“Artık en ufak bir acı çekmiyordum ve birden, doğru insan diye bir şeyin olmadığını idrak ettim. Ne yeryüzünde ne de cennette. Öyle biri, öyle tek bir kişi yok. Sadece insanlar ve her insanın içinde bir tutam doğru insan var ama…devamı“Artık en ufak bir acı çekmiyordum ve birden, doğru insan diye bir şeyin olmadığını idrak ettim. Ne yeryüzünde ne de cennette. Öyle biri, öyle tek bir kişi yok. Sadece insanlar ve her insanın içinde bir tutam doğru insan var ama kimsede, bizim diğerinden beklediğimiz ve umduğumuz şey yok. Kusursuz insan diye bir şey yok ve o mutluluk veren, harikulade tek adam aslında hiç var olmadı.”
Ölü olmanın rahatlığı şu olmalı: Var oluşumuz demek olan o kaygı lekesi silindikten sonra, önem taşıyan tek şey, nesnelerin serinkanlı bir dinginlikle güneşin altında yayılmaları, birbirlerini izlemeleri. Her şey dingin ya da dingin olma eğiliminde, kasırgalar, depremler, yanardağ püskürmeleri bile.…devamıÖlü olmanın rahatlığı şu olmalı: Var oluşumuz demek olan o kaygı lekesi silindikten sonra, önem taşıyan tek şey, nesnelerin serinkanlı bir dinginlikle güneşin altında yayılmaları, birbirlerini izlemeleri. Her şey dingin ya da dingin olma eğiliminde, kasırgalar, depremler, yanardağ püskürmeleri bile. Ama o da oradayken, dünya zaten böyle değil miydi? Her fırtına, daha sonranın sessizliğini içinde taşırken, bütün dalgaların kıyıya vuracakları ve rüzgârın gücünü yitireceği zamanı hazırlarken? Ölü olmak belki de sonsuzluğa dek dalga olarak kalacak dalgaların okyanusuna geçmek; öyleyse denizin yatışmasını beklemek boşuna.
“Bana aşktan, paradan, şöhretten ziyade hakikati verin. Dalkavuklarla dolu bir sofrada oturmuştum, kuş sütü bile eksik değildi ama samimiyet ve hakikat yoktu, bu misafirperverlikten yoksun yerden karnım aç ayrıldım. Hiç misafirperver değillerdi, buz gibiydiler. Onları dondurmak için buza bile ihtiyaç…devamı“Bana aşktan, paradan, şöhretten ziyade hakikati verin. Dalkavuklarla dolu bir sofrada oturmuştum, kuş sütü bile eksik değildi ama samimiyet ve hakikat yoktu, bu misafirperverlikten yoksun yerden karnım aç ayrıldım. Hiç misafirperver değillerdi, buz gibiydiler. Onları dondurmak için buza bile ihtiyaç olmadığını düşündüm. Bana şarabın kaç yıllık olduğundan ve bağcının şöhretinden bahsettiler, oysa benim aklımda onlarda olmayan ve asla satın alamayacakları daha yeni, daha saf, daha mükemmel bir şarap vardı. Tarzın, malın mülkün, “eğlence”nin benim için hiçbir anlamı yok. Kralı ziyaret ettim ama beni salonunda bekletti ve sanki misafir olmaktan bile âciz bir adammışım gibi davrandı. Mahallemde, ağaç kovuğunda yaşayan bir adam vardı. Hali tavrı tıpkı krallar gibiydi. Keşke onu ziyaret etseydim.”
Stoner, büyük olayların değil, küçük kabullenişlerin romanı. Hayatın çoğu zaman bağırmadan, kırmadan, sadece sessizce eksilttiğini anlatıyor. Stoner’ın trajedisi mutsuz olması değil; mutsuzluğuna alışması. Bu kitap bana şunu düşündürdü: Bir insan, hayallerinden vazgeçtiğini fark etmeden de yaşayabilir mi? Ve bir hayat,…devamıStoner, büyük olayların değil, küçük kabullenişlerin romanı.
Hayatın çoğu zaman bağırmadan, kırmadan, sadece sessizce eksilttiğini anlatıyor.
Stoner’ın trajedisi mutsuz olması değil; mutsuzluğuna alışması.
Bu kitap bana şunu düşündürdü:
Bir insan, hayallerinden vazgeçtiğini fark etmeden de yaşayabilir mi?
Ve bir hayat, sadece sürdüğü için anlamlı sayılabilir mi?
Okurken değil, bitince insanın içine yerleşen bir hüzün bırakıyor.
Çünkü Stoner’ı kapatıyorsun ama onun sessizliği sende kalıyor.
Vuslat ile vedanın hem sesleri hem sessizlikleri aynıymış gibi gelir bana. Vuslatla vedayı uzun süre karıştırdığımı da söylemeliyim. Hayır bunda ‘şairane’ bir yan bulduğum için değil, belki vardır ama hiç ilgilenmedim, ama tabii ve hissi bir şeylerin olduğunu düşünüyorum. Buna…devamıVuslat ile vedanın hem sesleri hem sessizlikleri aynıymış gibi gelir bana. Vuslatla vedayı uzun süre karıştırdığımı da söylemeliyim. Hayır bunda ‘şairane’ bir yan bulduğum için değil, belki vardır ama hiç ilgilenmedim, ama tabii ve hissi bir şeylerin olduğunu düşünüyorum. Buna ilişkin bir dizem bile var, aklımda kaldığı ya da uydurduğum kadarıyla, “seninle aşktan önce ayrılığa kavuşsaydık zalim!” der burada şair!
Ayrılığa kavuşmak. Sonradan ayrılığın da aşka dahil olduğu Resmi Gazete’de yayımlandı, Kaptan da “çünkü ayrılanlar hala sevgili” ve “çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var” dizeleriyle ayrıntılı gerekçeyi yazmış oldu. Böylece hepimiz o çok eski “ayrılsak da beraberiz” şarkısından ayrılanlara düşen haklılık payıyla teselli bulduk!
-Dizeler şu şekilde biter “Öyleyse bir, yolda vedadan önce bir vuslat vardır, iki, insanlar kavuşa kavuşadır…
Yıldızlar mı hatırlatır geceyi yoksa gece midir yıldızları değerli kılan, içimizde sıkışıp kalmış derinlerde bir yerde söylenmemiş kendimize bile itiraf edemediğimiz şeyleri bir gece yarısı söylemez miyiz kendimize ? Adeta bir infaz kurumudur zihin bir gece yarısı en çokta yıldızlar…devamıYıldızlar mı hatırlatır geceyi yoksa gece midir yıldızları değerli kılan, içimizde sıkışıp kalmış derinlerde bir yerde söylenmemiş kendimize bile itiraf edemediğimiz şeyleri bir gece yarısı söylemez miyiz kendimize ? Adeta bir infaz kurumudur zihin bir gece yarısı en çokta yıldızlar gökteyken. Söylenmemiş besteler diziyorum işte o sıra kendime dile getirdiğim gizlediğim yaraları kapatmak için. Kuşandım geceleri ya da gecenin ta kendisiyim bazen ben.
ve karşılaşmayı, bir lüks, bir tatil sayarak filmlerde kalan eski meselat saçlı bir sokakta, bir yokuş başında, bir ilham ağacının dibinde rastlaşmak istiyorum. Karşılaşmayı istediklerimi bu tür yerlerde beklemişimdir hep. Şimdi fark ediyorum. Hayatım boyunca hiç beklemeyen kişilerle karşılaşmışım; “hiç…devamıve karşılaşmayı, bir lüks, bir tatil sayarak filmlerde kalan eski meselat saçlı bir sokakta, bir yokuş başında, bir ilham ağacının dibinde rastlaşmak istiyorum. Karşılaşmayı istediklerimi bu tür yerlerde beklemişimdir hep. Şimdi fark ediyorum. Hayatım boyunca hiç beklemeyen kişilerle karşılaşmışım; “hiç değişmemişsin,” gibi klişelerle ve gözlerde beliren nadir pırıltıyı yalnızca bir-iki karşılaşmamda işittiklerimizden maada o pırıltının ne olduğunu bilmeyenlerle karşılaşmadığıma şaşırmadığımı söylüyorum.
O pırıltının ne olduğunu bilmeyenlerle karşılaşmak, yitirilmiş bir şeyle göz göze geldiğinde ve gözlerde o eski şaşkınlığı bulamadığında hissettiğin şey. Hoş, menkıbelerde bile bin yıl hükümranlığı ilan edecek ve o lahza kaybolup seraba dönüşecek bir ışıltı.
(Sadece Şiir Öykü kitabından naçizane bir alıntı)
LEKE İnsan bir yalnızlık lekesidir İnsandan insana Yayılır durur. Sonra bir gün zaman susar Leke kurur Dünya biter. Yalnızlık da kalabalık ister Bir gün hepimiz Hiç gelmemişe döneriz. İnsan bir ölüm şarkısıdır Otlarla yıldızlarla sularla insanlarla Dünyaya tutunur durur. Bir…devamıLEKE
İnsan bir yalnızlık lekesidir
İnsandan insana
Yayılır durur.
Sonra bir gün zaman susar
Leke kurur
Dünya biter.
Yalnızlık da kalabalık ister
Bir gün hepimiz
Hiç gelmemişe döneriz.
İnsan bir ölüm şarkısıdır
Otlarla yıldızlarla sularla insanlarla
Dünyaya tutunur durur.
Bir gün
Herkesin öldüğü bir eski sokakta
Dönüp gelmeyen bir yankı.
Hepsi bu…
"Sen kontrol etmeye çalıştın her şeyi deli gibi, şöyle olsun, böyle olsun diye. Sen rekabet ettin ondan, bundan, şundan daha iyi olmak ve öne geçmek için. Sen yaptın her hamleyi öbürü arkada ne halde kaldı, bilmek istemeden. Sen nefessiz bıraktın…devamı"Sen kontrol etmeye çalıştın her şeyi deli gibi, şöyle olsun, böyle olsun diye.
Sen rekabet ettin ondan, bundan, şundan daha iyi olmak ve öne geçmek için.
Sen yaptın her hamleyi öbürü arkada ne halde kaldı, bilmek istemeden.
Sen nefessiz bıraktın Lara’yı illa şöyle olacaksın, böyle olacaksın diye.
Parlatıyorsun zannederken tüylerini, sen tükettin kendini.
Kılıfın güzel göründüğünden kendin de inandın masalına.
Ama için tükendi, kurudun kızım.
Leş kargası da geldi sana dadandı tabii.
O, ‘bakın ben ne kadar iyiyim, güzelim, başarılıyım’ kabuğunun altındaki cansızlık onu çekti.
Otuz yıl içinde bu insanlar ne hale geldi, kendilerini ne hale getirdiler, diye düşündüm. Ve bu otuz yıl içinde ben kendimi ne hale getirdim, diye düşündüm. Her durumda, bu insanların otuz yıl içinde kendilerini getirdikleri durum bunalıtıcı, benim kendimi getirdiğim…devamıOtuz yıl içinde bu insanlar ne hale geldi, kendilerini ne hale getirdiler, diye düşündüm. Ve bu otuz yıl içinde ben kendimi ne hale getirdim, diye düşündüm. Her durumda, bu insanların otuz yıl içinde kendilerini getirdikleri durum bunalıtıcı, benim kendimi getirdiğim durum da; bir zamanların mutlu durum ve koşullarında tüm bu insanlar, bunalıtıcı. Tüm bu iyi durum ve koşullara rağmen, diye düşündüm berjer koltukta, hep aynı şey ve koşullar nedeniyle bir şey durumuna getirdiler, tüm mutluluklarını tek bir bunalıma dönüştürdüler, diye düşündüm, hepsi de, tüm bunalımlarını da mutluluğa değil de tek bir bunalıma dönüştürdüler, düğüm gibi. Çünkü kuşku yok ki, tüm bu insanlar bir zamanlar, mutlu insanlardı, azı, hatta daha yarı insanı, bunalıma, tıpkı benim gibi, yalnız bunalıtıcı olduğum, mutlu olmadığım gibi, diye düşündüm berjer koltukta. Tek bir mutluluktan, tek bir felaket yarattılar, diye düşündüm berjer koltukta, bir yığın umutun bir yığın umutsuzluk yarattıkları. Sonra müzik odasına doğru baktım, doğrudan doğruya umutsuzluk dışında bir şey görmediğim düşündüm berjer koltukta, insanı ve denilebilir ki sanatsal umutsuzluk dışında bir şey değildi gördüğüm, gerçek bu.