Spoiler içeriyor
Hugh Howey'nin Wool isimli distopik bilim kurgu serisinden uyarlanan dizi, kıyamet sonrası dünya temalı yapımlardan biri. 1. sezonu ne kadar güzelse 2. sezonu bir o kadar berbattı. İlk sezonla ilgili yazdığım şeyleri değiştirmeden 2. sezonla ilgili ekleme yapmak istiyorum. Silo,…devamıHugh Howey'nin Wool isimli distopik bilim kurgu serisinden uyarlanan dizi, kıyamet sonrası dünya temalı yapımlardan biri. 1. sezonu ne kadar güzelse 2. sezonu bir o kadar berbattı. İlk sezonla ilgili yazdığım şeyleri değiştirmeden 2. sezonla ilgili ekleme yapmak istiyorum.
Silo, içinde on bin insanın yaşadığı kule benzeri bir yapı. Kast sistemine benzer şekilde alttan üste doğru farklı sınıflar yaşıyor burada. En altta mekanikçiler de denilen enerjiden sorumlu kişiler varken en tepede yargı ve güvenlik birimi yaşıyor. Asansör benzeri taşıma sistemleri yasak, sadece merdiven kullanmak zorundalar. Bu yüzden en alttan en üste gitmek günler sürebiliyor.
Silo'nun ne zaman kimin tarafından inşa edildiği bilinmiyor. 140 yıl önce bir isyan çıktığı ve kurucularla halk arasında bir anlaşma yapıldığı söyleniyor. Bu anlaşma kanun hükmüne geçiyor yani anlaşma dışına çıkmak kesinlikle yasak. İsyanla birlikte o dönem ve öncesine ait olan her türlü eşya, kitap vb ne varsa yasaklanıyor, kim bu tarz bir eşya bulundurursa ağır şekilde cezalandırılıyor. Yine Silo dışına çıkmak istemek serbest olmakla birlikte geri dönmek kesinlikle yasak. Dışarı çıkmak isteyen kişilere idama gidiyormuş gibi muamele ediliyor çünkü dışardaki hava zehirli olduğu için çıkan kişiler birkaç dakika içinde ölüyorlar. Öyle gösteriliyor desem daha doğru olur sanırım çünkü Silo'nun belli başlı yerlerinde bulunan ve dış dünyayı gösteren ekranlarda oynama yapıldığı, ekranların gerçeği yansıtmadığı düşüncesi, gerçeği bulma uğruna birçok kişiyi hayatından ediyor.
Dizi boyunca hangi düşünce gerçek, kim kime çalışıyor, saklanan sırlar neler gibi düzinelerce soru oluşuyor akılda. Yavaş ilerlediğini düşünenler olsa da ben diziyi çok beğendim. Oluşturulan dünya ve kurgu kesinlikle çok iyi işlenmiş. Juliette'e zaten bayıldım. Güçlü kadın karakter sevdama ilaç gibi geldi kendisi. Sezon finalindeki ters köşe, açığa çıkamayan sırlar ve öğrenilecek tonla detayla birlikte yeni sezonların bir an önce gelmesi için sabırsızlıkla bekleyeceğim kesin.
Distopik ve post apocalyptic türleri sevenlerin çok beğeneceğini düşünüyorum.
•••
2. Sezon
İlk sezonda tempo ağır olsa da öğrendiğimiz, kafa yorduğumuz şeyler varken yeni sezon ciddi anlamda hiçbir şey anlatmıyordu.
Toplasak iki bölüme sığacak olayları sündüre sündüre on bölüm anlatma çabası neden? Böylesi güzel bir diziyi/ kurguyu etrafa alık alık bakan insanlar topluluğuna çevirmek ve asla merak etmediğimiz insanların aşırı uzun diyaloglarına boğmak neden, anlamıyorum gerçekten. İlk sezonun üstüne ne koyabildik diye düşününce neredeyse sıfır aydınlanmayla birlikte ortaya atılan yeni gizemler beliriyor sadece.
Son bölüme kadar bir şey olacak diye sabırla izledim ancak sonunu da bir garip bağladılar. Sözde merak unsuruyla bitirdiler ama havada kalan, ne olduğu belirsiz bir finaldi. Koca sezon bir şey anlatmayıp kafa karıştıracak üç beş cümleyle bitirmek özensizlik bana göre. Yapım elindeki hazineyi harcamış resmen.
Yeni sezona karşı fazla negatif düşünüyor olabilirim ama aylardır merakla yeni bölümleri bekliyordum ve bu kadar kötü bir sezon olması hayal kırıklığı yaşattı. Yeni sezonu ne zaman çıkar nasıl olur bilemiyorum ama o ilk heyecanımla beklemeyeceğim kesin.
Sürgün -Kısa Film- YouTube'da dolaşırken çarpıcı bir kısa filme denk geldim. Bir okul günüyle başlıyor film. Öğretmenimize bir öğrenci ailesiyle ilgili derdini anlatmak için geliyor ama öğretmen onunla ilgilenmeyip birkaç kez farklı şekillerde geri gönderiyor çocuğu. Teneffüste gel, formları doldur…devamıSürgün -Kısa Film-
YouTube'da dolaşırken çarpıcı bir kısa filme denk geldim. Bir okul günüyle başlıyor film. Öğretmenimize bir öğrenci ailesiyle ilgili derdini anlatmak için geliyor ama öğretmen onunla ilgilenmeyip birkaç kez farklı şekillerde geri gönderiyor çocuğu. Teneffüste gel, formları doldur öyle gel gibi gibi. Görülmek isteyen bir öğrencinin doğru düzgün yüzüne bakmaması özellikle de göz teması kurmaması sinir kat sayımı o kadar arttırdı ki.
Öğretmen, kızını kaybetmiş ve muhtemelen depresyonda ama eğer mesleğine devam etmek istiyorsa bu konu üzerine yardım alıp öyle devam etmeliydi bence. Kendi kendine unutup gideceği bir konu değil sonuçta ve yaşadığımız şeylerin acısını çocuklardan çıkarmamız doğru değil. Evet hepimiz insanız hayatımızda bizi çok zorlayan şeyler yaşayabiliyoruz ama öğretmenlik zaman doldurulacak, mesai bitsin de gideyim tarzında çalışılabilecek bir meslek asla değil. Öğrencilerin hayatında aileleri ne kadar önemliyse öğretmenleri de bir o kadar önemli çünkü. Herkesin unutamadığı, iyi/ kötü yanıyla hatırladığı bir öğretmeni mutlaka vardır.
Bu öğretmen de Murat'la ilgilenmeyi hala ertelerken masasında Murat'ın yazdığı veda mektubunu görüp intihar ettiğini düşünüyor ve telaşa kapılıyor. Filmin sonunda Murat'ı görüyoruz o yüzden hocasına ders vermek için böyle bir şey yaptığı sonucu çıkıyor. Öğretmen de yaptığı hatayı fark edip daha bilinçli şekilde öğrencilerine faydalı olmaya çalışıyor sonrasında.
Ben burada diğer ihtimali düşünmeden edemedim. Farz edelim ki Murat kimsenin onu görmediğini, görmek istemediğini düşündü. Ailesiyle problem yaşarken okulda da istediği şekilde anlaşılamayınca gerçekten intihar etti diyelim ne olacaktı o zaman? Hocası bu bana hayat dersi oldu deyip öğrencileriyle ilgilense bile Murat ölmüş olacaktı sonuçta.
Her zaman söylüyorum ve hep söyleyeceğim öğretmenlik maaş için tatil için statü için yapılabilecek bir meslek değil, olmamalı. Çocukları sevmeyen, anlamak ve dünyalarına dahil olmak için çaba harcamayacak kişilerden öğretmen olamaz çünkü bu yeterliliğe sahip olmayan kişinin açtığı yara ömür boyu etkisi geçmeyecek bir sonuç doğurabilir.
10 dakikalık bir film için çok uzun yorum yaptım belki ama her bir çocuk bir dünya demek benim için.
- Dünya niye bu kadar kötü biliyor musun?.. - Hayır. - Söyleyeyim o zaman. İnsanlar sadece kendi işlerini düşündükleri, ezilenlerin hakkını koruma ve suçluları ortaya çıkarma zahmetine girmedikleri için.
Renkler, oldu bir kere, geçti, renkler… Düşünmek gerekli başlarken, sen buna Renk mi diyorsun? Ben serin–mavi Ismarlamıştım sana sıcak çaylar yanında. Çok çiğ çağ. Çaldılar. Çıplak. Mavi, ama bu Kan oturmuş tırnaklardaki mavi. Geçti. Geçti, sökülmez, dokundu, sırıtır boşluk, ben…devamıRenkler, oldu bir kere, geçti, renkler…
Düşünmek gerekli başlarken, sen buna
Renk mi diyorsun? Ben serin–mavi
Ismarlamıştım sana sıcak çaylar yanında.
Çok çiğ çağ. Çaldılar. Çıplak. Mavi, ama bu
Kan oturmuş tırnaklardaki mavi. Geçti.
Geçti, sökülmez, dokundu, sırıtır boşluk, ben sana…
-Behçet Necatigil/ Kilim
Spoiler içeriyor
Geçirdiği kaza sebebiyle ileriye dönük amnezi yaşayan ve kaza sonrası hiçbir şeyi aklında tutamayan Annemie karakteri kaybolan bir adamın yanında görülen son kişidir. Bu yüzden hafızasını geri getirmek için hastaneye yatırılır. Kazadan itibaren yaşananlar geçmiş ve şimdiki zaman arasında gidiş…devamıGeçirdiği kaza sebebiyle ileriye dönük amnezi yaşayan ve kaza sonrası hiçbir şeyi aklında tutamayan Annemie karakteri kaybolan bir adamın yanında görülen son kişidir. Bu yüzden hafızasını geri getirmek için hastaneye yatırılır. Kazadan itibaren yaşananlar geçmiş ve şimdiki zaman arasında gidiş gelişler şeklinde anlatılıyor. İsmi ve hikayesi ilgimi çektiği için diziye başladım ama çok çok beğenmedim açıkçası. Gerilim seviyesi yüksek olmakla birlikte dizi çok yavaş ilerliyor 9 bölüm fazla bile olmuş. 1.5 hız candır :) Sonu ters köşe diyenler olmuş da aman aman beklenmeyen bir son değildi çünkü V'nin kim olduğu daha ortalarda belli oluyor zaten. Final çok büyük sürpriz olmadı o yüzden. Bence dizideki en büyük ters köşe Romy'yle ilgili kısım ki onu bile öğrendikten sonra başta ipuçları verilmiş aslında dedim. İlla izlenmesi gereken bir dizi değil ama gerilim sevenler süreç için izleyebilir.
Tabula Rasa, John Locke tarafından insan zihninin boş bir levha olarak dünyaya geldiğini ve deneyimlerle bu boş levhayı doldurduğunu savunduğu görüşünün adıdır. Beyaz sayfa anlamında da kullanılan bir terim bu. Dizide kaza geçiren Mie'nin zihni bir nevi tabula rasaya dönüşüyor ve deneyimler yaşadıkça hafızası yerine gelmeye başlıyor. Bu durum tam olarak Locke'un görüşüne uymamakla birlikte Mie'nin kaza öncesi zamanlarını insanın dünyaya gelişine benzetirsek kazadan sonra sıfırlanma yaşayıp aynı noktaya dönmesi boş levha benzetmesine uyabilir belki.
Başka sezon çekilecek mi bilmiyorum ama merak ettiğim tek şey Tom yazdığı mektupta Veronique'nin kim olduğunu söyledi mi? Söylediyse Mie Benoit'nın sevgilisini ve yaptıklarını bildiği halde adamın elini tutup gidiyorsa saçma olmuş bence. Öylece kabul edilecek bir şey mi bu?
Dizide Mie'nin sürekli gördüğü kırmızı tozlar John Locke'un "Ben felsefe yapmıyorum, sadece felsefenin üzerindeki tozları temizliyorum" sözüne atıf mı yoksa ben mi ilişkilendirmek istedim bilemiyorum.
Vronsky karakterini sevdim cidden. Yaptığı alıntılar güzeldi. Çift kişilikli olduğu bariz belliyken Mie anlamadı tabii orası biraz sinir etmedi değil. Kendisine özellikle Vronsky ismini seçtiği sürekli Anna Karenina'yı okuyup sayfalarını ateşe(!) atmasından ve kitap bittiğinde intihar etmesinden anlaşılıyor. Annemie'yi kendi Anna'sı olarak gördüğünü düşünüyorum. Bu arada yine küçük bir detay olarak Anna Karenina'da da tabula rasa geçiyor.
Merak ettiğim bir şey var. Birçok yabancı dizide Theseus Ariadne aşkı ve Minotaur olayı anlatılıyor. Bunun özel bir sebebi var mı acaba?
Dışımız günlük güneşlik İçimiz eylül eylül... Bir ölüm vefalı, Birde sonbahar. -Cahit Zarifoğlu En sevdiğim mevsimin gelişini gecikmeli de olsa kutlamamak olmazdı. Geriye yaprakların kırmızıya boyanmasını beklemek kaldı. 🍁🍂🥲 🎶Yağmur altında yürürken dinlemelik şarkı önerisi; Indila, 'Feuille d'automne' 🍁
Benim için Black Mirror temelde ikiye ayrılıyor. Bölümlerin biri teknolojiyle alakalı her şey, diğer bölümse teknolojiyi içine yedirdikleri hikaye kısmı. •Teknolojiye bayılan biri olduğum için seride bu gelişmeler ne kadar kötülüğe sebep olmuş olursa olsun büyüük bir hevesle izledim. Öyle…devamıBenim için Black Mirror temelde ikiye ayrılıyor. Bölümlerin biri teknolojiyle alakalı her şey, diğer bölümse teknolojiyi içine yedirdikleri hikaye kısmı.
•Teknolojiye bayılan biri olduğum için seride bu gelişmeler ne kadar kötülüğe sebep olmuş olursa olsun büyüük bir hevesle izledim. Öyle güzel fikirler vardı ki biri şunları gerçeğe çevirse keşke diye hayıflandığım çok oldu🥲 İşin arkasında hayal gücüyle bu fikirleri ortaya çıkaran kişiler ayrıca övgüyü hak ediyor.
•Hikaye kısmında o kadar yükselemedim maalesef. Çok çok iyi bölümler, hikayeler vardı ama daha silik, olmasaydı seriden bir şey eksilmezmiş dediğim hikayeler de vardı. Hatta izlediğim zamanlar bazı bölümlerde ne izliyorum diye birkaç kez kontrol etmişliğim de var. Tabii en kötü BM hikayesi bile birçok diziyi/ filmi cebinden çıkarır orası başka.
6. sezondan ne bekliyordum bilmiyorum ama fantastik içerik beklemediğim kesin :) 1 ve 3. bölümler biraz daha eski BM kafasında teknolojiyle bütünleşen hikayeler sunuyordu. İlk bölümü cidden beğendim sonu sürprizli ve öngörülen ilhtimallerden biriyle bitmiyor. 3. bölümün hikayesi ne kadar sinir harbi yaşatsa da fikri çok iyiydi. Uzay araştırmalarında böylesi bir imkan olsa efsane olmaz mıydı? Bir an Lana David'e uyacak sanıp biraz saydırmış olabilirim ama zihnimde oluşan senaryodan da beteriyle bitirdiler sağ olsunlar. 2, 4 ve 5. bölümlerde alışılmışın aksine teknoloji bağlantısı yoktu daha çok gerilim, polisiye, fantastik içerikliydi. Yeni bir tarza mı geçiyorlar yoksa bunu da deneyelim mi demişler bilemiyorum. He bu 3 bölüm kötü mü asla değil. Herhangi bir filmin konusu olarak gayet de izlenip beğenilecek bölümler. Sadece alışıldık değil.
Bütün seri içinde benim favorim Crocodile bölümü. İzleyeli kaç yıl oldu onun kadar etkilendiğim bir şey izlediğimi sanmıyorum.
Buraya uzun uzun yorum eklemeyi sevmiyorum aslında ama dönüp okumayı da seviyorum. Her neyse çoğu kişi uzun yazıları okumuyor nasılsa😄
Spoiler içeriyor
Akıntıya karşı yüzüyormuş da dalga vurup geri attığında kulaç atmadığı yerleri görüp kendini bununla motive ederek yeniden başlayanların çok iyi anlayacağı bir film. Bazı şeylerin zamanının olduğunu ve doğru zamanda yapılması gerektiğini düşünüyorum. Bu filmi izlemek gibi. Chris hayattaki potansiyelini…devamıAkıntıya karşı yüzüyormuş da dalga vurup geri attığında kulaç atmadığı yerleri görüp kendini bununla motive ederek yeniden başlayanların çok iyi anlayacağı bir film.
Bazı şeylerin zamanının olduğunu ve doğru zamanda yapılması gerektiğini düşünüyorum. Bu filmi izlemek gibi.
Chris hayattaki potansiyelini gerçekleştiremediği için mutsuz biri.(Kaç kişi bunu yapabilmiştir acaba?) Ailesi ve özellikle çocuğu için elinden gelen her şeyin fazlasını yapmaya çalışıyor sürekli. Öyle güzel bir baba ki. Kendi travmatik birikimlerini çocuğuna aktardığını daha fark ettiği anda telafi ediyor.
"Bir daha kimsenin sana bir şeyi yapamayacağını söylemesine izin verme, benim bile. Bir hayalin varsa peşini bırakmamalısın. İnsanlar kendilerinin yapamadıkları şeyleri senin de yapamayacağını söyler. Bir şeyi istiyorsan peşini bırakma!.
Git ve al! O kadar!"
Repliği bu farkındalığın üstüne geliyor ki en önemli repliklerden biri bence bu.
Film boyunca çırpınışlarını izliyoruz. Şu an bizim gençlik de onun gibi başarmak uğruna didinip duruyor ama hayatımız bir film olmadığı için yıllarca uğraş verdiğimiz şeylerden bile sonuç alamadığımız oluyor. Yine de filmin sonunda amacına ulaşmasına sevindim. Nefesi tükenip bırakma noktasına gelenleri motive edecek bir film kesinlikle. .
“Sonra aramıza şehirler girecek, hiç karşılaşmayacağız. Tesadüfler bile bir araya getiremeyecek. Sonra belki birimiz öleceğiz, diğerimiz hiç bilmeyecek…” -Nazım Hikmet Ran