Beni görmeniz için değil, beni görmediğinizi tescillemeniz için bu maskenin ardına saklandım. Bir çocuk saklambaç oynarken ne zaman vazgeçer? Bulunmayacağını anladığında mı, yoksa kimsenin onu aramadığını fark ettiğinde mi?
Bazen insan, en çok kendine geç kaldığını fark ettiğinde yola çıkmak ister. Eski bir binayı yıkar gibi, ruhundaki tanıdık ne varsa bir kenara bırakıp yeni bir "ben" inşa etmeye çalışırsın. Ama bu inşaat her zaman planlandığı gibi gitmez; bazen sadece…devamıBazen insan, en çok kendine geç kaldığını fark ettiğinde yola çıkmak ister. Eski bir binayı yıkar gibi, ruhundaki tanıdık ne varsa bir kenara bırakıp yeni bir "ben" inşa etmeye çalışırsın. Ama bu inşaat her zaman planlandığı gibi gitmez; bazen sadece o yıkıntının içinde, eskiyle yeninin birleşemediği o belirsiz çizgide, yani arafta kalırsın.
Bu öyle bir yer ki; karanlık ama aynı zamanda çok parlak. Geçmişin gölgeleri üzerine çökerken, geleceğin henüz dokunulmamış ışığı gözlerini kamaştırıyor. İçin sessiz ama isyan çığlıkları ile dolu; kimse duymuyor ama sen kendi sesinden yoruluyorsun. Tam her şeyi kabullendiğini sandığın o anda, huzurlu bir kaosun tam ortasında aynı zamanda da uçurumun kıyısındasın.
Aşağısı derin bir boşluk, yukarısı ise henüz yazılmamış bir hikâye. Belki de yeniden başlamak için gereken tek şey, o uçurumun kıyısında durup rüzgârın sesini dinlemek ve düşmekten korkmamaktır. Çünkü bazen en sağlam benlikler, o huzurlu kaosun içinden doğar.
Kendimle kurduğum tüm bağlar koptu; artık mesele sevgisizlik değil, köklü bir reddediş. Varlığımın ağırlığı altında ezilirken, her sabah uyandığım bu 'ben' figürü, ruhumun en büyük düşmanı haline geldi. Bir canlının kendi doğasından bu denli tiksinmesi, kelimelerin bittiği o karanlık boşlukta…devamıKendimle kurduğum tüm bağlar koptu; artık mesele sevgisizlik değil, köklü bir reddediş. Varlığımın ağırlığı altında ezilirken, her sabah uyandığım bu 'ben' figürü, ruhumun en büyük düşmanı haline geldi. Bir canlının kendi doğasından bu denli tiksinmesi, kelimelerin bittiği o karanlık boşlukta yankılanıyor: Ben, kendim için bile fazla ve lüzumsuzum.
Kendime karşı duyduğum bu derin yabancılaşma, sevgiyi çoktan bir masalın sayfaları arasında bıraktı; artık kendi varlığım bile ruhumun üzerinde gri bir duman gibi tütüyor. İçimdeki bu sessiz çığlık, aynadaki aksime bile tahammül edemezken, sanki kendi hayatımın başrolünde değil de, istenmeyen…devamıKendime karşı duyduğum bu derin yabancılaşma, sevgiyi çoktan bir masalın sayfaları arasında bıraktı; artık kendi varlığım bile ruhumun üzerinde gri bir duman gibi tütüyor. İçimdeki bu sessiz çığlık, aynadaki aksime bile tahammül edemezken, sanki kendi hayatımın başrolünde değil de, istenmeyen bir figüran gibi izliyorum kendimi. Varlığım, kendi gölgeme sığınamayacak kadar eğreti ve hırpalanmış.
Bırakın kendimi sevmeyi, bir yabancının kapımı çalması gibi irkiliyorum kendi varlığımdan. Tenim, ruhuma dar gelen bir zindan; nefesim, ciğerlerimde eğreti duran bir misafir sanki. Varlığımın bu dünyadaki yankısı bile kulağımı tırmalıyor; sanki her adımımda evrenin sessizliğini bozan gereksiz bir gürültüden…devamıBırakın kendimi sevmeyi, bir yabancının kapımı çalması gibi irkiliyorum kendi varlığımdan. Tenim, ruhuma dar gelen bir zindan; nefesim, ciğerlerimde eğreti duran bir misafir sanki. Varlığımın bu dünyadaki yankısı bile kulağımı tırmalıyor; sanki her adımımda evrenin sessizliğini bozan gereksiz bir gürültüden ibaretim. Kendimden kaçmak isterken, her köşe başında yine o nefret ettiğim çehreyle, yani kendimle çarpışmanın yorgunluğu içindeyim
Bırakın kendimi sevmeyi, kendi varlığımın gölgesi bile ruhumun üzerinde ağır bir leke gibi duruyor; mevcudiyetimin her zerresi, sanki evrenin dokusuna aykırı bir hata gibi beni huzursuz ediyor. İçimdeki bu bitmek bilmez nefret, aynalardan taşıp zihnimin en karanlık dehlizlerine sızarken, sadece…devamıBırakın kendimi sevmeyi, kendi varlığımın gölgesi bile ruhumun üzerinde ağır bir leke gibi duruyor; mevcudiyetimin her zerresi, sanki evrenin dokusuna aykırı bir hata gibi beni huzursuz ediyor. İçimdeki bu bitmek bilmez nefret, aynalardan taşıp zihnimin en karanlık dehlizlerine sızarken, sadece bu dünyaya değil, bizzat kendi benliğime bile geç kalmış bir yabancı gibi hissediyorum
İnsan doğası gereği, önce vitrine bakar. Dış görünüş, bir insanın iç dünyasına açılan kapının anahtarıdır. Estetik algı, sağlık sinyalleri ve öz bakım; birinin size bakma zahmetine girip girmeyeceğini belirleyen ilk süzgeçtir. "Ruh güzelliği" ancak fiziksel bir çekim veya asgari bir…devamıİnsan doğası gereği, önce vitrine bakar. Dış görünüş, bir insanın iç dünyasına açılan kapının anahtarıdır. Estetik algı, sağlık sinyalleri ve öz bakım; birinin size bakma zahmetine girip girmeyeceğini belirleyen ilk süzgeçtir. "Ruh güzelliği" ancak fiziksel bir çekim veya asgari bir görsel uyum sağlandıktan sonra keşfedilmeye başlanan bir derinliktir.
Sevgiye dair anlatılan "koşulsuzluk" masalı, genellikle gerçek hayatın sert duvarlarına çarptığında dağılır. Gerçekçi bir perspektiften bakıldığında sevgi, bir hak ediş ve karşılıklı bir alışveriştir. Kimse sadece "var olduğu için" yabancılar tarafından kucaklanmaz veya arzulanmaz; her bağın bir giriş bileti vardır.