Günüm, sırrı abileri ölünce başsağlığı dileyip ağlayan ama ülkedeki hiçbir olaya tepki göstermeyen ünlülerin, bugün Atatürk fotoğrafı paylaştı diye övenlere acıyıp gülmekle geçti. İyi geceler.
Kısa filmlerini izledikten sonra potansiyeli olan ama boşa harcayan bir yapım olacağını tahmin ediyordum; ama bu kadarı da fazla oldu. İlk 1 saat ne izlettiler, bilmiyorum. Jester karakterini zaten kısa filmlerden sevmiştim ve bu uzun metrajda ona bir hikaye yazmalarını…devamıKısa filmlerini izledikten sonra potansiyeli olan ama boşa harcayan bir yapım olacağını tahmin ediyordum; ama bu kadarı da fazla oldu. İlk 1 saat ne izlettiler, bilmiyorum. Jester karakterini zaten kısa filmlerden sevmiştim ve bu uzun metrajda ona bir hikaye yazmalarını beklemiştim; ama kısa filmlerde gördüğümüz şeyleri uzattıkça uzatmışlar.
Üstelik bir senaryo bile yazılmamış, başta var gibi gözüken senaryo kısa bir süre sonra yerini bomboş karalamacadan ibaret şeylere bırakıyor. Hani kötü de olsa karakterlerde bir motivasyon olur dedim ama yok. Önüne geleni canice öldüren bir katil diyeceğim değil; aksine olmayan senaryoya hizmet edeceği düşüncesi ile alelade bir aile seçilmiş ve o aile üyeleri korkutuluyor gibi bir durum var ortada.
Tamam, bir gizem yaratılmaya çalışılmış, anlıyorum; ama o gizemi asla öğrenemiyoruz çünkü film tamamen havada bırakıyor. Böyle olunca kendi kafamızdan bir şeyler uydurmamız gerekiyor. Jester gibi karizmatik gözüken ve üstüne yıllarca uğraşılmış bir karakteri hastalık mı, Ölüm habercisi mi yoksa sadece bir metafor mu gibi saçma salak şeylerle heba etmişler.
Uzun zamandır bu kadar sıkıcı anlatım, kötü oyunculuklar, ortalama bile denemeyecek seviyede yönetmenlik ve sinematografi derken filmle ilgili iyi diyebileceğim tek şey Jester’ın dış görünüşü ve hareketleri olabilir.
Yorum yaparken bütçesi aşırı düşük diyenler olmuş; ama biraz bakınca pek de güvenilir olmayan bir kaynakta 1,5 milyon dolarlık bütçesi olduğu yazılmış. Ancak resmi bir açıklama yok. Bunun doğru olmadığını düşünmek istiyorum; çünkü filmin finansman ve dağıtımını üstlenen Epic Pictures Group’un bu şeye o miktarı yatırabileceğini sanmıyorum. Epic Pictures Group maksimum 500 bin dolarlık bir bütçe verebilmiştir.
Her hâlükârda, ortada birçok kaynağın 50 bin dolara çekildiğini kabul ettiği Terrifier gibi bir örnek varken, The Jester’ın bu denli kötü olması kabul edilemez. Birkaç yüz dolara çekilmiş olan kısa filmleri çok çok daha iyiydi.
3,15/10
The Jester’ı çok duymuştum; üstelik verilen puanların aksine iyi yorumlar aldığını da sanıyordum. Ancak bir türlü izleme fırsatı bulamadım. Devam filminin geldiğini görünce, “Artık ilk filmi Watchlist’imden temizleme zamanı geldi.” diye düşündüm. Sonra kısa filmlerini fark ettim ve Terrifier’da yaptığım…devamıThe Jester’ı çok duymuştum; üstelik verilen puanların aksine iyi yorumlar aldığını da sanıyordum. Ancak bir türlü izleme fırsatı bulamadım. Devam filminin geldiğini görünce, “Artık ilk filmi Watchlist’imden temizleme zamanı geldi.” diye düşündüm. Sonra kısa filmlerini fark ettim ve Terrifier’da yaptığım gibi karakterin yaratılışını, ilk hâlini görmek amacıyla kısa filmlerini izledim.
2016 yılında yayımlanmış olan ilk kısa filmi fena bulmadım; ortada bir potansiyel olduğu kesindi. Karakter merak uyandırıyor, uzun metrajı için de ufak bir hype yaratıyordu. Ancak sonraki iki kısa film öyle değildi. Ben karakterin geçmişinin işlendiği veya daha derin bir hikâyeye evrilmesini beklerken, senaryo tekdüze devam etti. İlk kısa filmde gördüğümüz şeylerin aynısı, hatta daha basit halleri gösterildi.
Kısacası, uzun metraja olan beklentimi iyice düşürdüm ve filme yapacağım yorumun da “potansiyeli olmasına rağmen çöpe atılmış bir hikâye” tarzında olacağını düşünüyorum.
5,70/10
The Toxic Avenger’ın 1984 yapımı orijinal filmini yeni izlemiştim çünkü bu filmin bir remake olacağını sanıyordum. Ama daha ilk dakikalardan bir remake değil de reboot izleyeceğimin farkına vardım. Filme dönecek olursam, orijinaliyle alakası yok; sadece isim ve temel konsept aynı,…devamıThe Toxic Avenger’ın 1984 yapımı orijinal filmini yeni izlemiştim çünkü bu filmin bir remake olacağını sanıyordum. Ama daha ilk dakikalardan bir remake değil de reboot izleyeceğimin farkına vardım. Filme dönecek olursam, orijinaliyle alakası yok; sadece isim ve temel konsept aynı, tamamen yeni nesle uyarlanmış hâli. Yani demem o ki, beklentiniz Troma tarzıysa heveslenmeyin; çünkü orijinal filmde gördüğümüz abartılı gore sahneler, saklamadan yapılan kara mizahlar, nefret edilesi karakterler ve bilerek ucuz gösterilen prodüksiyon yok.
Evet, gore sahneler var ama birkaç tane ve hiç de abartılı değil. Kara mizah denir mi bilmem ama ufak göndermeler de var; ancak “aman oradan linç yeriz” kafasıyla yapılmış. Prodüksiyon ve oyuncular zaten fazlasıyla iyi derken, Troma tarzı denilen şeyden fazlasıyla uzak bir yapımdı.
Neyse, orijinal filmi yani Troma tarzını sevemeyen biri olarak bunlar benim için sorun değildi. Ama senaryo kısmı ve filmin yapması gereken tek şey olan eğlencesi iyi olsaydı keşke. Baştan sona her sahnesi tahmin edilebilirdi; hâl böyle olunca herhangi bir sahnede eğlendiğimi söyleyemem.
Komedisine gelecek olursam, Hobbit şakası haricinde vasatın altı ve tekrara düşen sahnelerle doluydu. Filme verdiğim puan fazla bile olabilir; ancak yönetmenlik, sinematografi, müzikler ve oyuncular derken, teknik detaylara verilmiş bir puan bu.
5,34/10
“Mafya mı kendini devlet gibi görüyor, yoksa devlet mi mafya kimliği taşıyor?” Bu filmi posterine bakıp izlemeyecektim; ancak izleyip sevenleri duyunca bir şans vermek istedim. Açıkçası ilk dakikalardan beni içine çekti ama içine çeken şey neydi, tam olarak anlamadım. Sonradan…devamı“Mafya mı kendini devlet gibi görüyor, yoksa devlet mi mafya kimliği taşıyor?”
Bu filmi posterine bakıp izlemeyecektim; ancak izleyip sevenleri duyunca bir şans vermek istedim. Açıkçası ilk dakikalardan beni içine çekti ama içine çeken şey neydi, tam olarak anlamadım. Sonradan fark ettim ki kostümler, sinematografi ve prodüksiyon fazlasıyla özenliydi. Bunu artık birçok filmde görüyoruz ama bizim filmlerimizi düşününce beklenti, daha amatör, özensiz bir film olması yönündeydi. Beni daha en başında etkileyen film, belli bir yere kadar aksiyonu bol kullanmasa da bazen oyuncular, bazen de yazılan diyaloglarla izletmeyi başardı.
Ha, tüm bunların yanında belki yüzlerce kez gördüğümüz senaryonun bize uyarlanmış haliydi bu film. Yani senaryoda öyle abartılacak bir durum yok; aksine, tahmin edebileceğiniz üzere mantık hataları, saçma diyebileceğimiz sahneleri de var. Film, son 34. dakikaya kadar ortalama giderken birden bir ilahi güç mü denir bilmiyorum ama dediğimi izleyenler anlayacaktır, bir şey oluyor ve film devam ediyor. Bu noktadan sonra aksiyon görsek de bazı yerlerde aşırı basite kaçılmış ve iyice saçmalanmış. Belki de 105. dakikada bitse daha iyi olurdu.
“John Wick çakması” diyenler ne yaşıyor bilemiyorum. Evet, aksiyonu öyle; ama bu şekilde devam edersek, bundan sonra çıkacak tüm aksiyon filmlerine bir şeyin çakması demek zorunda kalacağız. Bunun haricinde hikâye konusunda zaten hâlihazırda var olan aynı adlı çizgi romanı ile birebir aynıymış ve John Wick ile aşırı benzerlik göremedim. Çizgi romanı daha önce duymuştum ama hiç bakmadım; yakın zamanda okumayı düşünüyorum.
Son olarak, toksik ergen ve toksik ergen olmamasına rağmen öyle davranan Eşref Rüya fanları, bir şeyin orijinalini veya esinlendiği (ki yapılan şey esinlenmekten fazlası) şeyi görünce neden kuduruyorlar, anlamış değilim. Neyse, uzun zamandır boktan aile ilişkileri veya küfür bombardımanı ile komedi yaratılan filmlerimizi ve “gerçek hayattan uyarlanmıştır” diyerek önlerine gelen her türlü şeyi televizyonda izletebildikleri dizilerimizi düşününce Dehşet Bey bana sıradan senaryosu ve iyi aksiyonu ile ortalama bir yapım gibi geldi.
6,15/10
Winnie the Pooh ile başlayan, çocukken çokça gördüğümüz çizgi film kahramanlarının korku filmine dönüştüğü bu yapımlara Mickey Mouse da eklendi. Açıkçası bu filmlerde iyi bir filme denk gelmedim. Bu yıl çıkan iki Popeye filmi fazlasıyla kötüydü. Yine bu yıl çıkan…devamıWinnie the Pooh ile başlayan, çocukken çokça gördüğümüz çizgi film kahramanlarının korku filmine dönüştüğü bu yapımlara Mickey Mouse da eklendi. Açıkçası bu filmlerde iyi bir filme denk gelmedim. Bu yıl çıkan iki Popeye filmi fazlasıyla kötüydü. Yine bu yıl çıkan Peter Pan filmi, her ne kadar Peter Pan ile alakasız olsa da ortalamaydı. I Heart Willie filmine gelecek olursam, bu yıl izlediğim en kötü filmlerden biriydi. Kötü olacağından emindim ama en azından bu kadar rezil efekt, olması gerekenden fazla mantık hatası ve bu denli kötü oyunculuk beklemiyordum.
Daha ilk dakikalardan sonunu tahmin ettiğimiz ve türevlerinden bile kötü olacağını anladığımız bu film, bu yıl çıkmış ve benim izlediğim en kötü dördüncü film oldu. Senaryosunda belli bir potansiyel taşıyan film, işleyiş, oyunculuk ve kötü efektler sayesinde bomboş bir şeye dönüşüyor. Sonuç olarak ortalama bir film olabilecek potansiyelini harcayan; özellikle kan efektleriyle gözlerimi kanatan bir film olarak kalacak aklımda.
2/10
15/10/2025 Black Phone 2, ilk duyurulduğunda “Ne gerek var?” dediğim ve sonucunda gerçekten gerek olmadığını anladığım bir film oldu. İlk filmi de çok iyi bulmayan biri olarak, kendisini izletebilen bir film olarak kalmış aklımda. Bu devam filmi de aynı şekilde,…devamı15/10/2025
Black Phone 2, ilk duyurulduğunda “Ne gerek var?” dediğim ve sonucunda gerçekten gerek olmadığını anladığım bir film oldu. İlk filmi de çok iyi bulmayan biri olarak, kendisini izletebilen bir film olarak kalmış aklımda. Bu devam filmi de aynı şekilde, ilk filmden daha kötü bir senaryoya sahip olmasına rağmen izlenebilirliği yüksek. Bunun haricinde teknik anlamda da gayet iyi bir film; Scott Derrickson’dan beklenen seviyede. Ancak gereksiz uzatılmış sahneler, aptal olmamasına rağmen bazı yerlerde öyle gösterilen karakterler ve fazlasıyla tekrara düşmesi, bu filmi “iyi” olmaktan uzaklaştırıyor.
Kısacası gereksiz ama izlenmeyecek seviyede değil. Scott Derrickson, yeni bir şeyler üretmek yerine eskisinin ekmeğini yemek istemiş; muhtemelen başarılı da olacak. Son olarak, bir devam filmi yapıyorsan bir zahmet ilk filmi anlatma. Ufak tefek alıntılar olabilir elbette ama “aptal izleyici de anlasın” diye zorlamaya gerek yok; burada onu da yapmışlar. Gereksiz, gereksiz, gereksiz…
5,36/10
(Rewatch) Together aslında çok güzel bir fikirle başlıyor ama ilerleyen dakikalarda alışagelmiş klişelere teslim oluyor. Baştaki orijinallik kayboluyor, geriye ezberden yürüyen bir hikâye kalıyor. Hal böyle olunca karakterlerle bağ kuramıyoruz ve olayı anlamamız uzun sürmüyor; yani ortada bir gizem kalmıyor.…devamı(Rewatch)
Together aslında çok güzel bir fikirle başlıyor ama ilerleyen dakikalarda alışagelmiş klişelere teslim oluyor. Baştaki orijinallik kayboluyor, geriye ezberden yürüyen bir hikâye kalıyor.
Hal böyle olunca karakterlerle bağ kuramıyoruz ve olayı anlamamız uzun sürmüyor; yani ortada bir gizem kalmıyor. Filmin sonunu her ne kadar sevemesem de, daha iyi bir son da düşünemiyorum. Oyunculuklar fazlasıyla iyi; bunun en büyük nedeni de başroller Dave Franco ve Alison Brie’nin gerçek hayatta evli olmaları olabilir. Bunun dışında yönetmenlik ve sinematografi daha ilk dakikalardan kalitesini belli ediyordu, öyle de devam etti. Filmin akıcılığı da oldukça iyi, kendini sıkmadan izletiyor. Ancak kesinlikle “yılın en iyi korku filmi” gibi bir pazarlama taktiğini hak edecek bir film değil. Evet, bir iki sahnede gerçekten korkutmayı başarıyor ama genel olarak bakıldığında kesinlikle bir korku filmi değil. Body horror tarafına bakarsak da maalesef etkili değil; çünkü o sahneleri sanki bilerek kısa bırakmışlar gibi, böyle olunca da etkisini kaybediyor.
İlk izlediğimle aynı düşünüyorum; ne daha iyi ne de daha kötü buldum bu filmi. Korku değil ama klişeleri iyi kullanarak seyir zevkini yüksek tutmayı başarıyor.
Korku olmadığını anlayınca, en azından daha derin işlenmesini beklediğim yerler oldu. Mesela Tim karakteri… Toplumun çoğu tarafından ezik görülebilecek bir yapıya sahip, fakat film bunu iyi veremiyor. Bunun gibi birkaç konuyu daha derin işleyebilirdi ama tercih edilmemiş.
Her ne kadar korku filmi olmasa da orijinal bir fikir olduğunu kimse inkâr edemez. Klişeleri iyi harmanlayıp kullanan, araya komediyi de güzel yerleştiren ve seyir zevki yüksek bir filmdi Together.
Son olarak, filmin sonu sanki bir devam filmi gelecekmiş hissi verdi bana. Henüz duyurulmuş bir şey yok ama Smile 2 gibi iyi bir devam filmi gelirse, hoş olur.
7,03/10
Bazı kaynaklar Gupse Özay’ın sektöre Saklambaç, Telefon Çekmiyor ve İkinci Şans gibi kısa filmlerle girdiğini iddia etse de, bu projeleri bulmak veya doğrulamak oldukça zor. Resmi ve güvenilir bilgilere bakıldığında, 2012-2014 yılları arasında Yalan Dünya dizisinde yer aldı ve burada…devamıBazı kaynaklar Gupse Özay’ın sektöre Saklambaç, Telefon Çekmiyor ve İkinci Şans gibi kısa filmlerle girdiğini iddia etse de, bu projeleri bulmak veya doğrulamak oldukça zor. Resmi ve güvenilir bilgilere bakıldığında, 2012-2014 yılları arasında Yalan Dünya dizisinde yer aldı ve burada belli kesimlerce tanınan, nerede ne yapması gerektiğini, kimi nasıl etkileyeceğini ve kameraya nasıl oynanması gerektiğini bilen biri oldu ayrıca resmen ünlenmiş oldu. Yine 2014 yılında da orijinal içerik ve özgün karakterler vurgusuyla çıkış yapan Deliha filmini hem yazdı hem de başrolü canlandırdı. Bu orijinal film kesinlikle Recep İvedik’in kadın versiyonu değildi, bu yüzden çok beğenildi. Deliha filmi 7 milyon dolardan fazla kazanınca, tabii ki devam filmi de geldi.
İşin şakası bir yana, Gupse Özay Türk halkının bir kesimini gözüne kestirmiş ve sadece onlara içerik üretmeye başlamış biri. Özellikle kendi yazdığı Görümce ve Eltilerin Savaşı filmleri, saçma sapan aile içi kaostan komedi yaratmaya çalışarak güldürme çabasından başka bir şey değildi. Eltilerin Savaşını annem ile birlikte deneyimlemiştik; belli bir yerden sonra cringe’den komaya girecektik. 2024 yılında çıkan Lohusa filmini de yine kendisi yazmış ve oynamıştı. Diğerlerinin aksine bu filmi izlemedim; ancak fikirlerine güvendiğim insanlar bile ortalama üstü dediği için elbet bir gün izleyeceğim.
Gelelim Netflix için çıkan Platonik dizisine;
Birisinin Gupse Özay'a aptal ana karakterlerden komedi yaratma olayının modasının geçtiğini söylemesi gerekiyormuş. Çünkü kendisi popülerliğin verdiği etkiyle aşırı üretken olmaya çalışıp, 11 yaşındaki çocukların Wattpad'e yazdığı salak saçma hikayelerden hallice bir senaryo yazmış. Ayrıca bir kadın senaristin, yine kadın ana karakterlerden oluşan bir diziye aptal kadın karakterler yazmasına ironik mi denir, trajikomik mi denir bilmem ama basite kaçıldığı ve dizideki karakterler gibi aptal izleyiciye hitap edeceği kesin. Farklı olmaya çalışırken içinde ufak tefek farklı dokunuşları olan, ancak günün sonunda televizyon dizilerinden bir farkı olmayan diziydi bu.
Komedisini tamamen koca peşindeki karakterlerden vermeye çalışmak yerine, buna ek olarak yeterince geri zekalı karakterimiz yokmuş gibi bir de beyinleri sulanmış meditasyoncular eklenmiş. Bunların hepsinin komedi için yapılması iyi hoş ama komedi yok. Biz nerede güleceğiz, bir işaret verselerdi de anlasaydık keşke.
Oyunculuklara gelince; kasıntı ama fena sayılmayacak oyunculuklar var. Kerem Bürsin’i anladık, zaten adam başka türlüsünü beceremiyor, kasıntı olmak zorunda. Diyaloglara biraz değinecek olursam da, hani birine ilk kez çıkma teklifi etmeye çalışırsınız veya açılmaya çalışırsınız ya, işte o cringe’lik seviyesinde diyaloglara sahipti bu dizi.
Bu diziye beş bölüm katlanabildim. Aslında üç bölüm izleyip kapatmıştım, ancak dizi tam açıldı açılacak gibiyken bırakmak istemedim. Belki ileride iyi bir şeyler yapmıştır da yanlış bir şeyler yazmayayım diye biraz daha izlemeye karar verdim. Ancak son üç bölümü de izleyip daha fazla zamanımı çöpe atmak istemedim. Çünkü dizinin olayı belli, amacı belli ve asla ne yapmaya çalışıldığı anlaşılmıyor. Beş bölüm boyunca iki aptal kardeşin bir yakışıklı adamın peşinden koşmasını mı izledik gerçekten? Ya da salak saçma fantastik bir şeyler yaratma çabasının nasıl çöpe atıldığını mı gördük? Her şeyi geçtim, biz bunları izleyip eğlendik mi? Hayır. Tek kelimeyle hayır.
Bu dizi ne komik, ne eğlenceli, ne bir şey anlatmak istiyor, ne de özenilmiş bir proje. Tamamen “daha üretken olacağım” derken sıçıp sıvamak bu. Ki gördüğüm kadarıyla seven kitle de yok denecek kadar az. Bir zahmet bunu da sevmeyin artık.
Neyse, başta da söylediğim gibi Gupse Özay çok zeki bir kadın ve bugüne kadar da kime nasıl hitap edeceğini, yaptığı ve rol aldığı projelerin kime hitap ettiğini çok iyi belirleyen, daha en başından beri belli bir kitle üzerine oynayan zeki biri. Deliha filminin Recep İvedik’in popülerliğinin zirvesindeyken, hatta yine Recep İvedik ile aynı yıl vizyona sokulması ve bir anda ünlenmesi şans eseri veya tesadüf değildi. Daha da önemlisi, Recep İvedik karakterinin kadın versiyonu olmasına rağmen pazarlamasının “orijinal” diye yapılması garipti.
Gupse Özay zeki biri olsa da özellikle bu dizide çakılmış gibi duruyor. Televizyonda yüzlerce kez gördüğümüz koca peşindeki kadınlar temasını, dijitale ufak tefek gereksiz değişikliklerle ve televizyonda yapılması zor, asla komik olmayan cinsel esprilerle süsleyip vermişler.
Sonuç olarak farklı herhangi bir şeyi olmayan, saçma sapan bir işti. Dizi incelemesinden çok Gupse Özay hakkında yazdım ama olsun.
(Rewatch) Üzülerek söylüyorum ki Alien (1979) ne zaman izlesem, ilk 40 dakikası bana sıkıcı ve gereksiz geliyor. Bu kısımda seyirciye bir şeyler açıklamaya çalışıyor ama bunu yaparken gereksiz detaylarla boğuyor. Sonuç olarak filmin içine tam girmeden kopuyorum. Asıl konuya daha…devamı(Rewatch)
Üzülerek söylüyorum ki Alien (1979) ne zaman izlesem, ilk 40 dakikası bana sıkıcı ve gereksiz geliyor. Bu kısımda seyirciye bir şeyler açıklamaya çalışıyor ama bunu yaparken gereksiz detaylarla boğuyor. Sonuç olarak filmin içine tam girmeden kopuyorum. Asıl konuya daha erken girseydi ve vermek istediği bilgileri ufak diyaloglar üzerinden aktarsaydı, çok daha akıcı bir deneyim olurdu.
Bunun dışında Alien filminde kusur bulmak gerçekten zor. Belki mürettebatın sürekli ayrılması tartışılır ama en göze batan şey kesinlikle kedi. Karakterler canlarını tehlikeye atıp kediyi kurtarmaya çalışıyor, halbuki senaryoya neredeyse hiç hizmet etmiyor. Daha çok Ridley Scott’ın isteği üzerine eklenmiş gibi. İzleyicide “mürettebat ölse de olur, kedi yaşasın” duygusu uyandırmak istemiş olabilir ama ben tam tersine “ölse de kurtulsak” dedim.
Alien kesinlikle zamanının ötesinde bir film. Ama bunu CGI için söylemiyorum. Tonu, atmosferi ve korku-gerilim yaklaşımı o dönemde eşi benzeri olmayan bir seviyedeydi. “Zamanının ötesinde” derken tam olarak bunu kastediyorum. Çünkü bu tabir çoğu zaman yanlış anlaşılıyor; insanlar hemen CGI ya da teknik efektlerle bağdaştırıyor. Oysa Alien’ın asıl gücü, seyirciyi boğucu bir atmosfere hapsetmesinde, yaratığı göstermeden gerilimi tırmandırma biçiminde ve uzay korkusunu daha önce kimsenin denemediği şekilde işlemesinde.
Yaratığın tasarımı H.R. Giger’in imzasını taşıyor ve bunu sadece görsel bir unsur olarak düşünmek büyük hata olur. Alien, hem biyomekanik bir korku hem de bilinmeyenle yüzleşmenin simgesi. Giger’in detaylı çalışmaları, yaratığı hem gerçek hem de kabus gibi hissettiriyor; bu da gerilimi baştan sona yüksek tutuyor. İzlerken sürekli bir tedirginlik, “bir sonraki köşede ne çıkacak?” hissi yaşıyorsunuz ve bu klasik korku filmlerinden çok farklı bir deneyim sunuyor.
Mürettebatın sürekli ayrılması, bazen sinir bozucu gelse de aslında gerilimi artırmak için kullanılan bir teknik. Her karakteri izole ederek, yaratığın varlığını daha tehditkar ve kaçınılmaz hâle getiriyor. Ancak bunun yanına kedi olayı eklenince, Ridley Scott’ın mizahi ya da duygusal denemesi biraz gözüme battı; çünkü gerilim ile duygusal bağın dengesi bazen sekteye uğruyor.
Alien’ın en güçlü taraflarından biri de ses tasarımı ve müzik kullanımı. Jerry Goldsmith’in minimal ve gergin müzikleri, yaratığın görünmediği sahnelerde bile kalbinizi sıkıştırıyor. Uzay gemisinin mekanik sesleri, kapalı alan hissi ve karakterlerin soluklarıyla birleşince, bir izolasyon ve ölüm korkusu atmosferi yaratıyor. Bugün bile bu film izlenirken gerilimi hissetmek mümkün, işte bu yüzden zamanının ötesinde bir film Alien.
Alien sadece bir korku ya da bilim kurgu filmi değil; aynı zamanda sinemada anlatımın, karakter yazımının ve atmosfer kurmanın nasıl devrim yaratabileceğinin kanıtı. Bugün hâlâ üzerine konuşuluyor, yeni filmleri çekiliyor ve tartışmalar sürüyorsa, bu filmin yarattığı etkinin ne kadar kalıcı olduğunu gösteriyor.
8/10