İzleyeceklerim: ⚫12monkeys ⚫Ex Machina✅ ⚫A Beautiful Mind ⚫Into the Wild ⚫Aftersun ⚫Merlin ⚫Modern Family ⚫Solaris Okuyacaklarım: ⚫the sistem ⚫agnostizim ve ilahi tragedya ⚫ Kur'an-ı Kerim Türkçe meali ⚫Deizim ⚫Akıl çağı ⚫ Yanılgının icadı
"Ölüme dönüştüm, dünyaların yok edicisi." Oppenheimer'ın atom bombasını ilk denediğinde aklından geçirdiği cümle bu filmde de yer etmiş. Bir yaratıcının kendi yarattığı gücün karşısında duyduğu dehşeti anlatıyo Ex Machina'yı da bu cümleyle tanımlamak bence yerinde çünkü Nathan da aynı yanılgıya…devamı"Ölüme dönüştüm, dünyaların yok edicisi."
Oppenheimer'ın atom bombasını ilk denediğinde aklından geçirdiği cümle bu filmde de yer etmiş. Bir yaratıcının kendi yarattığı gücün karşısında duyduğu dehşeti anlatıyo Ex Machina'yı da bu cümleyle tanımlamak bence yerinde çünkü Nathan da aynı yanılgıya düşüyor yarattığı şeyin kendi yolunu çizeceğini hiç hesaba katmıyor
Filmin konu olarak ilginç tarafı var ama çok bir olay olduğu söylenemez filmde birkaç ters köşe var onun haricinde beni çok tatmin etmedi diyebilirim ayrıca film 2014 yılında çekilmiş o zamanlar izleseydim muhtemelen daha fazla etkilenirdim şu an yapay zeka çok daha geliştiği için ve bizler çok içiçe olduğumuz için konu biraz basit kaldı bence izlenir mi izlenir ama çok beklentiye girmeden
Selam arkadaşlar ingilizcemi geliştirmek için dizi veya film önerisi istiyorum başlangıç düzeyinde dili ağır olmayan günlük konuşmaların geçtiği ve telaffuzların net olduğu (sitcom veya animasyon gibi) şeyler önerebilir misiniz
Zifiri karanlık bir oda, bir masa üzerinde bir kağıt ve bir çift kalem. O anda düşüncelerim, bir hançer edasıyla kalbime saplanıyordu. Duygularımı ifade edebilecek gücü aradım, kalbimi taşıyabilecek gücü. Zamanın unutulmaz acısı bende iz bırakmaya çoktan başlamıştı bile. O an…devamıZifiri karanlık bir oda, bir masa üzerinde bir kağıt ve bir çift kalem. O anda düşüncelerim, bir hançer edasıyla kalbime saplanıyordu. Duygularımı ifade edebilecek gücü aradım, kalbimi taşıyabilecek gücü. Zamanın unutulmaz acısı bende iz bırakmaya çoktan başlamıştı bile. O an nefes almayı denedim. Hayatımda ilk defa nerede olduğumu düşünmeksizin derin bir nefesi çektim ciğerime. O an bir şeyler oldu, hiç beklemediğim anda kelimeler adeta yağmur damlası gibi hızlı ve düzenli bir şekilde kağıda dökülmeye başladı. İçimde kopan fırtınaları susturabilmiş miydim, yoksa fırlatıp atmış mıydım? Hiçbir fikrim yoktu ama sonunda dökebilmiştim kağıda hisslerimi. Kalbim koca bir sessizliğe bürünmüştü, Artık her şey yolundaydı, insanlar arasına karışabilirdim.
~daryell
Arkadaşlar, fark ettiğim bir şey var, bunu sizinle paylaşmak istiyorum .Hani şu an bile internette, sürekli anlatılıyor ya: “Psikolojinizi tanıyın, her davranışın bir sebebi vardır, depresyondaysanız çıkmanın yollarını arayın” vs vs … İşte tam o noktada, bu düşünceye kapıldığınız anda…devamıArkadaşlar, fark ettiğim bir şey var, bunu sizinle paylaşmak istiyorum .Hani şu an bile internette, sürekli anlatılıyor ya: “Psikolojinizi tanıyın, her davranışın bir sebebi vardır, depresyondaysanız çıkmanın yollarını arayın” vs vs … İşte tam o noktada, bu düşünceye kapıldığınız anda aslında çıkamıyorsunuz. Çünkü beynimizin bir mekanizması var ve bazı duyguların üzerine ne kadar çok düşünürsen o kadar çok yan etki ortaya çıkıyor.Mesela bipolar tanısı almış birini düşünün. Sürekli ilaç kullanıyor, sürekli iyileşmeye çalışıyor. Sürekli Bir sonraki seansı düşünüyor. Bir de buna ek olarak toplumun bakışı var: “Bu hasta, bipolar” diye etiketliyorlar. Ama işin özü şu: Bir şeyden kurtulmaya çalışmadığın gün, aslında kurtulduğun gündür.Günümüzde insanlar duygularını, ruh hallerini çok fazla analiz ediyor aslında bu iyi bir şey ama dozunda kullanıldığında.Neredeyse her davranışın nedenini anlamaya çalışıyorlar ama bu süreçte kendilerini kaybediyorlar. Toplumda 'kendini sevmek' adı altında piskolojiye daha çok önem verilmeye ve dikte edilmeye calsiliyor Farkında olmadan toplum bazı şeyleri yalanlıyor, bazılarını yüceltiyor ve biz de bunların doğru olduğuna inanmaya başlıyoruz.Bu karmaşayı, bu empozeyi anlayabilmek için bazen uzaklaşmak gerekiyor. Resme uzaktan bakmak, olan biteni dışarıdan görmek şart. Ve şunu demek istiyorum: Kendinizi kötü hissettiğiniz zamanlar olacak, bırakın hissedin. Acıyı da hissedin. Çünkü acı olmadan mutluluğun anlamı olmaz.Bazen insanın kendine yapabileceği en büyük iyilik, kendisiyle savaşmamasıdır. Kendini geliştirmek, yeni şeyler öğrenmek, sağlığına ve ruh haline dikkat etmek elbette çok önemli. Ama şu anki dünyada özellikle psikoloji alanında insanlar sanki %90’ı hasta gibi gösteriliyor. Çünkü onlara tanılar konuluyor. Emin olun, doktor falan değilseniz bile, kendinize koymadığınız bir tanıyı kimse size koyamaz.
Farkında olun. Farkındalık en büyük güçtür. Bakış açısı her şeyi değiştirir. Acıya bile farklı bir bakış açısı getirdiğinizde, onu dönüştürebilirsiniz.
Spoiler içeriyor
"Tütünümü ve anahtarımı aldım ama eksik olanın ruhum olduğunu fark ettim..." Arif kaçmak istiyor benliğinden ruhundan özünden kaçmak istiyor Engellere takılıyor duvarlara tosluyor sabahı korkutan gece uykusu gibi çekiliyor ortadan sessizce oturup savaşıyor kendisiyle Tütün ve anahtar gibi somut şeyler…devamı"Tütünümü ve anahtarımı aldım ama eksik olanın ruhum olduğunu fark ettim..."
Arif kaçmak istiyor benliğinden ruhundan özünden kaçmak istiyor Engellere takılıyor duvarlara tosluyor sabahı korkutan gece uykusu gibi çekiliyor ortadan sessizce oturup savaşıyor kendisiyle Tütün ve anahtar gibi somut şeyler elindeydi ama ruhu eksikti Bunu özgürlüğü kendinden menkul bir kadında bulmayı umuyordu bir hikâyede o kadınla yazmak istiyordu eksiğini kadında tamamlamayı umuyordu .Müzeyyen özgürlüğü kendinden menkul bir kadın Normları umursamayan, sınırları olmayan, durgun bir deniz gibi hayatı yaşamaya devam eden, gitmeyi daha en baştan kafaya koyan kadınlardan Arif ise ilişkilerinde dikiş tuturamayan bir adam olarak içindeki boşluğu Müzeyyen’le dolduracağını düşünüyor. Bu yüzden Müzeyyen gittiğinde sürekli başka kadınlarla birlikte oluyor tek başına var olamıyor Tutku Arif için hem acı hem kavuşmaydı Arif, Müzeyyen’in yokluğunda anlıyor ki özgürlük başkasının bahşettiği bir şey değil, kendinden menkul bir hak Bu yüzden son sahnede Müzeyyen ona kal demesine rağmen gitmeyi seçiyor Filmde sanki şehrin kaosu ve yaşam mücadelesi bilinçli olarak kısılmış gibime geldi seyircinin daha çok karakterlerin duygularını duyması istenmiş ayrıca tipik bir Türk filmi değil kimse kimseye ders vermiyor, kimse doğru nedir onu söylemiyor, hiçbir şey dayatılmıyor. Sadece yaşanmışlıklar var, aşk tutku acı pişmanlık…
"Hayat bizi yalancı çıkarana dek bulduğumuz cevapları doğru sanırdık.."
Müzeyyen -Haymatlos(şarkı)
bir gün gelir, Tanrım!" diyemezsin artık. toptan bir temizlik zamanıdır. artık "sevgilim!" diyemeyeceğin bir gün. çünkü boşunalığı kanıtlanmıştır aşkın. ve gözlerden yaş akmaz. ve ancak kaba işlere yarar eller. ve kuruyup kalır yürek. Kadınlar boşuna çalarlar kapını, açmazsın. tek başınasındır,…devamıbir gün gelir, Tanrım!" diyemezsin artık.
toptan bir temizlik zamanıdır.
artık "sevgilim!" diyemeyeceğin bir gün.
çünkü boşunalığı kanıtlanmıştır aşkın.
ve gözlerden yaş akmaz.
ve ancak kaba işlere yarar eller.
ve kuruyup kalır yürek.
Kadınlar boşuna çalarlar kapını, açmazsın.
tek başınasındır, ışıklar söndürülmüş
ve karanlıkta parlar kocaman gözlerin.
belli ki acı çekmeyi bilmiyorsundur artık.
ve hiçbir şey istemiyorsundur dostlarından.
kimin umrunda yaşlanmak, yaşlılık nedir ki?
dünyayı taşıyor omuzların
ve bir çocuğun elinden daha hafif dünya.
savaşlar, kıtlıklar, evlerde aile kavgaları
hayatın sürüp gittiğini kanıtlıyor
ve kimsenin özgürlüğe kavuşamadığını.
bu gösteriyi acımasız bulanlar (o yufka yürekliler)
ölmeyi yeğ tutacaklardır.
gün gelir ölüm de işe yaramaz.
gün gelir buyurulandır yaşamak.
yalnızca yaşamak, hiç kaçış olmadan
Spoiler içeriyor
"Başarısızlıktan başarısızlığa basit birer taslaktan öteye gidemezsin. Hayat asla tekrar sahnelenilemeyecek bir oyunun sonsuz tekrarından ibarettir." Bu sözü çok sevdimm Burada insanın hayatı boyunca yaptığı şeylerin çoğunun tam anlamıyla kusursuz olmayacağı anlatılıyor. Yani yaptıklarımız çoğu zaman bir taslak gibi eksik,hatalı,…devamı"Başarısızlıktan başarısızlığa basit birer taslaktan öteye gidemezsin.
Hayat asla tekrar sahnelenilemeyecek bir oyunun sonsuz tekrarından ibarettir."
Bu sözü çok sevdimm Burada insanın hayatı boyunca yaptığı şeylerin çoğunun tam anlamıyla kusursuz olmayacağı anlatılıyor. Yani yaptıklarımız çoğu zaman bir taslak gibi eksik,hatalı, yarım olacak İnsan sürekli deniyor ama çoğu deneme başarısızlıkla bitiyor ve bazen bunları kabullenmekte çok zorlanıyoruz devam etmek de bırakmak da birer seçenek ve her iki seçeneğin de bize mutluluk getirip getirmeyeceğini kestiremiyoruz kısaca hayatta neyi seçersen seç ikisinin sonunda da bir şeyler kaybedip bir şeyler kazanacaksınız ve her zaman seçmediğiniz seçenek aklınızın bir ucunda kalacak .Bazen başka bir hayat yaşamayacağımı düşündüğümde içimde tuhaf bir duygu oluşuyor biraz burukluk, biraz da mutluluk. Hayatın ne kadar mutlu ve keyif verici yanları olsa da bir o kadar da acı ve hüzün ile dolu olduğunu biliyorum ama yine de hep mutlu olmak amacıyla taslağımızı hazırlıyoruz bu nedenle çoğunlukla hayal kırıklıkları yaşıyoruz Amélie’nin insanların hayatına dokunması, beni en çok etkileyen şeylerden biriydi özellikle Madeleine Wallace’ın kocası hakkında yıllarca kötü düşünmesi ve sonra ondan geldiğini sandığı bir mektupla yeniden umutlanması O sahne bana bazen acı bir gerçek yerine pembe bir yalanın insanı daha iyi hissettirebileceğini düşündürdü.Belki de her zaman en doğru olanı yapmak gerekmez bazen o an iyi hissedebilmek için küçük yalanlar da insanı iyileştirebilir.Tabii bu, değiştirilemeyecek gerçekler için geçerli bence.Eğer hayat hâlâ bize bir şeyleri değiştirme gücü ve zamanı veriyorsa, o zaman sahte yalanlarla yaşamamak gerekir.Amélie’nin hayatı bir oyun gibi görmesi, kendi kafasında kurduğu dünyası ve küçük detaylarda mucizeler bulması çok hoşuma gitti.Film bana çocukluğumdan bir anıyı da hatırlattı.Küçükken belirli bir süreliğine gittiğim atölyede Fatih hocam vardı. Bir gün oraya bir kedi gelmişti ve kediye uçak adını vermiştim:DSabahları herkesten önce kalkar, onun mamasını ve suyunu hazırlardım.Bir gün onun için ev yapmak istedim ve oradaki çocuklarla konuşup birlikte çamurdan küçük bir ev yapmıştık.O zaman Fatih hocam bana şöyle demişti “Hayatta ne kadar iyilik biriktirir ve yaparsan, bir gün o kadar karşılığını alırsın.” tabii ben o zamanlar 12–13 yaşlarındaydım ve bu nasihatin anlamını tam kavrayacak yaşta değildim bir sabah uyandığımda yatağımın yanında küçük bir hediye paketi vardı.Üstünde Bu da iyiliğinin karşılığı küçük kız :) yazıyordu. İçinde ahşap gibi odundan yapılmış, üzerinde kaplumbağa figürü olan bir kalem vardı.O gün o kadar mutlu olmuştum ki...Hala birilerine yardım ettiğimde hocamın o sözleri aklıma gelir Amélie’de de bunu gördüm. İnsanların hayatına dokunduktan sonra o yaşlı adamın da onun hayatına dokunması ve yaptığı iyiliklerin karşılığında sonunda aşkını kazanması...Amélie ile çok bağ kurdum Zaten filmi de yakın bir arkadaşım “Amélie vibe veriyorsun” dediği için merak edip izlemiştim çok olmasa da biraz benzerlik yakaladım:d Bence çok tatlı bir filmdimAkışı biraz yavaş olduğu için bazıları sıkılabilir ama benim için her sahnesi küçük bir sanat eseri gibiydiii Masal gibi bir film.Düşündüm de belki de anlam arayışı o kadar da kafamızda büyüttüğümüz bir şey değildir.Belki de anlam gerçekten çok küçüktür birilerinin kalbine dokunacak kadar küçük..
Orası… orası evimiz. Bizler oradayız. Sevdiğimiz herkes, tanıdığımız herkes, adını duyduğumuz herkes, gelmiş geçmiş tüm insanlık hayatlarını orada yaşadı. Bütün neşelerimiz ve kederlerimiz; kendinden emin binlerce din, ideoloji ve ekonomik doktrin; bütün avcı ve toplayıcılar; bütün kahramanlar ve korkaklar; bütün…devamıOrası… orası evimiz. Bizler oradayız. Sevdiğimiz herkes, tanıdığımız herkes, adını duyduğumuz herkes, gelmiş geçmiş tüm insanlık hayatlarını orada yaşadı.
Bütün neşelerimiz ve kederlerimiz; kendinden emin binlerce din, ideoloji ve ekonomik doktrin; bütün avcı ve toplayıcılar; bütün kahramanlar ve korkaklar; bütün uygarlık kuranlar ve yıkanlar; bütün krallar ve köylüler; bütün âşık çiftler, anneler ve babalar, umut dolu çocuklar…
Tüm o generaller ve hükümdarlar, dönemlerinin efendileri olmak için şeref ve zafer adına kan ırmakları döktüler. Ama hepsi yalnızca küçük bir noktanın küçücük bir bölümünde yaşadı.
Bu küçük pikselin bir köşesinde yaşayan insanların, diğer bir köşedeki insanlara yaptıkları bitmek bilmeyen zorbalıkları düşünün. Aralarındaki farklar ne kadar küçüktü… Ama birbirlerini öldürmeye ne kadar hevesliydiler. Nefretleri ne kadar ateşliydi.
Afra tafralarımızın, hayali benmerkezciliğimizin ve evrende ayrıcalıklı olduğumuza dair yanılgımızın boyu, bu soluk ışıklı nokta tarafından ölçüldü.
Gezegenimiz, onu saran devasa kozmik karanlıkta yapayalnız bir noktadır. Bu engin karanlıkta, bizi kendimizden kurtarmak için başka bir yerden yardım geleceğine dair hiçbir iz yoktur.
Dünya, bildiğimiz kadarıyla yaşamın var olduğu tek yerdir. En azından yakın gelecekte türümüzün göç edebileceği başka bir yer yok. Evet, ziyaret edebiliriz… ama yerleşmek? Henüz değil.
Hoşumuza gitsin ya da gitmesin, şu an için ayakta kalabileceğimiz tek yer Dünya’dır.
Gökbilimin insanı mütevazı yaptığı söylenir. İnsan kibrinin ahmaklığını, uzaktaki bu görüntüden daha iyi vurgulayan başka bir şey yok gibi geliyor bana.
Bana göre bu görüntü, birbirimize daha nazik davranmamız ve bu soluk mavi noktayı koruyup gözetmemiz gerektiğini hatırlatıyor. Çünkü burası, şimdiye kadar bildiğimiz tek yuvamız. 🌍
~ Carl Sagan