"Arzularımın kökleri kalbimde mi yeşeriyor, yoksa onlara verilmeyen onayların toprağında mı filizleniyorlar? Kendimi, başkasının bakışlarında şekillenen bir yabancı gibi izliyorum."
"Neyi istediğimi bilmediğim o meçhul duraktayım; sanki tutkularım bana değil de, çevremdeki hayırların ve olmazların bıraktığı boşluklara yerleşmiş emanet birer gölge."
"İsteklerim, yasaklandığı için mi parlıyorlar böyle, yoksa gerçekten ruhumun eksik parçaları mı? Kendi pusulamın ibresiyle başkalarının rüzgarı arasında yönünü yitirmiş bir gemi gibiyim."
"Kendi arzularımın sahibi miyim, yoksa başkalarının reddedişlerinden inşa edilmiş bir aksiseda mıyım, bilmiyorum; içimdeki sesin kime ait olduğunu seçemeyecek kadar gürültülü bir sessizliğin ortasındayım."
"Bu gri bozkırın ortasında, içimde dinmeyen bir 'eve dönme' arzusu var; lakin ne kapısının eşiğini bilirim o evin, ne de penceremden süzülecek ışığı... Belki de çoktan vardım o meçhul menzile, ama yabancısı olduğum bir çatının altında kendimi hâlâ yollarda sanıyorum.
"Ankara’nın puslu ışıkları altında, her şeyin biraz bulanık ama gerçeğin hiç olmadığı kadar net olduğu o tuhaf saatin içindeyiz. Kızılay metrosunun bitmek bilmeyen merdivenlerinde kaybettiğimiz o çocukluk heyecanını, bir tren garının soğuk bankında kendimize veda ederek uğurluyoruz. Renkli bir karmaşanın…devamı"Ankara’nın puslu ışıkları altında, her şeyin biraz bulanık ama gerçeğin hiç olmadığı kadar net olduğu o tuhaf saatin içindeyiz. Kızılay metrosunun bitmek bilmeyen merdivenlerinde kaybettiğimiz o çocukluk heyecanını, bir tren garının soğuk bankında kendimize veda ederek uğurluyoruz. Renkli bir karmaşanın ortasında, elimizde yarım kalmış bir kadeh ve zihnimizde darmadağın hatıralarla yürüyoruz. Bu şehir bize denizi vaat etmedi ama kendi içimizde boğulmayı çok iyi öğretti.
"Bazen ruhumun derinliklerinde bir yerlerde büyük bir fırtınanın koptuğunu seziyorum ama yüzeyde tek bir yaprak bile kıpırdamıyor. Bu bir sükunet mi, yoksa kendi yangınına sırtını dönmek mi, bir türlü ayırt edemiyorum. İnsan, kendi hislerine bu kadar yabancılaşınca; boşluk, en gürültülü…devamı"Bazen ruhumun derinliklerinde bir yerlerde büyük bir fırtınanın koptuğunu seziyorum ama yüzeyde tek bir yaprak bile kıpırdamıyor. Bu bir sükunet mi, yoksa kendi yangınına sırtını dönmek mi, bir türlü ayırt edemiyorum. İnsan, kendi hislerine bu kadar yabancılaşınca; boşluk, en gürültülü duygu haline geliyormuş."
Gidilmeyen yollar birikmiş içimde, adımlarım ağır. Yollar uzun, ben ise her durakta biraz eksik. Çok kalabalık burası, ama kimse yok. Herkesin içindeyim, kendimin uzağında.
Gardiyanı da mahkumu da kendim olan bir hücredeyim; anahtar ise yine bende ama kapıyı açmaya cesaretim yok, çünkü insan bazen kendi inşa ettiği hapishanenin sahte güvenliğine, dışarıdaki özgürlüğün getireceği o uçsuz bucaksız belirsizlikten daha çok sığınır. Çevremdeki her türlü tehdide…devamıGardiyanı da mahkumu da kendim olan bir hücredeyim; anahtar ise yine bende ama kapıyı açmaya cesaretim yok, çünkü insan bazen kendi inşa ettiği hapishanenin sahte güvenliğine, dışarıdaki özgürlüğün getireceği o uçsuz bucaksız belirsizlikten daha çok sığınır. Çevremdeki her türlü tehdide karşı bir zırh kuşanabilir, ailemden veya dostlarımdan gelebilecek kırgınlıklara karşı kalbimi nasırlaştırabilirim ama kendi zihnimin kuytu köşelerinde pusuda bekleyen o zehirli düşüncelere karşı hiçbir savunmam yok; zira düşman içerideyse, kale duvarlarını ne kadar yükseltirsen yükselt o gürültülü sessizlikten kaçış mümkün olmuyor. Kalbimdeki o derin boşluğa asılı kalan, her gece üzerime biraz daha çöken bu karanlık fikirler, beni sadece olduğum yere çivilemekle kalmıyor, aynı zamanda kendi kurtuluşuma giden yolda en büyük engeli yine benim ruhuma yerleştiriyor. Belki de en korkuncu, özgürlüğün o ağır sorumluluğuyla yüzleşmektense, bu tanıdık acının içinde kaybolmayı bir teselli gibi görmeye başlamaktır; çünkü o kapıdan dışarı adım atmak demek, artık bahanelerin arkasına saklanamayacağın o çıplak gerçekle, yani kendinle tamamen baş başa kalmak demektir.