Kendi içimde öyle bir kalabalığım ki, nereye gitsem yanımda herkesi götürüyorum. Ve dışarıda öyle büyük bir yalnızlık var ki, kiminle olursam olayım kendimle kalıyorum. Kaçtığım her yer, sığındığım zindana dönüşüyor.
Gürültülü bir sessizliğin tam ortasındayım yine. Kalabalıklar beni kendime fısıldıyor, yalnızlık ise yüzüme haykırıyor. Gitmekle kalmak arasında bir uçurum değilim ben; o uçurumdan düşerken havada asılı kalan o sonsuz anım. Ne kök salabiliyorum ne de rüzgara kapılabiliyorum.
Bulduğum her yerde kendimi kaybettim, kaybolduğum hiçbir yerde ise kendimi aramadım. Meğer ait olduğum tek yer, hiçbir yere ait olamayışımmış. Şimdi nereye gitsem eve dönüyorum ama döndüğüm her ev, beni dışarıda bırakıyor.
Hayatımız boyunca, parlatılmış bir dış kabuğu koruma mücadelesi veririz. Bize öğretilen "mükemmellik" illüzyonuna uymayan her şeyi, ruhumuzun en karanlık odalarına kilitleriz. Korkularımız, pişmanlıklarımız, o açıklanamaz karmaşa... Bunlar, görmezden gelmeye çalıştığımız birer canavar gibi algılanır. Oysa asıl sihir bu karanlığı yok…devamıHayatımız boyunca, parlatılmış bir dış kabuğu koruma mücadelesi veririz. Bize öğretilen "mükemmellik" illüzyonuna uymayan her şeyi, ruhumuzun en karanlık odalarına kilitleriz. Korkularımız, pişmanlıklarımız, o açıklanamaz karmaşa... Bunlar, görmezden gelmeye çalıştığımız birer canavar gibi algılanır.
Oysa asıl sihir bu karanlığı yok etmekte değil, ona bir şans vermekte başlar.
Karanlığımız, bizim bir parçamızdır; tıpkı gölgemizin vücudumuzdan ayrılmaz bir parçası olması gibi. Onu inkar etmek, kendimizin yarısını inkar etmektir. Kendi karanlığına bir şans vermek, o odaya elinde cılız da olsa bir mumla girmek ve orada ne olduğuna bakmak cesaretidir. O karmaşanın, aslında kimliğimizi oluşturan ipliklerin en güçlüleri olduğunu fark etmektir.
26: Eksilerek Büyümek "Yeni yaşın sana mutluluklar getirsin" derler ama her yeni yaşın aslında yeni kayıplar götürüyor olması... Giden zaman, değişen yüzler, artık hayatımızda olmayan sesler ve geri gelmeyecek olan o çocuksu kaygısızlık. Zaman, biz büyüdükçe hayatımızdan bir şeyleri eksiltiyor;…devamı26: Eksilerek Büyümek
"Yeni yaşın sana mutluluklar getirsin" derler ama her yeni yaşın aslında yeni kayıplar götürüyor olması... Giden zaman, değişen yüzler, artık hayatımızda olmayan sesler ve geri gelmeyecek olan o çocuksu kaygısızlık. Zaman, biz büyüdükçe hayatımızdan bir şeyleri eksiltiyor; geride telafisi imkansız boşluklar bırakarak ilerliyor. Her doğum günü, aslında ne kadar eksildiğimizin de bir sayımı haline geliyor.
Yine de tüm bu burukluğa, hayatın o soğuk ve gerçekçi yüzüne rağmen... Her neyse, doğum günüm kutlu olsun.
26 yaş. Tam olarak gençliğin o deli fişek coşkusu ile hayatın melankolik gerçekleri arasında durulan bir eşik. Artık kayıplarla yaşamayı, onların gölgesinde yürümeyi ve eksilerek de olsa ayakta kalmayı öğreniyorum. Yeni yaşımın bana ne getireceğini bilemem ama benden neleri götürdüğünü asla unutmadan, bu yaşın getirdiği o olgun ve sessiz yalnızlığı kucaklıyorum.
İyi ki doğdum, iyi ki bu yollardan geçtim.
Kalmak; yavaş yavaş çürümeyi, artık sana ait hissetmediğin bir hikayenin içinde zoraki bir figüran gibi beklemeyi kabullenmektir. Gitmek ise; bilmediğin bir fırtınaya yelken açmak, kendi ellerinle inşa ettiğin limanları ateşe vermektir. Adım atmaya korkuyorum; çünkü biliyorum ki vereceğim her karar,…devamıKalmak; yavaş yavaş çürümeyi, artık sana ait hissetmediğin bir hikayenin içinde zoraki bir figüran gibi beklemeyi kabullenmektir. Gitmek ise; bilmediğin bir fırtınaya yelken açmak, kendi ellerinle inşa ettiğin limanları ateşe vermektir. Adım atmaya korkuyorum; çünkü biliyorum ki vereceğim her karar, ruhumun bir parçasını o karanlıkta feda etmek anlamına gelecek.
Şimdi öylece durmuş, zamanın ve kararsızlığın tam ortasında, iki uçurumu seyrediyorum. Ne gitmeye takatim var ne kalmaya niyetim; sadece rüzgarın beni yönlendirmesini bekleyen yorgun bir yaprak gibi, kendi sessizliğimde kayboluyorum.
Işığı sevenler genelde güneşin altında terleyip dondurma erimesinden şikayet edenlerdir. Oysa karanlığın müritleri için hayat, prizden çekilmiş bir televizyonun o cızırtılı siyahlığında saklıdır. Karanlığı sevmek, sadece bir tercih değil; evrenin o devasa, sessiz ve biraz da ukala "hiçliğiyle" akraba olmaktır.…devamıIşığı sevenler genelde güneşin altında terleyip dondurma erimesinden şikayet edenlerdir. Oysa karanlığın müritleri için hayat, prizden çekilmiş bir televizyonun o cızırtılı siyahlığında saklıdır. Karanlığı sevmek, sadece bir tercih değil; evrenin o devasa, sessiz ve biraz da ukala "hiçliğiyle" akraba olmaktır.
Bu ruh, odanın ortasında bağdaş kurup otururken kendini bir mürekkep balığının en derin, en zifiri fantezisinde hayal eder. Işık her şeyi "tanımlamaya" çalışırken, karanlık her şeyi "belirsiz" bırakma nezaketini gösterir.
Sessizliğin Derinliği Karanlığı sevmek, belirsizliğin içindeki o sonsuz huzuru keşfetmektir. Gözlerin artık görmeye çalışmadığı o noktada, ruh hissetmeye başlar. Sesler daha net duyulur, düşünceler daha berraklaşır. Dış dünyanın gürültülü renklerinden kaçıp, kendi içindeki o geniş, uçsuz bucaksız siyahlığa sığınan bir…devamıSessizliğin Derinliği
Karanlığı sevmek, belirsizliğin içindeki o sonsuz huzuru keşfetmektir. Gözlerin artık görmeye çalışmadığı o noktada, ruh hissetmeye başlar. Sesler daha net duyulur, düşünceler daha berraklaşır. Dış dünyanın gürültülü renklerinden kaçıp, kendi içindeki o geniş, uçsuz bucaksız siyahlığa sığınan bir ruh için karanlık bir son değil, bir başlangıçtır.
Karanlığın Kendi Rengi Çoğu kişi ışığı bir kurtarıcı, karanlığı ise korkulması gereken bir boşluk olarak görür. Oysa bazı ruhlar için asıl dürüstlük gece çöktüğünde başlar. Işık, dünyayı olduğu gibi değil, görünmesi gerektiği gibi cilalar; kusurları örter ya da onları keskinleştirerek…devamıKaranlığın Kendi Rengi
Çoğu kişi ışığı bir kurtarıcı, karanlığı ise korkulması gereken bir boşluk olarak görür. Oysa bazı ruhlar için asıl dürüstlük gece çöktüğünde başlar. Işık, dünyayı olduğu gibi değil, görünmesi gerektiği gibi cilalar; kusurları örter ya da onları keskinleştirerek göz önüne serer. Ama karanlık öyle değildir; o, her şeyi kendi kadifemsi sessizliğiyle sarmalar ve her şeye asıl hacmini geri verir.
Sizce biri çok sevmesine rağmen yine de gider mi Gider. İnsan var olamadığı yerden gider Anlaşılamadığı, zarar gördüğü, hatta en çok zarar verdiğini fark ettiği kişiden gider. Bazen tüm benliğini kaybetmektense, kendinden bir parçanın onda kalacağını bilerek gider. Kalırsa tamamen…devamıSizce biri çok sevmesine rağmen yine de gider mi
Gider. İnsan var olamadığı yerden gider
Anlaşılamadığı, zarar gördüğü, hatta en çok zarar verdiğini fark ettiği kişiden gider.
Bazen tüm benliğini kaybetmektense, kendinden bir parçanın onda kalacağını bilerek gider. Kalırsa tamamen yok olacağını hisseder. İnsan bazen kendini kalbinden daha çok seçmek zorunda kalıyor. Kendini kaybetmemek için karşısındaki kaybetmeyi daha dayanılabir buluyor.
Bazen gerçekten de hiçbir şey yetmez bazen sadece çözüm gitmektir.