Dünyada o kadar çok izlenecek film, okunacak kitap, gezilecek yer var ki insan, hayatı boyunca birçoğunu yapamayacağı için üzülüyor. Romalılar bu durumu "Ars longa, vita brevis" diyerek özetlemiş. "Sanat uzun , hayat kısa."
Spoiler içeriyor
Bir sonraki hamlenin öngörülemediği, merakla sonuca ulaşmakla olaylar üzerine tahmin yürütme arasında bırakan güzel bir filmdi. Mantık hataları bolca vardı tabii. Sadece internetten ödeme yapmamakla takip edilemez olunmuyor mesela, yer gök güvenlik kamerası malum ve kılık değiştirme kısmı cidden fiyaskoydu.…devamıBir sonraki hamlenin öngörülemediği, merakla sonuca ulaşmakla olaylar üzerine tahmin yürütme arasında bırakan güzel bir filmdi.
Mantık hataları bolca vardı tabii. Sadece internetten ödeme yapmamakla takip edilemez olunmuyor mesela, yer gök güvenlik kamerası malum ve kılık değiştirme kısmı cidden fiyaskoydu. Yine de bazı fikirleri akıllıca buldum. Filmi de genel anlamda beğendim.
Sonu, kurulan bütün düzeni boşa çıkaracak cinstendi ancak Amy gibi insanlar saplantılarını kolayca bırakmayacağı için davranışları karaktere uygundu. Nick'e üzülenleri görünce biraz şaşırdım. Tamam Amy kadar karanlık biri değil ama eşinin kaybına hiç üzülmeyip neredeyse oh be diyecek, kadını maddi manevi sömürüp üstüne aldatan, etik değerleri olmayan bir adama çok da üzülmedim açıkçası. Zaten istemem yan cebime halleriyle Amy'den uzaklaşamaz o. Maskeler düşmüşken bunların ilişkisi bir ömür sürer diyeceğim ama Amy sıkılırsa başka kurban da bulabilir kendine.
-Şiddetle başlayan hazlar, şiddetle son bulur. Ölümleri olur zaferleri, Öpüşürken yok olan ateşle barut gibi. En tatlı bal bile tadıldıkça bıkkınlık verir. Aynı tat isteği, iştahı köreltir. Onun için, ölçülü sev ki uzun sürsün sevgin. Hedefe hızlı giden yavaş giden…devamı-Şiddetle başlayan hazlar, şiddetle son bulur.
Ölümleri olur zaferleri,
Öpüşürken yok olan ateşle barut gibi.
En tatlı bal bile tadıldıkça bıkkınlık verir.
Aynı tat isteği, iştahı köreltir.
Onun için, ölçülü sev ki uzun sürsün sevgin.
Hedefe hızlı giden yavaş giden kadar geç varır.
Dune serisinin yayımlanabilmiş son kitabı olan Rahibeler Meclisi; kurulan evreni ve dinamikleri başarılı şekilde yansıtan, felsefi ve siyasi yönü baskın bir kitap. Diğer tüm kitaplarında olduğu gibi din, siyaset, yönetim ve insan ilişkileri konusunda önemli noktalara değiniyor. Frank Herbert'ın ,…devamıDune serisinin yayımlanabilmiş son kitabı olan Rahibeler Meclisi; kurulan evreni ve dinamikleri başarılı şekilde yansıtan, felsefi ve siyasi yönü baskın bir kitap. Diğer tüm kitaplarında olduğu gibi din, siyaset, yönetim ve insan ilişkileri konusunda önemli noktalara değiniyor. Frank Herbert'ın , seride bütün bunları işlerken şimdilerde bile zihnimizi zorlayacak teknolojik imkanları 1960'larda kurgulaması, hayal edebilmesi muazzam gerçekten. Günümüzdeki birçok bilimkurgu yapımının Dune'dan ilham alması asla tesadüf değil. Okunması kolay olmasa bile evren öyle ustalıkla kurgulanmış ki hayran olmamak imkansız gibi geliyor.
Seride hoşuma gitmeyen kısım, olayları bütün zorluğuyla son ana kadar takip ettiğimiz halde finallerin hep üstünkörü verilmesi. Bütün kitaplarında bu sorun var ne yazık ki. Gerilimi zirveye kadar tırmandırıp bitişinin alelade olması ve sonraki kitabın çok uzun bir zaman dilimi sonrasında başlaması istediğimiz hiçbir detayı göstermiyor bize. Cefasını bolca çekiyoruz ama sefası bize uğramıyor yani. Rahibeler Meclisi de aynı şekilde mutlak bir bitiş yerine bir sonraki kitabı merak ettirerek bitiyor ancak Frank Herbert yeni kitabını çıkaramadan vefat ettiği için merak edip öğrenemediğimiz tonlarca detayla birlikte hikâyeyi noktalamış oluyoruz.
Benim sürecim yoğunluğum sebebiyle normal okuma hızıma göre çok uzun sürse de başladığıma ve bitirdiğime asla pişman olmadığım bir seri oldu. Kurgu kaliteli olduğunda temposuz, sakin ilerleyen kitapları dahi hevesle okuyabiliyormuşum dedirtti bana.
-Kadınların kalpleri olduğu kadar akılları, ruhları var ve güzellikleri olduğu kadar tutkuları, yetenekleri de var. İnsanların kadınların sadece aşka uygun olduklarını söylemesinden bıktım. Josephine March/ Little Women
Sevimli köpek Ruby ile ortağı Daniel'ın gerçek hikayesini anlatan, sıcaklığıyla insanın kalbini eriten çok güzel bir film.💜 K-9 arama kurtarma ekibine katılmak isteyen Daniel'ın yolu, defalarca sahiplendirildiği halde kaçıp barınağına dönen yaramaz ancak bir o kadar akıllı Ruby'yle kesişir. Birbirlerine…devamıSevimli köpek Ruby ile ortağı Daniel'ın gerçek hikayesini anlatan, sıcaklığıyla insanın kalbini eriten çok güzel bir film.💜
K-9 arama kurtarma ekibine katılmak isteyen Daniel'ın yolu, defalarca sahiplendirildiği halde kaçıp barınağına dönen yaramaz ancak bir o kadar akıllı Ruby'yle kesişir. Birbirlerine birçok yönden benzeyen bu ikili, başarıya giden yolda kendini tanıma ve gücüne inanma adına önemli noktalara değiniyor.
İnsana dış dünyadan çok kendi bakış açısının hükmettiğini, ne kadar destek görürse görsün kendine inanmadığı sürece bu dış motivasyonların işe yarayamayacağını Daniel üzerinden görüyoruz. Bakış açısını değiştirip özsaygısını kazandığında eşi başta olmak üzere amiri, ekip arkadaşları ve çevresindeki herkesin desteğini başından beri fazlasıyla aldığını da görebildi. Aynı şekilde, kendine olan inançsızlığını yansıttığı Ruby'nin potansiyeline koyduğu hayali seti de ortadan kaldırmış oldu.
İyi ki izlemişim dediğim, çok beğendiğim filmlerden biri oldu. Sakin ve telaşsız geçen Pazar günlerini severim ve özlemişim de. Bu tarz duygulu, sevgi dolu filmler böyle günlere çok yakışıyor bence.🌻💜
Spoiler içeriyor
Narcos, Kolombiya'da hüküm süren Pablo Escobar ve Cali Kartelinin uyuşturucu baronluğu yaptıkları dönemleri ve çökertilme süreçlerini anlatan yarı belgesel formatında bir suç dizisi. İlk iki sezon Pablo Escobar'a, 3. sezon Cali'ye ayrılmış. Genel anlamda hikayeyi işleme şeklini ve diziyi beğendim.…devamıNarcos, Kolombiya'da hüküm süren Pablo Escobar ve Cali Kartelinin uyuşturucu baronluğu yaptıkları dönemleri ve çökertilme süreçlerini anlatan yarı belgesel formatında bir suç dizisi. İlk iki sezon Pablo Escobar'a, 3. sezon Cali'ye ayrılmış.
Genel anlamda hikayeyi işleme şeklini ve diziyi beğendim. İzlerken insanı sıkmayan, bölge halkını anlamamızı ve o dönemde yaşadıklarını görebilmemizi sağlayan bir yapım olmuş. Bölümler ilerledikçe artan temposu sayesinde merakla izletiyor kendini. Aralarda gerçek olaylardan görüntülerin eklenmesi konunun ciddiyetini göstermesi ve kurgu deyip basite indirgenmemesi açısından etkili olmuş.
Gerçekle arasında -yer yer küçük bile olmayan- farklar var tabii (Peña'nın gerçekte Cali Kartelini bitirme operasyonunda olmaması gibi). Bütüne baktığımdaysa o dönemde Kolombiya halkının tepeden tırnağa içine düştüğü yolsuzluğu, çürümüşlüğü ve Abd'nin o kendine yüklediği misyonla yine istediği ülkenin iç işlerine nasıl dahil olup yönlendirdiğini çok iyi anlatmışlar. Bir noktaya kadar Abd sanki çok iyiymiş yardım ediyormuş, tek dertleri kötüleri yakalamak olan kurtarıcılarmış gibi yansıtılınca sinirim bozulmuştu ama sonradan asıl niyetlerini daha açık şekilde gösterdiler neyse ki. Erk sahiplerinin gölgelerde gizlenen niyetlerini ve çıkarın rüşvetin ele geçirdiği kararmış ruhları bir kenara bıraktığımızda, Kolombiya'da da Abd tarafında da tek derdi suçluları yakalamak olan ahlaklı görevliler de vardı. Ne çare ki Dede Korkut'un sözüne ithafen düşman kendi içine sızmışken düşmana galip gelmek pek kolay olamıyor haliyle. Özellikle Carillo'ya çok üzüldüm.
Benim dizide favorim 3. sezon oldu çünkü Pablo Escobar'ı hiç sevmedim hatta nefret ettiğim kişilerden biri oldu. Diziyi beğensem de onu izlemeye tahammül etmekte ciddi anlamda zorlandım. Kibirli, bencil ne olduğuna bakmadan ülkenin başına geçmeye çalışacak kadar küstah bir insan. Gerçekte iki yıl meclise girmiş üstelik. Sürekli ben sıfırdan buraya kadar geldim edebiyatı yapmasına aşırı tutuldum gören de iyi biri oldu zanneder. Kendi ailesine kimse parmak ucuyla dokunmasın istiyor ama istediği herkese her türlü zarar verme hakkını da kendinde görüyor. Pis işlerinde çocukları kullanacak kadar iğrenç biri. Escobar ailesine zaten toptan gıcık oldum Pablo'nun canavarlığını normalleştirme çabaları midemi bulandırdı. Hele annesi bir çocuk nasıl özenle kötülüğe sevk edilir durumunun canlı kanıtıydı resmen. Yakalanmaya yakın dönemlerinde, yaşadıklarını hak etmemişler havasında şoklara girip mağdur gibi davranmaları katlanılmazdı.
Kendi hırsları için masum insanları öldürmekten çekinmeyen Pablo Escobar'ı seven insanlar da varmış gördüğümde inanamadım. Onu sevip destekleyen her türlü teröristi destekler kusura bakmasınlar. Hikayesini bilmeden önce, kızı üşüdü diye paralarını yakıp onu ısıtmaya çalışan fedakâr baba şeklinde betimlendiğini görüp halkın yanında olan iyi biri zannediyordum ama gerçek çok başkaymış tabii.
Pablo'nun ölümüyle birinci sıraya yükselen Cali ise tamamen farklı bir strateji izlemiş, insanları öldürmek yerine satın alarak kontrolü altında tutmuş. Büyük incelikle kurdukları teşkilatları, tarihteki en büyük suç şebekesi anlamında The Cali KGB olarak anılmalarına sebep olmuş. Escobar gibi kanlı bir örgüt olmasalar da dünya uyuşturucu ticaretinin %90 gibi inanılmaz yüksek bir payını ellerinde tutmaları, ortadan kaldırılması zorunluluğu için tek başına yeterli bir sebep kesinlikle.
Suçluları anlatan bu tarz yapımlar gerçekleri duyurmak açısından faydalı olsa da bilinç düzeyi yeterli olmayan kişilerde sempati oluşturma ihtimali yüzünden dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Gece 12'den sabah 7'ye kadar açık olan bir gece restoranında, Usta aşçımız ve müşterileri arasındaki samimi diyalogları ve paylaşımı anlatıyor bu güzel dizi🏵️ Toplumun her kesiminden fazlasıyla müşterisi olan mekâna bölümlük gelip giden kişiler olduğu gibi baştan sona bütün hikayelerde…devamıGece 12'den sabah 7'ye kadar açık olan bir gece restoranında, Usta aşçımız ve müşterileri arasındaki samimi diyalogları ve paylaşımı anlatıyor bu güzel dizi🏵️ Toplumun her kesiminden fazlasıyla müşterisi olan mekâna bölümlük gelip giden kişiler olduğu gibi baştan sona bütün hikayelerde bulunan müdavimler de yer alıyor.
Her bölüm başka karakterlerin hikayesi anlatılıyor ve hem aşçı hem de gelen diğer müşteriler durumu kendi derdi gibi sahiplenip hep birlikte çözmeye çalışıyorlar. Ara ara kültür farklılığı yüzünden garipsediğim diyaloglar oldu yalan yok ama genel manada çok sıcak ve içten geldi bu dizi bana. Müziklerinin de etkisiyle izlerken huzur bulduğumu fark ettim💜 25 dakikacık kısa bir bölümde hem olayları hem karakter gelişimini görmek ve sonuca ulaşabilmek de insanı sıkmadan izleme istegi sağlıyor.
Ustanın menüsü belli olsa da malzemesi varsa ya da malzemesini getirirlerse -ve yapabileceği bir yemekse- müşterilerin istediği yemekleri geri çevirmeyip mutlaka yapıyor. Müşterileri sadece kazanç kapısı olarak görmeyip duygusal ihtiyaçlarını da önemsediği için bir gelen bir daha bırakamıyor hâliyle. Az ve öz konuşan, dolu ve dozunda tavsiyeleriyle birçok kişiye yardımcı olan bu kıymetli aşçının hikayesini de öğrenmek isterdim.
Her bölümde farklı bir yemeğin yapılışını görüyoruz. Yemekler bazen sadece karakterin sevdiği yemek olurken bazen hikayle uyumlanan, anlamı olan yemekler olabiliyor. 20 bölümde 20 farklı Japon lezzeti öğrenmiş oluyoruz. Bölüm sonlarında karakterlerin ekrana bakarak yemeğin yapılışını anlatması, birkaç cümleyle bize veda etmesi çok tatlıydı.
Midnight Dinner dizisi normalde 5 sezonmuş, ben son iki sezon olan Tokyo hikayelerini izlemişim. Baştaki 3 sezonu da kesinlikle izleyeceğim.
Ölen kişilerin eşyalarıyla oluşturulan kukla bebekleri satın alan ailelere tek şart sunulur; zaman dolduğunda kuklayı bir gün kutusunda bırakmaları. Kolaymış gibi görünen bu şartı yerine getirmek kayıp yaşayan bir anne için sınırları aşan bir sınava dönüşecek ve gerçekle olan bağlantısını…devamıÖlen kişilerin eşyalarıyla oluşturulan kukla bebekleri satın alan ailelere tek şart sunulur; zaman dolduğunda kuklayı bir gün kutusunda bırakmaları. Kolaymış gibi görünen bu şartı yerine getirmek kayıp yaşayan bir anne için sınırları aşan bir sınava dönüşecek ve gerçekle olan bağlantısını temelden sarsacaktır.
Sonunu böyle beklemiyordum, kuklanın yapılma şekli ve insanların algısını nasıl etkileyebildiklerini de görmek isterdim. 9 dakikalık bir film için beklentimi aşan bir kalitedeydi.
Tüm ciddiyetiyle anlatılan Orta Çağ hikayelerinin yanında, hiçbir ortamda ciddiyeti koruyamayıp nazlı bir kız çocuğu gibi takılan Prens'i anlatan bu dizi absürt komedinin önemli örneklerinden biri kesinlikle. Ağır hüzünlü sahnelerde bile hiç beklenmeyecek sözleriyle ortamın kasvetli havasını dağıtan, başına gelen…devamıTüm ciddiyetiyle anlatılan Orta Çağ hikayelerinin yanında, hiçbir ortamda ciddiyeti koruyamayıp nazlı bir kız çocuğu gibi takılan Prens'i anlatan bu dizi absürt komedinin önemli örneklerinden biri kesinlikle. Ağır hüzünlü sahnelerde bile hiç beklenmeyecek sözleriyle ortamın kasvetli havasını dağıtan, başına gelen en küçük şeyi abartıp drama queenliğin dibini sıyıran bu karakteri çok seviyorum ya😄
Türk komedi geçmişiyle ilgili yetkinliğe sahip değilim açıkçası ve Giray Altınok'u Noluyo Ya'nın Düşük Bütçeli Talk Şov'unda izleyene kadar hiç tanımıyordum. Videoda Giray'ın çabasız komik hallerini görüp eğlendiğim için işlerini araştırıp Prens'i de o şekilde bulmuştum. İyi ki denk gelmiş de izlemişim. Dizinin havası bana Kahpe Bizans filmini hatırlatıyor. İçinde mantık aramayıp komik gariplikleri izleyip geçeceğimiz yapımlar ikisi de. Günümüzde kafa dağıtıp modumuzu yükseltecek bir şeyler izlemeye daha çok ihtiyacımız var gibi geliyor gerçi.
3. sezondaki Osmanlı sahneleri çok iyiydi. Fatih Sultan Mehmet'in karşısına Prens gibi biri gerçekten çıkmış olsaydı o da akli dengesi yerinde değil zannederdi muhtemelen😄 Sezonlardaki küçük kelime şakaları ve göndermeler de iyiydi. Özellikle Hayalet'i gördüğümüz sahne ve Machiavelli göndermesine bayıldım. Dizide rahatsız olduğum tek şey 3. sezondaki yeme içme sahnelerinin tamamında duyduğumuz çiğneme/ yutkunma sesleri oldu. Özellikle yapıldığı belli ama keşke yapmasalarmış kulaklıkla izlediğim için işkence çektim resmen. Bu sene 4. sezonu çekilecekmiş. Kaç sezon sürerse sürsün izlemeye devam edeceğimiz yapımlardan biri oldu sanırım Prens👑