve o havadaki filmlerden hoşlanmayanlar sevmeyebilir diye düşünüyorum. Ama ben festival filmi tarzına bayılırım buna da bayıldım.