2026’nın 6. Filmi: Primate Yakın çevrem 40–50 filmi geride bırakmışken ben yoğunluktan dolayı 7 filmde takılı kaldım. Hatta 29 Ocak’ta izlediğim bu filme de ancak şimdi inceleme yazabiliyorum. İncelemeye geçmeden önce filmin yönetmeni Johannes Roberts’ın kariyerine kısaca bakmak gerekiyor. Roberts,…devamı2026’nın 6. Filmi: Primate
Yakın çevrem 40–50 filmi geride bırakmışken ben yoğunluktan dolayı 7 filmde takılı kaldım. Hatta 29 Ocak’ta izlediğim bu filme de ancak şimdi inceleme yazabiliyorum.
İncelemeye geçmeden önce filmin yönetmeni Johannes Roberts’ın kariyerine kısaca bakmak gerekiyor. Roberts, 2001 yılında çektiği düşük bütçeli korku filmi “Sanitarium” ile sinema dünyasına adım attı ve yaklaşık on yıl boyunca mikro bütçeli filmlerle devam etti. 2010 yılında gösterime giren “F”, onun daha geniş dağıtım alanı bulan ilk filmi oldu ve az da olsa bir izleyici kitlesi yakaladı.
2010’lu yıllar Roberts için çelişkili bir dönemdi. Bir yandan “47 Meters Down” ticari anlamda ciddi başarı elde etse de eleştirmenler ve izleyici puanları pek iyi değildi. Ancak bu durum, yönetmenin adını daha geniş kitlelere duyurduğu gerçeğini değiştirmiyor. Diğer yandan ilk film tuttu diye hemen devam filminin çekilmesi, o filmin gişede iyi sonuç almasına rağmen izleyici gözünde kötü film olarak anılması ve yönetmenin farklı şeyler denememesi yüzünden “tekrara düşen yönetmen” eleştirilerinin giderek artmasına sebep oldu.
2020 yılında pandemiyi kullanarak çektiği kısa film “The Plague”, hem tekrara düşmemek hem de yeni finansmanlar bulup uzun metraj filmler çekmeye devam etmek için stratejik bir konsept denemeydi. Ardından 2021’de “Resident Evil: Welcome to Raccoon City” ile farklı olmaya çalışırken aynı kalmaya devam etti. 25 milyon dolar bütçesi olan filmden yaklaşık 42 milyon dolar kazanmak başlı başına kötü değildi ama “Resident Evil” gibi bir markayı arkana alıp yine de gerçek bir gişe başarısı yakalayamamak ve üstüne eleştirmenlerden ve izleyicilerden düşük puanlar almak, filmi en kötü Resident Evil filmlerinden biri yaptı.
2022’de “V/H/S/99” içinde bir bölüm yöneten Roberts, burada da izole mekan ve hayatta kalma gerilimi etrafında şekillenen tanıdık anlatı dilini sürdürdü. Uzun metraj yönetmenliğine bir süre ara verdikten sonra ise yeniden yaratık korkusuna yönelerek “Primate” ile karşımıza çıktı.
PRİMATE İNCELEMESİ
Uzun zaman sonra tek başıma sinemaya gittim. Üstelik şansıma salonda da tek başımaydım. Bunun yanında nereden geldiği belli olmayan garip, az ama gerici bir ses
de vardı salonda. Bundan dolayı olsa gerek “Primate” beni ekstra geren bir film oldu.
Film boyunca süren gereksiz gerginliğimi bir kenara bırakıp filme geçecek olursam kesinlikle iyi değildi. İyi değildi ama yaşadığım saçma gerilim ve uykusuz
olmamın da etkisiyle film bana iyi geldi.
Bu kadar etkilenip nasıl iyi değildi diyorum, ondan da bahsedeyim. Anlatılmak istenilen konu klişe olsa da iyi işlenebilirdi ama yazılan karakterler ve diyaloglar fazlasıyla ortalamaydı. Üstelik filmi uzatmak için eklenmiş gereksiz karakterlerin olması da göze batıyordu. Evcil şempanze olayı her ne kadar bana garip gelse de gerçek hayatta örnekleri olduğu için çok uçuk gelmedi. Müziklerini ise şaşırtıcı bir şekilde sevdim.
Kısacası “Cujo”dan ilham alınmış, gore sahneleri gayet iyi, müzikleri etkili, klişe olmaktan kaçmaya çalışan ve yer yer gerçekten geren bir film “Primate”. Ama başta kötü yazılmış diyalog ve karakterler olmak üzere, kaçmaya çalıştığı klişelere sürekli sığınması ve fazlasıyla kötü finali yüzünden ciddi sorunları var. Yine de tüm bu eksiklerine rağmen beni etkileyen ve ortalama veya üstü dememe sebep olan bir film oldu.
6,56/10