Spoiler içeriyor
"Dünyadaki en garip yaratık hiç şüphesiz insanoğlu... Bir kartal gibi uçmak istiyor ama kanatları yok. Bir aslan kadar kuvvetli olmak istiyor ama pençeleri yok. Onu ne kadar noksan yaratmışsın ey Tanrı! Üstüne üstlük bir de onu cezalandırmak için noksanlarını idrak…devamı"Dünyadaki en garip yaratık hiç şüphesiz insanoğlu... Bir kartal gibi uçmak istiyor ama kanatları yok. Bir aslan kadar kuvvetli olmak istiyor ama pençeleri yok. Onu ne kadar noksan yaratmışsın ey Tanrı! Üstüne üstlük bir de onu cezalandırmak için noksanlarını idrak etme yeteneğini de vermişsin."
Haşhaşiler konusu iki farklı kitapta çok başka bilgilerle verilmiş.
Ahmet Haldun Terzioğlu'nun Alamut ve Hasan Sabbah'ı anlatan kitabında verilen bilgilerle bu kitap arasında birçok fark gözüme çarptı. Hasan Sabbah konusu yanında, Selçuklular'ın yıkılışını da anlatıyor.
Hasan Sabbah'ı peygamber olarak görüyorlar bu kitapta. Ölülere etki edebildiğini ve istediği insanları cennete gönderebildiğini iddia ediyorlar.
Ayrıca Türkler'i Yecüc ve Mecüc soyundan gelen melez bir şeytan ırkı olarak görüyorlar. Oysa Haldun'un kitabında Türkler ile bir sorunu yoktu Seyduna'nın. Yalnızca Abbasi halifesini desteklemelerini ve Nizam-ul Mülkün Şii düşmanı olmasını yargılıyordu. Hatta o kitaba göre Türklerin savaş gücünden etkilenen Sabbah, bu alanda komutaya Türk bir askeri getiriyor. Fakat Bartol'un kitabında Sabbah, inançlı da değilmiş. Imamiyeti takip etmesindeki tek sebep Abbasi halifesini yıkmakmış. Bunun sebebi de Abbasilerin Türklerin elinde oyuncak olmasıymış. Türklerden at hırsızı şeklinde bahsediyor.
Klasik olarak Imamiyet konusu da işlenmiş. Bu da bildiğiniz üzere Müslümanların kendi aralarındaki mezhep savaşları ile ilgili. Şii ve Sunni ayrılığı, hatta ondan da öteye geçiyor. Cafer-i Sadık'ın oğlu Musa Kazımcı mısın yoksa diğer oğlu Ismailci misin? Yediler ve beşler derken Hasan Sabbah'ın Zerdüşt hayranı olduğunu da okuyoruz.
Bizim Haşhaşiler, Cafer-i Sadık'ın Musa Kazım ve Ismail isimli oğullarından Ismail'i desteklemeleri ve Ismali soyundan bir peygamber çıkacağına inanıyorlar. Tabii ki bu soyun başı Hüseyin'in hayatta kalan oğlu Zeynel Abidin'den geliyor bilindiği gibi. Ancak Sabbah'ın takipçileri Ismailileri desteklese bile soyun son kişisi yerine Seyduna'yı mehdi olarak görüyorlar. Bu da biraz çelişkili. Muhtemelen Seyduna'nın bu soydan gelebilme ihtimaline inanıyorlar. Kitaba göre bu adam kendisini Arap soyundan diye tanıtıyor. Oysa Farsidir. Bunun sebebini de Farsilerin Arap düşkünlüğü olarak açıklıyor. Yani özetle bu kitaba göre Hasan, Türklerden ve Araplardan nefret ediyor Iran üzerinde egemenlik kurdukları için.
Bu düşüncesini başarıp münafık birisi olarak insanlara hükmedebilmek için de yine inanmadığı dini kullanmış. Dindarmış gibi görünüp Ali ve imamiyet taraftarlarını fanatik bir tarikatta bir araya getirip onlara yeryüzündeki cenneti vaat ediyor. Bu cennetin nasıl olduğu da açık. Alamut'un yanına inşaa ettirdiği haremdeki masum kadınları huri gibi davranmaya zorluyor müritlerini kandırabilmek için. Alamut'un Piri değil de p*vengi olarak gösterilmiş Bartol'un kitabında. Oysa Haldun'un kitabında şarap içtiği için kendi oğlunu öldürten birisinden bahsediliyor.
Sonuçta, karşımıza iki farklı Hasan çıkıyor. Birisi inançlı bir mümin, ikincisi ise hırslarının peşinden giden bir müşrik. Hangisi olduğuna karar vermek de birkaç kitap okumakla mümkün görünmüyor bence.
Ayrıca Nizam-ul mülk, Hayyam ve Sabbah'ın aynı okulda okuduklarını da söylüyor yazar. Bu bilgiye bir de Amin Maalouf'un Hayyam'ı anlatan kitabında rastlamıştım. Ne kadarının doğru olduğu ise bilinmiyor net olarak.
Ben sadece iki kitap okudum ve bu kitaplara kurgu da eklenmiştir muhtemelen. Daha güvenilir kitaplar da okumak gerekiyor. Bu beni biraz aşar. Iki kitapla bile Hasan Sabbah'tan ve Türk düşmanlığından bıktım. Daha fazla bu konuda okumak yerine kendime de size de Diamond Tema'nın YouTube videosunu tavsiye ediyorum bu konu hakkındaki.
"Mutlak olana ulaşmanın mümkün olmadığını idrak eden, hiçbir şeye inanmayan kimseye, her şeyi yapma izni verilmiştir ve korku duymadan ihtiraslarının peşinden gidebilir." 165
"Kitleler her zaman böyledir... Belirsizlikten her zaman korkarlar, bu yüzden açık bir yalanı ulaşılmaz gerçeklere yeğ tutarlar. Hele bu yalanlar ne kadar ulvi ve yüksek olurlarsa, değerleri de o kadar artar."