Zamanında mesajlarda ne çok insanla konuşup sohbet etmişiz derdini anlatıp, yazılarını yorumlamam için yazanı her telden ayrı ayrı sohbet etmeyi dert dinlemeyi özlemişim onu fark ettim itina ile dert dinlenir
Eskisi kadar burada aktif olamamak kötü hsisettiriyor sohbet ettiğim bir şeyler paylaştığım insanlar vardı şimdi ise uygulamaya taslak halinde yazdığım yazıyı atıp çıkar oldum
Bu bedene hapsolmadılar; aksine, canavarlıklarını gizlemek için bu etten duvarları kendileri ördüler. Ruhları yanıp küle dönerken bile o ateşi kendileri harladılar. Çünkü biliyorlardı ki; insan sureti taşımak, gerçek bir zebani olmanın en kusursuz hilesidir. Gönüllü mahkumiyetleri, aslında dünyaya karşı kurdukları…devamıBu bedene hapsolmadılar; aksine, canavarlıklarını gizlemek için bu etten duvarları kendileri ördüler. Ruhları yanıp küle dönerken bile o ateşi kendileri harladılar. Çünkü biliyorlardı ki; insan sureti taşımak, gerçek bir zebani olmanın en kusursuz hilesidir. Gönüllü mahkumiyetleri, aslında dünyaya karşı kurdukları en büyük pusudur.
Ortalık insan bedenine hapsolmuş şeytanlarla dolu, ruhu yanmış küle dönmüş zebaniler gölgeleri bile kendilerinden ağır, her köşe başında bir başka günahın nöbetini tutuyorlar.
"Eskiden hayatı keskin çizgilerle çizmek ister, her cevabın netliğine sığınırdım. Oysa şimdi anlıyorum ki; ruhu diri tutan şey o beyaz aydınlık değil, grinin içinde saklı duran sonsuz ihtimallerin heyecanıymış."
Beni görmeniz için değil, beni görmediğinizi tescillemeniz için bu maskenin ardına saklandım. Bir çocuk saklambaç oynarken ne zaman vazgeçer? Bulunmayacağını anladığında mı, yoksa kimsenin onu aramadığını fark ettiğinde mi?
Bazen insan, en çok kendine geç kaldığını fark ettiğinde yola çıkmak ister. Eski bir binayı yıkar gibi, ruhundaki tanıdık ne varsa bir kenara bırakıp yeni bir "ben" inşa etmeye çalışırsın. Ama bu inşaat her zaman planlandığı gibi gitmez; bazen sadece…devamıBazen insan, en çok kendine geç kaldığını fark ettiğinde yola çıkmak ister. Eski bir binayı yıkar gibi, ruhundaki tanıdık ne varsa bir kenara bırakıp yeni bir "ben" inşa etmeye çalışırsın. Ama bu inşaat her zaman planlandığı gibi gitmez; bazen sadece o yıkıntının içinde, eskiyle yeninin birleşemediği o belirsiz çizgide, yani arafta kalırsın.
Bu öyle bir yer ki; karanlık ama aynı zamanda çok parlak. Geçmişin gölgeleri üzerine çökerken, geleceğin henüz dokunulmamış ışığı gözlerini kamaştırıyor. İçin sessiz ama isyan çığlıkları ile dolu; kimse duymuyor ama sen kendi sesinden yoruluyorsun. Tam her şeyi kabullendiğini sandığın o anda, huzurlu bir kaosun tam ortasında aynı zamanda da uçurumun kıyısındasın.
Aşağısı derin bir boşluk, yukarısı ise henüz yazılmamış bir hikâye. Belki de yeniden başlamak için gereken tek şey, o uçurumun kıyısında durup rüzgârın sesini dinlemek ve düşmekten korkmamaktır. Çünkü bazen en sağlam benlikler, o huzurlu kaosun içinden doğar.
Kendimle kurduğum tüm bağlar koptu; artık mesele sevgisizlik değil, köklü bir reddediş. Varlığımın ağırlığı altında ezilirken, her sabah uyandığım bu 'ben' figürü, ruhumun en büyük düşmanı haline geldi. Bir canlının kendi doğasından bu denli tiksinmesi, kelimelerin bittiği o karanlık boşlukta…devamıKendimle kurduğum tüm bağlar koptu; artık mesele sevgisizlik değil, köklü bir reddediş. Varlığımın ağırlığı altında ezilirken, her sabah uyandığım bu 'ben' figürü, ruhumun en büyük düşmanı haline geldi. Bir canlının kendi doğasından bu denli tiksinmesi, kelimelerin bittiği o karanlık boşlukta yankılanıyor: Ben, kendim için bile fazla ve lüzumsuzum.